Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BÜLBÜL SESİ- BACCACCİO

(BİR DECAMERON HİKÂYESİ)


İtalya'nın küçük şehirlerinden birinde yakın zamanlara kadar Lizio di Valbono adında bir asilzade yaşıyordu. Bu asilzadenin Caterina isminde çok güzel bir kızı vardı. Asilzade ile karısı, başka çocukları olmadığı için kızlarını çok seviyorlar, bir an bile gözlerinin önünden ayırmak istemiyorlardı. Bütün ümitleri, kızı İtalya'nın en ünlü ailelerinden birinin oğluyla evlendirerek rahat bir hayat yaşamasını sağlamaktı. Gayet şımarık büyümüş olan Caterina günlerden bir gün asil ve zengin ailelerden birinin biricik oğlu Ricciardo ile tanıştı. Kızı görür görmez seven delikanlı eve devamlı gelmeye başladı. İki genç bakışıp iç çekerek bir müddet arkadaşlık ettiler. Nihayet kolladığı fırsatı ele geçiren Ricciardo, tenhada yakaladığı Caterina’ya kendisini deli gibi sevdiğini söyledi. Bu konuda anlatacak birçok şey biriktiğinden söz ederek uygun bir yerde buluşmayı teklif etti.

- Rica ederim Caterina, yanlış anlama, dedi, amacım gayet samimidir.

Genç kız delikanlının samimiyetinden asla şüphelenmediğini söyledi.

- Fakat, dedi, evden yalnız başıma çıkamam. Beni her zaman göz hapsinde tuttuklarını biliyorsun. Tenha bir yerde buluşup seni dinlemeyi ben de isterdim. Çaresini bul. Bana düşen işi becerebilirsem yaparım.

Ricciardo biraz düşündükten sonra:

- Sıcakların artığını söyleyip yatağını terasa çıkaramaz mısın? diye sordu.
- Ne olacak?
- Eğer terasta yatmaya başlarsan, ben duvardan aşıp yanına gelirim.
- Bizim bahçe duvarları o kadar yüksektir ki...
- Sen orasını bana bırak!

Ayak sesleri duyulunca aceleyle öpüşüp bir-birilerinden uzaklaştılar.

Ertesi gün Caterina annesine yalvarmaya başladı. Mayıs sonuna yaklaşmışlardı. Sıcaklardan şikâyet ederek uyuyamadığını ileri sürdü. Eğer bir sakınca yoksa yatağını terasa çıkarmak istediğini söyledi.

Annesi buna biraz şaştı,
- Geceleri bana o kadar sıcak gelmiyor, dedi,

- Size göre öyledir, ama anneciğim, bana göre değil Malum ya gençler sıcaktan daha çabuk etkilenir. Terasta yatmama izin verin... Yatma zamanı karyolamı oraya çıkarırım.
Geceleri bülbül seslerini dinleyerek temiz havada serin serin uyurum.
- Bir kere de babana danışalım yavrum! Babası bu teklifi ciddiye almadı,
- O yaştaki kızlara bülbül sesi iyi gelmez, diye alay etti, hele ağustos böcekleri ötmeye başlasın da düşünürüz!

Fakat Caterina terasta yatıp bülbül dinlemeyi bir kere aklına koymuştu. O kadar rica etti, öyle üzüldü ki annesiyle babası sonunda bu masum arzuya boyun eğmek zorunda kaldılar. Genç kızın cibinliği, karyolası terasa taşındı.

Terasta yatma iznini alınca Caterina aralarında kararlaştırdıkları bir işaretle Ricciardo'yu haberdar edecekti. Günlerden beri evin etrafında dolaşan delikanlı beklediği işareti görür görmez sevincinden deliye döndü. Hazırlığı zaten yapmıştı. Gece ilerleyip el ayak çekilince ip merdivenin kancalarını duvarın üstüne takıp, yukarı çıktı. Aynı yoldan bahçeye inerek sevgilisinin yanına geldi.

Caterina da uyumamıştı. Heyecan içinde bekliyordu. Delikanlının hazırladığı sözler çabucak bitti. Sevişmek dünyanın bütün güzel ve tatlı sözlerinden daha zevkli olduğu için sevgililer hiç vakit kaybetmediler. Sabaha kadar o derece yorgun düştüler ki gün ağarmadan ayrılmaları gerekirken uyuyakaldılar.

Her zaman erken uyanan baba, kızının o geceyi terasta geçirdiğini hatırladı. "Bakalım şu maskara, bülbül sesiyle hakikaten rahat uyumuş mu?" diyerek gürültü etmeden karyolaya yaklaştı. Cibinliği araladı. Gördüğü manzara karşısında aklı başından gitti, dili tutuldu. Kızının yanında bir delikanlı yatıyordu.

Baba, yataktaki erkeğin çok asil bir aileye mensup bulunan Ricciardo olduğunu tanıyınca gürültü koparmanın yanlış olacağını düşündü. Gene ayaklarının ucuna basarak eve döndü. Uyuyan karısını dürterek,

- Karı kalk! diye homurdandı, kalk da kızının sesini dinlemek istediği bülbül nasıl bir bülbülmüş gör!

Uyku sersemliğiyle zıplayıp oturan karısı,
- Ne bülbülü? diye sordu.
- Ne bülbülü olacak! Kızın bir bülbül yakalamış ki...
- Yakalamış mı? Sahi mi söylüyorsun?
- Hem nasıl! Gürültü etmezsen gözlerinle görürsün! Kadın da ihtiyatla terasa çıktı. Yakalanan bülbülü gözleriyle gördü. Geri döndü.

' - Nedir bu başımıza gelenler! diye ağlamaya başladı. Kocası,
- Ağlamak hiçbir şeyi halletmez, diye çıkıştı, bir kere olan oldu. Sen şunları uyandır da oğlana kızla derhal evlenmesini söyle... Eğer kabul etmezse kendisini ölmüş bilsin! Kafese kendiliğinden giren bülbüllerin cezası ölünceye kadar o kafesten çıkmamaktır. Çapkına anlat ki gösterdiğimiz güveni kötüye kullandı. Kendisine evinin kapılarını açan bir asilzadenin namusunu lekelemeye yeltendi. Eğer namusuma sürdüğü lekeyi temizlemezse onu köpek gibi gebertirim.

Kadın kocasının sözlerini müstakbel damadına tekrarladı. Delikanlı başka çare kalmadığını görünce kızla evlenmeyi kabul etti.

Büyük bir düğünle evlendiler. Caterina yazın en sıcak gecelerinde bile artık karyolasını terasa taşıma arzusu göstermiyordu. Çünkü artık sevgili bülbülü yanıbaşında ötüyordu, hem de gece gündüz.

(Dekameron Öyküleri, Akyüz Yay.)

Üye Girişi