Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

 AHMET HAMDİ TANPINAR

1962 yılının 24 Ocağında dünyaya veda eden Tanpınar’ı ölümünün 42. yılında hatırlamak/hatırlatmak istedik. Tanpınar, Türk edebiyatında kendine özgü yeri olan “farklı” bir edebî şahsiyettir. Tanpınar üzerine o kadar çok yazı yazılmış ve konuşulmuştur ki biz burada söylenenler üzerine yeni fikirler ileri sürmeyeceğiz. Tanpınar’ın Türk edebiyatındaki önemine değinerek ve onu bir nebze de olsa ölüm yıldönümü nedeniyle hatırlayarak kendisine olan vefa borcumuzu yerine getirmeye çalışacağız.

Tanpınar, önce mesleği, daha sonra yazdıklarıyla isminin önüne sayısız sıfatlar getirilebilecek türden verimli, verimli olduğu kadar da eserleriyle Türk düşünce ve edebiyatına ismini büyük harflerle yazdırmayı başarabilmiş bir düşün ve edebiyat adamıdır: Romancı, öykücü, şair, edebiyat tarihçisi, deneme yazarı, eleştirmen, tiyatro yazarı; musıkî, plâstik sanatlar, mimarî; kültür ve düşünce tarihimiz üzerine yaptığı katkılarla çok boyutlu konularda derinlemesine fikirler ileri sürüp kalem oynatmış bir yazar... Bir de bunlara akademisyenliğinin yanında siyaset adamlığını da ekleyebiliriz. Altmış yıllık ömründe verimliliği tartışılamayacak birisidir o.

Tanpınar, “Bende şiir esastır. Oradan etrafa genişlerim.” ifadesiyle şairlik vasfını her şeyin önünde tutmaktadır. Şiir, sanatçının bütün ketumluğunu olabildiğince üzerinde taşıyan bir nokta olmuştur. Onda şiirin esas olması bütün olaylara ve olgulara karşı sanatçı kişiliğinin gözüyle baktığı anlamına gelir. Bütün diğer eserleri birer şiirdir. Romanları, hikâyeleri, makaleleri, denemeleri ve hatta edebiyat tarihçiliği bile şiir dilinin gizemli koridorlarında dolaşan bir sırdır âdeta. Eserleri, özellikle şiirleri okundukça çoğalan, çoğaldıkça etrafa yayılan anlamlar dünyasının merkezini oluşturur.

Tanpınar, bütün boyutlarıyla ele alındığında, kendi “şahsî masalının” derinden derine gizli bir örgüyü taşıdığı görülür. Bu şahsî masal yalnız örülmüştür. Tanpınar, bu şahsî masalı örerken Türk toplumunun sosyal ve tarihî arka plânını kendine dekor olarak benimsemiştir. Kendine özgü ve şaşırtıcı yorumlarıyla hâlâ bu şahsî masalı aydınlatmaya çalışırız. Tanpınar’ın anlattığı masal, kendi yalnızlığıdır: “Ben hatta asrımda yalnızım.” der. İleri sürdüğü fikirlerle hemen bütün eserleriyle ilgi odağı hâline gelerek edebiyatımızın, kültürümüzün ve Türk fikir hayatının klâsikleri arasında yer almaya her yönüyle lâyıktır.

Şiirlerini, hocası Yahya Kemal gibi, müthiş bir dikkat ve titizlikle kaleme almıştır. Şiirinde hiçbir gündelik düşüncenin ve basit yargının etkisi altında kalmaksızın estetik kaygıyı ön plâna aldığı görülür. Tanpınar Türk edebiyatında; “estetik anlayışı” batılı bir formda anlayarak içeriğine Türk kültür mirasının mücevherlerini yansıtmış ve derinleştirmiş bir sanatçıdır. O bu hâliyle bir “estet”tir. Estetik kaygı onun bütün eserlerinde görülen gizli bir ruhtur. Şairanelik adına yapılmayan bir estetiktir bu. Şiir belirgin bir zihin ve ruh yapısının yazıya yansıtılış şeklidir. Tabiata da sanat yapıtlarına da bu estetik kaygı ile ve bu anlayışla bakar. Bu yönüyle gerçek bir “estet”tir Tanpınar.

Tanpınar’ın şiir dili Türkçenin ışıldayan kristal avizesi gibidir. Onun şiirinde eski sözcükler sonradan görmelerin gösteriş adına taktıkları pahalı süsler gibi durmaz. Onun dili kullanma biçimi tarihle, kültürle her şeyden önemlisi medeniyet anlayışıyla bir bütünlük içindedir. Onun şiir dilinden çıkan ışıltılar, geleceğe ışık tutar. Eskiyi “an”da yorumlayarak geleceğin parıltılı bir kutup yıldızıdır. Sözcükleri bir kuyumcu gibi bütün titizliğiyle ve dikkatiyle ölçüp biçer. Şiirlerinde ne bir fazlalık ne de bir eksiklik görülür.

Tanpınar’ın diğer eserleri de şiirleri gibi dil işçiliğinin estetikle yoğrulmuş hâlini yansıtır. Hem şiirlerinde hem de diğer eserlerinde ortak olan duygu “medeniyet buhranı”dır. 20. yüzyıl Türk fikir hareketinin içinde önemli ve farklı bir yere sahip olan Tanpınar, medeniyet krizinin sosyal hayatımız içerisindeki yansımalarını okumaya çalışır. Kültür tarihimizin derinliklerinde unutulan önemli meseleleri gün yüzüne çıkararak önemli tartışma alanları oluşturmuştur. Kültürümüze ve tarihimize yeni bir gözle bakmayı teklif eden Tanpınar, geçmişin kültür mirasını “an”da yorumlayarak anlamaya ve geleceğe aktarmaya çalışmıştır. Tanzimat’la birlikte pusulasını batıya çeviren Türk toplumunun yaşadığı batılı düşünme tarzının, yaşam biçiminin, estetiğinin ve sanatının yarattığı derin zihinsel bunalımı eserlerine yansıtmıştır Tanpınar.

Medeniyet buhranını kendi bireysel dünyasında yaşayan Tanpınar, entellektüel olmanın yalnızlığını içten içe yaşamıştır. “Ne içindeyim zamanın, / Ne de büsbütün dışında; / Yekpâre, geniş bir ânın / Parçalanmaz akışında” dizeleriyle doğu ile batı arasında sıkışmış bireyin medeniyet bunalımı içindeki kararsızlığını ifade eder. O ne zamanın içinde ne de dışındadır. Bazen “anın bazen zamanın adamıdır. Kimi zaman da ikisi de değildir. Ne Şark’tadır ne Garp’tadır. “Olup ile olamamanın eşiğindedir.

Felsefî okumalarla romanlarını ve hikâyelerini zenginleştiren Huzur romanı “eşikte olup olamamanın, “zamanın içinde ve dışında olmanın gizli bir kaderini anlatır. Mümtaz, kültür ve medeniyet bunalımının önemli bir tipolojisi hâline gelir Huzur’da. Huzur, Tanpınar’ın hâlâ üzerinde konuşulan ve tartışılan önemli bir eseri olmasının yanı sıra, roman kahramanı Mümtaz’ın yaşadığı çelişkiler, bunalımlar, kültür tarihimizin zenginliği estetik bir tarzda ele alınır. Nasıl ki Mümtaz hayatın tahtaravallisinde bir o yana bir bu yana salınıyorsa Tanpınar da Mümtaz’ın kader birlikteliğini paylaşır. Mümtaz’la birlikte Tanpınar da kaderin sarkacında doğu ile batı arasında salınıp durur. Kader, Huzur’da bireyleri şiir ve musikinin kışkırtıcı güzelliğinde avutur. Bireylerin kişisel hayatından yola çıkarak toplumsal hayatın bütününü yansıtmaya çalışır. Hem doğu hem batı felsefesinin iç içeliğine şahit oluruz Huzur’da.

Freud ve Bergson gibi batılı filozofların Tanpınar’daki etkisi bütün eserlerinde görülür. Rüya kavramı bu filozofların fikirleri etrafında romanlarına ışık tutar. Doğunun mistik felsefesini batılı bir dikkatle anlamaya çalışır. Bu anlama çabası süreklidir. Tanpınar, bitmemişlik hissini o kadar kuvvetle hissettirir ki “Mahur Beste”si bu yönüyle sanatçının kaderini temsil eder. Çünkü bu metni bitmemiş olarak buluruz. Fikirleriyle hâlâ güncelliğini ve tazeliğini korumaktadır.

“Modern Türk edebiyatı bir medeniyet kriziyle başlar.” diyen Tanpınar, doğu medeniyeti ve batı medeniyeti sorununu derinlemesine yaşar. Doğu – batı çatışmasını Türk insanının yaşadığı değerler kargaşası olarak görür. Türk fikir hayatına dair önemli düşünceler ileri süren sanatçı, hikâye ve romanlarında medeniyet buhranını, zihniyet ikiliğini tema olarak alır. “Şiir, söylemekten ziyade bir susma işidir. İşte o sustuğum şeyleri hikâye ve romanlarımda anlatırım.” diyerek doğu – batı zıtlığına ait fikirlerini bu metinlerde görürüz. Öyle ki Yahya Kemal, Şeyh Galip, Bakî ve Nedim ile birlikte Fransız şiirinin Baudelaire, Mallarme, Valéry gibi farklı medeniyetlere ait sanatçılarını Tanpınar’da kol kola görürüz.

Tanpınar’ın hikâyeleri de bahsettiğimiz doğu – batı ikiliğinin gölgesi altında kalır. Bu felsefî anlayışına uygun dil geliştiren Tanpınar, “İnsanı çok darlaştırdık, hedefler çok belli. Hayat birçoklarının kafasında zenginliğini kaybetmiş gibi.” diyerek hayatı bütüncül bir bakış açısıyla yakalamaya çalışan insanı öykülerinde arar. “Erzurumlu Tahsin” hikâyesi hayata karşı geniş ufukla bakmaya çalışan bir kişiyi anlatır.

Tanpınar, hayatı ve hayata dair her ayrıntıyı güzelliğin ve musikinin dayanılmaz hoşluğu içinde aramaya çalışmıştır. O bütün varlıkları ve nesneleri görüntüsüyle değil içinde taşıdıkları güzellikleriyle ve insanı şaşırtan derin anlamlarıyla yorumlamaya çalışır. Tanpınar’ın zengin kurgu atmosferi herkesi kendi içine çekerek insanın kendisine ayna tutar. Gözleri kamaştıran bir mücevher, bir “kutup yıldızı”dır “o”. Son sözü Tanpınar’a bırakalım:

“...Başım sükûtu öğüten

Uçsuz, bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş;...

 

Turgut BAĞRI AÇIK

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

İLGİLİ İÇERİK:

BEŞ ŞEHİR - AHMET HAMDİ TANPINAR

SAHNENİN DIŞINDAKİLER ÖZETİ - AHMET HAMDİ TANPINAR

AHMET HAMDİ TANPINAR İLE MÜLAKAT

AHMET HAMDİ TANPINAR


Ahmet Hamdi TANPINAR / İSLAM ANS

(1901-1962)

Cumhuriyet dönemi şairi, romancı, deneme yazarı ve edebiyat tarihçisi.

23 Haziran 1901'de İstanbul Şehzadebaşı'nda doğdu. Babası çeşitli yerlerde nâiblik ve kadılıklardan sonra Antalya kadılı­ğından emekli Hüseyin Fikri Efendi'dir. As­len Batumlu olan aile Mızrakçıoğulları ve­ya Müftîzâdeler diye bilinir. Annesi Trab­zonlu Kansızzâdeler'den deniz yüzbaşısı Ahmed Bey'in kızı Nesibe Bahriye Hanım'dır. Çocukluğu babasının görevli bulundu­ğu Ergani Madeni, Sinop, Siirt, Kerkük ve Antalya'da geçti. Bundan dolayı İstanbul'­da Ravza-i Terakki İbtidâî Mektebi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Siirt Katolik Dpminiken misyonerlerinin özel okulunda, Kerkük, Vefa ve Antalya liselerinde okudu. 1918'de yükseköğrenime devam et­mek için İstanbul'a gelerek bir yıl Baytar Mektebi'nde yatılı öğrenci oldu. Ertesi yıl Darülfünun Edebiyat Fakültesi'nin önce ta­rih, ardından felsefe şubelerine girmekteki kararsızlığı sırasında lise öğrencisiyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal'in (Beyatlı) Edebiyat Şubesi'nde ders verdi­ğini öğrenince kaydını bu şubeye yaptırdı. Burada başta Yahya Kemal olmak üzere Mehmed Fuad Köprülü, Cenab Şahabeddin, Ömer Ferit Kam, Babanzâde Ahmed

Naim gibi hocaların derslerine devam et­ti. 1923'teŞeyhinin Hüsrev ü Şirin'i üze­rine hazırladığı tezle mezun olarak Erzu­rum (1923), Konya (1926), Ankara (1927) ve İstanbul Kadıköy (1932) liselerinde, An­kara Gazi Terbiye Enstitüsü'nde (1930) öğ­retmenlik yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi'nde Ahmed Hâşim'in ölümüyle boşalan estetik mitoloji derslerini vermekle görev­lendirildi (1933). Edebiyat Fakültesi'nde 1939'da Tanzimat'ın 100. yılı münasebe­tiyle XIX. Asır Türk Edebiyatı adıyla bir kür­sü kurulunca Maarif Vekili Hasan Âli Yü­cel tarafından bu kürsüye profesör tayin edildi. 1943-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olarak bulunduğu Türkiye Bü­yük Millet Meclisi'nde aktif bir çalışması ol­madı. 1946 seçimlerinde parti tarafından aday gösterilmeyince bir süre Millî Eği­tim Bakanlığı'nda orta öğretim müfettişli­ği yaptı. 1948'de akademideki estetik ho­calığına ve 1949'da Edebiyat Fakültesi'ndeki kürsüsüne döndü. Son yılları çeşitli sağlık sorunlarıyla geçti. 23 Ocak 1962 ta­rihinde kalp krizi sonucunda öldü. Süleymaniye Camii'nde kılınan cenaze namazın­dan sonra Rumelihisarı'nda Yahya Kemal'in mezarının yanı başına defnedildi. Mezar taşı üzerinde çok bilinen bir şiirinin iki mıs­raı yazılıdır: "Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında." 1953'te altı ay, 1955'te üç hafta (Paris Filmoloji Kongresi), 1955'te bir ay (Vene­dik Sanat Tarihi Kongresi), 1957de bir haf­ta (Münih Müsteşrikler Kongresi), 1958'-de bir hafta (Venedik Padua'da Felsefe Kongresi) ve 1959'da bir yıl süreyle olmak üzere altı defa yurt dışına çıkan Tanpınar bu sürelerin büyük bir kısmını Paris'te ge­çirmiş, arada İngiltere, Belçika, Hollanda, İspanya, İtalya, Almanya ve Avusturya'ya geçerek buraları tanıma imkânı bulmuş­tur. Gayri Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Yahya Kemal'i Sevenler Derneği ve Fransa'daki Marcel Proust Dost­ları Derneği üyesiydi.

Tanpınar, divan şiirinin ve aruzun terk edildiği bir ortamda henüz emekleme döneminde olan hece şiirini canlandırma­ya gayret eden, poetika meseleleri üzerin­de kafa yoran, mizaç bakımından meta­fizik ve mistik eğilimlere sahip bir nesle mensuptur. Fakültedeki öğrenimi sırasın­da kendisinden büyük bir minnet duygu­suyla bahsettiği Yahya Kemal onun Batı edebiyatı ve divan şiiri zevki, bir şiir dili­nin oluşumu yanında millet ve tarih hak­kındaki görüşlerinin gelişmesinde rol oy­namıştır. Dönem arkadaşlarının birçoğu ileriki yıllarda edebiyat ve kültür alanların­da önemli eserler vermiştir. Özellikle Ne­cip Fazıl (Kısakürek) ve Ahmet Kutsi ile (Tecer) derslerin dışında, hatta geceleri ya­takhanelerinde bile estetik bir heyecanla yaptıkları sohbetlerde kendilerini şiirin bü­yüsüne kaptırmışlardı. Yahya Kemal'in gö­zetiminde Mustafa Nihat'ın (Özön) Der­gâh dergisini yayımlamaya başlaması di­ğer gençlerle beraber onun da hayatında yeni bir ufuk açar. Derginin bir çeşit çalış­ma merkezi durumunda olan Nuruosmaniye'deki İkbal Kıraathanesi, Yahya Kemal ve Ahmed Hâşim'in devam ettiği, sanat, edebiyat ve memleket meselelerinin ko­nuşulduğu önemli bir mahfil olur. Tanpınar'ın güzel sanatların diğer alanlarına il­gisinde ve kültürünün gelişmesinde öğret­menlik yıllarında bulunduğu çevrelerin de rolü olmuştur. Ankara'da kaldığı sırada ders verdiği Gazi Orta Muallim Mektebi'-ne bağlı Mûsiki Muallim Mektebi'nin dis­koteğinde yer alan 200 kadar plak ve oku­lun Alman hocaları klasik Batı müziğini tanımasında önemli bir başlangıçtır. Gü­zel Sanatlar Akademisi'ndeki dersleri bu çevrede Batı plastik sanatlarına karşı ilgi­sini uyandırmıştır. Yahya Kemal'in 1933 yı­lı sonlarında yurda dönüşüyle beraber onun yardımıyla klasik Türk mûsikisinin büyük eserlerini dinlemiş, böylece zihninde iki kültürün, iki medeniyetin terkibi yahut ar­monisi fikrinin nüveleri teşekkül etmiştir.

Şiir, roman, hikâye, deneme, eleştiri, in­celeme ve araştırma, edebiyat tarihi gibi edebiyatın hemen her türünde eser veren Tanpınar'ın mimari, heykel, resim, müzik ve hat başta olmak üzere güzel sanat alanlarında da amatörlükten daha ileri bir seviyede, dikkate değer yorumları içeren makale ve denemeleri vardır. Bununla be­raber daha çok şairliğiyle ön plana çıkmak istemiş, mektuplarında, mülakatlarında ve yazıları arasında bu yanını vurgulama gereği duymuştur. Yayımlanmış ilk makale­sinin de "Şiir Hakkında" (1930) başlığını taşıması bu eğilimini gösterir. Şiir dışındaki diğer türlerde, hatta akademik seviyedeki eserlerinde bile şairane bir yorum ve dil / üslûp belirgindir. Kendi hayatı ve şahsiyeti için önemli ipuçları taşıyan, ölümünden kısa bir süre önce kaleme aldığı Antalyalı Genç Kıza Mektup"ta, "Ergani Madeni'nde üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Ben sıcak ve buğulu bir camdan karla örtülü bir bayıra bakıyor­dum" diye başladığı iç dünyasının biyog­rafisinde uzak çocukluk yıllarından gelen izlenimlerini âdeta bir şiir olarak yeniden kurduğu görülür. Gerek bu mektupta ge­rekse diğer eserlerinde sıkça tekrarladığı bakmak, hayranlık ve lezzet gibi anahtar kavramlar onun psikolojisine, oradan da estetik düşüncelerine ışık tutar. Bunların anlattığı ortak duygu bir temaşa psikolojisiyle açıklanabilir. Mektuptaki cümlede geçen "buğulu cam" sözünün arkasında nostaljiyle karışık, fakat daha çok empres­yonist denebilecek ifade tarzı dikkate alın­dığında onun estetik programının büyük bir parçası elde edilir.

Yayımlanmış ilk şiiri "Musul Akşamlan", Celâl Sahir'in (Erozan) yayımladığı bir di­zide Altıncı Kitapta (Temmuz 1920) çıkar. Daha sonraki şiirleri Dergâh, Millî Mec­mua, Anadolu Mecmuası, Hayat, Gö­rüş, Yeni Türk Mecmuası, Varlık, Kül­tür Haftası, Ağaç, Oluş, Ülkü, İstanbul, Aile, Yeditepe gibi kültür ve edebiyat dergilerinde yayımlanır. Ölümüne yakın za­manda yaptığı bir seçimle Şiirler adıyla basılan kitabında otuz yedi şiir bulunmak­tadır. Bu kitaba girmemiş olanlarla birlik­te ölümünden sonra bir araya getirilen Bütün Şiirlerinde sayı 100'ü bulmakta­dır. Form bakımından klasik bir şiir eğiti­minin gerektiğine, şiirde kulağın önemi­ne inanan Tanpınar'ın sağlığında kitabına aldığı şiirlerin hepsi hece vezniyledir. Bu­nunla beraber hece vezninde aruz ahengi­ni aradığını kendisi ifade etmektedir. Mıs­ralarında da açık ve kapalı hecelerin sıra­lanışında aruza yaklaşan bir armoni his­sedilir. Şiirlerinin çoğunda müzik, rüya, za­man, sonsuzluk temaları etrafında ve bun­lara bağlı olarak tabiat. ışık. aşk, ölüm, korku gibi motifler yer alır. Kendi şiirleri için "dilde rüya halini kurmak" gibi bir for­mülden bahseder. Bu özellikleri dikkate alındığında Yahya Kemal'den çok edebi­yat çevrelerinde Yahya Kemal'e rakip gö­rünmüş olan Ahmed Hâşim'e benzerliği dikkati çeker. En azından mizaç olarak Hâ­şim'e daha yakın ve ilk şiirlerinde onun et­kileri daha açık biçimde görünür. Genellik­le şiir ve özellikle kendi şiiri için ölçüsü bü­yük bir dikkat ve itina ile kelimeleri seçmek, gereken sesi bulmakta kulağın kontrolünü sağlamak, duygu ve düşünce birikimiyle mükemmelliğe erişmektir. Bu mükemmel­lik şiirin şekline, diline ve içeriğine aittir. Daha 1930'lu yıllarda Türk şiirinde vezin ve kafiyenin gereksizliği üzerine başlayan akımın karşısına çıkan Tanpınar vezin ve kafiye gibi arızî unsurların şiirin nizamını, mükemmeliyet dediğimiz kıvılcımı çıkart­mak için zekânın madde ile mücadelesini temin ettiğini ileri sürer. Bununla birlikte Mehmet Kaplan onun son yıllarında de­nediği serbest şiirlerini de ayrı bir kitap halinde yayımlamayı düşündüğünü, fakat bunların mükemmeliyetinden her zaman şüphelendiğini söyler. Tanpınar'ın kendi hi­kâye ve romanları hakkındaki değer yar­gısı roman anlayışının da şiir anlayışından farklı olmadığı, yani onlarda da rüyanın ni­zamının hâkim olduğudur. Böylece rüya bir tarafıyla psikolojik bir tecrübe şeklin­de romana girerken aynı zamanda eserin estetik değerinin önemli bir parçasını oluş­turur. Burada psikolojiyi ilmî verilere da­yanan, sadece pozitivist açıdan ve laboratuvar psikolojisi olarak değil, bu veriler­den de hareketle daha geniş bir açıdan ba­kılarak Freud'dan Jung'a ve Bachelard'a kadar uzanan birçok teoriyi, hatta bunla­rın yanında daha aykırı tecrübeleri, me­selâ rüya hakkında metapsişik ve dinî yo­rumları da ihtiva eden insanlığın zengin bir birikimi olarak benimsendiği anlaşıl­malıdır.

Roman ve hikâyelerinin önemli temala­rından biri zamandır. Bunda da Bergson'dan hareketle Marcel Proust'un etkisi dik­kate alınmalıdır. Tanpınar da Proust gibi geçmiş zamanın peşindedir. Bu geçmiş ya ferdî planda olur (kendi hâtıralarının romanlarına geçişi yahut roman kahra­manlarının hâtıralarının olaylar içindeki yeri) veya toplum hafızası denilebilecek millî tarih içindedir [Huzur, Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler romanlarıyla "Er­zurumlu Tahsin" hikâyesi gibi yakın dönem tarihiyle iç içe olan eserlerinde). Zaman bir roman tekniği şeklinde de Tanpınar'-da önem kazanır. Huzur olay olarak yir­mi dört saat içine sığdırılmakla beraber geriye dönüşlerle genişler. Böylece roman­da zaman, kahramanlarının hatırladıkla­rını aktüel olana taşıyan, bu niteliğiyle de eserin hem muhtevasını hem tekniğini yö­neten bir üslûp mekanizması özelliği ka­zanır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde ise zaman ironik bir dille romanın ana mo­tiflerinden birini oluşturur. Tanpınar'ın ro­manlarına bir başka açıdan bir kültür ro­manı diye bakılabilir. Hemen hepsinde çok defa yazar veya sanatkâr olarak entelek­tüel kahramanların, bazan da ikinci dere­cedeki şahsiyetlerin diyaloglarında, iç ko­nuşmalarında yakın devir tarihinden mi­mari, resim, hat ve mûsikiye, felsefî ve ta­savvuf? meselelere kadar zengin bir kül­tür birikimi sergilenir. Bu sebeple onun ro­manları bu meselelere yabancı olmayan entelektüel okuyucular tarafından daha çok ilgi görmüştür.

Edebiyatla ilgili yazıları, özellikle XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, zengin ve ay­rıntılara dayanan bir belge tarihçiliğiyle edebî şahsiyetlerin ve metinlerin sanat­kârca yorumunun sentezi karakterindedir. Eser edebiyat tarihleri arasında ben­zeri olmayan şeması, değer yargıları ve üslubuyla tek metoda bağlı kalmadan ya­zılmış yeni bir terkibin ürünüdür. İki cilt olarak düşünüldüğü halde tamamlanama­yan eserin ilk cildi Tanzimat'tan başlayıp 1885'e kadar gelen dar bir zaman çerçe­vesine sıkışmıştır. Eserin orijinalliği zaman, çevre, ırk, ekol, kültür, medeniyet gibi fak­törlerin her birinin sanatkâr ve eserinin oluşumunda farklı roller oynadığı tezine dayanmasıdır. Sınırlandırılmamış bir me­tot anlayışı bu rolleri eserin tabii akışı için­de belirler. Divan şiiri üzerine uzunca ve yeni görüşler getiren önemli bir girişten sonra "Garplılaşma Hareketine Umumi Bir Bakış" bölümüyle medeniyet-edebiyat iliş­kilerine dikkati çeken yazar yakın yüzyılın divan ve halk şiiri üzerinde de durur. Ede­bî şahsiyetlerin gruplaşması meselesinde diğer edebiyat tarihlerinden farklı bir tu­tum sergiler. Bir taraftan kişileri birbirine yaklaştıran bağları keşfederken türlerin gelişmesini de bütün eser boyunca bir fon olarak izler.

Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerin­den olan Tanpınar kendi ifadesiyle 1932 yılına kadar radikalist bir Batıcıdır ve Doğu'yu tamamıyla reddetmektedir. Bu dö­nem Erzurum, Konya ve Ankara'daki öğ­retmenlik yıllarına rastlar. Henüz makale­lerinin pek yayımlanmadığı bu yıllarda bu tutumuyla ilgili tek bilgi, 1930 yılı Ağus­tosunda Ankara'da toplanan Türkçe ve Edebiyat Muallimleri Kongresi'nde divan edebiyatının lise programlarından çıkarıl­ması ve edebiyat tarihinin Tanzimat'tan sonraki dönemle başlatılması hakkındaki teklifidir. 1932'de İstanbul'a gelen ve özel­likle 1934'ten itibaren Yahya Kemal'in çev­resine yeniden giren Tanpınar'ın bundan sonraki tutumu daha terkibi bir mahiyet kazanır. Yenileşmenin gereğine inanma­sına, hatta yenilikleri ve devrim hareketle­rini yüceltme gayretine rağmen Osmanlı medeniyetinin ve kültürünün, bunları do­ğuran büyük değerlerin giderek kaybol­masından gelen bir iç sızısı, bitip tüken­mez bir nostalji de hissedilir. Bu tür yazı­ları (romanlarındaki parçaları) içinde halk ve divan şiirinden mısralarla şarkı güfteleri, bazan bizzat müziğin bunlara refakati bu nostaljik duyguları güçlendirmektedir. Bu arada hemen bütün romanlarının tema-tik yapıları dışında bir dönemin yahut bir sosyal sınıfın eleştirisini içerdiği ileri sü­rülmüştür. Böylece bir tarafıyla Mahur Beste II. Abdülhamid devrinin ve ilmiye sınıfının, Sahnenin Dışındakiler II. Meşrutiyet dönemi. Mütareke ve işgal yılları­nın. Saatleri Ayarlama Enstitüsü Cum­huriyet dönemi ve yeni bürokrasinin, Ay­daki Kadın Demokrat Parti döneminin sosyal eleştirisini ihtiva etmektedir.

Tanpınar'ın "bütün hayata istikamet ve­ren "Müslümanlık'tan, onun Türk mede­niyetine vurduğu damgadan, sanata, ya­şayışa yaptığı derin etkiden eserlerinin birçoğunda söz ettiğini belirten Berna Moran onda İslâmiyet'in temelde estetik bir sorun olduğu hükmünü verir. Bu değer yargısı Tanpınar'ın edebî eserleri dikkate alındığında yanlış olmamakla beraber gün­lüklerinde, "İnkılâpçılardan ayrılıklarım: Al­lah'a inanıyorum. Fakat tam Müslüman mıyım, bilmem. Fakat anamın, babamın dininde ölmek isterim ve milletimin Müslüman olduğunu unutmuyorum ve Müslüman kalmasını istiyorum" demesi {Gün­lüklerin Işığında Tanpınar'la Baş başa, İs­tanbul 2007, s. 332) meseleye daha farklı açıdan bakılmasını gerektirir. Özellikle şah­siyetini, sanatını ve fikirlerini en olgun, ay­nı zamanda en komplike ve yoğun biçimde yansıtan Huzur’da din ve bunu çağrıştıran Hıran motifler sadece estetik bir sorun olma seviyesini aşarak bir inanç ve yaşama tarzı karakteri gösterir.

Hayatta iken şahsiyeti ve eserleriyle ye­terli ilgi görmeyen Tanpınar bu şikâyetini günlüklerinde ifade etmiştir. Ölümü üzerinden geçen on yıl sonrasında 1970'li yıllardan itibaren dikkate değer bir şekilde gittikçe artan bir okuyucu ve tenkitçi kit­lesi bulmuştur. Bütün eserleri yeniden ve tekrar tekrar yayımlandığı gibi dergilerde ve defterlerinde kalmış, hatta tasarı ve müsvedde halinde bulunan yazıları, mek­tupları, günlükleri yayımlanarak ilgiyle okunmuştur. Bu ilgide eserlerinin gerek edebî teknik gerekse içerik bakımından getirdiği yenilikler yanında Türkiye'nin içi­ne düştüğü bunalım ve toplum olaylarının da rolü vardır. Bir taraftan Batılılaşma ve yenileşme hareketleri, diğer taraftan körü körüne muhafazakârlık akımları karşısın­da Tanpınar'ın dikkate değer gözlemleri, değer yargıları, yeni ve dengeli bir sentez arayışları büyük bir okuyucu kitlesinin ol­duğu kadar pek çok araştırmacı ve eleş­tiricinin de ilgi odağını oluşturmuştur.

Eserleri. Tanpınar'ın kitaplarının ve sü­reli yayınlarda çıkan yazı ve şiirlerinin bib­liyografyasını Ömer Faruk Akün yazısının sonunda vermiş (bk. bibi.), buna İlyas Di­rin yenilerini eklemiştir (Hece, Vl/61 |Ocak 2002], s. 316-327).

Şiir:

  • Şiirler (İstanbul 1961); Bütün Şiirleri (İstanbul 1976). De­ğişik yayımlardaki farklar ve gerekli not­larla yayıma hazırlayan: İnci Enginün. Ön­ceki kitabında yer alanlarla beraber dergi­lerden ve notları arasından derlenmiş 2007 basımında 100 şiir bulunmaktadır.

Hikâ­ye:

  • Abdullah Efendi'nin Rüyaları (İstan­bul 1943);
  • Yaz Yağmuru (İstanbul 1955);
  • Hikâyeler (İstanbul 1983). Önceki kitaplarındakilerle birlikte dergilerde bulunmuş olanlarla 2006 basımında on altı hikâye vardır.

Roman.

  • Huzur (İstanbul 1949). 1948'de Cumhuriyet gazetesinde çıkan tefrikasıyla karşılaştırılarak Handan İnci tarafından hazırlanmış tenkitli basım (İs­tanbul 2000). Eleştiricilerin çoğunun her okuyuşta başka ve zengin bir tarafıyla karşılaştığını belirttiği Huzur, çeşitli yo­rumlara göre en güzel aşk romanı olmak­tan başlayarak Türk aydınının trajedisinin; Doğu-Batı, eski-yeni problematiğinin; bir medeniyetin yükseliş ve çöküşünün; tabi­atı, semtleri, tarihi ve sanat eserleriyle İs­tanbul'u yeniden keşfetmenin; Türk top­lumunun üst yapıya ait sorunlarının mad­dî şartlarla ve üretimle çözümünün; ah­lâk, toplum ve kültür değerleri çatışma­sının; kâinat içinde insan hayatının ve ta­lihin ne olduğu sorusuna cevap arayışın; hayatın mantık dışı seyrine mağlûp olma­manın; bir imparatorluk enkazı üzerine in­şa edilen Cumhuriyette maddî ve manevî değerlerin sorumluluğunu yüklenecek ay­dının; insanın aradığı huzurun kendi için­de bulunuşunun ve bunun feragatle öz­deş oluşunun romanıdır.
  • Saatleri Ayar­lama Enstitüsü (1954'te Yeni İstanbul ga­zetesindeki tefrikasından sonra İstanbul 1961). II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini yaşayan Hayri İr­dal'ın ağzından bu üç devrin eski ile yeni, Doğu ile Batı arasında kalmış, her biri Türk toplumunun farklı kesimlerini sembolize eden insanların trajedisinin ironik bir dil­le anlatımıdır.
  • Sahnenin Dışındakiler (İstanbul 1973; 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesindeki tefrikası ile karşılaştırılarak Şehnaz Aliş'in hazırladığı yeni basım: İstanbul 2005). Millî Mücadele'nin dışında kalan işgal altındaki İstanbul'da parti çe­kişmeleri, Mütareke yıllarının bezginliği, şahsî menfaatler peşinde koşanlarla mem­leket sevgisi taşıyan kişiler arasında Ce­malin eski aşkı Sabiha'yı arayışını anlatır.
  • Mahur Beste (İstanbul 1975). 1944'te Ülkü dergisinde tefrika edilirken yarım kalan, daha sonra yazarın tamamlayamadığı, ölümünden sonra basılan bu ilk ro­manının konusu 11. Abdülhamid dönemin­de geçmektedir. Behçet Bey'in yaşlılık gün­lerinden başlayan ve hayatına girmiş kişi­ler çevresinde genişleyerek geçmişe uza­nan, belli bir kahraman yerine çoğu aynı aileden birçok kişinin portresinin başarıy­la çizildiği eser son yüzyıl Osmanlı ilmiye sınıfının hikâyesi olarak değerlendirilmiş­tir. Huzur ve Sahnenin Dışındakilerde beraber bazı kahramanları ve olaylarıyla ortak bir "nehir roman" karakterindedir.
  • Aydaki Kadın (İstanbul 1987). Tanpı­nar'ın ölümünden sonra Güler Güven ta­rafından müsveddeleri arasında bulunup düzenlenerek yarım kalmışlığı ve ara boşluklarıyla yayımlanmıştır. Aşk ilişkileri ara­sında konunun geçtiği Demokrat Parti ik­tidarı döneminin tenkidi kabul edilmekte­dir.

Deneme:

  • Beş Şehir (Ankara 1946; müellif tarafından yeniden ele alınmış 2. bs., Ankara 1960; M. Fatih Andı'nın ilk tef­rikasını ve her iki basımı karşılaştırarak yaptığı tenkitli basım: İstanbul 2000). Tan­pınar'ın eskinin büyük değerleriyle ge­leceğe uzanan Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'un tarihî ve kültürel ma­ceralarını, ümitlerini çok defa kendi göz­lemlerine dayanarak anlattığı şehir mo­nografileri kitabıdır.
  • Yaşadığım Gibi (İstanbul 1970, haz. Birol Emil; ilâvelerle yeni basım: İstanbul 2005).
  • Mücevher­lerin Sırrı (İstanbul 2002; ilâvelerle İstan­bul 2004). Her iki kitap Tanpınar'ın gaze­te ve dergilerde kalmış deneme yazıları­nın derlenmesinden oluşmaktadır.

İnce­leme / Araştırma:

  • Tevfik Fikret: Hayatı, Şahsiyeti, Şiir ve Eserlerinden Parça­lar (İstanbul 1937);
  • Namık Kemal Anto­lojisi (İstanbul 1942);
  • Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul 1949, müellif tarafından genişletilmiş 2. bs., XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1956);

Yahya Kemal (İstanbul 1962; Abdullah Uçman'ın notlarıyla, İstanbul 2001; Yah­ya Kemal'in ölümünden sonra kaleme al­dığı fakat tamamlayamadığı bu eserde Tanpınar onunla ilgili hâtıraları ve izlenimleri arasında eski ve yeni tarz şiirlerini bir de­neme üslubuyla tahlil etmektedir); Ede­biyat Üzerine Makaleler (İstanbul 1969; ilâve ve değişikliklerle 7. bs., İstanbul 2005). Tanpınar'ın Türk ve Batı edebiyatıyla ilgi­li makalelerini ve ansiklopedi maddelerini ihtiva eden bu kitap Zeynep Kerman ta­rafından derlenmiş 117 yazıyı içermekte­dir. Tanpınar'ın Sahnenin Dışındakiler romanından sinemaya uyarladığı İki Ateş Arasında adlı bir senaryo denemesi var­dır (İstanbul 1988). Bunların dışında Zey­nep Kerman'ın derlediği mektupları Ah­met Hamdi Tanpınar'ın Mektupları adıyla (Ankara 1974; ilâvelerle İstanbul 2007. 111 mektup) ve Canan Yücel Eronat'ın Tanpınar'dan Hasan Âli Yücel'e Mektupları (İstanbul 1997, on mektup), Alpay Kabacalı'nın Bedrettin Tuncel'e Mektuplun (İstanbul 1995, yedi mektup) yayımlanmıştır Günlükleri ise İnci Enginün ve Zeynep Kerman tarafından gerekli not­lar ve açıklamalarla birlikte Günlüklerin Işığında Tanpınar'la Başbaşa adı altın­da toplanmıştır (İstanbul 2007). Öğrenci­lerinin tuttuğu ders notları Edebiyat Ders­leri (İstanbul 2002) ve Tanpınar'dan Ye­ni Ders Notları (İstanbul 2004) ismiyle basılmıştır. Tanpınar'ın Euripides'ten Alkestis (Ankara 1943), Elektra (Ankara 1943) ve Medeia (Ankara 1943), Henry Lechat'dan Yunan Heykeli (İstanbul 1945, Zühtü Müridoğlu ile birlikte) tercümeleri de bulunmaktadır.

1970'li yıllardan sonra Tanpınar'a artan ilgiyle onun hayatı, hâtıraları, şahsiyeti ve eserlerindeki başlıca tema ve fikirleri üze­rine çok sayıda eser ve makale yazılmış, tezler hazırlanmıştır. Abdullah Uçman ve Handan İnci tarafından hazırlanan Bir Gül Bu Karanlıklarda: Tanpınar Üzerine Yazılar adlı derlemenin 2. baskısı (İstanbul, ı s ) 2007 yılına kadar yayımlanan 8SS yazı ve yirmi yedi kitabın ayrıntılı bibliyografya­sı ile bunlardan seçilmiş 110 yazının met­nini ihtiva etmektedir. Daha farklı bir bib­liyografyayı İlyas Dirin ve Şaban Özdemir hazırlamıştır (Hece, VI/61, Ankara 2002, s. 328-340) Hakkında yapılan toplantılar ve anma günlerindeki konuşmalar ayrıca neş­redilmiş, Yeditepe, Kitap Belleten, Türk Dili ve Edebiyatı, Kitaplık, Hece, Kaş-gar gibi pek çok dergi onun için özel sayı, dosya veya özel bölüm hazırlamıştır.

BİBLİYOGRAFYA :
Mehmet Kaplan, Tanpınar'ın Şiir Dünyası, İstanbul 1963; a.mlf., "Bir Şâirin Romanı: Hu­zur", TDED, XII ¡1963), s. 33-86; XIII (1965), s. 29-42; Tahir Alangu, Cumhuriyet'ten Sonra Hikâye ve Roman, İstanbul 1965, III, 583-598; Hilmi Ya­vuz, Felsefe ve Ulusal Kültür, İstanbul 1975, s. 36-55; Turan Alptekin. Ahmet Hamdi Tanpmar: Bir Kültür Bir insan, İstanbul 2001; a.mlf., "Ah­met Hamdi Tanpınar ve Romanlan", Hürriyet Gösteri, sy. 242, İstanbul 2002, s. 46-51; M. Orhan Okay, Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar, İstanbul 2010; a.mlf., "Tanpı­nar'ın Hikâyeleri Üzerine Notlar", Hece, IV/46-47, Ankara 2000, s. 176-181; a.mlf., "Şiirler, Ro­manlar, Akademik Yorgunluklar Arasında On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi", Toplum­bilim, sy. 20, İstanbul 2006, s. 13-20; a.mlf., "Tanpınar, Ahmet Hamdi", TDEA, VIII, 225-232; a.mlf., "Tanpınar, Ahmet Hamdi", Tanzimat'tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, İstanbul 2001, II, 788-792; Kenan Akyüz, "Abdullah Efen­dinin Rüyaları", Ülkü, VI/68, Ankara 1944, s. 18-20; Necati Cumalı, "Tanpınar'ın Şiirleri", Var­lık, sy. 548, İstanbul 1961, s. 153-157; Birol Emil, "Ahmet Hamdi Tanpınar", TY, IH/5 (1962), s. 49-50; Ömer Faruk Akün, "Ahmet Hamdi Tanpınar", TDED, XII (1963), s. 1-32; Hilmi Ziya Ülken, "Dü­şünür Bir Şairin Edebiyat Tarihi", Yeni İnsan, sy. 66, İstanbul 1968, s. 5-7; Selâhattin Hilav, "Tan­pınar Üzerine Notlar", Yeni Dergi, IX/106, İstan­bul 1973, s. 26-41; Fethi Naci, "Sahnenin Dışın­dakiler", a.e., X/l 10 (1973), s. 24-34; Berna Moran, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü", Birikim, sy. 37, İstanbul 1978, s. 44-55; Gürsel Aytaç, "Ah­met Hamdi Tanpınar'ın Çağ ve Toplum Hicvi", MK, 3/5 (1981), s. 7-13; Ekrem Işın, "Osmanlı İl­miye Sınıfının Romanı: Mahur Beste", Kita-lık, sy. 40, İstanbul 2000, s. 113-122; Fatma Tüysüzoğlu - Tolga Bektaş, "Ferahfeza Mucizesi: Hu­zur", a.e., sy. 63 (2003). s. 103-111.

M. Orhan Okay, İslam ans. cilt,39

 

 İLGİLİ İÇERİK:

BEŞ ŞEHİR - AHMET HAMDİ TANPINAR

SAHNENİN DIŞINDAKİLER ÖZETİ - AHMET HAMDİ TANPINAR

AHMET HAMDİ TANPINAR İLE MÜLAKAT

AHMET HAMDİ TANPINAR

Üye Girişi