Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

HAN DUVARLARI

-Osmanzade Hamdi Bey'e-

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı 

Bir dakika araba yerinde durakladı. 

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, 

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... 

Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, 

Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya 

İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! 

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, 

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... 

Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, 

Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, 

Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... 

Ellerim takılırken rüzgârların saçına 

Asıldı arabamız bir dağın yamacına, 

Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, 

Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! 

Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. 

Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar 

Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. 

Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. 

Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince, 

Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince 

Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi 

Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi 

Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine 

Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. 

Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali 

Sonum ademdir diyor insana yolun hali, 

Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan 

Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan 

Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, 

Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... 

Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine 

Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, 

Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan; 

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan 

Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, 

Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; 

Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, 

Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. 

Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri 

Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri 

Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya 

Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. 

Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı 

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, 

Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, 

Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, 

Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı 

Her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı, 

Gitgide birer ayet gibi derinleştiler 

Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... 

Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, 

Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; 

Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, 

Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... 

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, 

Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken 

Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; 

Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı 

Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa 

Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

 

"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan 

Baba ocağından yar kucağından 

Bir çiçek dermeden sevgi bağından 

Huduttan hududa atılmışım ben"

 

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi.. 

Gözüm imza yerinde başka bir ad görmedi. 

Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş! 

Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; 

Araya gitti diye içlenme baharına, 

Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına! 

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk 

Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk 

Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri 

Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri 

Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor, 

Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... 

Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, 

Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar 

Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide, 

İki dağ ortasında boğulan bir geçide. 

Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden 

Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden.

Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla 

Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla 

Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu 

Burada son fırtına son dalı kırıyordu 

Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla 

Savrulmaya başladı karlar etrafımızda 

Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; 

Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... 

Gönlümde can verirken köye varmak emeli 

Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli" 

Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana 

Biz menzile vararak atları çektik hana. 

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş 

Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş 

Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor 

Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor 

Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri 

Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri 

Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor 

Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor

 

"Gönlümü çekse de yârin hayali 

Aşmaya kudretim yetmez cibali 

Yolcuyum bir kuru yaprak misali 

Rüzgârın önüne katılmışım ben"

 

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı 

Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı 

Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde 

Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde 

Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık 

Bir handa yorgun argın tatlı bir uykudaydık 

Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. 

Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

 

"Garibim namıma Kerem diyorlar 

Aslı'mı el almış haram diyorlar 

Hastayım derdime verem diyorlar 

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"

 

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında 

Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında 

Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! 

Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı! 

Az değildir, varmadan senin gibi yurduna 

Post verenler yabanın hayduduna kurduna! 

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu 

Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? 

Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, 

Dedi 

-Hana sağ indi ölü çıktı geçende! 

Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti 

Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... 

Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. 

Aradan yıllar geçti işte o günden beri 

Ne zaman yolda bir hana rastlasam irkilirim, 

Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim 

Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar 

Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! 

Ey garip çizgilerle dolu han duvarları 

Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!... 

 

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

 

Metin İncelemesi:

Biçim Yönünden:

Biçimi: Nazım.

Nazım biçimi: Manzum hikâye.

Ölçüsü: Asıl bölüm : 7 + 7 = 14'lü hece.

Yağız atlar kişnedi / meşin kırbaç sakladı.

7 7

Ara bölüm : 6+5=11'li hece.

On yıl var ayrıyım/Kına dağından

Konusu: "Anadolu'nun çileli yollarında çekilen gurbet acısı ve sıla özlemi dile getiriliyor; sınırdan sınıra koşarak acı çekmiş, sılasına ulaşamamış Maraşlı Şeyhoğlu'nun anısı ve bu konuda şairde uyanan duygu ve düşünceler" anlatılıyor.

Tema: "Gurbet acısı ve sıla özlemi"dir.

Kafiye şeması: Şiirin asıl bölümünde: aa/bb/ cc/dd...

Şiirin ara bölümünde: aaab/cccb/dadb biçimin­dedir.

Kafiyeli olan, "Şak-la-dı/durak-la-dı" sözcükle­rinden "-la" ve "-dı" ekleri rediftir. Geriye kalan bölümlerde ortak kafiye sesi "AK" olup tam kafiye­dir. Ara bölümlerin dördüncü dizelerinde yer alan, "At-ıl-mış-ım ben/kat-ıl-mış-ım ben/sat-ıl-mış-ım ben" sözcükle rinde ki "-il, -mış, -ım" ekleriyle yine­lenen "ben" sözcükleri rediftir. Geriye kalan, "At/ kat/sat" fiil köklerinde ortak kafiye sesi "AT" oldu­ğundan tam kafiyedir.

 

Yardımcı Bilgiler:

Faruk Nafiz Çamlıbel, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında; "şiirde hece ölçüsü esas alınmalı, Türk­çe ile ulusal konular işlenmeli" görüşünü savunan şa­irler topluluğu arasında yer almıştır. Enis Behiç Koryürek, Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç'tan oluşan bu beş kişilik şairler topluluğuna, sonradan "Beş Heceli­ler" denmiştir.

Faruk Nafiz, Beş Heceliler'den olmasına karşın, kimi zaman şiirlerinde aruz ölçüsünü de kul lan iniştir.

Şiirlerinde genellikle bireysel konuları ele alan şair, aşk, doğa, ölüm, ayrılık, kıskançlık gibi tema­ları işlemiştir. Kimi şiirlerinde Anadolu gerçeklerine eğil misse de onları tasvirlerle yetinmiş, çözüm ara­yışına gitmemiştir. Eserlerinde lirik bir söyleyiş gö­rülmektedir.

 

Dil özellikleri:

a) Dil sade, söyleyiş liriktir.

b) Şiir, zamanımızdan çok önceleri yazılmasına karşın, kültür dilinin ustalıkla kullanıldığı görülmektedir. Dizelerdeki dil, Türkçenin güzel bir örneğidir:

"İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık.

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı

Arkada zincirlenen Toros dağları."

Bu dizeler ve benzerleri bunun kanıtıdır.

c) Anlatımda yer yer teşhis (kişileştirme) sa­natı yapılarak işlediği temalar daha canlı, renkli ha­le getirilmiştir:

"Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar

Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar

Uyku­ya varmış gibi görünen yılan yollar

İnleyen tekerlek­ler/Aygın baygın maniler

Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu, vb."

dizelerde bu sanata yer verilmiştir.

d) Şair, benzetmelerden de yararlanılmıştır : Rüzgar-saç, yollar-yılan, Niğde-hisar, dört mısra-dört damla kan, derebeyi-han, kar-beyaz karanlık, kar-beyaz ölüm, yolcu-yaprak" sözleri ve benzerleri ara­sındaki durum bunu göstermektedir.

 

İçerik Yönünden:

Araştırmalar:

· Şiirde, şairin Anadolu'ya yaptığı yolculuk ile bu yolculuk sırasında görülenler hikâye ediliyor. Şiire göre Şair, yaylı bir at arabasıyla Anadolu'ya git­mektedir. Yolculuğu zor koşullarda geçmekte, arada bir hanlarda konaklamaktadır. Bu konaklamalar sıra­sında, şair, hanların duvarlarında, daha önce konak­layanların çeşitli yazılarıyla karşılaşmaktadır. Bun­lardan biri de Maraşlı Şeyhoğlu'nun han duvarlarına yazdığı dörtlüklerdir. Maraşlı Şeyhoğlu, dörtlüklerinde çileli yaşamını anlatmıştır. Şair, Marşlı Şeyhoğlu'nun son dörtlüğü yazdığı handa öldüğünü öğrenir buna çok üzülür. Şair. daha sonraki yıllarda yaptığı yolcu­luklar, konakladığı hanlarda hep Maraşlı Şehyoğlu'nun yaşadığı gurbet hayatını, çektiği sıla özlemini hatırlar.

· Yolculuk İstanbul'dan Orta Anadolu'ya, yaylı bir at arabasıyla yapılmaktadır. Bunu, şiirde geçen Niğde, İncesu, Ulukışla, Erciyes gibi Orta Anadolu'­yla ilgili adlardan anlıyoruz. Bu yolculuk tam üç gün sürmüştür.

Şair, yolculuğu sırasında geçtiği yerleri, konak­ladığı hanları yalın biçimde tasvir etmektedir. Gör­düğü yerlerin en ilginç yanı, buralarda mevsimlerin iç içe yaşanması dır. Bir yanda bahar, diğer yanda kar...Bu bakımdan hanların, Anadolu'nun yaşamında ayrı bir yeri var. Ulaşımın zorlu olması, kısa yolcu­lukların bile günlerce sürmesi, hanların önem kazan­masına neden olmaktadır. Hanlarda konaklayanlar ise, içlerinde gurbet acısını, sıla özlemini duyuyorlar, tü­mü bu yönden birbirlerine benziyorlar.

· Şairin yol boyunca içinde bulunduğu duygu ve düşünceler şöyle sıralanabilir: Gurbet acısı, kış kor­kusu, Anadolu'nun çileli yaşamı karşısında duyulan keder, Maraşlı Şeyhoğlu'nun kendisi gibi şair duşun­dan duyulan sevinç ve tanımadığı bu şairin ölü.nün­den duyulan büyük üzüntü.

· Şiirde geçen kimi dizelerin anlamları şöyle ve­rilebilir:

"Sonum ademdir diyor insana yolun hali": Yo­lun ıssız hali, insana, hiçbir yere ulaşmayacağı hissi­ni veriyor.

"Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı":Gurbette bir araya gelen insanlar, aynı duyguları yaşayıp paylaşırlar.

"Bir çiçek dermeden sevgi bağından": Gençlik çağının doğal duygusu aşkı yaşamadım, sevgiden pay alamadım.

· Şiirde geçen kimi dizelerde şu söz sanatlarına yer veriliyor :

"Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı" : Di­zede, han ocağının başında toplanan "gönüller" söz­cüğü, "insanlar" anlamında kullanılmıştır. Bir sözcü­ğün, benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcüğün anlamını yüklenmiş biçimde kullanılmasına "mecaz" denir yada "mecaz-ı mürsel" adı verilir.

"Bu dört mısra değildi, sanki dört damla kan­dı": Burada, şiirin dizeleri kana benzetilmiştir.

"Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar": Di­zede, hanlar teşhis (kişileştirme) yoluyla derebeyine benzetilerek teşbih-i beliğ sanatı yapılmıştır.

"Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar": Di­zede, "ey" ünlemiyle "nida" sanatı; "yaslı" sıfatıyla da yollara insan özelliği verilerek "teşhis" (kişileş­tirme) sanatı yapılmıştır.

ŞİİR VİDEOSU ( Youtube Kanalımız için TIKLAYINIZ )

 

Üye Girişi