Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

NEDÎM

Asıl adı Ahmed'dir. Babası Sultan İbrahim'in saltanat yıllarında kazaskerlik eden ve "Mülakkab" diye anılan Muslihüddin Efendi'nin oğlu Mehmed Efendi, annesi ise Karaçelebizâde ailesinden Sâliha Hatun'dur, Abdurrahman Şeref adlı amcası da şairdi. İyi bir medrese eğitimi aldıktan sonra Ebezâde Abdullah Efendi zamanında açılan bir imtihanı kazanarak Hâliç Medresesi müderrisleri arasına girdi. Önceleri Şehid Ali Paşa'ya kasideler sunduysa da beklediği karşılığı göremeyen şair, asıl hak ettiği ilgiyi Nevşehirli İbrahim Paşa'dan gördü. Paşaya daha vezir rütbesi verilmeden önce bir kaside sunan Nedim'in ikbal devresi, Fâtıma Sultan'la evlenen İbrahim Paşa'nın h. 4 Cemaziyelahir 1130 / m. 5 Ma­yıs 1718'de sadarete getirilmesiyle başlar. Devletin iç ve dış meselelerinin sükûnete kavuşturulmasın­dan sonra başlatılan imar faaliyetleri arasında Fâtıma Sultan'ın sarayı da genişletilmiş, ilâve edilen kütüphane ile Şehzadebaşı'ndaki darülhadis ve kütüphanenin de inşası tamamlanarak bunlarda tefsir dersleri başlatılmıştı. Bu sırada Sahâifü'l-ahbâr'ı tercümeye memur edilen Nedim, İbrahim Paşa'nın kütüphanesine memur olarak atandı. Bu arada ileri gelen devlet ricalinin davet ve sohbetlerine de katı­lıyordu. Nihayet paşa tarafından Sultan III. Ahmed'e takdim edildi.

Bu arada h. 1138 / m. 1725-6'de Mahmud Paşa Mahkemesi naipliğine tayin edilen Nedim, Aynî Târihini tercüme edecek heyete dâhil edilir. Bir yıl sonra Molla Kırımî Medresesi'ne, ardından da Sadî Efendi Medresesi'ne atanır. Her geçen yıl ilerleyerek, Eski Nişancı Paşa ve Sahn-i Semân medresele­rine yükseltilir. 1730 yılında çıkan isyan sırasında Sekban Ali Medresesi'nde bulunmaktaydı. Bir riva­yete göre ihtilâl sırasında paniğe kapılarak evinin damından kaçmaya çalışırken düşerek, bir diğer rivayete göre cinnet geçirerek vefat etmiştir. Mezarı Üsküdar Tunusbağı Kabristanı'nın biraz yukarı­sında, Selimiye Dergâhı civarındaki Çiçekçi mevkiindedir. Mevlevi ve Hamzavîlerde olduğu gibi baş tarafı kesik ve kolları kırık bir görünüm arz eden mezar taşına şu meşhur beyti yazılmıştı:

Ey Nedim ey bülbül-i şeydâ n'içün hâmûşsun

Sende evvel çok nevalar güft ü gûlar var idi

Nedim'in ilk şiiri, annesinin mezar kitabesi için yazdığı şiirden de önce, kendisinin Gülşenî tarikatine mensup olduğunu gösteren bir tarihidir. III. Ahmed, Şehid Ali Paşa ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa için şiirler yazan ve özellikle paşanın kütüphane memurluğu sırasında devrin önde gelen şahsiyetleriyle yakından tanışma fırsatı bularak onlara düğün, bayram, zafer, sulh, doğum, helva soh­beti vb. vesilelerle birçok şiirler sunan Nedim, XVIII. yüzyıl Türk edebiyatında şiirleriyle yeni bir çığır açan, kendinden sonraki Türk şairlerinde güçlü tesirler bırakan müstesna bir şahsiyettir. Revan'ın fet­hini hiç görülmemiş biçimde şarkı ile dile getirecek kadar kendisini kaidelere kayıtsız tutar. Yerine göre alabildiğince serbest tavır takınabilen bir şair olmakla birlikte, en lâubali şiirlerinde dahi bayağılığa düşmeyen bir şahsiyet sergiler. Kendinden önceki şairlerden mesnevide Nev'izâde Atâyi'yi, rubaide Azmizâde Hâleti’yi, kasidede Nefî’yi, gazelde de Bâki ve Yahya'yı üstat sayan Nedim, mahlas kullan- masa dahi şiirlerinin kendisine ait olduğunun kolayca anlaşılacağı iddiasında ve bilincindedir. Şiirlerin­de zevk ve işreti işler, dini konulara fazlaca girmez. Yaşadığı devirde değeri fazlaca anlaşılamayan ve Seyyid Vehbî, Osmanzâde Tâib, Kânî ve Salim gibi şairlerin gölgesinde kalan Nedim'in asıl değeri, kendisinden sonra gelenlerce anlaşılmış ve şöhreti artarak günümüze kadar gelmiştir.

AHMET ATİLLÂ ŞENTÜRK, OSMANLI ŞİİRİ ANTOLOJİSİ, YAPI KREDİ YAYINLARI, İSTAN­BUL 1999, s. 597.

 

SON EKLENENLER

Üye Girişi