Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ARİF NİHAT ASYA - BAYRAK ŞİİRİNİN İNCELENMESİ

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
Arif Nihat ASYA

KIZKARDEŞİMİN GELİNLİĞİ

1975'te kaybettiğimiz rahmetli Arif Nihat Asya'nın şiirleri ve nesirleri, değerli şairin hayatında görmediği bir nefasetle, yeniden üst üste basıldı. Kültür Bakanlığı ve Ötüken Yayınevi de: Dualar ve Aminler, Kökler ve Dallar, Top Sesleri, Kanatlarını Arayanlar, Aramak ve Söylemek" kitaplarını "Bütün Eserleri" dizisinde üst üste neşrettiler.


Bir şairin kitapları yeniden basılıyor ve okunuyorsa, bu bir üstünlük demektir. Bizde pek çok şiir kitabı basılır ama pek azı okunur. İkinci baskıyı yapan şiirler ise, parmakla gösterilecek kadar azdır. Oysa Arif Nihat'ın çoğu kitapları üçüncü, dördüncü baskısında. Neden? Çünkü merhum şairin, lisan gücü, mânâ, âhenk ustalığı kadar seçtiği temalar ve konular da özellik taşıyor. Arif Nihal, son yıllarda, millî, hamasî, destanî duyguları işleyen şairlerimizin, en üstünlerinden olarak, kendine mahsus bir zirvede bulunuyor. Şiirlerinde öteden beri aruzu, heceyi ve serbest (kafiyeli) nazmı aynı ustalıkla kullanmış olan bu şair, Osmanlı medeniyeti ile "Türk-İslâm" terkibi cevherini, çağdaş ve gelecek kuşakların özlediği coşkunluk ve olgunlukla ve inancın sevimli üslûbunda dile getiriyor.


Arif Nihat'ın da eser vermeğe koyulduğu 1940'tan sonraki şiirde, çoğunlukla materyalist görüşler üste çıkar. Manevi değerlere, dine, tarihe bakışlar, gittikçe olumsuzlaşır. Batı şiirinin ve daha önceki bazı marksist çıkışların da tesiriyle başlayan yıkıcı davranışlar sürer gider. Bu tutuma aykırı ve milli değerlere bağlı olan sanatkârlar da elbette vardır. Ancak son otuz yılın eğilimleri, bir yaşama ve yıkma iştahıyla "Millî ve köklü”ye karşı olarak nitelenebilir.

Hâlbuki Arif Nihat, halk dilini kullanışı, fikir, hayranlık duygu ve heyecanları ile bu moda temayüllerden uzaktır O romantiktir; çoğu şiirlerinde mistik, manevi havayı yansıtmakta tarihe kahramanlığa ve gerçek destana tutkunluk göstermektedir. Teşbih’e, güzel biçim ve üsluba ve "şairane" edaya bağlıdır Vatan şiirleri yazmak hususunda "Hececi" şairlerden de ileri Yahya Kemal, Gökalp ve Yurdakul üçlüsüne daha yakındır Velhasıl A.Nihat Asya, aynı yıllarda yazdığı gruplardan hiçbirine benzememekte, kendine "yol tutturmuş" bulunmaktadır.


Arif Nihat Asya, eski değerlere yeniden eğilmiş, milletimizin, toprağımızın şiirleşmek isteyen taraflarını sezip yeni üsluba çekmiş olması ile bugünkü Türk gençliğinin şiir, destan ihtiyacını, yıllarca önceden sezmiş ve karşılamıştır.

Yukarıya aldığım ve ilk şiirlerinden birisi olan BAYRAK’ı işte bu bakış altında incelemek gerekiyor. Verdiği heyecan, saçtığı duygu, ölümsüz, millî derinlikledir. Türk milletinin sembolü ve bilcümle Dünya Türklüğünün hasreti olan bayrağımız, bu şiirde, gürbüz, hür, hayran bir iradenin havası üstünde yükselmektedir. Bayrağı nasıl ağırlayacağını, ona olan şükranını nasıl ifade edeceğini, onu nereye koyacağını bilemeyen bir kıt’a Mehmetçiğinin, hareketli, uçarı, cesaretli hayranlığı bu şiire bel kemiği olmaktadır.

İlk bentte; bayrak tasviri resimlik bir çizgide ele alınmakta, mavi üzerinde kırmızı beyazın tezadı, ışık ve dalgalan ile ufkumuza serilmektedir. "Kızkardeşin gelinliği, şehidimizin son örtüsü" olan bayrak, kutsiliklerin timsali sıfatıyla övülmektedir. Son mısrada dile gelen "irade", bayrağa bile karşı çıkan maddeci kozmopolit tutumlara bir tepkidir.

İkinci kıt'ada; bayrağın temsil ettiği kavramı aşağılamaya kalkan zümrelere karşı şairin öfkesi çoğalmakta, yukarda zikrettiğimiz alay Mehmetçiğinin güçlü arzuları dile gelmektedir. "Ona hor bakanlar, mezarı kazılacak düşmanlardır; uçan kuşa dahi onu selamlatmak" hırsı süngülerde bilenmekledir.

Üçüncü bentte; Türk bayrağına doğru, şairane duygular dile gelmektedir. Burada yine asker bakışı ile düşmandan kurtarılmış bölgedeki halkın heyecanı (sözgelişi İzmirli, Kıbrıslı, Erzurumlu) lisan haline konulmaktadır: Onun dalgalandığı yerde korku ve keder kalmaz... Sabah olmasa bile, onun ay-yıldızı gönülleri aydınlatır.

Dördüncü bölüm; bayrağın rengiyle ilgili güzel buluşları sergilemektedir: Türk tarihinin geniş savaş coğrafyasında, Birinci Dünya Harbinin dört beş cepheyi kuşatan galeyanlı maceramızda, savaş bizi "Karlı dağlara götürdüğü zaman" Mehmetçik o bayrağın al rengiyle ısınmış, çöl muharebelerinde onun gölgesine sığınmıştır.

Şimdi barış devrinde bayrağın bir başka çekiciliği var: "Barışın güvercini, savaşın kartalı ve yüksek yerlerde açan bir çiçektir o.” Şair, onun temsil etliği devletin vatanında doğmuş orada ölmeye azimlidir. Bir Türk’ün, bu bayrağın temsil ettiği ülkeden başka dünyası olamaz.

Son bent; bayrağa hayranlığın, onu âdeta kutsamanın onu dünyanın her yerinde dalgalanır görmek arzusunun silahlar gibi çatılmış kudretli, gürbüz bir iradeyle dile gelişidir.
"Yeryüzünde yer beğen: Nereye dikilmek istersen, seni oraya dikeyim. Sen benim tarihim, şerefim ve şiirimsin..."Ben seni dünyaya hükmeden padişahlar gibi görmek derdindeyim. Senin askerin sıfatıyla, her arzunu, zorla, silâhla da olsa yerine getireceğim...

AHMET KABAKLI, Tercüman, 1976

Üye Girişi