Kullanıcı Oyu: 1 / 5

Yıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

NEF’İ – NE TENDE CAN İLE SENSİZ ÜMİD-İ SIHHAT OLUR

GAZEL

1. Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhât olur
   Ne cân bedende gâm-ı firkatûnle rahat olur


2. Ne çâre var ki firâkunla eglenem bir dem
    Ne tâli’üm meded eyler visâle fırsat olur


3. Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem o şeb ölürüm
    Ne gün ki kâmetüni görmesem kıyâmet olur


4. Dil ise gitdi kesülmez hevâ-yı aşkundan
    Nasîhat eyledüğümce beter melâmet olur


5. Belâ budur ki alışdı belâlarunla gönül
    Gamun da gelse bâ’is-i meserret olur


6. Nedür bu tâli’ ile derdi Nef’î-i zârun
    Ne şûhı sevse mülâyim dedükçe âfet olur

Vezni: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün


Günümüz Türkçesi
1. Sensiz, (vücutta can olsa bile), benim için ne sıhhat ümidi vardır; ne de can, bedende, senin ayrılığının gamıyla rahat eder.
2. Senden ayrı iken, ne bir ân eğlenmemin imkânı var; ne de, talihim yardım edip, sana kavuşmak fırsatını bulabilirim.
3. Hangi gece kapına yüz sürmesem o gece ölürüm ve hangi gün güzel boyunu görmesem kıyamet kopar.
4. Gönülse, senin aşkının arzusundan bir türlü kesilmiyor; ben ona nasihat ettikçe o büsbütün rüsva oluyor.
5. Belâ bu ki, gönül senin belâlarına alıştı; şimdi kalbe gamın da gelse sevinç uyandırıyor.
6. Bu talih ile zavallı Nefi’nin çektiği dert nedir? Hangi güzeli sevse ve ona uysal dese, o güzel, bir âfet olur.

İzahlar:
1. Ümîd i sıhhat: (f. is. t.) Sıhhat ümidi; sağlık umudu.
Gam-i firkat: (f. is. t.) Ayrılık gamı; uzaklık derdi.
Firkat kelimesinin Arapçada doğru söylenişi fürkat ise de dilimizde daima yukarıdaki şekliyle kullanılmıştır.
Bu beyitte şair, sevgilisini kendi cam saydığına göre, ondan ayrı olunca sağlık ümidinin kalmayacağım, canının rahat edemeyeceğini söylüyor.

2. Eğlenem, eğleneyimd emektir.

3. Divan şairleri, kâmet ve kıyâmet kelimelerinin şekil, söyleniş ve bir dereceye kadar mana yakınlıklarından istifade ederek onları böyle yan yana kullanmakla kelime oyunu yaparlardı.

4. Hevâ-yi aşk: (f. is. t.) Aşk arzusu.
Eyledüğümce; eylediğim kadar, ben eyledikçe demektir.
Daha fena, büsbütün manalarında bir zarf olarak kullandığımız beter kelimesi Farsça “bedter”in dilimize geçerken aldığı şekildir. Maamafih daha sonraki asırların edebî mahsullerinde de bu kelimeye bedter suretinde dahi tesadüf edilir. “Bed”, fena demektir; “ter” ise daha manasında bir sıfat zarfıdır ki şirinter (daha tatlı), bâlâter (daha yüksek) kelimelerinde de aynı suretle kullanılmıştır.
Başkalarının kınamasına maruz kalmak, dile düşüp rüsva olmak, rüsvalık manasına gelen “melâmet” kelimesi, isim diye kullanılan Arapça bir mastardır. Fakat, bu beytin ikinci mısraının manası: "Gönül nasihatimi dinlemez ve iş büsbütün rüsvalık halini alır."dan ziyade, "Gönül nasihatimi dinlemeyerek büsbütün rüsva olur.” tarzında anlaşılmağa müsait olduğundan, melâmet kelimesine burada, halk kullanışına uyar bir tarzda, rüsva manası verilmiş olduğu görülüyor.

5. Bâis-i meserret: (f. is. t.) Sevinç sebebi, sevince sebep olan.
Alışmak fiilini şimdi, bir şeye alışmak, belâlarına alışmak suretinde kullanırız; hâlbuki bu fiilin, bu beyitte “belâlarınla alışmak” tarzında kullanıldığı görülüyor, belâlarınla alışkanlık hâsıl etmek gibi.


6. Nefî-i zâr: (f. s. t.) Zavallı, ağlayan Nefi.
Belâ, müsibet manasına gelen âfet kelimesi şiirde ekseriya, belâ gibi insanın gönlünü yakıp yıkan güzel manasıyla kullanılır ki bu beyitte de öyledir.
Bu gazelin kafiyelerine dikkat edilince; sıhhat, rahat, fursat kelimeleriyle kıyâmet, meserret, âfet kelimelerinin son heceleri arasında tam bir ses uygunluğu bulunmadığı görülür. Burada, Divan Edebiyatı kafiyeleri hakkında evvelce verilmiş olan izahatı hatırlamalıdır.

İZAHLI D.Ş.ANT. N.H.ONAN

SON EKLENENLER

Üye Girişi