Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ŞİİR NEDİR?

Sözlükte şi'r "bir şeyi inceliklerini kavra­yarak bilmek, sezerek vâkıf olmak; uyumlu, ölçülü ve ahenkli söz söylemek" anlam­larında masdar; "seziş, hissediş, sezgiye dayanan bilgi; duygu ve heyecandan kay­naklanan uyumlu, ölçülü ve ahenkli söz" mânasında isimdir (Lisânü'l-'Arab, "şiir" md.; Kamus Tercümesi, "şiir" md.; el-Müncid, "şiir md.). Goldziher bu bağlamda şa­iri "tabiatüstü sihrî bir bilgiye dayanan sezişle bilen kimse" şeklinde yorumlar (Ab­handlungen, 1, 17). Şiir kelimesini İbrânîce şîr ile (şarkı, güfte, kaside, mûsiki, marş) ilişki­li kabul edenler de vardır. Kaynağında sihrî bir mâna sezilen şiirin terim anlamı "en­gin his, hayal ve ilham ürünü olup sanatkârane biçimde söylenmiş vezinli-kafiyeli söz"dür

(İA, XI, 530). Şiiri şiir yapan temel unsurlar his, hayal, ilham, lafız-mâna ilişki­si, vezin-kafiye, kasıt ve niyet şeklinde be­lirlenebilir. Şiir yazma kastı ve niyeti olma­dan vezinli ve kafiyeli söylenmiş sözler şiir sayılmaz. Bu sebeple bazı âyet ve hadisle­rin bir kısım aruz vezinlerine uygun veya ka­fiyeli olarak gelmesi onların şiir sayılması­nı gerektirmez. Şiirde mânalar lafızlara tâ­bi iken âyet ve hadislerde lafızlar mânala­ra tâbidir. Sözlükte "dizmek, ipe inci diz­mek" anlamındaki nazm kelimesi genellik­le şiir ve şiir telifi için kullanılırsa da his ve hayal boyutu olmayıp yalnız vezin ve kafiye unsurlarını taşıyan didaktik şiir türü nazım ve manzume diye anılır. Bu sebeple İbn Mâ­lik et-Tâî "Elfiyye" şairi değil "Elfıyye" nâzı­mı diye nitelendirilir. Aynı şekilde duygu boyutu bulunmakla birlikte vezin esasına dayanmayan kafiyeli metinler şiir değil ede­bî nesirdir. Şiirin ana malzemesinin çoğu­nu hayal teşkil eder, çünkü duygunun gü­cünü tasvir edebilmek için hayale ihtiyaç vardır. Bu sebeple bir kısım Araplar vezinli-kafiyeli olmasa da hayal içeren her söze şiir demişlerdir. Bu anlayış eski ve yeni Ba­tı şiir anlayışı ile mantıkçıların anlayışına uygun düşmektedir. Nitekim Hassan b. Sabit, oğlunun kendisini sokan yaban arısını tasvir ettiği (Sanki o, iki parça Yemen giysisine bürünmüştü) sözüyle ilgili olarak, "Kâbe’nin sahibine yemin olsun ki bu bir şiir" demiştir (İskender - İnânî, s. 42). Bazı Arap edebiyatçılarının Bedîüzzaman el-Hemedânî ile Harîrî'nin makâmeleri ve Kâdî el-Fâzıl'ın risaleleri gibi hayale dayanan seçili nesir ürünlerini mensur şiir kabul etmeleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Kâfirlerin Kur'an'ı şiir, Hz. Peygamber'i şair diye nitelemeleri inat ve şaşkınlık eseri olduğundan gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü onlar Kur'an'a şiir nitelemesi yaptıkları gibi sihir, kehanet ve eskilerin efsaneleri gibi vasıflar da nisbet etmişlerdir. Temalara uygun biçimde seçilmiş kelime ve lafızlarla kurulup teşbih, mecaz, istiare, kinaye, cinas, tevriye gibi söz sanatlarıyla örülmüş şiir dili, vezin ve kafiye ile sağlanmış müzikal armoni, hayata ve olaylara akıl ve mantıkla değil his ve hayal penceresinden bakış şiiri şiir yapan temel niteliklerdir. Kafiye şartı klasik Arap şiirine özgü olup modem zamanda Batı şiirinin etkisiyle, özgür şiir (free verse), nesir kasidesi (poeme en prose) gibi kafiyesiz şiirler Arap şiirinde de yansıma bulmuştur.

Şiir, bütün uygarlıklarda dinî ritüeller ve müzikle ilgisi dolayısıyla en kadîm edebî ürün kabul edilir. Çünkü şiir hayalin, ne­sir ise düşüncenin ürünüdür. İnsanın psi­kolojik yapısında hayal düşünceden önce gelir. Edebî nesir şiirden doğmuştur. An­cak konuşmada kullanılan nesrin ihtiyaç sebebiyle daha eski olduğu şüphesizdir. Nitekim hiçbir kitap telif edilmeden ve hiç­bir edebî nesir ortada yokken Homeros'un şiirleri terennüm ediliyor, İslâm öncesi Arap şiiri panayır ve toplantılarda okunuyordu. Buna rağmen nisbeti şüpheli bazı kâhin ve hükemâ secileri dışında kadîm Arap ede­bî nesrinden günümüze herhangi bir şey ulaşmamıştır (Mecdî Vehbe - Kâmil el-Mühendis, s. 118). Şairin eserini okurken birtakım sembolik hareketler yapması, il­hamını doğaüstü bir kaynağa bağlaması gibi hususları dikkate alan bazı yazarlar şair-kâhin, seci-şiir arasında bağ kurmuş ve seçili nesri nazma geçişte bir aşama kabul etmişse de bu doğru değildir (M, XI, 531). Aristo'nun Peri Poietikes (şiir sa­natı) adlı eseri şiir teorileri ve türleri hak­kında zamanımıza intikal eden ilk kitap olup bu alanda diğer dillerde yazılan eser­lerin ana kaynağını teşkil etmiştir. Âni il­hamın ürünleri olarak şiirle müzik arasın­da yakın bir ilgi bulunmaktadır. Bazı şiir vezinlerinin deve çobanlarının ve savaşçı­ların ezgilerinden doğduğu kabul edilir. Ninniler, ağıtlar, ilâhiler vb. şeyler müzi­kal şiir parçalarıdır. "Özel biçimde vezni gösteren bir ahenkle şiir okuma" anlamı­na gelen inşad kelimesinin asıl mânasının "sesi yükseltmek" olması, şiir çerçevesin­de geçen İbranice ve Türkçe kelimelerin müzikle ilgili anlamlar ifade etmesi şiirin kaynağındaki müzikal gerçeği teyit etmek­tedir.

Câhiz ve ondan etkilenen Nakdü'ş-şi'r sahibi Kudâme b. Ca'fer gibi edip ve eleş­tirmenler iyi şiirin niteliklerini harfler-kelimeler, lafız-mâna, vezin-kafiye ve armo­ni olarak cüzleri arasında tam bir uyum ve kaynaşma şeklinde belirlemişlerdir (el-Beyân, I, 67). Hasan b. Bişr el-Âmidî te­maya uygun biçimde seçilmiş lafızları, ma­kama uygun temsil ve istiareleri, gerek­siz uzatma ve kısaltmalardan arınmış, an­lamı ve amacı tam karşılayan nitelikte ol­mayı kaliteli şiirin vasıfları diye sayar. Buhtürî'nin, "Şiir işareti kâfi gelen bir telmihtir, o asla hitapları uzatılmış hezeyan değildir" dizesi de bunu doğrulamaktadır (Mecdî Vehbe - Kâmil el-Mühendis, s. 119). Ni­telikli şiirin üretilebilmesi için şairde do­ğal yetenekle edebî zevki şart koşan İyârü'ş-şi’r sahibi Ebü'l-Hasan İbn Tabâtabâ el-Alevî bu olmadığı takdirde şiir ve aruz bilgisinin bir işe yaramayacağını söyler (a.g.e., a.y.). Mübalağa ve hüsn-i ta'lîl de güzel şiirin temel niteliklerindendir. İbn Tabâtabâ gibi bazı eleştirmenler şiirin gü­zelliğinde gerçekçiliği esas alırken Aristo'­dan itibaren Câhiz ve Kudâme b. Ca'fer gi­bi eski ve yeni eleştirmenlerin çoğu abar­tıyı güzel şiirin vazgeçilmez öğesi saymış, bu hususun önemini vurgulamak üzere söylenen, "En tatlı şiir en yalan olanıdır" sö­zü eskiden beri darbımesel vasfını koru­muştur. Şairin tabii hadiselerin gerçek se­beplerini görmezlikten gelerek onlar için bağlama uygun edibane ve şairane sebep­ler ortaya koyması (hüsn-i ta'lîl) birçok şi­irde güzelliğin ve zarafetin kaynağını oluş­turmuştur.

Câhiz şiirin başka bir dile tercüme ve naklinin mümkün olmadığını, bu durum­da onun değiştirilmiş ve başka bir şekle sokulmuş olacağını, beğenilen ve hayret uyandıran yanının ortadan kalkıp düz söz (mensur) seviyesine düşeceğini, baştan mensur olarak ifade edilmiş sözün şiirden dönüştürülmüş mansur sözden daha gü­zel ve etkili kabul edildiğini belirtir. Onun bu görüşü, vezin ve kafiyeden doğan mü­zikal armoniyi ve şeklî yapıyı esas alan şi­ir anlayışını savunan çevrelerce sürdürül­müştür. Ancak iç armoniyi ve sembolizmi savunan şiir anlayışını benimseyenler bu­na karşı çıkmış, şiirin ve sanat ürününün tercüme edilmesinin mümkün olduğunu, bazı tercümelerin orijinallerinden daha ba­şarılı görüldüğünü ileri sürmüştür. Şiiri orijinalindeki ibda' ve îkâ' seviyesinde ter­cüme etmenin imkânsızlığı hususundaki Câhiz'in görüşü geçerliliğini korumaktadır.

Kaynağı milâttan önce II. binlere kadar uzanan Hint şiiri I. binde kutsal Veda me­tinlerinde yer alan ilâhilerle zirveye ulaş­mış, daha sonra dünyevî kasideler, arya, gayatri, destan ve drama türünde birçok ürün verilmiştir. Yunan şiiri milâttan önce IX veya VIII. yüzyıllarda Homeros'un İliade ve Odissa adlı destanlarıyla başlamış, lirik şiir ve gazel, trajedi, komedi, hikemi-yat ve pastoral şiir türlerinde ürünler yi­ne İsâ'dan önce ortaya konulmuştur. La­tin şiiri Homeros'tan çevirilerle başlamış ve milâttan önce II. yüzyılda Ennius'un Annales'i ile (yıllıklar / havliyyât) kurulmuş, ardından drama, destan, gazel, felsefî ve pastoral şiir türünde eserler verilmiştir. Çin şiirinde en kadîm ürünler Tang çağın­dan (m.s. 618-906) zamanımıza gelenler­dir. İslâm öncesi döneme ait çok az ürün intikal eden İran şiiri, VII. yüzyılda İslâm'ın kabul edilip Arap yazısının benimsenme­siyle asıl ürünlerini vermeye başlamış, Arap aruzunun kullanılmasıyla IX. yüzyıldan iti­baren gelişme yoluna girmiştir.

 

   İLGİLİ İÇERİK

ŞİİRDE ÖLÇÜ

ŞİİR

ŞİİR BİLGİSİ

ŞİİRDE YAPI

ŞİİR İNCELEMESİ

ŞİİR ve GELENEK

ŞİİR ve ZİHNİYET

SON EKLENENLER

Üye Girişi