Kullanıcı Oyu: 2 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

TECAHÜL-İ ARİF/İSLAM ANS

İfadeyi kuvvetlendirmek amacıyla yazarın bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi anlatması mânasında bedî' sanatı terimi.

Sözlükte "bilmemek, tanımamak" anla­mındaki cehl kökünden türeyen ve "bilmi­yormuş gibi görünmek" mânasına gelen tecâhül ile arif (bilen) kelimelerinden olu­şan tecâhülü'l-ârif (tecâhül-i arif) terkibi "bilenin bilmez görünmesi" demektir. Ebû Hilâl el-Askerî bu sanata "tecâhülü'l-ârif ve mezcü'ş-şek bi'l-yakin" adını vermiş ve ilk defa amacını "sözü daha çok pekiştir­me" diye açıklamıştır (Kitâbü's-Sinâ'ateyn, s. 445). Sekkâkî konuyu bedî' ilminde ele almış ve örnekleri Kur'ân-ı Kerîm'de de bulunduğu için tecâhül kelimesini ede­be aykırı görerek bu türe "sevku'l-ma'lûm mesâka gayrlhî" (bilinenin bilinmiyormuş gibi sunulması) adını vermiştir [Miftâhu'l-'ulûm, s, 427). Hatîb el-Kazvînî de konuyu aynı adla incelemiş ve Sekkâkî'nin tanımına bu sanata kınama / sitem, medihte mübala­ğa, aşkta şaşkınlık, tahkir ve ta'riz gibi bir amaçla başvurulduğu hususunu eklemiş, Telhis sarihleri de konuyu aynı yaklaşımla işlemiştir. İbn Ebü'l-İsba' türe İbnü'l-Mu'tezz'in tecâhül-i arif, başkalarının "i'nât" dediğini söylemiş, fakat i'nât nitelemesi "lüzûm-ı mâ lâ yelzem"in diğer bir adı ol­duğundan bu adlandırmayı uygun bulma­mıştır (Bediu'l-Kur'ân, s. 50; Tahrîrü't-tah-bîr, s. 135). Necmeddin İbnü'l-Esîr el-Halebî, Kur'an'da geçen örneklere i'nât, çe­şitli eserlerde yer alan örneklere tecâhül-i arif adı verildiğini ve hiçbir âyete tecâhül nitelemesinin yapılamayacağını belirtmiş­tir (Cevherü'l-Kenz, s. 208). Tecâhül-i arif sanatı daha çok teşbihte pekiştirme için yapıldığından Yahya b. Hamza el-Alevî onu istiarenin gayelerinden biri diye görmüş­tür (et-Tırâzü'l-mütezammin, III, 80). Alevî, ciddiyet amaçlı mizahı tecâhül-i arife mül­hak bir tür olarak değerlendirmişse de şu dizede görüldüğü gibi onun özellikle soru formunda olanının tecâhülün maksatla­rından sayılması daha isabetli olmalıdır: "Geldiğinde sana bir Temîmli övünerek / De ki ona: Geç sen bunu da keler yemen nasıl onu söyle?" Şairin Temîm kabilesinin keler yeme âdetini bildiği halde bilmez­likten gelerek sorması, övünecek bir yan­larının olmadığı gerçeğini çarpıcı bir anla­tımla dile getirme amacına yöneliktir.

Tecâhül-i arif sanatı genellikle ...... (bilmiyorum / bilmedim) ifadesiyle başlar ve teşbihin mübalağa bildiren tü­ründe bunun ardından" ... (mi ...?yoksa ...?) soru edatları gelir. Bazan sadece soru edatı veya şart kipiyle belirtilir ya da başka biçimlerde oluşur. Sanatın başlıca amaçlan şöyle sıralanmaktadır:

 

1. Kınama (tevbîh). Hâricîler'in ileri gelenlerinden Velîd b. Tarîf, Hârûnürreşîd zamanında isyan edince üzerine Yezîd b. Mezîd kumanda­sında bir kuvvet gönderilerek katledilmiş­tir. Kardeşi Leylâ onun için yazdığı mersi­yede şöyle demektedir:

"Ey Habur ağacı, niye yapraklısın?

Sanki Tarîfoğlu'na üzül­memiş gibisin?"

Şu âyette de Medyen hal­kının tecâhül gösterip Hz. Şuayb'a soru sorması kınama maksadıyladır: "Ey Şuayb! Atalarımızın taptıkları putları terk etmemizi sana namazın mı emrediyor?" (Hûd 11/87).

2. Dokundurma (ta'riz). Şu âyette görüldüğü gibi: "Biz veya siz, ikimizden bi­ri ya doğru yol üzerinde veya açık bir sa­pıklık içindedir" (Sebe' 34/24). Hz. Peygam­ber ile ashabının hidayette, kâfirlerin da­lâlet içinde bulunduğu malûmken şüphe­li biçimde ve insaf üslûbunda bir ifadenin kullanılmasında onların dalâlette oldukla­rına hem dokundurma hem tartışmayı bı­rakarak düşünüp hidayete ermelerini sağ­lama amacı güdülmektedir. Yine, "De ki: Rahmanın oğlu olsaydı ona tapanların ilki ben olurdum" âyetinde (ez-Zuhruf 43/81) Allah'ın oğlunun bulunmadığı Resûl-i Ek­rem tarafından bilinirken bilinmiyormuş gi­bi bir anlatıma yer verilmesi onların inanç­larının yanlışlığını ta'riz yoluyla reddetme gayesine yöneliktir.

3. Aşkta şaşkınlık. Bu şekil gazelde mübalağa ve şevkte mübala­ğa olarak da nitelendirilmiştir. Mecnûn'a nisbet edilen şu mısrada olduğu gibi: ...

Sizi Allah'a salarım çölün ceylanları! Söyleyin bana

Leylâm sizden mi yoksa Leylâ beşerden midir?

Mecnûn'un Leylâ'nın bir insan ol­duğunu bildiği halde tecâhül göstermesi aşk yüzünden şaşkına döndüğünü ve Ley­lâ ile ceylanlar arasındaki benzerliğin karı­şıklığa yol açacak derecede olduğunu vur­gulamak içindir. Bu tür örneklerde teşbih­te mübalağa tecâhülün asıl amaçlarındandır. Ebû Hilâl el-Askerî'nin şu dizeleri bu konuda güzel örneklerden sayılır:

"Diş mi­dir gördüğüm yoksa papatya mı

Endam mıdır gördüğüm yoksa servi mi

 

Göz mü­dür bakan yoksa keskin kılıç mı

Söz mü­dür dökülen yoksa inci mi

 

 Aşk mıdır çek­tiğim yoksa yangın mı

Gece midir üze­rime çöken yoksa asır mı?"

(Kitâbü's-sına'ateyn, s, 446).

 

4. Medihte mübalağa. Bir önceki maddede geçen örnekler aynı zamanda övgüde de abartıyı ifade etmek­tedir. Buhtürî şu beytinde, sevgilisinin te­bessümünün parlaklığını şimşek parlaklı­ğına ve lamba ışığına benzeterek anlat­mak için tecâhüle başvurmaktadır:'

"Gö­rünen şimşek parıltısı mı yoksa lamba zi­yası mı

Ya da sevgilinin görünen yüzün­deki tebessümleri mi?"

(Abdünnâfi İffet, II, 192-193).

 

5. Tazimde mübalağa sağla­mak amacıyla da tecâhül üslûbuna baş­vurulur. Abdülkâdir-i Geylânî'nin,şîbeytinde olduğu gibi:

"Ben susuzlukimû çeke­rim sen her pınardan akan su iken

Ben dünyada zulme mi uğrarım sen benim yar­dımcım iken"

(İbn Hicce, I, 276).

 

6. Hiciv­de mübalağa için de tecâhülden faydalanılmıştır.

"Bilmiyorum, ileride bileceğimi de sanmıyorum

Şu Âl-i Hasn erkekler toplu­luğu mudur yoksa kadınlar topluluğu mu!"

(Züheyrb. Ebû Sülmâ) (İbn Ebü'l-İsba', Tahrîrü't-Tahblr, s. 136).

Âl-i Hasn'ın zayıf­lık ve acizlikte karışıklığa yol açacak dere­cede kadınlara benzediğini ifade etmek suretiyle hem teşbihte hem yergide abar­tı sağlanmıştır.

 

 7. Olayın kesinliğini belirt­mek gayesiyle tecâhül yollu soruya başvu­rulabilir (takrîr). "Allah, 'Ey Meryem oğlu îsâ! İnsanlara beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı bilin diye sen mi söyledin?' buyurdu" (el-Mâide 5/116). Hz. îsâ'nın böy­le bir söz söylemediği Allah'ın malûmu iken bunun tecâhül yoluyla sorulmasında hem olayı inkâr sorusuyla red hem de on­ları ilâh edinenlerin yanlış inançlarına ta'rizde bulunma amacı güdülmüştür.

8. Mu­hatabı alıştırma ve korkusunu giderme maksadıyla da bu üslûptan istifade edile­bilir. "Sağ elindeki nedir ey Mûsâ?" âyetin­de (Tâhâ 20/17) Cenâb-ı Hakk'ın Musa'nın elindekinin asâ olduğunu bildiği halde sor­ması, ilâhî huzurdaki Musa'nın korkusunu giderip alıştırma ve yakında asanın onun bir mucizesi olarak büyük bir önem kaza­nacağına dikkat çekme hikmetine bağlıdır.

 

BİBLİYOGRAFYA :

Tehânevî, Keşşâ/"(Dahrûc), I, 381; İbnü'I-Mu'-tez, el-Bedf (nşr. M. Abdülmün'im el-Hafâcî), Bey­rut 1410/1990, s. 157-158; Ebû Hilâl el-Askerî, KUâbü'ş-Şmâ'ateyn (nşr. Müfîd M. Kumeyha), Beyrut 1402/1982, s. 445-447; İbn Mu'tî. el-Be-df ft'ilmi'l-bed? (nşr. Mustafa es-Sâvîel-CUveynî), İskenderiye 1996, s. 140-141; EbûYa'küb es-Sek-kâkî. Miftâhu'l-'ulûm (nşr. Naîm Zerzûr), Beyrut 1403/1983, s. 427-428; İbn Ebü'l-İsba', Bedtu'l-Kufân (nşr. Hifnî M, Şeref), Kahire 1392/1972, s. 50-51; a.mlf., Tahrîrü't-Tahbîr (nşr Hifnî M. Şe­ref), Kahire 1383, s. 135-137; İbnü'l-Bennâ el-Merrâküşî, er-Rauzü'l-merf fişınâ'ati'l-bedf (nşr. Rıdvan b. Şakrûn), Rabat 1985, s. 131; İbnü'l-Esîr el-Halebî, Ceuherü'l-Kenz: Telhîşu Kenzi'l-berâ'a fi edevatı zeui'l-yerâ'a (nşr. M. Zağlûl Sellâm), İskenderiye, ts. (Münşeetü'I-maârif), s. 208-210; Şürûhu't-Telhiş, Kahire 1937, IV, 403-406; Tîbî, et-Tibyân (nşr. Abdüssettâr Hüseyin Zemmût),

 

 

SON EKLENENLER

Üye Girişi