Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

ROMAN ve ROMAN UNSURLARI

Olmuş veya olabilecek bazı olayların kişi, yer, zaman ve mekân çerçe­vesi içinde anlatıldığı mensur eserlere roman denir. Roman anlatmaya dayalı bir edebiyat türüdür. Esas olarak kurgusu anlatılacak bir hikâye ile bunu anlatan bir anlatıcıya dayanmaktadır. Bu bakımdan romancı dilin sağladığı imkânlardan en geniş ölçüde yararlanır. Esasen romanı edebî kılan yön de romancının dili kullanma yeteneğinde saklıdır. Roman sana­tında asıl hedef, insan gerçeğini anlatmaktır. Bunun dışındaki diğer un­surlar, insan hayatını anlatmak için kullanılan vasıtalardan ibarettir.

 Romanın Unsurları

  Konu

  Roman, hayatı veya hayatın ana olaylarını hikâye eden edebî tür oldu­ğundan romanlarda konu bir olaylar bileşkesidir. Ancak bu olaylar dizi hâlinde değil iç içe bulunurlar. Anlatılmak istenen husus da bu olaylar içine dağılmış hâldedir. Roman konularının en önemli özelliği olmuş ve­ya olabilir nitelikte olmasıdır. Bu bakımdan olağan dışı, masalımsı vak'alar romanda hoş karşılanmaz.

  Romanlar, işledikleri konulara göre bazı çeşitlere ayrılırlar.

  Plan

 Romanlarda konular, bir temel vak'anın etrafında gelişen olaylarla anlatılır. Olay örgüsü, romanın temel unsurlarından biridir. Olayların ve karakterlerin zaman içindeki gelişmesi, romanın yapısının ana eksenini oluşturur. İşte plan, bu olay örgüsünün belli bir düzen içinde geliştirilip işlenmesidir. Bu plan genellikle üç bölümden oluşur.

Giriş (serim): Romanda kişilerin ve çevrenin okuyucuya tanıtıldığı, olayların başladığı ilk bölümdür.

Gelişme (düğüm): Olayların gittikçe yoğunlaştığı, belli çatışmaların gerçekleştiği, kahramanların belli engellerle karşılaştığı bölümdür. Bu bölümde okuyucunun ilgisi, dikkati ve heyecanı doruk noktasına ulaşır. Bir an önce çatışmaların sona ermesini ve engellerin aşılmasını bekle

Sonuç (çözüm): Çatışmaların ve engellerin ortadan kalktığı, düğümün çözüldüğü, olayların sona erdiği bölümdür.

Bazı romanlarda başlangıç, gelişme ve sonuç biçimindeki ana yapının çok belirgin olmasına karşılık, bir kısım romanlarda ise bu plan değiştiri­lerek uygulanmaktadır. Olayların akışındaki düzenin bozulması şüphesiz planı da değiştirmektedir.

Olay

Romanın ana unsurlarından biri de olay örgüsüdür. Bu olaylar yaza­rın tanıdığı veya gözlediği yaşanılan hayattan alınabileceği gibi, hayalin­de canlandırıp tasarladığı olabilir hissini veren vak'alar dizisinden de meydana gelebilir. Romanda olaylar dağınık vaziyette bulunmazlar. Bir­birlerini destekleyen, sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişme gösteren bir ter­tip oluştururlar. Ancak klâsik romanlarda olduğu gibi olaylar, her zaman kronolojik sıra içinde ileriye doğru gelişme kaydetmezler. Bazen yazarlar, kahramanlarının kimliğine açıklık getirmek veya hâlihazırda cereyan et­mekte olan bir olayı izah etmek için geriye dönüş tekniğini kullanarak, olayların oluşundaki tabiî sırayı bozabilirler.

Zaman

Zaman da her romanın yapısının en temel unsurudur. Çünkü romanda olay/olaylar mutlaka bir zaman dilim içerisinde cereyan ederler. Bütün romanlar insanı tek başına değil, başka insanlarla ilişkisi bulunan, geç­mişi ve geleceği olan bir varlık olarak ele alırlar. Buna göre romanlarda zaman, geçmiş, içinde bulunulan an ve gelecek olmak üzere üç boyutuyla ele alınır. Yazar, bu üç boyutlu zamanı, bazen içinde bulunulan andan ge­leceğe doğru akıtır, bazen de hatırlamalarla geriye doğru taşır. Çünkü in­san yalnızca geçmişin, yalnızca yaşanılan anın ve yalnızca geleceğin de­ğil, her üçünün bir terkibidir. Çağdaş romanlar insanı bu bakış açısıyla ele almışlar ve insanın karmaşık dünyasını ayrı ayrı kesitte değil, aynı ke­sitte vermek yoluna gitmişlerdir.

Mekân

Romanın önemli bir unsuru da mekândır. Mekân, romanda olayların geçtiği yerdir. Hayattaki insanlar gibi roman kişileri de bir coğrafî bölge­de, bir şehirde, bir köyde, mahallede vb. yerlerde yaşarlar. Olaylar böy­le geniş mekânlarda cereyan edebileceği gibi, okul, hastane, ev, apart­man dairesi gibi dar mekânlarda da geçebilir. Olayların geçtiği bu mekanlar okuyucuya tasvirle tanıtılır. Çevre ile baştan geçen olaylar ve kah­ramanların mizaçları arasında türlü bağlantılar bulunur ve romancı, ki­şileri daima mekân ve eşya ile birlikte ele alıp değerlendirir. Bununla bir­likte tamamen gerçek dışı mekânlarda geçen romanlar da vardır. Bilim kurgu romanlarının çoğu hayalî bir coğrafyada geçerler.

Kişiler

Romanın esas unsurlarından biri de kişilerdir. Roman kişiler üzerine kurulur. Bu kişilerin en önemli özelliği toplumda rastlanabilir nitelikte ol­malarıdır. Romanda olayın cereyan ettiği yerde, bir de o olayın meydana gelmesine sebep olan, onu meydana getiren vardır. Bu bir insan olabile­ceği gibi, kendisine insan hüviyeti verilmiş temsili varlıklar, meselâ hay­vanlar, bitkiler, çeşitli cansız varlıklar, hatta kavramlar bile olabilir. Olay­lar içinde yer alan bütün canlı cansız varlıklara şahıs kadrosu adı verilir. Peyami Safa 'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu " romanında "hastane koğuşu" ve "hastalık", "Matmazel Noralya'nın Koltuğu"nda ise cansız bir nesne olan "koltuk" şahıs kadrosu içinde yer alır.

Romanda kişiler, birbirlerinden ayrı değil, daima birbirlerine bağlı olarak hareket ederler ve olaylar içinde oynadıkları role göre romanda yer alırlar. Bu kişiler ya dış davranışları ve fizikî görünüşleriyle ya da iç yaşantıları ve psikolojik yapılarıyla tanıtılır ve belirginleşirler.

Romanda kişiler tipler ve karakterler diye iki gruba ayrılır: Tip bir özelliği öne çıkarılarak abartılan, belli bir toplumsal davranışın veya fik­rin sözcüsü, temsilcisi olan roman kişisidir. Tip ferdî ya da benzersiz de­ğil, geneldir. Bir devrin veya grubun ortak özelliklerini kendinde topla­mıştır.

Karakter ise dış davranışlarından çok iç yaşantısıyla beliren kişidir. Bu yüzden kişinin yüzeyini değil derinliğini, psikolojik yapısını verir.

Dil ve İfade Çeşitleri

Edebî eser dile dayalı olarak meydana getirilir. Roman da bir edebî tür olduğundan o da, bir dil sanatıdır. Romancı dilin bütün imkânlarından ya­rarlanarak bir dünya kurar. Kurduğu dünyanın inanılır, gerçek hayatta rastlanabilir nitelikte olmasına çalışır. Bunun için de uygun bir dil ve üs­lûp kullanmak zorundadır. Her edebî eserde olduğu gibi, romanda da üs­lûp ve anlatım son derece önemlidir. Romanda kullanılan belli başlı anla­tım çeşitleri şunlardır:

Tasvir: Romanda en çok başvurulan anlatını yollarından biri olan tas­vir, sözle resim yapma ya da eşyayı görülür hâle koyma sanatıdır. Roman­cı olayları, çevreyi ve kişileri tasvir sanatından yararlanarak göz önünde canlandırır ve görülür hâle koyar.

Tahlil: Roman kahramanlarının iç dünyalarımdaki durumları yansıt­mak ve yorumlamak için başvurulan bir anlatım biçimidir. Tahlile dayalı anlatımlarda olaylardan daha çok kişi karakterleri ve olayların anlatımı önemlidir. Bu yüzden tahlillerle vicdanın, ruhun, bilinçaltının bilinmez is­tekleri, esrarı, anlaşılmaz bölgeleri açığa vurulmak istenir. Bu anlatımda ya anlatıcı, roman kahramanının duygu, düşünce ve psikolojik durumunu inceden inceye aktarır ya da kahramanın kendisi ruhî durumunu dile ge­tirir. Roman kahramanının iç dünyasını dışa vurması da içinde bulundu­ğu psikolojik durum doğrultusunda ya kendi kendisiyle (monolog) veya karşısında biri varmışçasına konuşmasıyla (diyalog) gerçekleşir. Böylece romancılar iç konuşmalara yer vermek suretiyle tahlile dayalı anlatım bi­çimlerini zenginleştirirler.

Diyalog: Roman kahramanlarının, birbirleriyle karşılıklı olarak ko­nuşmalarıdır. Diyaloglar, romanlarda geniş ölçüde yer alırlar. İyi bir ro­manda karşılıklı konuşmalar, kahramanların yaşlarına, sosyal çevreleri­ne, eğitimlerine, mesleklerine, kültür seviyelerine uygun olur.

Romanlar, yazılışlarındaki şekil bakımından da bazı kısımlara ayrılır­lar. Kimi romanlar mektup, kimi romanlar da anı biçiminde yazılırlar.

Romanlarda anlatım ya 1. tekil kişi veya 3. tekil kişi anlatım tekniğiy­le gerçekleşir. 1. tekil kişi anlatımda roman kahramanı, kendi başından geçen olayları anlatır. 3. tekil kişi anlatımında ise olaylar, olayların dışın­da üçüncü bir kişi tarafından anlatılır.

  (Türk Dili-Anlatım, Mustafa Özkan, Osman Esin, Hatice Tören, Filiz Kitabevi, İst. 2001)   

 

ROMAN

İçindeki belli bir kişi ya da bir grup insanın başından geçenleri, bu insan ya da insanların iç ve dış yaşantılarını belli bir kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve belli bir uzunluğu aşan anlatılar için kullanılan edebi terimdir. Edebi türler içinde en yenisidir. Çünkü matbaanın bulunması ve kentsoylu bir okur kitlesinin ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir.

Tanımlanması zor bir edebi türdür. Gelişmesini tamamlamamış tek türdür denebilir.

Roman düzyazıyla yazılır. Anlatılan olaylar kahramanlık öyküleri değil, sıradan insanların günlük yaşantılarıdır. Anlatılan olaylar, saraylar ve savaş alanları gibi destansı mekânlarda değil, sokaklar, evler, mey­haneler gibi sıradan mekânlarda geçer. Kullanılan dil, nazım türlerinde olduğu gibi ağdalı değil günlük ve sıradandır.

Roman tarihe en bağlı edebiyat türüdür. Toplumsal, politik olaylar gelişmelerle de yakın ilişkidedir

Roman, felsefe ve sanattan boş inançları kovmak ve bunların yerine akıl ve gerçeği geçirmek isteyen bir kültürel dönüşümün ürünüdür. Bu nedenle toplumların gelişimine, yani tarihe kopmaz biçimde bağlıdır. İnsanı, öncelikle toplumsal ve tarihsel bir varlık olarak konu alan ilk sanat türüdür.

Türk edebiyatında roman 19. yüzyılda ortaya çıkan bir yazım türüdür. Roman, Tanzimat'la başlayan batılılaşma sürecinin bir parçası olarak, kültürel birikimin doğal bir sonucu değil, bir çeşit sanat ithali şeklinde Türk yazınına girmiştir. Romanın tür olarak Türk edebiyatında görülme­si, Fransızcadan Yusuf Kamil Paşa'nın yaptığı, Fenelon'un Telemak adlı eserinin çevirisi Tercüme-i Telemak ile olmuştur. Daha sonra adı bilin­meyen bir çevirmen Victor Hugo'nun ünlü romanı Sefiller'i çevirmiştir. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu Fransa ile yakın siyasi ve kültürel ilişkiler içinde olduğu için, özellikle Fransız romanının etkisi ön plana çıkmaktadır. Nitekim roman kelimesi de Türkçeye Fransızca'dan doğrudan geçmiştir. Böylece bir süre Fransız romanlarının çeviri ve uyarlamaları okunmuş ve benzer örneklerin yazılması için zemin hazırlanmıştır. Özellikle 1860-1880 yılları arası yoğun bir şekilde çeviri­lerin yapıldığı bir dönem olmuştur.

İlk Türk romanı Şemseddin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı eseridir (1872). Osmanlı yazarları tarafından yazılan ilk romanlar, genel­likle oldukça zayıftır. Bunda romanın tür olarak batıdan alınmasının büyük payı vardır. Bu çeşit bir düz yazı geleneği olmayan Türk yazarları özellikle karakter yaratmak konusunda yüzeysel kalmışlar ve karikatüre benzeyen tipler ortaya çıkarmışlardır. İlk yazılan romanlar, kimi zaman nerdeyse birebir olacak şekilde, batılı örneklerin taklitleri olarak görülebilir. Bu ilk dönem yazarları daha çok Fransız Romantizm akımını örnek almışlardır. Taner Timur'a göre bunun öncelikli nedenlerinden biri bu dönemde Fransız romanında etkili olan Doğalcılık akımı ve bu akım doğrultusunda yazılan romanların toplumun en yoz ve kötü halini yansıtma eğiliminde olmalarıdır. Osmanlılar bu romanlarda anlatılan hikâyeleri bu nedenle beğenmemiş ve kendilerine uygun görmemişlerdir. Emile Zola gibi yazarların kötümser determinizmi yerine, dönemin değişen Osmanlı toplumuna daha çok hitap eden konuları tercih etmişlerdir. Bu durum, Taner Timur'un Ahmet Mithat Efendiden yaptığı alıntıda şöyle geçmektedir:

"Bu zamanın tabii romancılarına bakılacak olursa dünyada ve bahusus dünyanın Fransa denilen kısmında ve hele Fransa'nın Paris denilen yerinde fezaili beşeriyeden (insani erdemlerden) hiçbir eser kalmamış olmak lazım gelir.

Bu nedenle dönemin romanlarında daha çok romantik aşklar ve yanlış batılılaşma ana tema olarak ön plana çıkmaktadır. Dönemin bazı önemli romanları şunlardır: Recaizade Mahmud Ekrem 'in Araba Sevdası (1896), Namık Kemal'in İntibah (1878) ve Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Bey'le Rakım Efendi'si (1875)

Servet-i Fünun Edebiyatı döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi konuları işledi. Halit Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır. Uşaklıgilin Aşk-ı Memnu (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından biri olarak kabul edilir

1910'dan sonra milli duyguların ağır basmasıyla birlikte "Genç Kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli romanların yazılması bu dönemde başladı. Halide Edip Adıvar'ın Vurun Kahpeye, Reşat Nuri Güntekin 'in Çalıkuşu romanları bu dönemin örneklerindendir.

Cumhuriyet döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı. Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu alan romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı da bu dönemde yazılmaya başladı.

Roman Türleri

Romanlar: konu, üslup, yazıldığı dönem bakımından çeşitli türlere ayrılabilir.

Üslup bakımından "romantik roman", "gerçekçi roman", "doğalcı roman", "estetik roman", "izlenimci roman", "dışavurumcu roman", "yeni roman" türleri sayılabilir

 

Üslup Bakımından

Romantik Roman

Kişilerin duygularını, arzularım, hislerini, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görür. Yani aşk, duygu, hayal gibi düşünceler yer alır. Örneğin Sir Walter Scott'un tarihsel romanları, Jean-Jacques Rousseau'nun eserleri ve Goethe'nin Genç Werther'in Acıları romanı gibi. Reşat Nuri Güntekin'in Dudaktan Kalbe gibi...

Gerçekçi Roman

Romantik romandan ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatını ve düşünce yapısı taşır. Balzac ve Stendhal'in romanları bu üsluptadır.

Doğalcı Roman

 Üslup bakımından gerçekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi yazılmasını öngörür. Emile Zola ve Robin Sharma ve Guy de Maupassant romanları doğalcı romanlardır

 Estetik Roman

Belli biçim ve anlatım kaygıları ile yazılmış romanlardır. Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır.

İzlenimci Roman

Diğer üsluplardan ayrı olarak eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklik/eriyle insanların bunları algılama biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani dış gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının betimlenmesine öncelik verir. Ford Madox Ford'un roman­ları izlenimciliğin en sistemli ürünleridir.

Dışavurumcu Roman

20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla belirlenir. Dostoyevski, Franz Kafka, Samuel Beckett ve Bertold Brecht'in romanları bu türün örneklerindendir.

Yeni Roman

Aslında dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930 sonrasında ilk örnekleri görülmeye başlandı. Kendisinden önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyini, hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline getiren romanlardır. Yeni roman, yazma eyleminin kendisi­ni sorgulamaya yönelir. Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Claude Simon, Philippe Soller, Julio Cortazar gibi yazarlar bunları denemişlerdir.

 

Konu Bakımından

Konusu bakımından roman "tarihsel roman pikaresk roman duygusal roman, gotik roman, ruhbilimsel roman, töre romanı, oluşum romanı" tür­lerine ayrılır.

Tarihsel Roman

Uzak bir geçmişte yaşanan olayları konu alır: Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabilirler. Tarihi romanların örnekleri arasında Walter Scott'un romanlarını, Tolstoy'un Savaş ve Barış'ını, Stendhal'in Parma Manastırı 'm sayabiliriz.

Duygusal Roman

İnsanın duygusal yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardır. Bazen bu türde yazarın kendi duygularıyla, okurun duygu­larını sömürmesi ön plana çıkar. Laurence Sterne 'in Fransa ve İtalya 'da Hissi Seyahat adlı eseri, Rousseau'nun romanları, Madame de La Fayette'in Prenses de Cleves adlı romanı bu türe örnek gösterilebilir.

Ruhbilimsel Roman

Kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışan romanlardır. Daha serinkanlı ve denetimli oluşuyla duygusal romandan ayrılır. Abbe Prevost'un Manon Lescaut adlı eseriyle Fransız edebiyatında açılan psikolojik roman çığırı diğer ülke romancılarını da etkilemiştir. Paul Bourget'in romanları da bu türe örnektir. Türkiye'den Peyami Safa'nın 9. Hariciye Koğuşu buna örnektir.

 ( www.wikipedia.org)  

 

İLGİLİ İÇERİK

TARİHİ ROMANLAR

PSİKOLOJİK ROMANLAR

KATRE-İ MATEM ROMANININ İNCELENMESİ

ROMAN İNCELEMESİ NASIL YAPILIR?

ROMAN ÖRNEKLERİ

ROMAN ÖZETLERİ

ROMAN

ROMAN TÜRÜ ve ÇEŞİTLERİ

 

Üye Girişi