Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

BAĞDADLI RÛHÎ -TERKİB-İ BEND TAM METİN 

(ö. 1605 06)

1. Bend
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestüz
Biz ehl-i harâbâtdanuz mest-i Elest'üz

Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanur lîk
Biz mâil-i bûs-i leb-i câm ü kef-i destüz

Sadrın gözedüp neyleyelüm bezm-i cihânun
Pây-ı hum-ı meydür yerimüz bâde-perestüz

Mâil değilüz kimsenün âzârına ammâ
Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne-şikestüz

Erbâb-ı garaz bizden ırâg olduğı yeğdür
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastuz

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz
Â’lâlara â’lâlanuruz pest ile pestüz

Hem-kâse-i erbâb-ı dilüz arbedemiz yok
Meyhânedeyüz gerçi velî aşk ile mestüz

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i cânuz
Ser-halka-i cem'iyyet-i peymâne-keşânuz

Günümüz Türkçesi

1. Bizi, üzüm suyu ile sarhoş olmuş sanmayın! Biz meyhane meyhane denen aşk ve şevk âleminin sakinleriyiz ve ezel şarabıyla sarhoşuz
2. İffetsiz ve ahlaksız olanlar bizi de kendileri gibi lekeli sanırlar; fakat biz ancak kadehin dudağını ve "şeyhin" elinin ayasını öpmeğe düşkünüz.
3. Dünya meclisinin baş sedirini başköşesini ne diye gözetelim? Bizim yerimiz şarap küpünün dibidir, biz şaraba taparız.
4. Kimseyi incitmeyi istemeyiz ama kadehi kıran sofunun hatırını kırarız.
5. Gizli ve kötü maksatlıların bizden uzak olmaları daha iyidir; çünkü onlara attığımız ok yere düşmez, çünkü parmağımızda şastımız, ok eldivenimiz vardır; (attığımızı vururuz; yani beddua edersek, mutlaka tutar; acı söz söylersek, ciğerlerini deleriz.)
6. Bu fani dünyada ne zengin, ne de dilenciyiz. İtibarda olup büyüklük satanlarla yüksekten konuşur; fakir, mütevazı kimselerle mütevazı oluruz
7. Ehli dillerle kadeh arkadaşlığı ederiz; kavgamız, gürültümüz yoktur. Meyhanedeyiz; fakat aşk ile sarhoşuz.
8. Biz can âlemi meyhanesinin şarabıyle sarhoşuz ve kadeh çekenler meclisinin başında bulunuruz..


2. Bend
Sâkî getür ol bâdeyi kim dâfi-i gamdur
Saykal ur o mir'âta ki pür-jeng ü elemdür

Dil-bestelerüz bizden ırağ eyleme bir dem
Ol bâdeyi kim nûr-ı dil ü dîde-i Cem'dür

Ey h’âce fenâ ehline zinhâr ululanma
Dervîşi bu mülkün şeh-i bâ-hayl ü haşemdür

Hâk ol ki Hudâ mertebeni eyleye âli
Tâc-ı ser-i âlemdür o kim hâk-i kademdür

Gel doğrılalum meygedeye rağmına anın
Kim bâr-ı riyâdan kad-i ber-geştesi hamdur

Mey sun bize sâkî bizüz ol kavm ki dirler
Rindân-ı sabûhî-zede-i bezm-i kıdemdür

Bu nazmı Beyânî’den işit hâle münâsib (Peyâmî olmalı)
Kim zübde-i yârân-ı suhandân-ı Acem'dür

Mâ rind-i sabûhî-zede-i bezm-i Elestîm
Piş ez-heme derdî-keş ü pîş ez-heme mestîm

Günümüz Türkçesi

1. Saki kederi defeden o şarabı getir; elem pasıyla dolmuş o aynaya perdah vur.

2Biz ona gönül bağlamışız. Cem’in gözünün ve gönlünün nuru olsa şarabı bir an olsun bizden uzak tutma.

3.Ey efendi! Yokluğa ermişlere sakın ululanma. Bu ülkenin dervişi ordusu ve teşrifatı olmayan bir padişahtır.

4. Toprak ol da Allah mertebeni yükseltsin. Ayak toprağı olan kimse dünyanın başının tacıdır.

5.Gel,riya yükünden boyu kıvrılıp bükülen [sofuya] rağmen meyhaneye yönelelim.

6.Saki bize mey sun; biz “kıdem meclisinin şarabının çarptığı rintler” denen kişileriz.

7.Söz ustası İranlı dostların seçkini Peyami’den, bu duruma şiiri dinle.

8 “Biz elest meclisinin şarabının çarptığı rintleriz. Şarap tortusunu herkesten önce içtik, herkesten önce sarhoş olduk.”


3. Bend
Hoş gûşe-i zevk idi safâ ehline ‘âlem
Bir hâl ile sürseydi eger ‘ömrini âdem

Sıhhat sonı derd olmasa vuslat demi hicrân
Nûş âhiri nîş olmasa sûr âhiri mâtem

Bu ‘âlem-i fânîde safâyı ol ider kim
Yeksân ola yanında eger zevk u eger gam

Dâ’im ola hem-sohbet-i rindân-ı kadeh-nûş
Varın koya meydâna eger bîş ü eger kem

Sûfî ki safâda geçinür Mâlik-i dînâr
Bir dirhemini alsan olur hâtırı derhem

Zâhir bu ki âhır yeri hâk olsa gerekdür
Ger dirheme muhtâc ola ger mâlik-i dirhem

Mey sun bize sâkî içelüm rağmına anun
Kim cehli ile bilmedügi yerden urur dem

Her münkir-i keyfiyyet-i erbâb-ı harâbât
Öz aklı ile Hakk'ı diler bulmağa heyhât

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ
1.İnsan ömrünü hep aynı durumda sürseydi, dünya safa ehline güzel bir eğlence köşesi oldu.

2.Sağlığın sonu dert, kavuşmanın sonu ayrılık, balın sonu zehir, düğünün sonu matem olmasa.

3.Bu fani dünyada safayı süren, gam olsun sevinç olsun her şey yanında bir olan.

4.Az veya çok varını yoğunu ortaya koyup sürekli şarap içen, rintler sohbetinde bulunandır.

5.Safa konusunda zengin olduğunu iddia eden sofunun bir dirhem [parasını] alsan, gönlü kırılır.

6.İster dirheme muhtaç olsun ister dirhem sahibi olsun, görünen o ki son yeri toprak olacaktır.

7.Saki, bize şarap sun, cehaletinden [dolayı] bilmediği yerden konu açana rağmen içelim.

8.Meyhane ehlinin her halini inkâr eden, kendi aklı ile Allah’ı bulayım der; Eyvahlar olsun!


4. Bend
Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayın der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayın der

Meyhânede ister yıkılup olmaya vîrân
Bîçâre harâbâtta âbâd olayın der

Bir serv-kadün bende-i efgendesi olsun
Âlemde o kim gussadan âzâd olayın der

‘Ömrin geçirüp kûh-ı belâda dil-i şeydâ
Berhem-zen-i hengâme-i Ferhâd olayın der

Vasl istemeyüp hicr ile hoş geçdügi bu kim
Miskîn gam-ı cânâneye mu‘tâd olayın der

Elden komasun gül gibi câm-ı meyi bir dem
Her kim ki bu gamhânede dilşâd olayın der

Gezdi yürüdi bulmadı bir eğlenecek yer
Min-ba‘d yine ‘âzim-i Bağdâd olayın der

Bağdâd sadefdür güher-i dürr-i Necef ’dür
Yanında anun dürr ü güher seng-i hazefdür

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

1.Mürşit olmak isteyen şu zahide bak! Daha dün mektebe başladı, bugün üstat olmak ister.

2.Meyhanede yıkılıp perişan olmasın ister. Zavallı harap olmadan abat olayım der.

3.Dünyada gamdan kurtulmak isteyen, bir servi boylunun boynu bağlı kölesi olsun

4.Deli gönül ömrünü bela dağında geçirip Ferhad’ın şöhretini alt üst edeyim der.

5.Vuslat istemeyip ayrılıkla hoşça vakit geçirmesinin sebebi şu: Zavallı sevgilinin[ayrılık] derdine alışayım der.

6.Bu gam yeri [olan dünyada] gönlüm hoş olsun diyen, gül gibi şarap kadehini bir an elinden bırakmasın.

7.Gezdi dolaştı, eğlenecek bir yer bulamadı; “Bundan sonra yine Bağdat’a döneyim.” Der.

8.Bağdat bir istiridye, mücevheri Necef’in İncisi [Hz. Ali’dir].Onun yanında inci ve mücevher taş ve toprak gibidir.


5. Bend
Ol gevher-i yektâ ki bulunmaz ana hemtâ
Gelmez sadef-i kevne bir öyle dür-i yektâ

Ol zât-ı şerîfe yaraşır da'vî-i himmet
Kim oldu ne dünyâ ana maksûd ne ukbâ

Kim derk eder anı ki ola zâtına ma'lum
Remz-i kütüb-i medrese-i ilm ile bâlâ

Ol zâhidün ağlar yer ü gök haline yarın
Kim içmeye destinden anın câm-ı musaffa

Bir noktadadur sırrı dedi çâr kitabın
Ol çârdadur sırr-ı kütüphâne-i eşyâ

Ol nokta benim dedi dönüp remzini seyret
Ya'ni ki benim cümle-i esmâ-yı müsemmâ

Çün hisse imiş kıssadan ehl-i dile maksûd
Maksûd nedür anla bil ey ârif-i dânâ

Hep mağlatadur lâklaka-yı zâhir ü bâtın
Bir nokta imiş asl-ı suhan evvel ü âhir

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

1.O eşi benzeri bulunmayan öyle bir tek mücevherdir ki kâinat istiridyesine öyle değerli bir inci [daha] gelmez.

2.Himmet davası, kendisine ne dünya ne de ahreti amaç edinmeyen o şerefli zata yaraşır.

3.Ulvî âlem medresesinin kitaplarının sırları kendisine malum olan o zatı kim [hakkıyla] anlatabilir.

4.Onun elinden saf şarap kadehini içmeyen zahidin haline, yarın yer gök ağlar.

5.O “dört kitabın sırrı bir noktadır, varlık kütüphanesinin sırrı da o dörttedir.”dedi.

6.Hz.Ali “O nokta benim, yani bütün isimlere müsemma benim.”dedi, duyup hikmetini seyret.

7.Madem ki gönül ehline amaç kıssadan hisse imiş; ey bilge arif amacın ne olduğunu anlayıp öğren.

8.Görünen ve görünmeyen [her şeyi] yanıltmaca ve boş sözlerden ibarettir. Başında sonuna kadar bütün sözlerin aslı bir noktaymış.


6. Bend
Ey sâhib-i kudret kanı insâf ü mürüvvet
Rindân-ı mey-âşâma niçin olmaya rağbet

Kısmetleri dersen ezelî cevr ü cefâdur
Cevr ola niçin zevk u safâ olmaya kısmet

Dersin ki bugün eylemeyen yarın eder zevk
Çok mu iki gün bendelerin eyleye işret

Hacetlerimüz kâdir iken kılmağa hâsıl
Salmak kereminden bizi ferdâya ne hâcet

Nâçâr çeker halk bu zahmetleri yohsa
Âdem kara dağ olsa getürmez buna tâkat

Hâlün kime ansan sana der hikmeti vardur
Öldürdi bizi âh bilinmez mi bu hikmet

Bîhûde dönüp neyler ola başımuz üzre
Halkun bu felek dedüği dôlâb-ı meşakkat

Bîhûde yeter döndü hemân terkini kılsa
Kim aksine devr eylemeden yeğdi yıkılsa

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

1.Ey kudret sahibi! İnsan ve mürüvvet hani? Şarap içen rintlere ne için şefkat olmaz?

2. “Nasipleri ezelde beri eziyet ve cefadır” dersen; eziyet olur da niçin zevk ve safa olmaz?

3. “Bugün zevk sürmeyen yarın sürer” dersin. Kulların iki gün eğlenseler çok mu?

4.İhtiyaçlarımızı görmeye kudretin varken, bizi kereminden yarına ertelemene ne gerek var?

5.Halk bu eziyetleri çaresiz çeker. Yoksa adam kara dağ olsa buna tahammül edemez.

6.Durumunu kime açsan sana “Vardır bir Hikmet.” Der. Ah öldürdü bizi, bilinmez mi bu hikmet.

7.Halkın bu felek dediği eziyet dolabı boş yere başımızın üstünde dönüp ne yapıyor?

8.Boş yere döndüğü yeter. Artık bıraksa.Çünkü tersine dönmektense yıkılması iyidir.



7. Bend
Çarhun ki ne sa’dinde ne nahsinde bekā var
Dehrün ki ne hâsında ne ‘âmında vefâ var

Aldanma anın sa’dine nahsinden alınma
Nahsinde deme mihnet ü sa’dinde safâ var

Meyl etme anın hâsına ‘amından üşenme
‘Amında deme hisset ü hâsında ‘atâ var

Cehd eyle hemân gayr eline bakmayı gör kim
Benden ne sana fâide senden ne bana var

Eğninde görüp gayrilerin atlas ü dîbâ
Gam çekme ki eğnimde benüm köhne abâ var

Geç cümle bu efkârdan ü ârif-i vakt ol
Sergeşte bil anı ki serinde bu hevâ var

Ferdâ elemin çekme mey iç bak ruh-ı hûba
Âşıklara ferdada dahi va’d-i likâ var

El verse safâ fırsatı fevt eyleme bir dem
Düyâ ana değmez ki cefâsın çeke âdem

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

1.Dünyada meramını alçaklardan talep edersin. Ey! Ham tamahlı bu olmayacak isteklerin ne zamana kadar sürecek?

2.Soyuna çekmemişin birisini cübbe ve destarla gördüğünde onun cübbe ve destarına saygı gösterirsin

3.Hilesini sezip durumunu anlamadan ona muhtaçlığını bildirmeye başlarsın.

4.Utancımdan sana azıcık iyilikte bulunursa da, ona duacısın diye bir daha Tanrı selamını vermez..

5.Hırkalı er olup namında “derviş” olursa, “Vay kâfir!” diye seni mahvetmeye yakmaya başlar.

6.Sana yazıklar olsun ki azıcık bir şeye olan hırs ve tamahından, adını kötüye çıkarırsın.

7.Nasibin sana sabah veya akşam ulaşmaktadır. Gözünün aç olmasının sebebi,sende kanaat bulunmamasıdır.

8.Seni ekmek doyurmuyor mu? [İlla ki] İt lokması mı lazımdır? Alçakların artığı olan o lokma zehir olsun.


8. Bend
Giryen kopar ey h’âce meğer kim ciğeründen
Kim çıktı ciğer pâreleri çeşm-i teründen

Bin girye edersin seni âhir ayırurlar
Ferzend ü zen ü tantana-i sîm ü zeründen

Bu mülk-i fenâya ki ademden güzer ettin
Sûdun nedür ancak anı bil sen seferinden

Yok çıkmağa gönlün der-i dünyâ-yı denîden
Billâh dahı hoşnud mısun yoksa yeründen

Bu mezbeleden böyle güzâr eyleyi gör kim
Bir zerre gubâr irmeye tâ rehgüzeründen

Sîm ile zeri kendüne kat kat siper ettin
Merg okını geçmez mi sanursun siperünden

Akl adın anup kendüni teşvîşe düşürme
Divâne olup ref’-i kalem kıl üzerinden

Ey h’âce eğer kim sen isen âkil ü dânâ
Şeydâluğı bin akla değişmez dil-i şeyda

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ
1.Ey cimri zengin! Yaşlı gözünden ciğer parelerin çıktı diye ciğerden feryat edersin.

2.Binlerce ağlasan da seni sonunda çocuğundan, karından gümüş ve altınından ayıracaklar

3.Bu fanilik ülkesine yokluktan göç ettin ama, yolculuktan karın nedir bir bilsen...

4.Alçak dünya hanesinden çıkmaya gönlün yok. Allah aşkına söyle! Yoksa yerinden memnun musun?

5.Bu mezbelelikten öyle geçip gitmeye bak ki yolundan sana bir zerre toz değmesin

6.Gümüş ve altını kendine kat kat siper ettin.Ölüm oku siperinden geçmez mi sanarsın?

7.Akıldan bahsedip kendini karışıklığa bırakma.Deli olup üzerinden kalemi kaldır.

8.Ey efendi! Eğer akıllı ve bilgili sen isen,çılgın gönül deliliği bin akla değmez.


9. Bend
Vardum seherî tâ'at içün mescide nâgâh
Gördüm oturur halka olup bir nice gümrâh

Girmiş kemer-i vahdete almış ele tesbîh
Her birisinün vird-i zebânı çil ü pencâh

Didüm ne satarsuz ne alursuz ne virirsüz
K'aslâ dilinüzde ne nebî var ne hôd Allah

Didi biri kim şehrimüzün hâkim-i vakti
Hayr itmek içün halka gelür mescide her gâh

İhsânı ya pencâh ya çildür fukaraya
Sabr eyle ki demdür gele ol mîr-i felek-câh

Geldüklerini mescide bildüm ne içündür
Yüz döndirüp andan didüm ey kavm olun âgâh

Sizden kim ırağ oldı ise Hakk'a yakındur
Zirâ ki dalâlet yolıdur gitdüğünüz râh

Tahkîk bu kim hep işinüz zerk ü riyâdur
Taklîddesüz tâ'atünüz cümle hebâdur

Günümüz Türkçesi
1 Bir sabah, vakitsiz, (yani daha sabah namazı vakti gelmeden) sabah namazı için mescite gittim ve bir sürü yolunu şaşırmışların halka şeklinde oturduklannı gördüm.
2 Bunlar (Tevhid zikri) yapılan halkaya girmişler, ellerine tespih almışlardı. Her birisinin dilinde ise kırk, elli diye lâflar dolaşiyordu.
3 Onlara dedim ki: "Ne sayıyorsunuz, ne alıp satıyorsunuz? Dilinizde ne peygamber, ne de Allah sözü var!",
4 Biri dedi ki: "Şehrimızin valisi, her zaman, halka iyilik etmek için bu mescide gelir.
5 Onun fakirlere ihsanı ya ellilik, ya kırklık akçedir, Sabret, şimdi o mevkii gök kadar yüksek olan şeyin gelme zamanıdır,"
6 Mescite niçin geldiklerini öğrendim ve yüz çevirip nefret ettim; sonra da dedim ki: 'Ey cemaat! Biliniz ki,
7 Sizden kim uzaklaşırsa Allah’a yaklaşır. Çünkü sizin gittiğiniz yol, sapkınlık yoludur.
8 Doğrusu bu ki, sizin bütün işleriniz yalan, riya ve gösteriştir Göreneğe uyarak taklid ibadeti yapmaktasınız; bunun için ibadetiniz tamamen boşunadır."


10. Bend
Dünyâda denîlerden idersin tama’-i hâm
Ey ham-ı tama’ niceye dek bu tama'-ı hâm

Bir âdemi ger cübbe vü destâr ile görsen
Eylersün anun cübbe vü destârına ikrâm

Nakşın çıkarup eylemedin zâtını ma'lûm
Başlarsın ana eylemeğe fakrunı i'lâm

Cerrar diyü virmez olur Tanrı selâmın
Şermende ider itse sana habbece in'âm

Sen er olasın hırkada nâmun ola derviş
Mülhid diyü yandurmağa eyler seni ikdam

Yazuk sana kim eyleyesin hırs u tama'dan
Bir habbe içün kendüni 'âlemlere bed-nâm

Yok sende kanâ'at gözün aç olduğı oldur
Rızkun irişür sana eğer subh u eğer şâm

Et lokması lâzım mı toyurmaz mı seni nân
Zehr olsun o lokma k'ola pes-mânde-i dûnân

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

1.Dünyada meramını alçaklardan talep edersin. Ey! Ham tamahlı bu olmayacak isteklerin ne zamana kadar sürecek?

2.Soyuna çekmemişin birisini cübbe ve destarla gördüğünde onun cübbe ve destarına saygı gösterirsin

3.Hilesini sezip durumunu anlamadan ona muhtaçlığını bildirmeye başlarsın.

4.Utancımdan sana azıcık iyilikte bulunursa da, ona duacısın diye bir daha Tanrı selamını vermez..

5.Hırkalı er olup namında “derviş” olursa, “Vay kâfir!” diye seni mahvetmeye yakmaya başlar.

6.Sana yazıklar olsun ki azıcık bir şeye olan hırs ve tamahından, adını kötüye çıkarırsın.

7.Nasibin sana sabah veya akşam ulaşmaktadır. Gözünün aç olmasının sebebi,sende kanaat bulunmamasıdır.

8.Seni ekmek doyurmuyor mu? [İlla ki] İt lokması mı lazımdır? Alçakların artığı olan o lokma zehir olsun.


11. Bend
Ebnâ-yı zamânun talebi nâm u nişândur
Her biri tasavvurda filan ibn-i fülândur

Güftâra gelüp söyleseler cehl-i mürekkeb
Zu’munca velî her biri bir kutb-ı zamândur

Erbâb-ı hıred zerre kadar mu'tekid olmaz
Ol mürşide kim mu'tekîd-i bî-hıredândur

Taklîd ile seccâde-nişîn olmuş oturmuş
Tahkîkte ammâ har-ı be-güsiste-inândur

Dermiş bana keşf oldu hep esrâr-ı hakîkat
Vallâhi yalandır sözi billâhi yalandur

Kendünden ırağa düşüp ardınca yorulma
Ol bî-haberün gitdüği yol zann u gümândur

Ey tâlib-i tahkîk eğer var ise aklun
Gûş it bu sözi kim haber-i bâ-haberândur

Zinhâr unutup bildiğüni düşme inâda
Bir pîre yapış kim eresin sırr-ı ma’âda

Günümüz Türkçesi
1 Dünyanın dikenine de, gülüne de, gül bahçesine de yuh olsun! Yabancılarına da, cefa edenlerine de yuh olsun.
2 Keyif ve neşesi şaraba bağlı olan bir içki meclisinin bir yaşamanın, bir hayatın içenine de yuh olsun, şarabına da, şarabı satanına da!..
3 Para ile temin edilecek olan rütbeyi ve büyüklüğü ne yapalım? Onu satan alçağa da, satın alanına da yuh olsun!
4 Mademki, insanların, varlık sahiplerinin yeri yokluk çölüdür; onların kafilesine de, kafilelerinin başında gidene de yuh olsun!
5 Dünyada mahiyeti anlaşılamayan gizli şeyleri esrarkeşler bildikten sonra, onların hayâl âleminde dolaşmalarına da, (içtikleri) esrara da yuh olsun!
6 İrfan sahibi düşkün, cahillerse itibarda olduktan sonra, dünyamn ikbaline de yuh olsun, idbarına da!..
7 Dünyanın uğuruna da, uğursuzluğuna da lânet olsun ve onun yıldızlarının dönenlerine de, duranlarına da yuh olsun!
8 Mademki (bir hadiste söylenildiği gibi), Hak yoluna gidenlere hem dünya, hem de ahret haram olmuştur; o halde sen de dünyayı da, ahreti de hatıra getirmemeğe çalış.

12. Bend
Sûrette nola zerre isek ma’nide yohuz
Ruh-ül kudüs’ün Meryem’e nefh ittüği ruhuz

Peymâne-i hûrşîd ile her dem iderüz ayş
İsâ ile peymâne-keş-i câm-ı sabûhuz

Ettükse şarab içmemeğe tövbe güzelsiz
Sabit-kademüz tövbemüz üstinde nasûhuz

Mâr ise ‘adû biz yed-i beyzâ-yı kelîmüz
Tufân ise dünyâ gamı biz keştî-i Nuh’uz

Molla okusun medresede şerh-i me’ânî
Metn-i kadehi sor bize biz ehl-i şürûhuz

Sûfi bizi sen cism göziyle göremezsin
Aç cân gözini eyle nazar gör ki ne rûhuz

Pürgûlara leb-beste görünmekteyüz amma
Rindân-ı Mesîhâ-deme miftâh-ı fütûhuz

İsî-dem ü Rûhî-lakab ü Hızr-hayâtuz
Deryâ-yı sıfat içre nihân gör ki ne zâtuz

Günümüz Türkçesi

1.Eğer görünüşte zerreysek, mana itibariyle güneş gibiyiz.Biz Cebrail’in Meryem’e üflediği ruhuz.

2.Her sabah güneşin kadehi ile işret ederiz.Sabah içilen şarabın meclisinde İsa ile kadeh çekeriz.

3.Güzeller olmadan şarap içmemeye tövbe ettiysek, bozmamız mümkün olmayan tövbemizde sımsıkı duruyoruz.

4.Düşman yılansa biz Musa’nın beyaz eliyiz. Dünya gamı tufan ise biz Nuh’un gemisiyiz.

5.Molla medresede Metâli şerhi okusun, sen bize kadeh metnini sun.Biz şerh ehliyiz.

6.Ey sofu,sen bizi madde gözüyle göremezsin. Gönül gözünü aç da nasıl bir olduğumuza bak.

7.Kötü söyleyenlere susuyor görünüyoruz, ama İsa nefesli rintlere açılma anahtarıyız.

8.İsa nefesli,Rûhî lakaplı ve Hızır hayatlıyız. Sıfatlar denizinde gizlenmiş zat cevheriyiz.

 
13. Bend
Aya nice bir devrede bu çâr-anâsır
Kim ana ne evvel ola ma’lûm ne âhir

Gâh eyleyeler âlem-i tefrîdde seyrân
Gâhî olalar âlem-i terkîbte sâyir

Tefrîdde çâr ola vü nâçâr ola devri
Terkîbe gelince se-mevâlîd ola zâhir

Bu cümle mezâhirden ola mu’teber insan
Insanın ola cumle tufeyli bu mezâhir

Nefsini bilenler getüre Hâlik’a îmân
Bilmezlere îmân getürenler diye kâfir

Kâfir ki yerin dûzeh eder cehlden eyler
Çün cehl hakîkatte ola küfr acep sır

Dünyâ vere câhillere el kâmil olanlar
Ayakta kala olmayalar habbeye kâdir

Çün cehldedür zevk kemâli nidelim biz
Kāl ehli safâ eyleye hâli nidelüm biz


GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ
1.Acaba başı sonu bilinmeyen bu dört unsur daha ne kadar dönecek?

2.[Bu dört unsur] bazen ilahi alemde dolaşırlar, bazende mürekkeb cisimler aleminde seyrederler.

3.Vahdet aleminde dört [unsur] olur da devri çaresiz olur.Mürekkeb cisimler alemine gelince üç ana unsur ortaya çıkar.

4.Bütün bunlardan insan itibara gelir de bütün mezahir insana tufeyli olur.

5.Kendini bilenler Yaratıcı’ya iman getirirler, bilmeyenlere iman getirenler [onlara]kafir derler.

6.Yerini cehennem eden kafir cehaletten eder.Cehalet gerçekten küfür olsun [bu ne] acayip sır!

7.Cahillere dünya el versin,kemal sahipleri ayaklar altında kalıp bir zerreye kudretleri olmasın.

8.Madem zevk cehalettedir bi kemali ne yapacağız? Laf ehli olanlar safa sürsün şimdi biz ne edeceğiz.


14. Bend
Sûfî ki riyâ ile ider kendüyi mevsûf
Evkât-i şerîfi ola taklîd ile masrûf

Minberde hatîb ola vü mahfilde muarrif
Âr eylemeye olduğuna cehl ile ma’ruf

Âyîne-i kalbini kudûret ede tîre
Ruşenleri feyz-i Hak ile olmaya mekşuf

Cem’-i kütüb etmekle ne mümkin ola vâkıf
Esrâr-i Hüdâ’ ya ki ola ol mürşide mevkûf

Cân ü dilinin revzenesi olmaya pür-nûr
Daim biri mahsûf ola anın biri meksûf

Zâtındaki âsâr-ı kemâl olmaya hardur
Ya şâl-ı siyeh eğnine giymiş ya yeşil sûf

Âlemde ki kâmil çeke gam zevk ede câhil
Yerden göğe dek yûf bana ger demeyim yûf

Çün Hak diyeni eylediler zulm ile berdâr
Bâtıl söze agaz edelim biz dahi nâçâr

 

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ 
1.Riyakarlıkla kendini vasıflı gösteren ham sofunun mübarek zamanı taklit ile ziyan olur.

2.Minberde hatip, mahfilde muarrif de olsa cehli ile tanındığından utanç duymaz.

3.Kalbinin aynasını kaygılar karartırda, Hak feyzinin parlatıcısı bile aydınlatmaz.

4.O mürşide verilen ilahi sırları kitaplar toplamakla vakıf olmak ne mümkündür!

5.Canının ve gönlünün güneşi ve ayı ışıklanmaz, daima onların biri gölgede diğeri tutulmuş olur.

6.Zatında kemale ermişlik sırları yoksa, sırtına ya siyah şal ya yeşil sof giymiş bir eşşektir.

7.Dünyada kemal sahibi gam çeksin,cahil zevk etsin de ben buna yuh demezsem; bana yerden göğe kadar yuh olsun.

8.Mademki Hak diyeni zulümle darağacına çektiler,bizde çaresiz batıl söze başlayalım.



15. Bend
Yuf hârına dehrün gül ü gülzârına hem yuf
Ağyârına yuf yâr-i cefâkârına hem yuf

Bir ıyş ki mevkûf ola keyfiyyet-i hamre
Ayyâşına yuf hamrine hammârına hem yuf

Zî-kıymet olunca nidelim câh ü celâli
Yuf anı satan dûna hirîdârına hem yuf

Çün ehl-i vücûdun yeri sahrâ-yı ademdir
Yuf kâfile vü kâfile-sâlârına hem yuf

Âlemde ki bengîler ola vâkıf-i esrâr
Hayrânına yuf anların esrârına hem yuf

Ârif ki ola müdbir ü nâdân ola mukbil
İkbâline yuf âlemin idbârına hem yuf

Çarh-i feleğin sa'dine vü nahsine lâ'net
Kevkeblerinün sâbit ü seyyârına hem yuf

Çün ola harâm ehl-i haka dünya vü ukbâ
Cehdeyle ne dünyâ ola hâtırda ne ukbâ

 

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ 
1.Dünyanın dikenine,gülüne, gül bahçesine yuh olsun! Düşmanına, da cefakar dostuna da yuh olsun!

2.Şarabın keyfiyyetine bağlı olan bir eğlenceye, ayyaşına,şarabına, şarapçısına yuh olsun!

3.Parayla olunca makam ve mevkiyi ne yapalım? Onu satan alçağa da alanına da yuh olsun!

4.Madem ki vücut ehlinin yeri yokluk çölüdür, kafilesine de kafilecisine de yuh olsun!

5.Afyonkeşlerin esrara vakıf olduklar alemde, kendinden geçene de onların esrarına da yuh olsun!

6.İrfan sahibi talihsiz, cahil ikbal sahibi olsun;dünyanın ikbaline de düşkünlüğüne de yuh olsun!

7.Feleğin çarkının uğruna da uğursuzluğuna da lanet olsun! Yıldızlarının sabitine de seyyarına da yuh olsun!

8.Madem gönül ehline dünya ve ahiret haram oldu, gayret et [de] gönül de ne dünya olsun ne ahiret…

16. Bend
Dünyâ talebiyle kimisi halkın emekte
Kimi oturup zevk ile dünyâyı yemekte

Yok derdüne bir çâre ide mîr ü gedâda
Sen çektiğin âlâmı eğer sakla eğer de

A’yân-ı cihândan kerem umma anı sanma
Asâr-ı ‘atâ ola ne paşada ya begde

Matbahlarına aç varan âdem değenek yer
Derbânları var göz kapuda el değenekte

Bir devrde geldük bu fenâ âleme biz kim
Âsâr-ı kerem yok ne beşerde ne melekte

Ağyâr vefâdan dem urur yâr cefâdan
Âdemde vefâ olmaya vü ola köpekte

Evc-i feleğe bastı kadem câh ile câhil
Erbâb-ı kemâlin yeri yok zîr-i felekte

Yâ Rab bize bir er bulunup himmet eder mi
Yoksa günümüz böyle felâketle geçer mi

 

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

1.Halkın kimisi dünyayı elde etmek için emekte, kimisi de zevkle dünyayı yemekte.

2.Sen çektiğin elemleri ister sakla ister söyle; derdine ne beyden ne de fakirden bir çare yok.

3.Cihanın önde gelenlerinden kerem bekleme, ihsan eseri paşada veya beyde olur sanma.

4.[Onların] mutfaklarına aç giden adam sopa yer. Gözleri kapıda elleri değnektedir.

5.Bu fani dünyaya öyle bir devirde geldik ki cömertlik alameti ne insanda ne melekte var.

6.Başkaları vefadan bahseder,dost cefadan. İnsanda vefa olmasın da köpekte mi olsun?

7.Cahil, makamı ile feleğin tepesine ayak bastı, kemal sahiplerinin feleğin altında yeri yok!

8.Ya Rab bir er çıkıp da bize yardım eder mi? Yoksa günümüz böyle felaketle mi geçer?
  

17. Bend
Verdük dil ü cân ile rızâ hükm-i kazâya
Gam çekmezüz uğrarsak eğer derd ü belâya

Koyduk vatanı gurbete bu fikr ile çıkduk
Kim renc-i sefer bâis ola izz ü ‘alâya

Devr eylemedük yer komaduk bir nice yıldur
Uyduk dil-i dîvâneye dil uydı hevâya

Olduk ne yere varduk ise aşka giriftâr
Alındı gönül bir sanem-i mâh-likâya

Bağdâd’a yolun düşse ger ey bâd-ı seher-hîz
Âdâb ile var hizmet-i yârân-ı safâya

Rûhî’yi eğer bir sorar ister bulunursa
Derlerse buluştun mu o bî-berg ü nevâya

Bu makta-i garrâyı okı ebsem ol andan
Malûm olur ahvâlimüz erbâb-ı vefâya

Hâlâ ki biz üftâde-i hûbân-ı Dımışk’uz
Ser-halka-i rindân-ı melâmet-keş-i ışkuz

Vezin: Mef’ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feîlün

Günümüz Türkçesiyle
1 Biz Allah'ın takdirine can ve gönülden razı olduk, bundan dolayı derde ve belâya uğrarsak tasa etmeyiz.
2 Yolculuk zahmetinin, kadir ve itibarımızın yükselmesine yol açacağı düşüncesiyle vatandan ayrılıp gurbete çıktık
3 Kaç yıldır dolaşmadık yer bırakmadık; biz deli gönle uyduk, gönül de kendi havasına (aşka) uydu.
4 Nereye gittikse aşka tutulduk; gönül bir ay yüzlü güzele kendini kaptırdı.
5 Ey sabah rüzgârı! Eğer Bağdad’a yolun düşerse, saygıyla git, beraber güzel günler geçirip safalar sürdüğümüz dostların hizmetinde bulun.
6 Eğer, Ruhi’yi bir soran, arayan bulunursa ve: "0 zavallıya rastladın mı?" derlerse, .
7 Orada bu parlak matlaı oku ve sus; ne halde olduğumuzu vefakâr dostlar anlarlar:
8 Şimdi Şam güzellerinin düşkünü olan biz, aşk uğrunda cefaya uğrayan rintler halkasının en başında bulunuyoruz

 

Türkçesi metninin bir kısmı bu siteden alınmıştır. http://fikrimunasebetler.blogspot.com.tr ; diğer bir kısmı N.H.ONAN'dan alınmıştır

SON EKLENENLER

Üye Girişi