Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU 

1932 yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Zile'de bitirdi. Liseyi, çeşitli yerlerde dolaşarak, İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Birkaç görevde çalıştıktan sonra İşçi Sigortaları Hukuk İşleri Bölümü'nde şeflik yaptı. Daha sonra İstanbul Milli Eğitim Basımevi Müdürlüğü’ne atandı. Bu önemli görevi yedi yıldan fazla bir süre başarı ile yürüttü. 1975 yılında aynı Bakanlığın Basılı Resim ve Yazılan Derleme Müdürlüğü'ne getirildi. 1976'da, kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Şimdi sanat ve edebiyat hayatiyle meşgul olmakta, roman ve çeşitli konularda yeni eserler hazırlamaktadır.

Bir ara 'Tercüman 1001 Temel Eser" yönetmenliğinde ve "Ortadoğu" Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü'nde de bulunan Necati Sepetçioğlu, çağdaş Türk romanının önemli isimlerinden biridir. Romanlarında, daima, şaşmayan ve belirli bir tez üzerinde durmaktadır. Bu tezin sonucu olarak, zincirleme halinde, büyük bir konuyu ve temayı işlemektedir. Bu konu ve tema "İslamlıktan sonraki Türklüğün gelişip evrimleşmesi” şeklinde özetlenebilir. Gerçekten de yazar (Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı, Üçler - Yediler, Kırklar) adlı romanlarında hep bu konu ve temayı bir tez halinde işlemeyi - kendisi ve sanat anlayışı için - amaç edinmiştir. Bu husus onun hem romancılık özelliğini, hem de başarısını belirlemektedir.

Güçlü bir dil ve anlatıma, gözlem ve çözümleme yeteneğine sahip bulunan Necati Sepetçioğlu'nun, kitabın sonunda adlan verilen romanları dışında Trampaçalar, Büyük Otmarlar, Çardaklı Bakıcı, Köprü adlı tiyatroları; Yaratılış ve Türeyiş, Türk - İslam Destanları adlarını taşıyan eserleri ve Menevşeler Ölmemeli, Abdürrezzak Efendi adlı hikâye kitapları bulunmaktadır.

 

KONAK

- Romanın Özeti -

"Konak" romanı Kilit, Anahtar, Kapı üçlüsünün bir çeşit devamı olan dördüncü romanıdır. Ancak, daha önceki üçün devamı olan bu eser, bir tamamlama değil, kendisinden sonra devam edeceklerin bir konaklaması, bir menzili niteliğindedir. Nitekim Necati Sepetçioğlu bu konaklamadan sonra Çatı, Üçler - Kırklar ile yoluna devam etmiştir ve öyle anlaşılmaktadır ki bu yol merhalesine kadar varacaktır. Bu sebeple Konak'ı başlı başına müstakil bir roman gibi özetlemek hatalı olur. En iyisi ona, kendisinden başlayarak öncekilerle birlikte kısa bir göz atmak yerinde ve yeterli olacaktır.

Kilitte dünyaya yeni ve ülkücü bir uygarlığın ışıklarını serpmeye çalışan ve bunun sorumlu sancılan içinde kıvranan bir milletin, bir bütün halindeki kalp atışları dile getirilmiştir. Ne var ki bu kalp atışları bir hekim, bir fizyolojist gözüyle değil; bilim, zekâ, sevgi ve inancın karması olan ortak bir ruh tahlili ile yapılmıştır. Başlangıçta küçük bir Türkmen aşireti halinde bulunan Selçukluların yüreklerinde engin bir özlem yatmaktadır. Büyüme, yurt tutma ve devlet kurma özlemi. Bu özlem kısa zamanda ülküye, ülkü de yine kısa zamanda çabaya dönüşecektir. Kilit, bütün bu gelişimleri işler.

Kapı'ya gelince: Önceleri gizli beliren, bir süre sonra su yüzüne çıkan Türk - Batı kavgası genel boyutları ve özel ayrıntıları ile gözler önüne serilmektedir. Artık alan Anadolu'dur. O dönem Anadolu'sunun üç belirgin sancısı etüd edilmektedir:

1. Anadolu’daki Türkleşme - müslümanlaşmanın keskin bir yoğunluk kazanması, 2. Bu yoğunluk kazanmaya karşı bağnaz Hristiyan batının maddi manevi saldırılan, 3. Anadolu'daki oluşma ve gelişmenin zorunlu kıldığı sosyal ve kültürel çalkantılar.

Artık Büyük Selçuklu Devleti yıkılmış, yerini Anadolu Selçuklu Devleti almaya başlamıştır. Bu devletin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman, ilk büyük hakanı onun oğlu Kılıç Arslan’dır. Hakan'ın Ersagun Bey, Çaka Bey gibi ülkücü yardımcıları vardır. Kılıç Arslan biraz bencil olduğu halde, yardımcıları bunu hoş karşılayıp ülkü yolunda yürürler. Ruhunda hâlâ şamanlığın izleri yaşayan hükümdara, Türklük bilincini de Müslümanlık bilincini de aşılayarak Hristiyan dünyasına ve çabasına karşı Anadolu'yu bir bayrak ve bir inanış altında birleştirmeye gayret ederler. Hakan'ın ve onun yardımcılarının da yardımcıları olan bir sınıf daha bulunmaktadır. Ülkücü dervişler. Küpeli dervişler, Yesevi Kurt Baba dervişleri, yeni yeni oluşan Ahi teşkilatı, Anadolu'nun manevi kuruculuğunu üstlerine almışlardır. Kapıda gerçekten barbar karakterli Haçlı ordularıyla, gerçekten kâmil ve insan Müslüman Türklerin ölüm - kalım savaşları, çok kuvvetle işlenmiştir. Evet Kılıç Arslan ölmüştür ama Anadolu'da Türk - Müslüman varlığı ve birliği de artık kökleşmiştir.

"Konak" bütün bu olup bitenlerin sonunda, tarihin en büyük ve en ihtişamlı imparatorluklarından birinin, Osmanlı Devleti'nin inşasının başlayışını dile getirir. Anadolu'da büyük Türk tarihinin en şevketli, en '^un ömürlü devletini kuran, bir iki yüzyıl içinde bu topraklara Türklüğün ebedi damgasını vuracak olan Kayı'ların ve akıncı ruhlu Osman Gazi'nin - bir efsaneden daha güzel, daha şiirli fakat tümüyle gerçeklere dayalı - destanı hikâye edilir bu romanda. Osman Gazi bu destanın bir mihrak noktasıdır. Çevrede Kara Mürseller, Sarı Batular, Samsa Çavuşlar, Akça Kocalar, Gündüz Beyler, Konur Alplar, Turgut Alplar... gibi som ülkücü ve som güçlü yiğitler vardır. Bunlar son büyük Türk Devleti'nin karmasını karıp, harcını koyup, temelini atarlarken; öte yandan o harca ve o temele mübarek bir ruh üfleyen din - ilim - tarikat zümresi de bulunmaktadır. Yesevi tarikatının son şeyhi tarafından yetiştirilip - görevle Anadolu'ya salman - Şeyh Edebali, Sarı Saltuk, Barak Baba, Taptuk Emre, Yunus Emre, Geyikli Baba, Kaygusuz Abdal Musa, Karaca Ahmet... bu zümrenin başlıca temsilcileridir.

Ve "Konak'ı, Çatı, Üçler Yediler Kırklar gibi yazarın öteki güzel romanları izleyecektir.

 

Üye Girişi