Kullanıcı Oyu: 3 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

ANONİM HALK ŞİİRİ

TÜRK HALK ŞİİRİ

"Halkın içinden yetişmiş kişilerin ya da adları bilinmeyen halk sanatçılarının hece ölçüsü ile ve özel biçimlerle ortaya koydukları manzum ürünler" Türk Halk Şiirini oluşturur. Hem ilk yaratıcıları bilinmeyen anonim ürünler hem de ozanların, âşıkların, saz şairlerinin, kalem şuarasının yarattıkları ürünleri kapsamına alır.

Bazı araştırmacılar halk şiiri kapsamında yalnızca anonim ürünleri incelemeyi denemişlerse de özellikle yaratıcısı bilinmeyen eski metinlerin hangi dalda sayılacağı konusunda büyük sıkıntılar yaşandığından her iki yaratı alanının da halk şiiri alanına girdiği konusunda genel bir anlayış yerleşmiştir.

Her toplulukta olduğu gibi, Türklerde de daha yazının bilinmediği zamanlarda sözlü bir edebiyat vardı. Sözlü edebiyat, kuşaktan kuşağa aktarılarak sürüp giden bir edebiyattır. Yazının bulunmasından sonra, bir yandan sözlü edebiyat halk arasında sürüp giderken bir yandan da yazılı edebiyat gelişmesini sürdürmüştür.

İslâmlıktan önceki çağlarda, sanatlar birbirinden ayrılarak bağımsız duruma gelmeden önce, Türk toplumunda şairler aynı zamanda büyücü, bilici, hekim, dansçı ve musikici idiler. Bunlara Tonguzlar şaman, Altay Türkleri kam, Yakutlar oyun, Kırgızlar baksı, Oğuzlar ozan derlerdi. Bunların, Tanrılara kurban sunmak, ölülerin ruhlarının gökyüzüne çıkması için yol göstermek, kötü cinlerin getirebileceği hastalık vb. gibi kötülükleri büyü ile önlemek, hastaları sağıtmak, gelecekten haber vermek gibi çeşitli görevleri vardı. Bütün bu işler özel törenlerle yapılır, bu törenlerde şamanlar coşup kendilerinden geçerek çalar, söyler, dans niteliği taşıyan hareketlerle sıçrar, toplumu etkileri altında bırakırlardı. Bu dinsel törenlerde musiki ve dansla birlikte söylenen sözler Türk şiirinin ilk örnekleri sayılmaktadır. Din törenleri zamanla dindışı eğlenceler hâline gelince, şairlik ayrı bir meslek hâlini almışsa da uzun za­man yine musikicilikle birlikte yürümüştür. O dönemlerde ozanların kopuz eşliğinde söylediği şiir gele­neği, günümüze kadar halk şairlerinin saz eşliğinde söylediği şiirlerle sürüp gelmiştir.

İslâmiyet öncesinde yazı dili ile konuşma dili arasında bir ayrım bulunmadığından aydınlar ile halk için iki ayrı edebiyat yoktu. Bu ayrım daha sonraları -İslâmiyet kültür çevresinin de etkisiyle- ortaya çıkmıştır. Ozanların dili, halkın konuştuğu arı Türkçe idi. Yönetici sınıflar da halk ile aynı dili kullanıyor­du.

Türklerin yazıyı kullanmaya başladıkları tarih kesin olarak bilinmiyor. Hun hükümdarı Mete (M.Ö. 209-174)'nin M.Ö. II. yüzyılda Çin'e gönderdiği iki mektup, Çin tarihinde kayıtlı ise de bunların hangi yazı ile yazıldığı belli değildir; Çin yazısı ile yazılmış olabileceği de düşünülebilir. Türkler, tarihleri boyunca Göktürk, Uygur, Manihey, Soğd, Arap, Kiril ve Lâtin alfabeleri gibi çeşitli alfabeler kullanmışlardır. Orta Asya'da Türkler hangi dini kabul etmişlerse, o dinin alfabesi ile yazmışlardır. Bazı dilcilerin Türkle­rin bulduğunu belirttiği Orhun alfabesi eldeki belgelere göre V. yüzyılda, Yenisey bölgesinde Kırgızla­rın; VIII. yüzyılda Göktürklerin ve Uygurların kullandığı en eski Türk alfabesidir. Daha sonra yerini Uy­gur alfabesine bırakmıştır. Buna göre, Türklerin -en az- V. yüzyıldan itibaren yazılı bir edebiyatları olduğu söylenebilir.

Türk şiirinin ilk örneklerine Çin yıllıklarında M.Ö. II. yüzyılda ve 329 yılında rastlandığını bildiren araştırmacılar vardır. Ancak Türk şiirinin gelişimini kesintisiz bir şekilde XI. yüzyılda yazılan Kutadgu Bilig ile Divanü Lûgati't Türk'teki şiir örneklerinden izleyebiliyoruz. İslâm kültürü çevresinde yazılan bu eserlere, tarih bakımından daha eski olan İslâm çevresi dışında, Mani ve Budizm çevrelerinde yazılan eserler eklenebilir. Eski Türk şiirine ilişkin örnekleri Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lûgati't Türk'ünde bulmak mümkündür. Koşuklar, savlar ve diğer manzum parçaların ölçü, tür, konu bakımlarından gü­nümüz halk şiiri ile büyük benzerlikleri vardır. Günümüz halk şiirinin, Türklerin Şamanizm döneminde yarattıkları ürünlerin zaman içinde gelişimi ile oluştuğu açıktır. Orta ve yeni zamanlarda, yaratıcısı belli ve anonim ürünler, ölçü, uyak, biçim gibi öğeler bakımlarından bütünüyle ilk ürünlerin tekniğine ve geleneğine bağlıdır. Bunlarda saz, -bazı örneklerin dışında- eserlerden ayrılmamıştır. Türkler İslâmlığı kabul ettikten sonra da eski şiir öğeleri, İslâmî özler alarak varlığını sürdürmüştür.

Eski Türk şiirinde tür ya da biçim anlamında şu terimler geçmektedir: Koşuk (koşuğ), koşma, takşut, takmak, ir (yır), küğ (küg), şlok, padak, kavi, baş, başik.

Bunların niteliklerini açıkça belirtmeye yetecek kadar örnek metin elimizde yoktur.

Elimizdeki örneklere göre İslâmlıktan önceki dönemde söylenen şiirler koşuk, sagu ve destan olarak başlıca üç türe ayrılır.

HALK ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ

1. Nazım biçimi: Türk halk şiirinde mâni ve koşma tipi olmak üzere iki ana biçim vardır. Az sayıdaki diğer biçimler de bunlardan çıkmıştır. Dizelerin kümelenişi, dizelerin hece sayısı ve uyak düzeni bakımından özellik gösterenler biçim, biçimi ne olursa olsun konu bakımından benzerlerinden ayrılan­larda tür adı altında toplanmıştır.

Pertev Naili Boratav, halk şiirini biçim açısından aruzlu ve heceli olmak üzere iki ana bölüme ayırdıktan sonra heceli biçimleri ölçülerine ve uyak örgülerine göre inceler. Nazım türlerini ise 1. Na­zım nesir karışık anlatı türleri (halk hikâyeleri), 2. Çeşitlenmeleri hem konuları hem de biçimleriyle, şartlanan nazım türleri olarak ayırır. İkinci kümedeki türleri de 1. Destan-anlatı türü, 2. Duyguluk anlatı türü, 3. Yarışmalı şiir türü, 4. Öğreticilik şiir türü başlıkları altında inceler.

Halk şiiri nazım biçimleri ve türleri konusunda araştırmacıların çeşitli görüşleri vardır. Halk şiirinin büyük ölçüde ezgilerinin özelliklerine dayanması biçim ve tür ayrımı yapmayı güçleştirmektedir.

Mâni biçiminin uyak örgüsü aaxa; koşma biçiminin ise ya aaab, cccb... ya abab, cccb... ya da j xaxa, bbba ... şeklindedir.

Anonim halk şiirinin nazım biçimleri mâni ve türkü; âşık tarzı şiirin nazım biçimleri koşma, des­tan, semaî, varsağı; nazım türleri güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt; dinî-tasavvufî şiirin nazım türleri ise ilâhî, nefes, nutuk, devriye, şathiyedir.

2. Nazım birimi: Halk şiirinin nazım birimi dörtlüktür. Ancak, nazım birimi dize, beyit, üçlük olan ürünlere de rastlanır. Örneğin; Mani çevresinde yazılan ve Aprınçur Tigin'e ait bir şiir, üçlüklerden olu­şur.

İslâmlıktan sonraki dönemde de saz şairlerinin yaratıları ve anonim halk edebiyatı ürünleri ara­sında üçlüklerle kurulu şiirler görülür. Divanü Lûgati't Türk'teki şiirlerden bir bölümü hece ölçüsünün altılı, yedili, sekizli kalıplarıyla söylenmiş dörtlüklerden; bir kısmı da on bir, on iki, on üç, on dört heceli beyitlerden oluşur. Türk halk şiirinde beyit ve üçlüklerle kurulan az sayıdaki şiirin dışındaki tüm ürünler dörtlüklerle kurulmuştur.

3. Halk şiirinde ölçü: Türk halk şiirinin ölçüsü, hece ölçüsüdür. Divanü Lûgati't Türk'te ölçü (vezin) karşılığı "köğ" terimi geçer. Şiirde ölçü, dizelerdeki hecelerin sayısı ya da uzunluk kısalıklarının belli bir düzene göre sıralanması temeline dayanır. Hece ölçüsü, Türk dilinin yapısı ile uyum içindedir. Çünkü Türk dilinde aynı ses değerini taşıyan hecelerin art arda gelebilme özelliği, hecelerin sayısına dayanan bir ölçü doğurmuştur. Hece ölçüsü, dizelerdeki hece sayısının belli bir düzene bağlı olarak eşitliği temeline dayanır. Hece sayısının eşitliği o düzenin ölçüsünü, kalıbını gösterir. 7 heceli bir dize­nin kalıbı "yedili", 11 heceli bir dizenin kalıbı "on birli" diye anılır.

İ-ki tur-nam ge-lir ak-lı ka-ra-lı

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Bi-rin şa-hin vur-muş bi-ri ya-ra-h

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

(Türkü)

Suat BATUR

Açıklamalı-Örnekli Türk Halk Edebiyatı

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Üye Girişi