Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

TİLKİ İLE HOROZ – İRAN MASALLARI

Bir zamanlar görmüş geçirmiş bir horoz vardı. Bu horoz birkaç kez tilkiye yakalanmış, ama her defasında zekâsını kullanarak tilkinin pençesinden kurtulmuştu.

Bir gün köyün dışında yem aramakla meşgulken, uzaktan bir tilkinin koşa koşa geldiğini gördü. Kaçıp kendini köye atmaya fırsat bulamadı. Çaresiz, biraz ötede bulunan yaşlı bir çınar ağacının dalına kondu.

Tilki ağacın altına gelerek: "Horoz kardeş, niçin beni görünce ağaca uçtun?” diye sordu.
Horoz da "Aşağı inip boynuna sarılmamı mı bekliyordun?" diye cevap verdi.

Tilki "Evet, yoksa haberin yok mu? Padişah çarşı pazara tellal çıkartmış. ‘Biz yaşadıkça hiçbir canlı kendisinden daha zayıf olana zulmetmeyecek. Bundan böyle kurtla koyunun bir çeşmeden su içmesi, güvercinle doğanın bir yuvada uyuması gerek' demiş. Mademki ferman böyle, sen de aşağıya in. Beraber dolaşalım” dedi.

Horoz "Birlikte gezip dolaşmak güzel, ama iki kişiyle değil. Sen biraz bekle. Bize doğru rüzgâr gibi koşa koşa gelen şu iki üç canlı da gelsinler, o zaman birlikte dolaşalım” dedi.
“Vücutları kurda benziyor. Ama kulak ve kuyrukları kurdun kulak ve kuyruğundan daha uzun" diye cevap verdi.

Tilki, gelenlerin sürüye ait kopekler olduğunu anlar anlamaz kaçmaya başladı.
Horoz "Niçin kaçıyorsun?" diye sordu.

Tilki "Çünkü sürünün köpekleriyle aram pek iyi değil" dedi.

Horoz "Padişahın, hiçbir canlı diğer bir canlıya zulmetmeyecek" diye tellal çıkarttığım söyleyen sen değil misin?" diye sordu.

Tilki "Elbette benim, ama bunlar o sırada kırdalarmış. Padişahın fermanından haberleri yok. Beni yakalarlarsa parça parça ederler” dedi ve hemen gözden kayboldu.


SEYYAR SATICI – İRAN MASALLARI

Bir zamanlar, karısı ve Behram adındaki süt çocuğuyla beraber yaşayan bir seyyar satıcı vardı. Daha çocuğu sütten kesmemişlerdi ki seyyar satıcı öldü. Karsı bir daha evlenmedi ve oğlunu büyütmekle meşgul oldu. Oğlu on sekiz yaşına gelinceye kadar evinde olanı ve kocası zamanında biriktirdiği her şeyi sattı, harcadı. Artık kala kala, yokluk günleri için ayırdığı üç yüz dirhemlik gümüş paradan başka bir şey kalmamıştı.

Bir gün sabahleyin uyandı. Behram'a seslenerek "Evladım, baban öleli, annen de dul kalalı on altı yıl oldu. Tanrıya şükür ki ne yapıp yapıp dişimi sıktım, ağzıma koca lafı almadım ve seni bu günlere getirdim. Şimdi hayatını kazanıp, babanın mesleğini ele alman lazım. Pazara gidip bir yerden bir şeyler alarak, öte tarafta satmalı, böylelikle geçineceğimiz parayı kazanmalısın” dedi. Sonra raftan para kesesini aldı; ağzını açıp Behram'a yüz dirhem verdikten sonra "Bunu al ve alışverişe git” dedi. Behram parayı alarak evden çıktı. Şehir meydanı ve çarşısından geçti, pazaryerine geldi. 0 yana bu yana bakınıp alışveriş peşinde dolaşırken bir yere vardı. İki üç delikanlı zavallı bir kediyi torbaya koymuşlar, nehre atmaya götürüyorlardı. Zavallı kedi de korkudan miyavlıyordu. Kedinin haline çok acıdı, yanlarına gelip: "Niye boş yere zavallı hayvanı üzüyorsunuz? Torbanın ağzım açıp, bırakın. Nereye isterse gitsin" dedi. Oradakiler "Çok acıdıysan, yüz dirhem ver bize, kedi senin olsun" dediler. Kedi Behram'a baktı, ayağım öptü, ayak bileklerine süründü. Sonra "iyilik unutulmaz" dedi ve gitti. Daha sonraları ara sıra Behram'a uğradı.

Behram akşama doğru yorgun argın eve geldi. Annesi "Anlat bakalım, ne yaptın? Ne alıp, ne sattın?” diye sordu. Behram başından geçeni annesine anlattı. Annesi de o gece hiçbir şey söylemedi. Ertesi sabah annesi “Evladım, bir hayvan beladan kurtardın. İyi bir iş yaptın. Hayvanlar bizden önce dünyaya geldiler. Zarar dokunmayan ve bizim yardımcımız olan hayvanlara, zor durumlarında yardımcı olmalıyız. Ama kendi yaşam ve geçimimizi de düşünmeliyiz. Bugün sana yüz dirhem daha veriyorum. Haydi, alıverişe git" dedi. Behram "peki” diyerek parayı aldı ve evden çıktı. Şehir meydanına daha varmamıştı ki, birkaç delikanlının bir köpeğe tasma taktıklarını, zavallı hayvan çekip dövdüklerini ve şehrin suruna götürüp atmak istediklerini gördü. Behram köpeğin haline çok acıdı. Yanlarına gelerek "Bu vefalı hayvan incitmeyin. Tasmayı boynundan çıkarın, bırakın gitsin" dedi. Oradakiler "Bu hayvana çok acıyorsan, satın al, serbest bırak" dediler. Behram yüz dirhemi verdi ve köpeği serbest bıraktı. Köpek iki üç defa Behram'ın etrafında döndü, kuyruğunu salladıktan sonra "Ey temiz süt emmiş insanoğlu. İyilik yaptın, iyilik bulacaksın” dedi. Köpek daha sonra ara sıra Behram'a uğradı.

0 akşam da başı önde, elleri boş eve gitti. Annesinin bir gün önce söylediği sözleri biraz daha sert buldu. Annesi üçüncü kez ona yüz dirhem vererek "Artık bugün alışveriş günü" dedi. Behram yüz dirhemi alarak evden çıktı. Akşama kadar dolaştıysa da alışveriş yapmadı. Yoruldu. Biraz dinlenip yorgunluğunu çıkarmak için bir duvar kenarına gitti. İki üç kişinin ellerinde bir kutuyla odun toplayıp, kutuyu ateşe atmak istediklerini gördü. Yanlarına gelerek "Yakmak istediğiniz bu kutuda ne var?” diye sordu. "Güzel renkli, desenli bir hayvan” dediler. "Ateşe atmayın, bırakın gitsin” dedi. "Hayvana acıdıysan yüz dirhem ver, bu kutu senin olsun. Ne istersen yap” dediler. Behram kendini alamadı. Yüz dirhemi verip, kutuyu aldı. Kapağım açmak isteyince "Burada kapağı açma. Şehir dışına götür” dediler. Behram kutuyu şehir dışına götürdü. Kapağım açınca, içinden büyük bir yılan çıktı. Korktu. Kaçmak isteyince, yılan "Nereye gidiyorsun? Sen bana kötülük yapmadın. Beni yanmaktan ve ölümden kurtardın. Biz hiçbir zaman bize zararı dokunmayanları sokmayız. Haydi, işine git" dedi. Behram üzgün üzgün bir köşeye ilişti. Çünkü son yüz dirhemi de vermiş ve yılanı kurtarmıştı. 0 akşam annesine ne cevap vereceğini düşünüp duruyordu. Yılan oğlanı böyle görünce bir derdi olduğunu anladı. "Niçin böyle düşünceli ve üzgünsün?” diye sordu. Behram başından geçenleri yılana anlattı. Yılan "Ben çaresini bulurum. Babam, yılanların başkanıdır. Benden başka da çocuğu yok. Üstelik beni çok sever. Seni onun yanına götüreyim. Beni nasıl kurtardığını, sen olmasaydın yanıp kül olacağımı ve ocağının söneceğini söyleyeceğim. Sözlerimi bitirdiğim zaman sana ‘Bu iyiliğin karşısında ne dilersen sana vereyim’ diyecektir. Sen ‘Süleyman yüzüğü' de. Sana başka bir şey vermek isterse ‘istemem, yalnız söylediğimi isterim' de” dedi.

Yılan Behram’ı babasının yanına götürdü. Başına gelenleri baştan sona kadar anlattı. Oğlunun kurtulmasına çok sevinen başkan yılan, Behram'a "Yaptığın bu iyilik karşısında ne dilersen dile, sana vereyim” dedi. Oğlan "Ben hiçbir şey istemiyorum. Ama bana bir şey vermek istiyorsan Süleyman yüzüğünü ver” dedi. (Süleyman yüzüğünün üzerine büyük bir tılsım işlenmişti.)

Başkan yılan "Sen Süleyman yüzüğünü nereden biliyorsun? Bu yüzük babadan oğula bana kadar geldi. Bana, yüzüğü yabancıya vermememi tembihlediler. Verirsem şeytanın haberi olur. Onu eline geçirir ve dünyayı altüst eder. Bu yüzük, kalbi temiz ve yürekli birinin elinde bulunmalı” dedi. Oğlan "belki ben olurum” dedi. Uzun konuşmalardan sonra, başkan yılan, yüzüğü oğlana verdi ve "Kimseye yüzüğün yanında olduğunu söyleme. Her zaman onu yanında, kimsenin bilmediği bir yerde sakla” diye sıkı sıkı tembih etti.

Behram, Süleyman yüzüğünü aldı. Başkan yılanla vedalaştıktan sonra yanından ayrıldı. Kapıda küçük yılan oğlanın yanına gelerek "Bu yüzüğün ne işe yaradığını sormadın mı?” dedi. Oğlan "Hayır" diye cevap verdi. Yılan "Peki, unutma, bu yüzüğü orta parmağına takıp, elini üstüne sürtersen, yüzüğün kaşından bir zenci çıkar. Ondan kuş sütü bile istesen, dileğini yerine getirir” dedi.

Behram çok sevindi. Karnı aç olduğu için ilk denemeyi yaptı. Yüzüğü orta parmağına taktı. Kişmişli pilav diledi. Birden bir zenci belirip, bir tabak dolusu kişmişli pilav hazırladı. Behram karnını iyice doyurduktan sonra eve gitti. Çok geç kaldığından annesi merak etmişti. Eve gelince annesi "Niçin geç geldin? Şimdiye kadar neredeydin? Ne yapıyordun?" diye sordu. Behram başından geçenleri bir bir annesine anlattıktan sonra "Artık bundan böyle bir elimiz yağda, bir elimiz balda olacak" dedi. Annesi çok memnun oldu ve "Peki, şimdi ne yapmak istiyorsun?" diye sordu. Oğlan "önce bu kulübeyi yıkıp, yerine yüksek bir saray yapacağım” dedi. Annesi "Hayır, bu kulübeyi bırak. Benimle babanın hayatı burada geçti. Güzel anılarımız burada kalsın. Sen öbür tarafta yap sarayı. Ben burada olayım, sen de orada" dedi. Behram "peki, öyle olsun" dedi ve yüksek bir saray yaptı. Arzu ettiği her şey yerine geldi. Behram, hayatını düzene soktu. Güzel güzel yemekler yiyor, güzel giysiler giyiniyordu. Eksik olan tek şeyi, iyi bir eşti. Bir gün padişahın sarayının önünden geçerken, gözü sarayın penceresinden bakan padişahın kızına ilişti. Kendi kendine, bana layık olanı, bu kızdır” dedi. Eve gelip, annesini kızı istemeye gönderdi. Annesi muhafızların önünden geçtikten sonra padişahın odasına geldi. Padişahın perdedarına "Şahı görmek istiyorum” dedi. Perdedar şaha gidip söyledi. Şah da Behram’ın annesini çağırdı. "Ne söyleyeceksin?” diye sordu. Kadın "Kızım oğluma istemeye geldim" dedi. Padişah "Oğlun kim?” diye sordu. Annesi "Benim oğlum zengin bir delikanlıdır” dedi. Padişah "Ben her yabancıya kız verir miyim? Kızımı isteyenin, önce çok zengin olması lazımdır. Ayrıca, kızımın süt parası olarak yedi deve yükü altın ve gümüş, kızımın tacına takmak için yedi elmas düğme, yedi küp altın, düğün gecesi için yedi altın işlemeli inci vermelidir" dedi. Kadın "Ey padişah, bunlar bir şey değil. Ne istersen hazırdır” dedi. Padişah "Peki gel, kızı götür” dedi.

Oğlan, istenilen her şeyi Süleyman yüzüğü yardımıyla hazırladı. Kızı evine getirdi. Yedi gün yedi gece düğün yapıldı. Şehir donatıldı. Sonunda oğlan, padişahın damadı oldu.
Öte yandan, Turan padişahının oğlu da aynı kızı seviyordu. Birkaç defa da kızı istetmişti. Herkes, onun bu kızı istediğini biliyordu. Kızı, kendi şehirlerinde bir seyyar satıcıya verdikleri zaman çok şaşırdı. "Bu oğlan kimdir? Nasıl oldu da padişah kızım bir seyyar satıcıya vermeye razı oldu?" diye meraka kapıldı. Araştırmalardan sonra o çocuğun, padişahın kendisinden istediği altın, gümüş ve mücevherleri verdiğini öğrendi. Kendi kendine "Bu zenginliğe nasıl geldiğini ve kızı nasıl aldığım anlamalıyım” dedi. Yaşlı bir büyücü kadına çok para vererek onu bu şehre gönderdi. Ve "Git, bu işin aslım araştır. Bir seyyar satıcı nereden bu zenginliğe kavuşmuş, anla bakalım. Eğer kızı bana getirebilirsen, sana ağırlığınca gümüş veririm” dedi. İhtiyar kadın yola koyuldu. Şehre geldi. Seyyar satıcı ile kızın sarayım öğrendi. Bir gün gelip, kapıyı çaldı. Cariyeler gelip kapıyı açtılar. Ve "Kimi istiyorsun?” diye sordular. Kadın "Bu sarayın sahibini görmek istiyorum” dedi. Onu, padişahın kızının yanına götürdüler. Sonra "Ben garip bir ihtiyar kadınım. Yoldan yeni geldim. Bana burada kalacak yer verin. Yorgunluğum çıkar çıkmaz yola koyulacağım” dedi. Padişahın km "Pekâlâ, kaç gün kalmak istersen burada kal" dedi. İhtiyar kadın, yumuşak ve dalkavukça sözlerle kızın gönlünü aldı. Cariyeler arasına girerek, sonunda yavaş yavaş kızın sırdaşı oldu. Kızın gönlünü adamakıllı ele geçirdiğinde bir gün ona "Baban padişah olduğu halde, bir seyyar satıcı olan kocanın bu zenginliğe nasıl geldiğini anlamadın mı?” dedi. Kız "Hayır" dedi. Kadın "Bilmen gerekir. Ona sor, bir gün işine yarayabilir" dedi. Akşam olup da kız yatak odasına gidince, oğlana "Bir seyyar satıcıdan fazla bir şey değilsin. Bu zenginliğe nereden kavuştun?” diye sordu. Oğlan öfkelendi ve kıza "bunları bilmen gerekmez” diye sertçe cevap verdi. Kız, oğlanın bu cevabına çok gücendi. Aralarına soğukluk girdi. Sonunda oğlan yüzük hikâyesini ona anlatmak zorunda kaldı. Ve "Şimdi yüzük yatak odamızın rafında” dedi. Ama bu sırrı kimseye söylememesini sıkı sıkı tembih etti. Kız bu Sim öğrenince, ihtiyar kadına anlattı. İhtiyar kadın, herkesin meşgul olduğu bir gün odaya girdi ve raftan yüzüğü alarak Turan padişahının oğluna götürdü.

Turan padişahının oğlu yüzüğü ele geçirdiği vakit, zenciden saray ve padişahın kızım kendisine getirmesini istedi. Zenci de hemen dileğini yerine getirdi. Turan Padişah’ının oğlu, km görünce çok sevindi ve hemen düğün yapılmasın istedi. Fakat kız güler yüz göstermedi. Uzun konuşmalardan sonra kırk gün mühlet istedi ve kırk gün dolunca ne isterse yapacağına söz verdi.

Öte yandan ihtiyar kadının yüzüğü götürüp, sarayla kızın Turan padişahının yanına gittiği gün, Behram da atıyla saraya geldi. Ama sarayın yerinde yeller esiyordu. Karısı da yoktu. Doğru annesinin kulübesine gitti, ona sordu. Yüzüğü çaldıklarını, bu işi Turan padişahının oğlunun yaptığım anlayınca çok üzüldü, bitkin düştü. Şehrin bir kenarına gitti. Harap olmuş bir köşkün kenarına oturdu. Başım dizine dayamış ve ne yapacağım bilmediği için şaşırıp kalmıştı. Bu sırada, ara sıra ona uğrayan yılan, köpek ve kedi yanına geldiler. Başına bir bela geldiğini anladılar. Yılan, kediyle köpeğe "Bu adamın bize çok iyiliği dokundu, bizi ölümden kurtardı. Ben görevimi yaptım. Şimdi sıra sizin. Gidip Turan'dan yüzüğü getirin" dedi. Köpekle kedi yola koyuldular, onların ardından da Behram gitti. Birkaç gün sonra Turan şehrine geldiler. Padişahın oğlunun saray ve bahçesinin kapısına geldiler. Köpek dışarıda kaldı. Kedi saraya girdi ve kızı, padişahın oğlunun sarayında gördü. Kız tenha bir yerde ona "Turan padişahının oğlu yüzüğü her zaman koltuğun altında saklar. Uyuduğu zaman da, kimse çalmasın diye ağzına koyar. Kırk gün dolmadan, en kısa zamanda yüzüğü ağzından almalısınız" dedi.

Kedi bunların tümünü köpeğe söyledi. Köpek de kediye, yüzüğün padişahın oğlunun ağzından nasıl alacağını anlattı. Ertesi akşam, köpek kediyle birlikte padişahın oğlunun sarayına gitti ve bir köşeye saklandılar. Kedi de, köpeğin öğrettiği gibi mutfakta pusuya yattı ve bir fare yakaladı. Fare kedinin pençesine düşünce, kedi "Bak, şimdi boğazım sıkıp, seni dişlerimin arasında parçalayabilirim. Ama yaşamak istiyorsan, dediğim işi yapmalısın. Dinle şimdi. Kuyruğunu bibere batırıp benimle beraber padişahın oğlunun yatak odasına gideceksin. Sonra hapşırması için kuyruğunu onun burnuna süreceksin" dedi. Hangi şartlarla olsun canını kurtarmak isteyen fare "Peki, bu işi yapacağım" dedi. Kedi önden gidip, kapıyı açtı, dışarı çıktı. Sonra fareyle köpek odaya girdiler. Padişahın oğlu uyuyordu. Fare yavaşça göğsüne çıktı. Kuyruğunu padişahın oğlunun burnuna sürttü. Padişahın oğlu öyle bir hapşırdı ki, yüzük ağzından havaya uçtu. Köpek yüzüğü havada yakalayıp bahçeye koştu. Fare de kaçıp bir deliğe girdi. Kedi ise önceden gitmişti. Köpek şehrin kapısından çıkarken arkalarından Behram'ın geldiğini gördü. Çok sevindi ve yüzüğü eline verdi. Behram hemen yüzüğü orta parmağına taktı. Kendisi, karsı ve dostlarıyla birlikte eski yerlerine gitmeyi diledi. Turan padişahının oğlu daha kendisini toparlayamamıştı ki, ne yüzükten, ne de kızdan bir haber olduğunu gördü. Kendisine bir oyun oynayıp, yüzüğü ağzından aldıklarım anladı.

Behram karısına "Seni kim aldattı?” diye sordu. Karsı da hepsini Behram'a anlattı. Behram "Bir ihtiyar kadının tatlı diline aldanıp hem bizi, hem de kendini üzmemelisin” dedi. Karsı pişman oldu ve "Artık aldanmayacağım” dedi.

Behram, yaşamı için ne dilediyse tümü gerçekleşti. Yabancının eline geçmesin diye de yüzüğü denizin dibine attı

SON EKLENENLER

Üye Girişi