Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

29 EKİM TİYATROSU -HAKKI BİGEÇ

(İki Devir)


ŞAHISLAR


DÜRDANE (35 yaslarında) — ERDAL (12 yaşlarında) — OYA (13 yaşlarında) — AYDIN (22 yaşlarında) — RASİM EFENDİ (45 yaşlarında) — KENAN (40 yaşlarında) — BÜYÜKBABA (65 yaşlarında) — FİTNAT HANIM (55 yaşlarında) — ADNAN (22 yaşlarında) — HANDAN (14 yaşlarında) — KENAN (12 yaşlarında)


(Bu piyes, Ankara Radyosu´nda Devlet Tiyatrosu artistleri tarafından oynanmıştır.)


(Orta halli bir ev eldeki eşya ve dekorlarla canlandırılmıştır.)

ERDAL (Telaşlı) — Anneciğim, elbiselerim nerede? Geç kalacağım.

DÜRDANE — Yavaş konuş yavrum. Sabah sabah gürültü etmesen olmaz sanki. Deden de yatmadan evvel tembih etti, sabahleyin Erdal ses çıkarmasın diye!..

ERDAL — Ama saat sekize geliyor anne, hem bugün Cumhuriyet Bayramı. Erken kalkmak icap eder. En büyük bayram bugün. (Makam ile) En büyük bayram bugün...

DÜRDANE — Sus. Dedenden azar işiteceğiz...

ERDAL — Dede. Dede. Dede. Bu evde ne yapsak Dede. (Ansızın) Aaa. Aaa. Bayrakları da asmamışsınız. Vallahi babam kızacak. Oya assın. (Bağırarak) Oya.

DÜRDANE —- Sus dedim sana. (Oya girer.)

OYA — Ne var canım, işim var. Beni niye çağırdın?

ERDAL — Bayraklar asılmamış.

OYA — Anne oldu mu ya?

ERDAL — Senin aklın nerede bilmem ki? Sözde onuncu sınıf talebesisin. Kocaman kız oldun.

OYA — Benim aklım izcilerde. Geç kalıyorum anne. Biliyorsun ki evvela izciler geçiyor, önde de biz varız.

DÜRDANE — Allah'ım bize ne günler gösterdi. Biz sizin yaşınızda iken çarşaf giyerdik.

ERDAL — Anneciğim, sizi sokakta gördükleri zaman umacı geliyor diye kaçarlar mıydı?

OYA — Sen sus cahil. Erkekleri görünce kadınlar kaçardı.

ERDAL — Haydi canım öyle şey olmaz. Erkekler kadınları çarşafla görünce umacı zannederlerdi.

DÜRDANE — Yine boyunuzdan büyük işlere karıştınız.

OYA — Neden anneciğim? Bir sene sonra liseyi bitirip üniversiteye gideceğim. Belki de hayata atılırım.

ERDAL — Anne sen hiç memuriyet yaptın mı?

DÜRDANE — Hayır çocuğum. Bizim zamanımızda memuriyet yoktu.

ERDAL — Peki ama devletin işlerini kim yapardı?

DÜRDANE — Erkekler...

ERDAL — Doktor, mühendis, mimar?..

OYA — Bilmediğin şeye karışma. Onların zamanında kadın böyle şey olmazdı.

ERDAL — Neden olmazmış? Bizim bayan öğretmen dedi ki kadın her mesleğe girer.

DÜRDANE — Fakat şimdi yavrum. Bizim zamanımızda kadın kafes arkasında otururdu.

ERDAL — Vallahi yalan. Siz beni kandırıyorsunuz. Ama anne artık ben çocuk değilim. öyle şey olmaz. İnsan hiç kafes arkasında oturur mu?

OYA — Beni lafa tuttunuz. Vallahi geç kalacağım.

DÜRDANE — Sizinle lafa daldım da semaveri bile koymadım. Haydi Oya sen de masayı hazırla, Erdal da telaşlanıyor.

ERDAL — Anneciğim telaşlı değilim. Fakat tabur başı olduğum için arkadaşlarımı gözden geçirmeliyim.

DÜRDANE — Vay küçük beyimiz vay... Tabur başıymış. Biz senin yaşında iken.

ERDAL — Sahiden anne bizim yaşımızda iken ne yapardınız?

OYA — Ne yapacaklar haremde otururlardı.

ERDAL (Gülerek) — Haremde. Acıyorum sana anne ben.

DÜRDANE — Fakat bütün kadınlar öyleydi oğlum.

ERDAL — Anne eskiden.

DÜRDANE — Mektebe geç kalırsan kabahati bende bulma sonra.

OYA — Anneciğim onun okulu yakın.

ERDAL — Pantolonumun düğmesi de kopuk.

DÜRDANE — Niye akşamdan diktirmedin? Her zaman her işi en son dakikada istersiniz. Bu sabah idman da yapmadınız. Bakayım senin tırnaklarına.

ERDAL — Temiz.

DÜRDANE — Aferin. Oya sen de kızım duş yapsaydın daha iyi ederdin. Çevik hareket edersin.

OYA — Anneciğim, akşam babama söylevini okurken dinledim. Çok güzeldi. Seni işitmek isterdim. Kelimelerinde bir güzel günün manası öyle sade ve tatlı ki insanın ruhuna akıyor.

DÜRDANE — Aman Oyacığım ben annen olduğum için öyle gelmiş olacak. Uzun zaman düşünerek hazırlayamadım ki. Dün öğleden sonra mutfakta yemek pişirirken karaladım onları. Senin gibi candan ve samimi bir ifadesi var da onun için beğenmiş olacaksın. Baban da fena bulmadı.

OYA — O senin neyini beğenmez ki anne? Sen mükemmel bir kadınsın. Ben de senin gibi olabilsem.

DÜRDANE — Sen ve sizler benim neslimin çok fevkindesiniz yavrum. Bizler intikal devrinin derme çatma yetiştirdiği özenti numuneleriyiz. Halbuki sizler.

OYA — Evet anne...

DÜRDANE (Sözünü kesmeden) — Tanı Cumhuriyet devrinin, inkılabın olgun meyvelerisiniz.

ERDAL — Sen bir tanesin anneciğim. (Makam ile) Dağ başını duman almış. Gümüş dere durmaz akar. (Erdal şarkı söylerken Oya da mırıldanarak kardeşine refakat etmektedir.)

DÜRDANE — Sus yavrum daha uyuyanlar var.

ERDAL — Uyansınlar artık. Bugün bayram. (Tekrar) Yürüyelim arkadaşlar. Lalalalam...

AYDIN (Sesi uzaktadır) — Sussana be. Sabah sabah sizi mi dinleyeceğiz? (Ses yaklaşır) Küçük bey ile küçük hanım merasime iştirak ediyorlar diye ev altüst oluyor. (Aydın girer.)

OYA — Evet beyefendi hazretleri üniversiteli oldukları için ağır başlıdırlar.

DÜRDANE — Yavaş olun çocuklar.

OYA —- Bayram sabahı yatacak değil ya. O da kalksın anne


AYDIN — Nasılsın anneciğim? Sen onlara bakma. Yarın sabah yorganları üstlerinden çekeyim de görsünler.

DÜRDANE — Unutursun yavrum. Hem bugün sen merasime gitmiyor musun?

AYDIN — Hayır. Bugün resmi geçide iştirak etmiyorum. Kaç bayram halkın önünden iftiharla geçtim. Bugün de onları seyretmek istiyorum. Bayramın tadını tam çıkaracağım. Hem bu akşam eve de geç geleceğim. Kusura bakma ve sakın merak da etme anne...

DÜRDANE —- Neden o?

AYDIN — Gece her taraf aydınlık. Biraz arkadaşlarla dolaşırız.

DÜRDANE — Babana söyle.

AYDIN — Sen söyle anneciğim.

DÜRDANE — Deden geliyor. Ona söyleriz.

(Rasim efendi girer.)

RASİM EFENDİ — Merhaba çocuklar.

OYA — Günaydın dedeciğim.

DÜRDANE — Beybaba buraya oturun şimdi. Kahvenizi ben yaparım. Bu sabah çocuklarla uğraşmaktan bir hal oldum. Bunları merasime yetiştireyim.

ERDAL -— Mendilim yok anne. (Makam ile.) Güneş ufuktan şimdi...

DÜRDANE — Erdal oğlum kahvaltı etmedin.

ERDAL — Ettim anne.

DÜRDANE — Ne yemişsin? Yarım bardak çay içmişsin sade. Tereyağın ile peynirin olduğu gibi duruyor. Vallahi olmaz babana söylerim.

ERDAL — Anneciğim bu sabah üzerime çok düşme. Acıkırsam yolda bir şeyler atıştırırım. (Ansızın) Aaaaa.

DÜRDANE — Noldu?

ERDAL — Bayrağı daha asmamışsınız. Sakın unutmayasınız.

AYDIN — Sevsinler küçük beyi. Sanki biz evimize bayrak asmayı unutacaktık.

ERDAL — Darılma ağabey. Bilirsin ki babam böyle şeylere çok kızar. Allah'a ısmarladık (Allah'a ısmarladık güle güle sesleri.) (Erdal çıkar.)

OYA — Benim trampetim nerede?

DÜRDANE — Küçük hanım trampet çalıyorlar. (Dışardan Oya, Oya sesleri ile karışık trampet ve düdük sesleri duyulur. İzci arkadaşları gelmiştir.)

OYA (Bağırarak) — Geliyorum. Allaha ısmarladık hepinize. (Oya çıkar.)

DÜRDANE — Çocuklar gittiler.

RASİM EFENDİ (Kahvesini içerek) — Ohh. Ne güzel pişirmişsin. Eline sağlık kızım pek nefis olmuş.

DÜRDANE — Geciktiğim için kusura bakmayın.

RASİM EFENDİ — Üzülme kızım. Kocan da yeni kalktı o da isteyecek. (Kenan bey girer.)

KENAN BEY — Amma da yeni kalktım. Çocukların seslerini yataktan dinliyordum. Onlar gidince eve bir sessizlik çöktü.

DÜRDANE — Sen de çayını iç soğumasın. Saat neredeyse dokuza geliyor.

AYDIN — Siz erkenden çıkmıyor musunuz baba?

KENAN BEY — Yapılacak çok işlerim var. Bazı törenlere uğrayacağım. Bilhassa.

AYDIN — Evet annemin söylevini dinleyeceksiniz. Yavaş yavaş hazırlanalım!..

RASİM EFENDİ — İyi amma siz evden gidince ben ne yapacağım? Yalnız başıma oturup teşbih mi çekeyim?

AYDIN — Dedeciğim, eğer arzu edersen seni Taksim'e götüreyim, bir kahvede oturur dünyayı seyredersin.

DÜRDANE — Ahhh çok güzel.

RASİM EFENDİ — Zaten beni Aydın düşünür.

DÜRDANE — Aman babacığım hepimiz sizi düşünür ve severiz.

AYDIN — Amma en fazla ben sever ve düşünürüm.

RASİM EFENDİ — Biliyorum yavrum seversiniz. Eksik olmayın. Amma bugünü hepinizden çok ben yakından görmek, yaşamak istiyorum. Çünkü bu bayramın ne demek olduğunu sizlerden daha çok anlıyorum. Balıklar suyun hasretini çekmezler. Çünkü denizde yaşıyorlar. Sizler Cumhuriyeti benim kadar hissedemezsiniz. Çünkü istibdad görmediniz. Türkiye´de Cumhuriyetin manası neyi ifade eder? Hepiniz bilir ve anlarsınız. Fakat nelere mal olmuştur? Benim kadar anlayamazsınız.

DÜRDANE — Şüphesiz babacığım.

RASİM EFENDİ — Tam üç idare şekli idrak etmiş adamım. Mutlakiyet ve Meşrutiyet seneleri. Türk halkının hayatında, karanlık, korkunç bir tarih olarak kalacaktır. İnsaniyet kütüphanesinde cilt cilt duran bu kara talihin her bir sayfası acı hatıralar ve çok feci sahnelerle doludur. AYDIN — Hakikaten acı dede. öyle zannediyorum ki eskiden milli bayram yoktu.

RASİM EFENDİ — Yani dini bayramların haricinde bir bayram mı? Mesela Veladet-i Hümayun, Culus-u Hümayun gibi donanma günleri vardı. AYDIN — Bunlar nedir büyükbaba?

RASİM EFENDİ — Türkçe konuştum oğlum. Yani padişahın doğumu, padişahın tahta çıktığı gün. Sonradan tek milli bayram Meşrutiyetin, Hürriyetin ilan edildiği 10 Temmuz günü oldu.

AYDIN — 23 Temmuz.

RASİM EFENDİ — Evet 23 Temmuz.

AYDİN — Padişahların doğduğu veya tahta çıktığı günlerde de böyle merasimler, resmi geçitler olur muydu?

RASİM EFENDİ — Doğrusunun istersen oğlum, o büyük donanmaların zamanı olan Abdülhamit devrinde daha fazla bir yasak savma, bir korunma olarak tes´it edilirdi. Yani senin anlayacağın kutlanırdı. Kim evine fazla fener asarsa, kim fazla mum sarfiyatı yaparsa o hünkarın gözüne girer, kim yapmazsa menkup olur, gözden düşer, memuriyetten usulüyle uzaklaştırılıp imparatorluğun uzak bir köşesine sürülürdü. Dur da sana bizim ailenin başından geçen bir felâketi donanma gününü anlatayım.

AYDIN — Seni dinliyoruz büyükbaba.

RASİM BEY (öksürür) — Bir donanma günüydü. Eski bir gün. O zamanlar böyle mesut bayramlar bilmezdik biz.

AYDIN — Nasıl olurdu?

RASİM EFENDİ — Anladım. Sen muhakkak o günleri yaşamış gibi tekrar anlatmamı istiyorsun. (öksürür) Seneler nasıl geçti bilemem. Bir konakta oturuyorduk. Paşa konağı derlerdi. (öksürür) Anlaşıldı, size bunu baştan anlatacağız. Biraz dinleneyim de öyle...

 

PERDE 1. SAHNE

II. TABLO

(Aynı dekor...)

BÜYÜKBABA — Sabah kahvemi içmekten vazgeçeceğim neredeyse. Merasime yetişeceğim diye iki ayağım bir pabuca girdi.

 

FİTNAT HANIM — Emrediniz de efendim ben size yardım edeyim.

BÜYÜKBABA — Her şeyim hazır mı? Yakam, İstanbulinim, pantolonum.

FİTNAT HANIM — Tabii efendim. Donanma günü olduğunu unutmadım.

BÜYÜKBABA — Aferin gelin hanım. Ancak merasime yetişecek kadar vaktim var. Culus-u Humayın günü merasimde olmazsam tabii olmaz.

FİTNAT HANIM — Sabah kahvenizi vereyim efendim.

BÜYÜKBABA — Mükemmel doğrusu. Feraset ve dirayet bizim hanımda. Kızım kahve taşmıştır.

FİTNAT HANIM — Taşmaz efendim, Sultan Hamid'in kahvesi gibi kıvılcımlı külde pişti.

BÜYÜKBABA (Boğulur gibi) — Sultan Hamit. Aman ya rabbi bu ne saygısızlık zatı şahane diyemez misin? Efendimiz diyemez misin?

FİTNAT HANIM —- Aramızda konuşuyorduk da.

BÜYÜKBABA — Aramızda konuşuyormuşuz. Gelin hanım, gelin hanım Padişah efendimiz velinimetimizin ismi mübarekleri telaffuz olundukta hiç bir gün laubaliye cevaz yoktur.

FİTNAT HANIM (Yavaş sesle) — Hepsi yok olsun inşallah. (Yüksek sesle) Peki efendim doğrusu hata ettim.

BÜYÜKBABA — Ya kahve?

FİTNAT HANIM — Şayeste kalfa cariyeniz meşguldü. Şimdi gider getiririm.

BÜYÜKBABA — Ya taşmıştır, yahut köpüğü kaçmıştır.

FİTNAT HANIM — Şimdi efendim, şimdi getiririm. (Fitnat hanım aceleyle çıkar. Büyükbaba kendi kendine konuşur.)

BÜYÜKBABA -— Üstüme vazife değil amma ne de olsa gelin. Başımıza bu kadın yüzünden bir bela gelecek. Hani sus-sam bir türlü. Zatı şahaneye dil uzatmak cesaretini kimden alıyorlar bilmem ki.

(Rasim efendi ve Fitnat hanım girerler.)

FİTNAT HANIM — Buyurunuz efendim. Köpüklü kahveniz geldi.

BÜYÜKBABA — Ver bakayım. (Kahveden bir yudum içer.) İyi. Kibrit yer. Oh. (Tekrar kahveden bir yudum içer.)

RASİM EFENDİ (Ses çok gençtir uzaktan) — Hanım hanını.

FİTNAT HANIM — Efendim geliyorum.

BÜYÜKBABA — Nereye gidiyorsun? Benim merasim elbisem hazır mı?

FİTNAT HANIM — Tabii efendim. İstanbulini dün sandıktan çıkardım. Bütün gece de tahtaboşta asılı bıraktım. Naftalin kokusu kalmasın diye.

BÜYÜKBABA — Eyvah ayazda nezle olmuştur.

FİTNAT HANIM — Aman efendim elbise nezle olmaz.

BÜYÜKBABA — Ben söylersem olur, o zaman benim paşalığım nerede kalacak?

FİTNAT HANIM — Efendim içeriye aldıktan sonra ütüledik.

BÜYÜKBABA — O zaman iyi.

RASİM EFENDİ (Seslenerek) — Hanım. Hanım.

FİTNAT HANIM (Seslenerek) — Biraz bekle bey. Babanızı giydiriyorum. Merasime gidecekler.

ADNAN (Seslenerek) — Anne. Anne.

FİTNAT HANIM (Yumuşak) — Ne var oğlum?

BÜYÜKBABA — Gelin hanım, kolalı yakam nerede?

ADNAN (Seslenerek) — Anne.

FİTNAT HANIM — Geliyorum yavrum. Biraz müsaade et.

RASİM EFENDİ (Seslenerek) — Hanım.

BÜYÜKBABA —- Bu yaka alçak. Daha yüksek bir yaka yok mu? Nasıl ev burası?

FİTNAT HANIM — Şimdi bulacağım.


BÜYÜKBABA (Telaşlı) — Merasime zatı şahaneden sonra varacağım. Verin rica ederim, şu gömleği.

FİTNAT HANIM — Yakayı.

BÜYÜKBABA — Verin efendim verin.

FİTNAT HANIM — Siz bilirsiniz.

BÜYÜKBABA — Yaka.

FİTNAT HANIM — Takalım yakayı efendim.

ADNAN (Seslenerek) — Anne bir dakika gelir misin?

FİTNAT HANIM (Seslenir) — Gelemem işim var.

BÜYÜKBABA — Dikkat et gelin hanım. Ensemi acıttın. Nasıl yaka takıyorsun?

FİTNAT HANIM — Afedersiniz efendim. Yakanızı takarken acıttım.

BÜYÜKBABA — Onu takıp da gömleği öyle verirler.

FİTNAT HANIM (Korkak) — Söyledim amma vakit bıraktınız mı?

BÜYÜKBABA — Ne söyledin?

FİTNAT HANIM — Hata ettim dedim.

BÜYÜKBABA — Hata. Tabii hata.

ADNAN (Seslenerek) — Anne.

FİTNAT HANIM (Seslenerek) — Ne var dedik ya. Muhakkak bir şey söylemek istiyorsan gel buraya. İşim var dedim sana.

BÜYÜKBABA — Ensemi niye bıraktın?

FİTNAT HANIM — Düğmeyi taktım efendim. Şimdi de ön düğmeyi takacağım.

BÜYÜKBABA — Boğuluyorum yahu. Boğuluyorum.

FİTNAT HANIM — İşte oldu efendim. Bakınız şu el aynasına.

BÜYÜKBABA — Neresi olmuş? Bu yaka kafi derecede dik değil.

FİTNAT HANIM — Aman efendim kulak memenize kadar geliyor.

(Adnan ayaklarının ucuna basa basa girer.)

BÜYÜK BABA — Arkada kim var?

FİTNAT HANIM — Gördünüz mü efendim? Kafi dik değil dediğiniz halde arkaya dönemiyorsunuz. Arkaya başınızı çeviremiyorsunuz. Arkanızda Adnan var efendim. Adnan geldi.

ADNAN — Sizinle biraz hususi konuşmak istiyordum anne? Amma mademki büyükbabamın huzuruna çağırdınız, burada konuşalım.

BÜYÜKBABA — İstanbulini tut gelin hanım.

FİTNAT HANIM — Buyurunuz.

BÜYÜKBABA — Lütfen aklınız bende olsun.

ADNAN — Anne artık bu kadarı olmaz. Handan içeride gözyaşı döküyor.

FİTNAT HANIM — Ne yapmışız ona?

ADNAN — Daha ne yapacaksınız? Kızı daha ondört yaşına girer girmez çarşafa soktunuz. Bu da yetişmiyormuş gibi Damdösiyondan da aldınız.

FİTNAT HANIM — Kızı marabet yapmayacağız ya. Yaşını başını aldı, evlendireceğiz tabii. Kardeşinin evde kaldığını herhalde istemezsin.

BÜYÜKBABA — Mektep ne olacak? Ondördüne gelmiş kız daha mektepte okuyup da Babıali´ye katip mi olacakmış?

ADNAN — Yarın tekrar görücüye çıkacakmış.

FİTNAT HANIM — Pek tabii. Sana evlenecek yaşa geldi diyoruz. Aman beybaba bir dakika durunuz. Şu düğmeyi de takayım.

ADNAN — Pazarda hayvan satar gibi görücüye kız çıkarıyoruz.

BÜYÜKBABA — Dedelerimizden beri tatbik edilen Âdetlere dil uzatmağa utanmıyor musun sen? İki gündür Mektebi Tıbbiyeyi şahanede talebe oldum diye bunca senelik mukaddes, muhterem, Cemil ve...

ADNAN (Sinirli sözünü keserek) — Bir genç kız için teşhir edilmek. Hayır doğru değil bu.

BÜYÜKBABA — Hadifim Adnan bey terbiyenizi vermeği oğlum Rasim beye havale edip gitmem lazım. (Seslenir.) Rasim! Rasim!

FİTNAT HANIM — Herkes gelininiz Fitnat değil ki ismi çağrılınca lebbeyk deyip karşısına dikilsin. (Seslenerek.) Bey! Bey!

ADNAN — Büyükbaba, ya görücüler kızı beğenmezlerse.

BÜYÜKBABA — Sana lütfen, sükut buyurmam rica etmiştim hadifim Adnan. Yoksa senin vâsıl olduğun makamı nazarı itibara almadan.

ADNAN — Büyükbaba.

BÜYÜKBABA — Safsatalarınızda bir bende mantık ve aklı selim mevcut değildir. Bu da böylece malumunuz ola. İşte geliyor. (Bağırır.) Rasim. (Rasim efendi girer.)

RASİM EFENDİ — Efendim...

BÜYÜKBABA — Eğer vaktim olsaydı evladınıza verdiğiniz aşıları serbest ve arnovo terbiyeden dolayı sizi bir hayli tenkit ve tekdir ederdim. Fakat bugün merasime yetişeceğim için kısaca bunu size ihtarla iktifa edeceğim. Mahdumunuz Adnan meşru izdivaç şekillerini haysiyet şikeden gören bir nevi zındıktır.

FİTNAT HANIM — Allah Allah o da nesi? Biz hepimiz öyle evlenmedik mi? Hiç de haysiyetimiz kırılmadı. Görücüye çıkmak değil yani görücünün gelmesi ayıptır.

ADNAN — Demek ki sen de çok görücüye çıktın anne.

FİTNAT HANIM — Tabii çok çıktım. Günde gelip giden görücülerin hesabını ben de şaşırdım. ADNAN — Hiç biri beğenmez miydi?

FİTNAT HANIM — Aaaa delinin zoruna bak.

ADNAN — Niye kızdın anne? Eğer görücülerden bir tanesi seni beğenseydi artık ötekiler gelmezlerdi.

FİTNAT HANIM — Bilemedin küçük bey hepsi istiyorlardı da biz beğenmezdik. Her isteyene kız verilmez.

BÜYÜKBABA — Gelin hanım gelin hanım. Büyüklerin yanında konuşma tarzınız bana çocuklarınızın terbiyesinin neden bu kadar kusurlu olduğunu öğretiyor.

FİTNAT HANIM — Afedersiniz büyükbaba. Beni kızdırdı da.

BÜYÜKBABA — Nişanlarım?

FİTNAT HANIM — İşte efendim.

BÜYÜKBABA — Tak be kızım, taksana. Ha şöyle. Bizim hanım da eğer bir haftaya kadar kalkmazsa, bize bakacak bir hanım lazım. Değil mi Rasim?

RASİM EFENDİ — Anlayamadım beybaba.

BÜYÜKBABA — Biz konuşurken unuttum. Bak bakalım demir ağa bütün fenerleri çıkarıp uşaklara temizletmiş mi? Bayrakları iki tarafa assın. Konağın cephesi parmaklıkların üstü hep fenerle kapansın. Haberin olsun ha. Bu defa bizim konak Ekmekçi başının, Kahveci başının, Esvabcı başının konaklarından üstün olacak.

RASİM EFENDİ — Yaparız bey baba. Kahya efendi daha dünden mumları hazırlamıştı.

BÜYÜKBABA — Padişah efendimiz bu donanmada bendeleri içinde en fazla benim merbut olduğumu görmeli. Şimdilik hoşçakalın.

HEP BİRDEN — Güle güle. (Büyükbaba çıkar.)

ADNAN — Bende. Padişah efendimiz. Merbut. Ben bu sözleri beğenmiyorum.

RASİM EFENDİ — Bunlar nasıl söz Adnan?

ADNAN — Basbayağı sözler beybaba Padişahın Cülusu?

FİTNAT HANIM — Sus kimse duymasın.

RASİM EFENDİ — Oğlum, duvarın bile kulağı vardır.

ADNAN — Duvarın kulağı varmış. Rahat nefes almak, evde olsun geniş ve rahat nefes almak istiyoruz. Annemle babama istediğimi söyleyemedikten sonra.

RASİM EFENDİ — Bu sabah sen sol taraftan kalktın galiba. Donanma günü herkesin keyfini kaçırma.

ADNAN — Donanma günü. Niçin bu şehri ayin yapılıyor söyler misin? Padişahı sevdikleri için mi? Hayır, sade korku belası. Anlarım, millete bir şey vermiş olsalar, doya doya büyük günü kutlayalım.

FİTNAT HANIM — Sus bey.

ADNAN — Bir adamın devletin başına geçebilmesi için onun o devleti teşkil eden insanlardan müteşekkil kütlelerin itimadını kazanması lazım. Mütereddi bir hale gelmiş olan Osman Hanedanından doğan çocukların böyle büyük bir imparatorluğu hem de dünya içindeki bu korkunç tezatlar arasında idare edebilecek kabiliyette olduklarını bize kim temin eder?

FİTNAT HANIM — İstirham ederim Adnan, niyaz ederim oğlum sus.

RASİM EFENDİ — Şayeste kalfa sofada.

ADNAN — Eli kalem tutmaz şu iki biçare köle mi bizi ele verecek? Versinler. Vehim içinde boğulacağımıza şeraitimize daha uygun bir zindanda yaşarız.

FİTNAT HANIM — Allah aşkına oğlum. Resulallah aşkına sus. Bey. Bir şey söylesene oğlana. Ağzı bu sözlere alışacak sonra.

ADNAN — Maalesef alışmaz anne, bu tazyik ve istibdadın bu zulmü altında dillerimiz bu sözlere alışamıyor. Halbuki sokak başlarına çıkıp hürriyetsizlikten boğuluyoruz diye avaz avaz bağırmamız lazım. Ama mümkün mü? Beşiktaş karakolları, Yıldız Sarayı sorgulan, işkence odaları, kırbaçlar, koltuk altına konan yumurtalar, menfalar, zindanlar, karanlık bir gecede denize dökülmeler. İşte bütün bunlar dillerimizi kilitliyor.

FİTNAT HANIM — Yalvarırım sus, kardeşin geliyor. Hiç olmazsa o bunları duymasın. Gel Kenan gel yavrum. Kahvaltı ettin mi bakayım? (Kenan girer.)

KENAN — Hayır anne, Gülüzar dadım buraya getireceğini söyledi.

FİTNAT HANIM — Maşallah maşallah. Kırk bir buçuk defa maşallah. Ne de güzel olmuşsun.

KENAN — Mektebe de vakit kalmadı çabuk gideyim. (Marş mırıldanır.)

FİTNAT HANIM — Kuzum Handan nerede? O olsun kahvaltı etti mi?
KENAN — Hayır Handan ablam ağlıyor. Ben kahvaltı etmem diyor. Mektebe gitmek istiyormuş.

RASİM EFENDİ — Gidemez. Karar karardır. Beybabam böyle istiyor.

ADNAN — Zaman değişiyor baba. Bu asrın hazmedemeyeceği bu batıl ve saçma ananelere sadakat koskoca imparatorluğu inkıraza götürüyor. Hepsinin başı cehalettir. Bir millet kadınlı erkekli okumalı. İşte Handan da geliyor. Fikirlerini kendisi müdafaa etsin. (Handan girer.)

FİTNAT HANIM — Sabahtan beri ağlıyormuşsun yavrum. Beni de daha doğrusu bizi de ağabeyine şikayet etmişsin.

ADNAN — Anne.

HANDAN — Anneciğim affedersiniz, ben kimseyi şikayet etmedim. Sadece ağlıyordum. Ağabeyim de niçin ağladığımı sorunca kendisine sebebini söyledim. Mektebe gidemeyeceğim için ağlıyorum.

FİTNAT HANIM —- Görücüler. Ya görücüler. Cevap versene. Cevap ver diyorum.

HANDAN — Bırakınız şimdi onu. Ben mektebe gitmek istiyorum. Babacığım, anneciğim, okumayı seviyorum. Tahsil etmek istiyorum. Bu benim hakkım değil mi? Niçin beni bundan mahrum ediyorsunuz? Kız olarak dünyaya gelmişsem ilim ve irfandan niçin mahrum kalayım? Okumak sade erkeklerin inhisarında mı kalacak?

ADNAN — Kadınlar cahil kalsınlar diye bilhassa yapıyorlar.

FİTNAT HANIM — Okuyup da ne yapacaksın? Erkekler bir gaye ile tahsil ederler. Hayatlarını kazanmak, bir memuriyete girmek, isim, şöhret, para itibar edinmek için. Haydi okudun. Ne olacaksın sonunda?
HANDAN — Biz bir kere okuyalım., Ondan sonra istediğimiz kendiliğinden olur.

FİTNAT — HANIM — Yarabbi bu çocukları sanki ben doğurmadım. Karşıma geçmişler anlamadığım şeylerden konuşuyorlar.

ADNAN — Anne bu çocukları sen doğurdun amma görmüyor musun hayat akıp gidiyor? Hayat selinin karşısına geçilir mi? Her şey değişiyor. Biz nasıl olur da senin gibi düşünürüz? Sen tabiidir ki, büyükbabam gibi düşüneceksin. Saray paşası gibi.

RASİM EFENDİ — Tıpkı onun gibi değil amma ondan da pek aykırı değil.

ADNAN — İşte anne sen büyükbabamdan ben de senden farklıyım. Bu ufak farklar gitgide büyüyecek, koskoca bir çığ olacak. Hayatımızda padişahlık mefhumu, genç dimağların kabul etmediği bir mefhum olmağa başladı. Hele mutlakiyet idaresi. Onun kendini müdafaa etmek için kullanıldığı bütün vasıtalarla bunların en başında kara cehalet ve imansız bir taassup geliyor. Bütün bunlardan biz nefret ediyoruz işte.

FİTNAT HANIM — Haydi durma. Kenan, haydi çocuğum mektebe geç kalacaksın.
KENAN — Gidiyorum anne.
(Kenan çıkar.)

FİTNAT HANIM — Allah´tan çocuk da bir şey anlamadı konuşmalarımızdan. Bey, oğluna akıl öğret de iki şey söyle. Âdeta onu dinliyor gibisin.

RASİM EFENDİ (Sesi heyecanlıdır) — Oğlum sana ne söyleyeyim? Ben de birçok şeyleri senin gibi, birçok şeyleri de babam gibi düşünüyorum. Kah onu, kah seni anlıyorum. Bir şeyin değişmesinin lazım olduğunu görüyorum. Padişah olmazsa. Haşa, mesel söz temsili Padişahlık kalkarsa kalkmaz ya neyse. Eğer kalkarsa onun yerine kim geçebilir?

ADNAN — Cumhuriyet beybaba, Cumhuriyet".

FİTNAT HANIM — Tövbe de tövbe.

RASİM EFENDİ (Kısık sesle) — Bu Cumhuriyet nasıl bir şey olabilir? Fransa´da, İsviçre´de daha başka memleketlerde eşi yok mu?

ADNAN — Var beybaba. O memleketler bunu çoktan kurmuşlar.

RASİM EFENDİ — Peki nasıl oluyor?

FİTNAT HANIM — Allahınızı severseniz susunuz.

RASİM EFENDİ — öğrenmek ayıp değil hanım. öğreniyoruz.

ADNAN — Halk, istediği kimseyi devletin başına geçirir. İşte esas bu. Her şeyin fevkinde olan ve büyük kuvvetleri elinde tutan Meclisi Mebusam halkın seçmesi. Kanunu Esasinin ilanı... Demokrasi budur işte...

RASİM EFENDİ (Ümitsiz) — Bu hayaldir oğlum hayal.

ADNAN — Bu tahakkuk edecek baba. Etmelidir. İlk merhaleye ulaşmak devrine yaklaşıyoruz. Onun kıymetini o zaman anlayacağız. Kanunu Esasinin ilanı yakındır.

HANDAN — Ah o günleri görecek miyiz?

PERDE III. TABLO


(Perde kapalıdır. Aydın ile Rasim efendi girerler. Rasim efendi birinci perdedeki yaştadır.)

RASİM EFENDİ — İşte böyle oğlum Aydın. Handan o günleri görecek miyiz diye ümitsiz bağırıyordu. Adnan o günleri göremedi.
AYDIN — Neden?

RASİM EFENDİ — Atak hamleci ruhu bu gaye için uğraşanların başına geçirdi onu. Onu müthiş işkencelere soktular. Sonra hepimizi, bütün aileyi sürgüne gönderdiler.

AYDIN — Ne yaptılar?

RASİM EFENDİ — Sürdüler oğlum, sürdüler bütün aileyi. Deden kahrından öldü. Anneciğini de Yemen´e gömdük. Baban çocukluğunu Yemen´de geçirdi. Amcan Adnan ise onu hiç bilmiyoruz. Belki zindanda öldü, belki bir gece boğdular. Haber alamadık. Hürriyetin ilanından sonra zindandan çıkanların, menfadan dönenlerin arasında yoktu.

AYDIN — Zavallı amcacığım.

RASİM EFENDİ — O görmedi Cumhuriyeti. Fakat Allah'a çok şükür ki o nimeti ben gördüm. Oğlumun en büyük emelinin tahakkukunu ben gördüm. Milletin isteğinin millete hakim olduğunu, her şeyden evvel bir milletin reyine sahip olması lazım geldiğini ben gördüm. İmparatorluğun inkirazını hazırlayan ve Cumhuriyeti yaratan amillerin ne olduğunu bizler gördük. Bu iki devri kafanızda mukayese ediniz çocuğum. O zaman anlarsınız bu devri. (Dışarıdan bando sesleri, izcilerin trampetleri duyulur.)

AYDIN — Haydi dedeciğim biz de çıkalım. Annemle babam gitmişler.

RASİM EFENDİ — Haydi yavrum çıkalım.

AYDIN — Ağlıyorsun dedeciğim. Gözlerin yaşlı.

RASİM EFENDİ — Nasıl ağlamam Aydın, neyi hatırlıyorum biliyor musun? Şu tında Adnan'ın ölümünü değil de Cumhuriyetin ilan edildiği günü... İlk Cumhuriyet Bayramını. O gün bütün millet ağladık. Fakat gözlerimiz sevinçten yaşanıyordu. Geçen musibetli günlerin bitmiş olduğunu idrak etmek az bir şey değildir. Sen bu hislerin ne olduğunu bilmezsin.

AYDIN — Nasıl bilmem dedem. Biz Atatürk´ün bize emanet ettiği bu yurdun bu Cumhuriyetin nelere mal olduğunu biliyoruz. Bu bilgi bize her bilgiden daha evveldir. Vazifemiz Türk yurduna bekçilik etmektir.
(Perde kapanır.)

Hakkı BİGEÇ

 

 

Üye Girişi