Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

DİKKATSİZLİK-ANTON ÇEHOV

Albay karısı İvanova’nın yeğeni, hani şu geçen yıl yeni lastik ayakkabılarını çaldıran Piotr Petroviç Strijin gecenin tam ikisinde vaftiz şöleninden döndü. Evde kimseyi uyandırmamak için holde üstünü çıkardı, soluk almaktan bile çekinerek, ayak uçlarına basa basa yatak odasına geçti, yatmaya hazırlandı.

Strijin düzenli bir yaşam süren, dinsel-ahlaksal kitaplar dışında bir şey okumayan, yüzünden huzur akan, ağzına içki koymaz bir adamdı. Gittiği evin hanımı Liubov Spiridonovna sağ-salim bir çocuk dünyaya getirdiği için bunun onuruna o gece üç kadeh votka ile bir kadeh şarap içmeyi kabul etmişti. Ama içtiği şarabın sirke ile hintyağı arasında bir tadı vardı. İçkiler genelde şöhrete ve deniz suyuna benzer: Tadıldıkça, içildikçe susatır insanı. İşte bu yüzden soyunup yatmaya hazırlanan kahramanımız karşı konulmaz bir susuzluk duymaya başladı.


“Mutfak dolabının sağ köşesinde Daşenka’nın şarabı olacaktı. Bir kadeh içersem farkına bile varmaz.” diye düşündü.

Strijin kısa bir duraksamadan sonra korkusunu yenerek mutfağa yöneldi. Dolabın kapağını özenle açtı, eliyle yoklaya yoklaya sağ köşede votka şişesi ile boş bir kadeh buldu, kadehi doldurduktan sonra şişeyi yerine koydu, istavroz çıkarıp votkayı tepesine dikti. Aynı anda da mucize benzeri bir şey oldu. Bomba gücünde korkunç bir savurma onu dolabın yanından alıp sandığın üstüne fırlattı. Gözlerinde kıvılcımlar çaktı, soluğu tutuldu, sülük dolu bir bataklığa düşmüş gibi bütün bedenini kıpırdanmalar sardı. Yuttuğu dinamit parçasıydı sanki; gövdesiyle birlikte bütün ev, bütün sokak havaya uçmuştu... Başının, kollarının, bacaklarının her biri bir yana uçup boşluğa saçıldığını hissetti.

Sandığın üstünde kımıldamadan, soluk bile almadan üç dakika kadar yattı, sonra toparlanarak şu soruyu sordu:

—Neredeyim ben?

Kendine gelince hissettiği ilk şey keskin bir gazyağı kokuşuydu.

—Aman Tanrım, yoksa votka yerine gazyağı mı içtim? Azizler siz beni koruyun!


Zehirlendiği düşüncesiyle sırtına bir ürperti yayıldı, içine büyük bir korku düştü. Zehir yuttuğunun kanıtı yalnız odadaki gaz kokusu değildi; ağzının içi kavruluyor, gözlerinde kıvılcımlar çakıyor, kafasında kampanalar çalıyor, midesi delinecek gibi sancıyordu. Ölümün yaklaştığını anlayıp yaşama umuduyla daha fazla kendini avutmaya kalkmadan yakınlarıyla vedalaşmak için Daşenka’nın odasına yollandı. (Karısından boşandığı için evini yaşlıca bir kız olan baldızı Daşenka çekip çeviriyordu.

Yalak odasına girerek ağlamaklı bir sesle;

—Daşenka, dedi. Sevgili Daşenka!

Karanlık odada bir kıpırdanma oldu, derin bir iç çekmesi işitildi.

Strijin;

—Daşenka! diye seslendi bir daha.

—Ne! Ne var? Siz misiniz, Piotr Petroviç? Döndünüz demek? E, neler oldu, bakalım? Kızın adını ne koydular? Vaftiz annesi kim oldu?

—Vaftiz annesi Natalya Andreyevna Velikosvetskaya, vaftiz babası ise Pavel İvanıç Bessonnitsın... Ben... ben... Daşenka ölüyorum galiba. Şey, bebeğin adını da Olimpiada koydular, bir yakınlarının adıymış. Ben... ben gazyağı içtim...

—Bakın şuna! Gazyağı mı verdiler size şölende?

—Nasıl söylesem bilmem ki! Eve dönünce size haber vermeden votka içmek istedim. Cezamı da buldum. Karanlıkta bilmeden gazyağı içmişim... Şimdi ne yapacağım?
İzni alınmadan dolabın açıldığını işiten Daşenka birden canlandı. Çabucak mumu yaktı, yataktan aşağı atladı; üstüne gömleğini bile almaksızın, kemikli sırtı, çilli derisi, başında bigudilerle, çıplak ayak mutfağa koştu.

Dolabın içini gözden geçirdikten sonra;

—Size kim izin verdi? Votkayı ben sizin için mi koydum? diye çıkıştı eniştesine.
Strijin soğuk terler döküyordu.

—Ben... ben votkanızı içmedim, içtiğim gazyağıydı.

—Ne diye dokundunuz gazyağına? Ne karışıyorsunuz? Sizin için mi koyduk oraya? Yoksa gazı para vermeden mi alıyoruz? Bir litre gaz kaç ruble, biliyor musunuz? Ha?

Strijin inledi.

—Sevgili Daşenka! Şimdi ölümüm söz konusu, para değil!

Daşenke dolabın kapağını hızla çarptı.

—içmişsiniz, içmişsiniz, bir de burnunuzu dolaba sokuyorsunuz!

Canavarlar, gaddarlar! Ah, ben ne bahtsızmışım, bunların yüzünden neler çekiyorum! Ne gündüzüm rahat, ne gecem! Kahrolasılar, şeytan alasılar; dilerim, öbür dünyada siz de çekersiniz! Yarından tezi yok, gideceğim buradan! Bir kızın karşısında iç çamaşırınızla nasıl durursunuz? Çıplağım, bana bakmaktan utanmıyor musunuz?

Konuşuyordu, durmadan konuşuyordu... Baldızını ne yeminle, ne yalvarmayla, ne de top atsa durduramayacağını bilen Strijin boş verircesine elini salladı, giyinip doktor aramaya gitti. Ancak doktor arandığı zaman hiç bulunmaz. Üç sokak koşturup beş kez Doktor Çepharyants’ın, yedi kez de Doktor Bultıhin’in kapısını çalan Strijin eli boş çıkarak kendini bir eczaneye attı. Belki eczacı yardım ederdi. Uzun bir bekleyişten sonra kara-kuru, kıvırcık saçlı, ufak tefek biri çıktı karşısına. Adamın uykulu, ciddi yüzünü, zeki bakışlarını görünce Strijin’i bir korku aldı.

Yalnız Yahudi soyundan gelen, çok akıllı, ağırbaşlı eczacılara özgü bir tavırla;

—Ne istiyorsunuz? diye sordu beriki.

Strijin soluk soluğaydı.

—Tanrı aşkına... çok rica ediyorum...' diye başladı. Bana bir şeyler verin... Farkına varmadan gazyağı içmişim... Ölüyorum...

—Hiç heyecanlanmadan size soracağım sorulara yanıt verin, lütfen! Heyecanlanmanızın derdinizi anlamamı engelleyeceğini bilmelisiniz. Gaz içtim, dediniz? Öyle mi?

—Evet, gaz içtim! Kurların beni, ne olur!

Eczacı soğukkanlılığını yitirmeden, tüm ciddiliğiyle tezgâha yaklaştı, oradaki kitabı açarak okumaya koyuldu, iki sayfa kadar okuduktan sonra önce bir omzunu, sonra öbürünü silkti, yüzünü kuşkuyla buruşturdu, biraz düşündükten sonra yan odaya geçti. Tam o sırada saat dördü vurdu. Yelkovan on geçeyi gösterdiğinde eczacı odadan çıktı, yeniden okumaya gömüldü.

Durumu anlamadığını gösterircesine;

—Hımın! dedi. Kendinizi iyi hissetmediğinize göre buraya gelmeden önce bir doktora gitmeliydiniz.

—Birçok kez kapılarını çaldım ama hiçbirini uyandıramadım.

—Ya!.. Biz eczacıları insan yerine koymadığınız belli. Kediler, köpekler bile uyurken saatin dördünde gelip rahatsız ediyorsunuz... Ama siz ne anlarsınız bunlardan! Size göre biz insan değiliz, sinirlerimiz urgandan yapılmış.

Strijin eczacının söylediklerini sonuna dek dinledi, içini çekli, evinin yolunu tuttu. “Demek ki, yazgımızda böyle bir ölüm varmış.” diye geçirdi içinden.

Gene ağzı gazyağı kokuyor, cayır cayır yanıyor, midesi sancıyor, kulaklarında kampanalar çalıyordu. Sonunun geldiği inanandaydı, her an yüreği durabilirdi.

Evine varır varmaz bir kâğıt bulup “Ölümümden dolayı kimseyi suçlamayınız!” diye yazdı. Tanrı’ya yakardı, yattı, üstünü örttü. Sabaha dek böyle yatıp ölümü beklerken gömülünün üzerinde taze otlar bittiğini, tepesinde küçük kuşlar ötüştüğünü düşlüyordu...

Ama sabah olduğunda karyolasına olurmuş, gülümseyerek Daşenka’ya şunları
anlatmaklaydı:

—İşte sevgili baldızcığım, kim düzgün, doğru bir yaşam sürerse ona zehir bile dokunmaz. Beni örnek alalım isterseniz. Nerdeyse ölmeme ramak kalmıştı, ecel terleri döküyordum, şimdiyse bir şeyciğim yok. Ağzım yanıyor, boğazım gıcıklanıyor ama çok şükür bedenim sağlık içinde... Peki, neden? Çünkü düzgün bir yaşam sürmekteyim...

Daşenka gözlerini aynı noktaya dikmiş, boşu boşuna yaptığı masrafları düşünüyordu.

—Hayır, bu demektir ki, gazyağı iyi cins değilmiş. Litresi üç kapik olandan vardı, dükkândan bana o gazyağını vermişler. Ben ne bahtı kara kızmışım, sizin yüzünüzden çektiklerim yetmedi mi! Ah, ne gaddarmış insanlar! Boyu devrilesiler, siz de öbür dünyada çekin benim çektiklerimi!

Artık durmak bilmiyordu...

 

Üye Girişi