Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ORHAN VELİ ve GARİP ŞİİRİNİN GEREKÇELERİ

Mehmet Erdoğan

 Orhan Veli'nin şiiri Türk edebiyatının tarihsel dönüm noktalarından biridir. Ece Ayhan'ın ifadesiyle Orhan Veli, "şiirin yatağını değiştirmiş"[1] ve onu yeni bir vadiye çekmiştir.

Garip şiiri bir değişim projesidir. Türk şiiri tarihsel süreçte sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal şartlara bağlı olarak benzer dönüşümler yaşamıştır. Garip şiiri de bunlardan biridir. Amacı şiirin sesini, biçimini ve içeriğini güncelleştirerek sanatı daha işlevsel hâle getirmek olan Garip şiiri, getirdikleri ve götürdükleriyle çokça tartışılmış; etkisini ve önemini hemen hemen her dönemde korumuştur.

Orhan Veli, yarım asır sonra bugün hâlâ konuşuluyorsa, bunun bir sebebi olmalıdır. Bunu, onun şiirinin etki gücüyle açıklamak mümkün değildir; çünkü Orhan Veli'nin şiiri, oluşum aşamasında terk edilmiş bir şiirdir. Ama şiirinin yaslandığı gerekçeler, dolayısıyla edebiyatımızdaki işlevi, günümüze kadar geçerliliğini belli ölçüde koruyarak gelmiştir. Acaba Orhan Veli'nin girişimi ve şiiri hangi gerekçelere dayanıyordu? Bunun doğru anlaşılması, günümüzde yazılan şiir açısından da hayatî bir önem taşımaktadır.

Bilindiği gibi şiir, tarih boyunca çeşitli değişikliklere uğrayarak gelişmiş bir sanattır. Bir dönem nazım denilen bir çerçevede vezne ve kafiyeye bağlanmış, bir dönem bunların şiire dar geldiği söylenmiştir. Yani şiir; dili, şekli, niteliği, anlamı, işlevi vs. yönünden zamandan zamana, toplumdan topluma çeşitlilik gösteren anlayış farklılıkları sebebiyle sürekli bir değişim içinde olmuştur. Şiirin değişmesi bazen "yozlaşma" olarak nitelenmiş ve toplum tarafından benimsenmemiş, bazen de işlevini yitirdiği ve ona yeni bir işlev kazandırılması gerektiği düşüncesiyle değişmesi "zorunlu" kabul edilmiştir. Buradaki espri, şiirin değişiminin toplumsal hayattaki değişmelere bağlı bir olay olarak gelişmesidir. Çünkü şiir, hayatı yönlendiren değil, onun gerçekliğini algılamaya ve temsil etmeye çalışan bir olgudur. Böylece insan-hayat-şiir ilişkisi, karşılıklı etkileşimli bir ilişki olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla her olgu diğerlerini görecek ve kendi varlığını onlara bağlı sayacaktır.

1937 yılında Ankara'da temelleri atılan Garip hareketinin ilk ürünleri topluca Varlık'ta görülür. 1941'de de Orhan Veli'nin öncülü­ğünde ve yazdığı "Garip" başlıklı önsözle Garip adlı ortak bir kitap çıkarılır. Kitapta sırasıyla Melih Cevdet, Oktay Rifat ve Orhan Veli'nin şiirleri bir araya getirilir. Orhan Veli ve arkadaşlarının hareketi adını bu kitaptan alır ve kitabın önsözü hareketin manifestosu niteliğindedir. 1945'te ikinci baskısı yapılan kitapta bu defa, sadece Orhan Veli'nin şiirleri yer alır ve önsöz yeniden yazılır.

"Yeni bir zevke ancak yeni yollarla, yeni vasıtalarla varılır. Birtakım nazariyelerin söylediklerini bilinen kalıplar içine sıkıştırmak­ta hiçbir yeni, hiçbir sanatkârane hamle yoktur. Yapı temelinden değiştirmelidir. Biz senelerden beri zevkimize, irademize hükmet­miş, onları tayin etmiş, onlara şekil vermiş edebiyatların, o sıkıcı, o bunaltıcı tesirinden kurtulabilmek için, o edebiyatların bize öğ­retmiş olduğu her şeyi atmak mecburiyetindeyiz."[2] diye işe başlayan Garip şairleri, vezin ve kafiye gibi şekil unsurlarının "iptidaî" şiir için geçerli olduğu, şiirde vezin ve kafiyenin dışında, hat­ta onlara rağmen bir ahengin olabileceği düşüncesindedirler. Ayrıca söz ve anlam sanatlarının da eski anlayış ve zevkleri yansıttığı için terk edilmesi gerekir. Şiirde "mısracı zihniyet"e ve "şairane"ye karşı çıkan Garip şairleri, güzelliği "basitlik"te ararlar. Onlara göre, "Şiir bütün hususiyeti edasında olan bir söz sanatıdır. Yani tamamıyla mânadan ibarettir."[3]

Garip hareketinin yayın organı olan Yaprak dergisi, iki sayfa hâlinde 1 Ocak 1949'dan 15 Haziran 1950'ye kadar 28 sayı yayımlanır. Orhan Veli'nin ölümünden sonra, arkadaşları tarafından onun anısına, Son Yaprak adıyla bir sayı daha çıkarılır (1 Şubat 1951). Dergide "Yaprak" imzasıyla yayımlanan "Alış Veriş" adlı bir şiir, hareketin sanat görüşünü ve ana eğilimlerini yansıtması bakımından dikkat çekicidir: "Gül verir yonca alırız

Bülbül verir serçe alırız
Edebiyat verir yalın söz alırız
Şarkı verir türkü alırız
Tek ses verir çok ses alırız
Halı verir kilim alırız
Kara tahta verir hayat alırız
Diploma verir değer alırız
Lisan verir dil alırız
Tespih verir pergel alırız
Hacı yağı verir zeytinyağı alırız
Meta verir fizik alırız
Turan verir memleket alırız
Hemşehri verir yurttaş alı­rız
Salon verir sokak alırız
Hazırlop verir alın teri alırız
Ca­nan verir dost alırız
Gözyaşı verir ümit alırız."[4]

İsmet Özel, Garip hareketini, Türk şiirinin modernleşme serüveni içinde "dikkate değer bir değişme" olarak görür. "İki arkadaşıyla birlikte Orhan Veli'nin giriştiği 'devrim', şiirde konuşma dilinin egemenliğini sağlamaya yönelmişti. Genç atılımcılar batılılaşma sürecinin bütün evreleri içinde modernleşen Türk şiirinin hep 'şiirsel' kaldığını görüyorlar, bu tavrın şiirde gerçek sözü maskeledi­ğine inanıyorlardı. Garip şiirinde yeni olan, şiir mantığının en alı­şılmış, en kolay rastlanan sözler aracılığıyla sunulmasıydı. Halkın diliyle doğrudan bağlantı kuran, halkın zevkine aracısız bir gönderme yapan Orhan Veli ve arkadaşları gerçekliğin şiir dili türetmek kaygusu yüzünden yapaylaşmış bir sanatsal anlatım içinde perdelendiğini görüyorlar, içinde bulundukları hayatın ne akıl düzeni, ne de esprit bakımından kendilerinden önceki şiirin yapısına denk düşmediğine inanıyorlardı. Garipçilerin manzum söyleyişe cephe almaları, vezne ve kafiyeye saklanmayan bir sahicilik peşinde olmalarındandır. Garip şairlerinin hayatın sıradan gerçeklerine yönelmeleri, küçük insanların dünyalarına girmeleri yalnızca 'kuramsal' kaygular olarak ele alınamaz. Şairlerin toplumsal yerinde­ki kayma artan bir hızla devam etmektedir."[5]

"Şiir, bizimle hayat arasında bir bağ kurduğu vakit, bizim için var olmağa başlıyor." diyen Mehmet Kaplan da Garip şiirini, Türk şii­rinde bir "inkılâp" kabul eder. "Orhan Veli ve arkadaşlarının giriş­miş oldukları hareket, ilkin bizzat şiirin inkârı gibi gözüktü. Fakat zamanla anlaşıldı ki bu, şiirin üzerinde kalın bir tabaka teşkil eden 'şairanelik'i kırarak, asıl şiire gitme teşebbüsüdür." Yani "Şiirsiz şiir veya edebiyatsız edebiyat. Kendilerinin deyimi ile 'şairanelik'in tasfiyesi mutlak samimiyet, sadelik ve gerçeğe bağlılık."[6]

Ahmet Hamdi Tanpınar'a göre Orhan Veli, "edebiyatın ve şiirin, diliyle ve gayeleriyle değişmesini" istiyordu. Süleyman Efendi tipi, "hakikatte derunî hayatı olmayan, mesuliyet hissinden mahrum, klişe kelimeler ve ödünç hislerle yaşayan bir sınıf insanı" temsil etmekteydi. Bu insan, "her türlü idealizmin ve değer hiyerarşisinin dışında ilk doğmuş insan yahut bilinmeyen ameliyelerden geçmiş ve transcendantalle her türlü alâkasını kesmiş bir mahlûk gibi sadece var olmakla yetinen" bir insandı. Böylece Orhan Veli ve arkadaşları, edebiyatımızı "şairane modalardan kurtarmak"la ve şiirden "müzikalite"yi atmakla yetinmiyorlar, eski şiirin değerler dünyasını da sarsmak istiyorlardı'[7]

Turgut Uyar'a göre ise Orhan Veli'nin şiiri, "geleneksel şiirimizden değerler taşır" ve "Türk şiir geleneğinin bütün inceliklerini ye­nileyerek sürdürür."[8] Yani o, bir taraftan geleneksel şiire savaş açar; şairaneliğe ve müzikaliteye karşı çıkar; ama diğer taraftan da "özdeyiş"e ve "hikmetli söz"e yaslanarak yine ona bağlanır.

Orhan Veli, şairanelik üzerinden heceye ve aruza tepki gösterirken var olan mükemmellik anlayışına karşı çıkıyordu. Ona göre mü­kemmellik düz bir satıhtı. Böyle bir alan içinde kişilikler kayboluyordu. Güzellik her şey demek değildi. Hata yapmak, birtakım zaaflar içinde olmak da insana özgüydü. Bu yüzden gündelik hayatı şiire sokmak ve eskiyi sarsan bir şiir yazmak istiyordu. Onun için önemli olan değişimi yakalamak ve yeni bir şiir yazmaktı. Kendi çıkışının Türk şiirinde bir aşama olduğunun farkındaydı. "Şiirin gelişmesi, şiir tekniğinin gelişmesi değildir. Değişen koşullarla insanın değişmesidir."[9] Orhan Veli asıl bunu yapmaya çalışmıştı. Bunun için önce şiirdeki insanı değiştirmek istedi. Hayatın ve insanın değiştiğini; ama bunun şiire yansımadığını görüyordu. Bu sebeple çoğunlukla bireyi esas aldı. Topluma söyleyeceklerini de zaman zaman birey üzerinden söyledi. Onun bireyi seçkin değildi; kenar mahalle sakiniydi, yani sıradan, küçük bir insandı. Hayata ve kendine karşı alaycı; dünyayı umursamayan bir insan! Biraz hüner ve biraz zevk sahibi; biraz bilge ve biraz müstehzi bir insan! İşte Orhan Veli'nin insanı buydu.

Orhan Veli ne yapmak istediğini biliyordu. Geçmişten kopuk bir hayat düşlemiyordu; tarihten süzülüp gelen değerleri bugünün şartlarına uygun biçimlerde yeniden kurmak ve yaşamak istiyordu. Fakat geleneksel değerleri aktarmacılığa karşıydı. Ona göre böyle bir şey olamazdı, çünkü bu eşyanın tabiatına aykırıydı. Önünü açabilmek ve kendine bir yol bulabilmek için önce sert çıkışlar yapması gerekiyordu. Ne var ki bir süre sonra çıkışıyla çelişik duran ürünler ortaya koyması kaçınılmaz oldu. Esasında bu bir çelişki değildi, bilinçli olarak yapmaya çalıştığı bir şeydi. Kendine göre birinci aşamayı tamamlamış, ikinci aşamaya geçmişti. Bu dönemde yazmak istediği şiiri ortaya koyacaktı. Orhan Veli'den önce serbest şiiri deneyenlerin hiçbiri onun yaptığını yapamadı. Çünkü Orhan Veli, şiire yeni bir ses kazandırabilmek için, sadece dille oynamayı yeterli görmedi. Bunun yanında insanı, insana bakışı da değiştirdi. Bundan dolayı Nâzım Hikmet'in şiiri ona göre eskinin içinde kalmıştı.

Garip şiirinin insan üzerinden yapmaya çalıştığı şey yeni bir Türk hümanizmi yaratma çabasıdır. Bu anlayış o dönemin yaygın ve en­telektüel bir anlayışıydı. Bu amaçla MEB, Hasan Âli Yücel'in dö­neminde bir Tercüme Bürosu kurmuş, doğu ve batı klâsiklerini kültürümüze kazandırmaya çalışmıştı. Garip şairleri hümanizmin kökenini Türk tarihinde ararlar ve halk şiirine bu açıdan yaklaşırlar. Bu konuda büyük ölçüde Nurullah Ataç ve Sabahattin Eyüboğlu’nun etkisi altındadırlar. Nurullah Ataç, Orhan Veli ve Garip şi­irinin en büyük destekçisiydi. Sabahattin Eyüboğlu ise eski şiirimizi ve batı şiirini Orhan Veli ve arkadaşlarından iyi biliyor, yeni şiiri temellendirmede onlara yardımcı oluyordu. Özellikle Yaprak’taki yazılarıyla Garip hareketinin fikir babası gibiydi.

Sabahattin Eyüboğlu, Cumhuriyet rejiminin inkılâplarıyla yeni şiir arasında "yaşanılan gerçeğe ayak uydurma gayreti" yönünden işlevsel benzerlikler görür: "İnkılâplar eski kurumları, şiir eski ka­lıplan insafsızca kırarken doğruluk yanlışlık, güzellik çirkinlik ilkelerini değil, hayata dünya gerçeğine uygunluk ilkesini öne sürüyorlardı. Devletimizi ve sanatımızı, önceden tarif edilmiş, doğrusu ve güzeli değişmez örnekler hâline gelmiş bir dünya yerine, yaşanılan ve her an gelişen bir gerçek üstüne kurmak istiyorduk.”[10] Bu düşüncelerin Orhan Veli'yi etkilemediği söylenemez. Ama onun şiiri, doğrudan böyle bir anlayışın ürünü sayılmamalıdır. Çünkü düşünce dünyasını ve şiirini besleyen asıl kaynak bizzat ya­şanılan hayatın kendisidir.

Rasim Özdenören ise bu ideolojik duruşu, "Cumhuriyetin götürdükleri, bir de getirmek isteyip de getiremedikleriyle ortaya çıkan toplumsal bunalım"la açıklar. Ona göre olay, "İkinci Dünya Savaşının da (öncesi ve sonrasıyla) körüklediği bu bunalımda, işi alaya almaktan başka çaresi kalmayanların ruh durumu, "dur. Bundan dolayı Orhan Veli'nin şiir anlayışına değerler üzerinden bir eleştiri getirir: "Bu anlayış, şiiri, en ilkel anlamda bir esprinin kurbanı ediyor, kendi dışındaki şiiri, alaya alarak mahkûm etmek istiyordu. Her şey, aşk, toplum, savaş, insan, her şey basite indirgenmişti. Küçük bir nükte, bütün bu oluşları çözmeye yetiyordu onlarca. Bu anlayışın ve kolaylığın hayranı şiir heveslileri birbiri ardından mantar gibi türemiş, ortalığı kaplamıştı. Neydi bu anlayışın temelinde yatan? Psikolojik yaklaşımla irdelersek, ilkel bir karşı koyma. Daha önce ortaya konmuş ve en yüksek düzeyine ulaşmış şiir verimlerini silkip atmak, hiçe saymak. O ne yapmışsa tersini yapmak: Sevgili yerine vesikalı yâri getirmek, ruhun acılan yerine ayaktaki nasırın acısını söylemek, yüreğin ve kafanın erdemlerini alaya almak. Üstelik bütün bunları ne için, ne adına yaptığını bilmemek. Çünkü herhangi bir temel düşünceyle de bağımlı değildir bu şiir. Yaygın ve yanlış kanının tersine bazı andırışlar dışında Marksizm'le de ilgisi yoktur. Olsa olsa, bütün yerleşik değerleri inkâr yönünden, nihilistik bir anlayışın ürünleridir denebilir. Ama onun bile farkında mıdır, bilinmez. Şurası var ki, bu şiir, edebiyatımızda bir olaydır.”[11]

Attilâ İlhan'a sorarsanız "Birinci Yeni (Garip) İnönü diktasının şiiridir, İkinci Yeni ise Menderes diktasının!" Çünkü "Birinci Yeni 'sıcak' savaş yıllarının şiiriydi, İkinci Yeni 'soğuk' savaş yıllarının!"[12] Garip şiirinin çıkışını anlamak ve onun modem Türk şiirindeki yerini tespit edebilmek için Attilâ İlhan'ın bu yaklaşımı ancak son kertede işe yarayabilecek bir yargıdır. Kaldı ki Attilâ İlhan'ın amacı, Birinci Yeni'den söz etmek değil, kendi şiirinin önünü kestiği düşüncesiyle İkinci Yeni'yi karalamaktır.

Sezai Karakoç, Orhan Veli ve arkadaşlarının şiirini dar ve özel anlamda "gerçekçi" bir şiir olarak tanımlar ve yarattıkları olumsuz etkiye dikkat çeker: "Yaşamak için gerekli yaşamayı, ekmeği kazanmak cinsinden bir yaşamayı, toplumdaki yanından ve düz olarak anlatıyorlardı. Şiir (fevkalâde)nin yaratılışı değil, (alelâde)nin anlatılışıydı. Şairanelik alay konusu olmuştu. Kelime şiirde ve düz yazıda farklı kullanışta değildi. Savaş gibi bir güçlü şoktu bu şiir. Bu kuvvetli şokladır ki günün iyi şairleri büyük sarsıntı geçirir; Ahmet Muhip susar; Cahit Sıtkı kişiliğini yitirerek akıma uyar; en dayanıklıları Fazıl Hüsnü olur: Mistik şiirden koparak bazı millî, bazı aktüel, bazı da toplumcu noktadan çıkan fikrî alternatiflerle şiirini kurtarır."[13]

Orhan Veli'nin en büyük çıkmazı şiirini tepki üzerine kurmuş olmasıdır. Cemal Süreya'nın ifadesiyle "yeni bir şiir ne olmalıysa onun değil, eski şiir ne değilse onun çevresinde dolanmaya başla­dı." "Yeni bir şiiri öneren, köklü bir sanat devrimini getirmeye çalışan birçok şairin, sanatçının eski sanatla alay eden, ona takılan birçok eskizleri olmuştur. Ama bunun yanı sıra onların hiçbiri o yeni şiirin, o devrimin yörüngesinde onun iç gelişmesine bağlı ürünler vermeyi de ihmal etmemiştir.”[14] Orhan Veli şiirde bunu başaramadı veya istediği şiiri yazmaya ömrü vefa etmedi. Ama kendi şiir serüvenini aşan daha büyük bir iş yaptı: Türk şiirine değişim imkânı sağladı ve İkinci Yeni gibi büyük bir şiir damarının oluşumuna yol açtı, dolayısıyla İkinci Yeni şiirinin sürecini hızlandırmış oldu.

İkinci Yeni'nin merkez şairleri yeni şiirlerini yazmaya başladıkları zaman edebiyat ortamına Garip şiirinin havası egemendi. Garip şairleri toplumsal hayattaki değişimlere paralel yeni bir şiir anlayışı öngörüyorlardı. Bu amaçla eski edebiyata ait ne varsa ona karşı çıktılar.

Garip şiiri edebiyatımıza yeni bir insan tipi getirmişti. Başlangıçta hayatın gerçeklerinden uzak, fildişi kulesinde yaşayan veya topluma kendi görüşünü dayatmak isteyen anlayışlara karşı bir tepki içerdiği için büyük oranda benimsenmişti. Ne var ki Garip şiirinin değiştirici ve özgürleştirici bu tavrı, kısa bir zaman sonra resmîleşti ve bu defa yenileşmenin önünü bizzat kendisi tıkamaya başladı.

İşte İkinci Yeni şairleri bunu gördü ve daha geniş oylumlu bir şiirin temellerini attılar. Garip şiiri insana gündelik hayatın sıradan gerçekleri üzerinden bakarken, İkinci Yeni, soruna ontolojik bir perspektif kazandırmak istedi. Evet, Orhan Veli'den önceki şiir insanı görmüyordu; ama onun getirdiği şiir de insanı kısırlaştırıyordu. Böylece İkinci Yeni şairleri insanı, önce varoluşsal boyutuyla yoklamaya, sonra da insanî değerler üzerinden yeni bir anlayış geliştirmeye çalıştılar.

İkinci Yeni'den sonra, onun şiire sağladığı imkânlarla modern Türk şiiri epeyce bir mesafe katetti. Gel gelelim zaman içinde şartları doğru okuyamayan, toplumsal değişimleri göremeyen bazı şiir heveslileri, istismarcı bir tavırla İkinci Yeni tecrübesi üzerinden veya onun kıyısından kenarından tutarak şiirin önünü tıkayan ve genç kuşaklara kötü örnek olan ürünler ortaya koymaya başladılar. Yaslandıkları şiir dışı güçlerle de edebiyat ortamı üzerinde bir çeşit sulta kurdular. Bugün, günümüzün şiirini sultası altına almaya çalışan böyle anlayışların, tıpkı Orhan Veli'nin kendinden önceki şiire yaptığı gibi tasfiye edilmesi, yazılması gereken şiirin önünün açılması açısından tarihsel bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Globalleşen bir dünyada Orhan Veli'nin şiiri ve insana bakışı anlamını korumuyor; ama işlevi hâlâ geçerliliğini sürdürüyor. Belli dönemlerde yolun çakıl taşlarından temizlenmesi gerekiyor. Gü­nümüzün Türk şiiri, "icazetli otorite"leri omuzlarında taşımaktan kamburlaşmış durumdadır. Kamburu düzeltmek ve şiiri soluklandırabilmek için yeni "Molla Kasım"lara veya yeni "Süleyman Efendi"lere her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.

[Sayı 153, Kasım 2002]

 
[1] 1 Ece Ayhan, Şiirin Bir Allın Çağı, YKY, 1993.
[2] Orhan Veli, Bütün Şiirleri, Adanı Yayınlan, 1991
[3] Age
[4]  Yaprak, S. 1, 1 Ocak 1949.
[5] İsmet Özel, "Şiir", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, C. 3, İletişim Yayınla­rı, 1983.
[6] Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri II (Cumhuriyet Devri Türk Şiiri), Dergâh Yayınlan, 1992.
[7] Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınlan, 1992.
[8] Turgut Uyar, Bir Şiirden, Ada Yayınları, 1983.
[9] Turgut Uyar, Sonsuz ve Öbürü, Broy Yayınları, 1985
[10] Sabahattin Eyüboğlu, Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler, Cem Yayınevi, 1981
[11] Rasim Özdenören, Ruhun Malzemeleri, Risale Yayınları, 1986.
[12] Atilla İlhan, 'ikinci Yeni' Savaşı, YAZKO, 1983.
[13] Sezai Karakoç, Edebiyat Yazıları II, Diriliş Yayınları, 1986.
[14] Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, Yön Yayıncılık, 1991.

 

İLGİLİ İÇERİK
YEDİ MEŞALE VE GARİP AKIMI

12. SINIF GARİP DIŞINDA YENİLİĞİ SÜRDÜREN ŞİİR SUNUSU

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI GARİP HAREKETİ TEST-2

12.SINIF GARİP HAREKETİ SLAYTI

GARİPÇİLER(1.Yeni Şiir)

ORHAN VELİ ve GARİP ŞİİRİNİN GEREKÇELERİ

GARİP BİLDİRİSİ

Üye Girişi