Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

1883 yılında Çorlu'da doğdu. Özel öğrenim gördü. Genç yaşta siyaset hayatına atıldı. İstiklal Savaşı yıllarında Azerbaycan'da elçilik yaptı. Cumhuriyetten sonra, yeniden elçi, milletvekili, tekrar elçi oldu. Bu görevlerle Moskova ve Tahran'da, Kabil’de bulundu. Sonraki görevleri CHP Genel Sekreterliği ve milletvekilliğidir. Emekli bulunduğu sıralarda, 1952 yılında, Ankara’da öldü'.

Memduh Şevket Esendal birçok hikâye ve iki roman yazmıştır. Romanının biri ile hikâyelerinin pek çoğu gazete ve dergi sahifelerinde kalmış; Ayaşlı ve Kiracılar adlı roman ile Hikâyeler: 1 ve Hikâyeler: 2 adlı eserleri kitap halinde yayınlanmıştır.

Memduh Şevket Esendal, gerek hikâyelerinde, gerek romanında günlük yaşayışları, aslına çok bağlı kalarak, rahat bir dil ve anlatımla dile getiren, iddiasız fakat başarılı bir yazardır.

 

Başlıca eserleri:

Birinci Kitap,

İkinci Kitap,

Temiz Sevgiler,

Ev Ona Yakıştı,

Miras,

Vassaf Bey,

Mendil Altında,

Kelepir,

Bir Kucak Çiçek’tir.

AYAŞLI ve KİRACILARI

Eser, Türk toplumunun yaşadığı değerlerin çöküşü, bozulma ve yozlaşmayı anlatmaktadır. Cumhuriyet Türkiyesi'ndeki bir kesimi canlandırır. Otobiyografik bir romandır. Genel olarak, roman Ayaşlı’nın dokuz odalı dairesindeki hayatı, bu hayatı paylaşan insanlar arasındaki ilişkileri, değer yargılarını ortaya koyar.

Başlıca Kahramanlar:

Bankacı Kahraman: Romanda adı verilmeyen bankacı, Ayaşlı’nın odalarından birinde oturan, olayların onun bakış açısıyla anlatıldığı bir kişidir. Ahlaklı, dürüst, çalışkandır.

Ayaşlı İbrahim Efendi: Gençlik yıllarında karanlık işlerle uğraşmış, dalavereci bir halk adamıdır. Hancılık, otelcilik gibi işlerler uğraşmıştır.

Faika: Ayaşlı’nın üvey kızıdır. Fakat onunla metres hayatı yaşayan ahlaksız bir kadındır.

Fuat: Faika’nın ahlaki değerleri olmayan kocasıdır.

Halide: Evin hizmetçisidir. Ahlaksız bir kızdır.

Şefik Bey: Ayaşlı’nın kiracılarından biridir. Memurluk zamanı gölgede geçmiş, erken emekli edilmiş bir konsolostur. Cimri, aşırı derecede pis bir kişidir.

Haki Bey: Ayaşlı’nın kiracılarından diğeridir. Ahlaki değerleri olmayan biridir.

Turhan Hanım: Haki Bey’in karısıdır. Ahlaksız, kumarbaz, çevresi geniş bir kadındır.

İskender Bey: Ayaşlı’nın kiracılarından bir diğeridir. Kendisini fabrikatör olarak tanıtır. Oysa uyuşturucu madde kaçakçısıdır.

Hasan Bey: Ayaşlı’nın kiracılarındandır. Başından bir sürü felaketler geçtiği için kendini içkiye vermiştir.

Buharalı Abdülkerim Bey: Odun, kömür ticareti ile uğraşan bir tüccardır.

İffet Hanım: Abdülkerim Bey’in karısıdır. Gitgide dairenin hayatına uyar ve kısa zamanda değişir.

Vanlı Hüseyin Bey: Ayaşlı’nın kiracılarındandır. Uğradığı haksızlıkların peşinde koşar.

Cevat, Orhan: Kumar yüzünden daireye dışardan katılan tiplerdir.

Selime Hanım: Haşan Bey’in iyi yetişmiş kızıdır. Bankacı ile evlenir.

ÖZET

Ankara’nın başkent oluşunun ilk yıllan. Şehirde ev bulma, barınma çok zordur. Bu yüzden birçok aileler aynı çatı altında iç içe oturmaktadırlar. Yeni yeni yapılan binalar adeta kapışılmakta ve anlaşan kimseler arasında paylaşılmaktadır.

İşte bu sıralarda Ayaşlı İbrahim Efendi de Ankara'da bulunmaktadır. Ayaşlı İbrahim Efendi; gençlik yıllan epeyi karanlık geçmiş bir halk adamıdır. Bir zamanlar dağa çıkmış, türlü işler çevirmiş, hapis yatmıştır. Daha sonra Kastamonu dolaylarında hancılık, otelcilik denemelerinde bulunmuştur.

Ayaşlı İbrahim Efendi, bir gün bir yolunu bulur; yeni yapılmış bir apartmanın dokuz odalı bir katını uygun fiyatla kiralar. Sonra hancılık ve otelcilikten edindiği tecrübelere güvenerek bu dairenin her odasını ayrı bir aileye kiraya verir. Bunlardan birini de kendisine ve üvey kızma ayırır.

Apartmanın dokuz odasına karşılık banyosu, tuvaleti ve mutfağı bir tanedir. Bu yüzden Ayaşlı’nın kiracıları - ister istemez - içli dışlı yaşamak ve bu yaşamanın şartlarına uymak zorundadırlar. Hem de her odada oturan aile ve kişiler apayrı huyda, karakterde, yapıda, duyguda ve düşüncede bulundukları halde...

Küçük bir Babil kulesini andıran bu aileler topluluğu, genellikle orta halli kimselerden meydana gelmiştir.

Kiracılardan Şefik Bey, emekli bir konsolostur. Memurluk zamanı gölgeli geçmiş, bu yüzden vaktinden önce emekliye ayrılmıştır. Ne var ki yükünü tutmuş bir adamdır. Cimriliği, kirliliği, hatta pisliği ile - başta hizmetçi Halide dâhil - bütün kiracılar ondan tiksinmektedirler.

Hâki Bey'le karısı Turan Hanım, birbirlerinin işlerine pek de karışmayan bir karı-kocadırlar. Turan hanım, azılı bir kumarbazdır; kısa zamanda kiracıların çoğunu isteğine uydurmuş, oyuna alıştırmıştır. Durmadan onların paralarım çekmektedir. Biraz da iffetsizdir.

Kendisini fabrikatör olarak tanıtan İskender Bey'in, aslında uyuşturucu maddeler kaçakçısı olduğu, romanın sonuna doğru anlaşılacaktır.

Haşan Bey, başından türlü felaketler geçmiş bir adamdır. Artık hayatta en büyük avuncunu içki teşkil etmekte; bol bol da içmektedir.

Buharalı Abdülkerim Bey, karısı, sinirli, yaygaracı küçük çocukları; Ayaşlının üvey kızı Faika, onun kaynanası; bir bankada çalışan ve geniş çatı altında olup geçenleri gönül ehli bir kimse olarak bize anlatan adam; sonra dişili erkekli, büyüklü küçüklü daha birçok insan; zaman zaman bir araya gelerek, zaman zaman kendi dünyalarında yaşayarak romanın kovanı içinde bir an gibi dolaşıp durmaktadırlar.

Ama her yerde, her zaman olduğu gibi, Ayaşlı İbrahim Efendi'nin - bir tesadüfle - bir çatı altına topladığı bütün bu insanlar, gün gelir, dağılır, sahneden çekilirler; Turan hanım, uygun bir yer bulunca, buradan ayrı bir ev tutar. Şimdi artık onun evinin önünde adı belli kişilerin otomobilleri bile beklemektedir. Haşan Bey'e inme iner. Konsolos emeklisi Şefik Bey bilinmeyen kimseler tarafından ve bilinmeyen nedenlerle öldürülür. İskender Bey zaten tutuklanmıştır. Ayaşlı İbrahim Efendi de, küçük bir soğuk algınlığının sonunda ölünce, artık ortak hayat sahnesinin perdesi de iner. Evli evine, köylü köyüne...

 

AYAŞLI VE KİRACILARI

-Romandan Bir Parça -

(Aşağıdaki bölümde romanın kahramanlarından biri tanıtılmakta ve konuya devam edilmektedir.)

"...Altı numaralı oda boştu. Burada bir Yahudi kadın terzisi oturuyormuş; kızmış. Birkaç kişi geldi gezdi; tutan olmadı. Ben, banka arkadaşlarımdan biri tutsun diye istedim. Bir arkadaş tutacaktı, sonradan caydı. Karısı geleceğini yazmış, bir oda içinde oturamayacaklarını düşündü. Bu arada Ayaşlının eski bildiklerinden biri gelmiş; onu buldu, getirdi, odaya yerleştirdi. Ona biraz eşya da aldı.

Ayaşlı otel tuttuğu zamandan, bu genci de tanırmış. Çok zaman Ayaşlının müşterisi olmuş.

Halide bu yeni gelen komşuyu beğeniyor. "Genç, temiz, kibar" bir adam olduğunu söylüyor.

-    Neci bu adam? diye sordum.

-    Tüccar, dedi.

Adınıı bilmiyor. Gitti. Kapısındaki kartın üstünde, her satın ayrı ve güç okunacak kadar süslü yazılarla:

İSKENDER BEY 

Hemşinli

Zade Fabrikatör

yazılı. Bizde fabrikatör çok olmadığı için gözümün önüne bir örnek, bir tip getiremedim. O gün bu yeni komşumuz, benim odama da bir kart bırakmış. Ertesi sabah da Ayaşlı ile birlikte beni görmeye geldiler. Otuz yaşlarında, temiz giyinmiş, hafif koku sürünmüş, uzunca boylu, incerek, ince uzun yüzlü, gözleri birbirine yakın bir efendi. Akıllı, kurnaz, çalışkan övünmeyi, kendini satmayı sever insanlardan olduğu gözlerinden belli oluyor. Arkadaşlığı çekilir. Herkese temiz, terbiyeli davranarak, akıllı konuşmak istiyor.

İskender Bey'in babası Hemşinli imiş. Büyük muharebeden evvel Rusya'da birkaç şehirde büyük fırınlan varmış. İskender Bey, Rusya'da doğmuş. Çok yıllar orada kalmış. Kendini yüksek tahsil görmüş gibi satmak isterse de, yalnız cimnazı bitirmiş. Muharebeden sonra babası kaçmış; İskender orada kalmış. Becermiş, partiye de girmiş. Partinin ateşli adamlarından olmuş. Aynı kelimelerle başlayan, aynı kelimelerle biten, birçokları tarafından söylenilmiş olan inkılap nutuklarından binlercesini söylemiş. Yumruğunu sıkmış, sallamış, bağırmış, terlemiş; arkasında Rus gömleği, belinde kayış, geniş külot pantolon, dar çizmeler, meşin ceket, koltuğunda meşin cüzdan, bir otomobilin köşesine yaslanarak şehirlerde gezmiş, masanın uzak bir köşesine ilişerek, saçları dağınık, dişleri arasında ciğarasının uzun zıvanasını çiğneyerek toplantılarda zararsız sözlere karışmış. Böyle bir zaman yaşadıktan sonra günün birinde yakasını, parti içinde parti çıkarmak isteyen arkadaşlarına kaptırmış. Epey korku çekmiş ise de ucuz kurtulmuş. Onu erzak idaresi emrinde yumurta toplamak işi ile Kogan adında bir Yahudi arkadaşıyla Kiev taraflarına yollamıştır. Oradan bir kolayını bulup, kaçmış...

Bunları onun ağzından parça parça ancak birkaç ayda öğrendim. İlk görüştüğümüz gün bana Ayaşlıyı otel tuttuğu zamandan tanıdığını, eşyası olmayan bir adam için burada yaşamak kolay değil ise de, Ayaşlının hatırını kırmadığını, gidip bir oda takımı aldığını anlattı. Sonra Almanya'dan bir mütehassıs getirttiğini, Adapazarı yakınlarında bir fabrika yaptırdığını, orada soğuk tuğla çıkardığını söyledi. Tuğlalardan örnek getirmiş; askerî fabrikalarda deniyorlarmış. Demiryolu idaresi denemiş, beş vagon almak istiyormuş... Sonradan öğrendim ki, İskender'in "yaptırdım" dediği fabrika, bir eski un değirmeni imiş. Burasını kiralamışlar. İçine de birkaç makine koymuşlar. Almanya'dan gelen mütehassıs da bir Beyaz Rus’muş. İstanbul’da likörcülük yapıyormuş. Anlaşılıyor ki İskender onu da boğazı tokluğuna tutmuş; o adam da bir şeyler yapmış, birkaç bin tuğla da istasyona gelmiş. İskender, bu tuğlayı tanıtıncaya kadar güçlük çekeceğini, sonra müşterisinin ayağına geleceğini söylüyor. Bu sivrice işe aklı eriyor mu diye Ayaşlının yüzüne baktım: "Bir çimento işi yapsaydınız daha iyi olurdu" demeyi düşündüm ama söylemedim.

İskender Bey'i yalnız Ayaşlı değil, Faika Hanım da eskiden tanıyormuş. Faika ile bu yeni komşuyu, pek ağız ağıza, konuşurlarken gördüm. Doğrusu gönlüm biraz çürüdü. Bunlar da mı Ayaşlının otelinde tanıştılar? Faika’nın yaratılışı sokulgan, oynak olduğu için, bir erkeğe çokça yüz vermesi çok görülmemelidir. Ben neye bunu gözümde büyüttüm bilmem? İskender sevimli adam olduğu, herkesin gönlünü avlamayı çoklarından iyi bildiği için, küskündür. İskender Bey, hizmetçilerle yüzgöz olmayı hoş görmez. Halide'ye de yüz vermiyor. Halide onu çok sevimli bulmakla beraber, kibirli olduğunu söylüyor; her fırsatta İskender’i çekiştiriyor.

Ayaşlı Haşan Bey, ben, Halide'yi karşımıza alıp konuşuyoruz. Ona, hizmetçi gibi değil, Ayaşlının kızı imiş gibi davranıyoruz. Halide, görgülü bir kız olmadığı için karşımızda biraz yakışıksız sözler söylediği, şaka etmeye kalkıştığı da oluyor. Biri dışardan görse bunları fazla bulur; belki çirkin de görür. İskender Bey dairemize gelinceye değin bana hiç çirkin gelmezken, o gelince hizmetçiye karşı bu yarenliğimiz ki biraz da benim yaradılışımın yaptığı bir şeydir, kendi gözüme de çirkin görünmeye başladı. Ancak, İskender’i daha yakından tanıdıkça, bir zaman ondan çekinmiş olduğuma sıkılmaya başladım.

İskender'in odasına ilk gittiğim gün bana pek çok şey ikram etti. Çay, reçel, pasta, likör, şekerleme verdi. Az günde odasını düzeltmiş, süslemiş, duvarlarına resimler asmış. Masa örtüsü hem temiz hem süslü. Bana babasının, anasının, kardeşlerinin resimlerini gösterdi. Sonra Rusya'dan kaçırabildiği birkaç fotoğraf çıkardı. Bunlar, İskender'in mektepli zamanı resimleri idi. Babasının Rusya'da kalan zenginliğini anlattı. Türkçeyi Hemşinli aksam ile biraz da Tatarca, Rusça kelimeler karıştırarak konuşuyor.

Babasının resmine baktım: Pos, kır bıyıklı, iriyarı bir adam. Zenginlik, küçük burjuvalık üstünden akıyor. İskender'in genç mektepli resimlerinde duruşları ne kadar yapma, ruhsuz ise, babasının resmi o kadar canlı......."

TÜRK ROMANLARI, Ş.KUTLU

Üye Girişi