Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

A. ALİ URAL HAYATI ve ESERLERİ

1959’da Samsun Ladik’te doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara’da tamamladı. İlk şiiri Mavera Dergisi’nde çıktı. Yükseköğreniminin ardından bir süre editörlük yaptıktan sonra Şûle Yayınları’nı kurdu. 1989’da Merdiven Sanat isimli aylık bir sanat dergisi çıkardı. 24 sayı çıkan bu derginin yanı sıra Kitaphaber isimli iki aylık bir kitap-kültür dergisini ve bir şiir ve poetika dergisi olan Merdivenşiir’i yayınladı. Yayın yönetmenliğini de yaptığı bu dergilerde şiir, öykü ve makalelerini yayınladı.

Ejderha ve Kelebek adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2010 Deneme Ödülü’nü aldı. Zaman gazetesinde haftalık yazılar yazıyor. Edebiyat ağırlıklı bir sanat dergisi olan Karabatak’ı yayınlıyor.

Eserleri:

Şiir: Körün Parmak Uçları, Kuduz Aşısı

Hikâye: Yangın Merdiveni, Fener Bekçisinin Rüyaları

Deneme: Posta Kutusundaki Mızıka, Makyaj Yapan Ölüler, Resimde Görünmeyen, Güneşimin Önünden Çekil, Satranç Oynayan Derviş, Tek Kelimelik Sözlük, Ejderha ve Kelebek, Bostancı Bahane

Tercüme-Araştırma: Divan / İmam Şafiî’nin Şiirleri

 

Hayatı Alt Üst Eden Ay

Gündüzle gece yer değiştirdi, uykuyla uyanıklık, konuşmayla suskunluk, sarhoşlukla ayıklık, darlıkla genişlik, yalnızlıkla kalabalık… Yer sarsılıyor yerine otursun diye her şey. Hallaç pamuğu gibi uçuşuyor nesneler. Ezberleri bozarak uçuşuyor sahurlarda, iftarlarda, teravihlerde. Gezegenlerin yörüngeleri değişiyor. Rolleri değişiyor oyuncuların. Yoksulların yüzüne ay düşmüş. Zenginler zenginliği fark ediyorlar bu sıcak fenerlerde. Hem bu soğukta ne çok ihtiyaçları var; Ashab-ı Kehf gibi paslandı paraları. Kırkta birini vermezlerse, geçmeyecek Tanrı katında, dinarken nar olacak. Hem geçer akçe ebedî gençlik. Tanrı katında gençleşir ihtiyarlar. Dizlerine derman gelir, yüreklerine kan. Kanlıca’nın değil, Ramazan’ın ihtiyarlarıdırlar. Bir bir hatırlarlar eski günahlarını. Herkes uyurken gözleri açıktır onların. Camiye giderken elleri torunlarının omuzlarında. Bu dermanla uyanır gençler, bu dermanla peşine düşerler dedelerinin, annelerini ve ablalarını evde bırakıp. Kadınlar gümüşten oruçlar tutarlar, zümrütten ve inciden. Rableri için süslenirler her sahurda. Süslerler sofralarını Rableri için. Çocuklar mı? Bir oyun onlara Ramazan. Bir dönme dolap; her salıncağında çil çil altınlar… Döndükçe dönüyor. Döndükçe dökülüyor başlarına hazine. Nasıl dökülmesin! Cennetin bütün kapıları açık. Nasıl doğmasın sevinç Hira’dan! Cehennemin bütün kapıları kapalı. Şeytanlar zincirlerini şakırdatarak seyrediyor kafeslerinden bu manzarayı. Mülkün sahibi izin vermeden kimse dokunmuyor nimete. Kaşıklar kâselerin kıyılarında bir işaret bekliyor.

Her kutsal kitap bir işaretti insanlığa. Yürüyenler yürüdü arkasından. Hz. İbrahim’e sayfalar bu ay indi, bu ay indi Tevrat Hz. Musa’ya. Hz. Davud’a Zebur bu ay indi, bu ay indi İncil Hz. İsa’ya. Ve Kur’ân “Oku” buyruğuyla çaldı Muhammed Mustafa (sav)’nın kapısını bu ay. Zamanlardan bir ilâhî zaman hediye etti: Ramazan. Bir ilâhî okul her şeyin zıddıyla öğretildiği. Bu yüzden ters yüz ediyor hayatı, kaybettirerek bulduruyor. Kur’ân’ın tahtına çıkarmadan önce, Kur’ân’ın tahtasına çıkarıyor insanı. Eline beyaz bir tebeşir veriyor kesip o gümüş aydan. “Ey İnsan!” yazdırıyor tahtaya. “Rabbine karşı seni aldatan ne?” Soru sendeletiyor canı. Cevaba kavuşacak bir adım atsa. Bir adım atabilse on adımla karşılanacak. Yürüyerek yaklaşırsa Rabbine, koşarak yaklaşacak Rabbi. Zamanı geldi. Bütün yollar Kitab’a çıkıyor. Ve okuyor Kitab’ı insan. Okuyor kendini. Okuyor ailesini ve akrabalarını. Okuyor dostlarını ve arkadaşlarını. Okuyor yeryüzünü ve gökyüzünü. Okuyor daha önce okuyamadığı levhayı: “Her can ölümü tadacaktır.”

Kaç dil biliyor kimseler bilmez. Ramazan okulunda öğrendi. Beyazın siyaha muhtaç olduğunu, tokluğun açlığa, vadinin uçuruma… Ramazan okulunda öğrendi bir insanda kaç insan var! Hangi insanı çıkarmalı madenden.“İnsanlar madenler gibidir” dedi Hz. Peygamber madem. “Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede!” dedi bu sözle aydınlanıp Mevlâna. Kutlu öğretinin öğretmenleri soruyor: Sabrınız mı tükendi. Daha bayrama çok mu var! İşte ezan okunuyor. Sofralarınızda bayram provaları…

Ramazan Hz. Âdem’in kelimelerini verdi bize; her şeyi gerçek ismiyle tanıyabilmemiz için. Hz. Nuh’un gemisini, gömülürken kayığımız sulara. Hz. İbrahim’in iskelesini, onarmak için ruhumuzu, taşlarıyla Kâbe’nin. Hz. İsmail’in koçunu, geçirsin diye sırattan. Hz. Yusuf’un gömleğini, giydirmek için ihtiraslarımıza. Hz. Eyyûb’un sabrını, iyileştirmek için yaralarımızı. Hz. Yunus’un duasını, ışık vursun diye zindanlarımıza. Hz. Davud’un sapanını kalp yarasalarımızı düşürmek için bir bir. Hz. Süleyman’ın mührünü, köprü kurmak için her cana. Hz. Musa’nın asasını, ikiye yarıp hayatımızı, yol açmak için insanlığa. Hz. İsa’nın ellerini ki alışkanlığın dağladığı gözlerimiz açılsın. Ve Hz. Muhammed’i verdi bize Ramazan. O büyük öğretmeni; ahlakı Kur’ân olan, insanlığın bütün öğretmenlerini cem eden okulunda. Kelimeleri, iskeleyi, koçu, gömleği, sabrı, duayı, sapanı, mührü, âsâyı, elleri aynı anda aşkla öğreten.

İLGİLİ İÇERİK

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRLERİ

DİVAN EDEBİYATI ŞİİRLERİ

HALK EDEBİYATI ŞİİRLERİ

KONULARINA GÖRE ŞİİRLER

A.ALİ URAL ŞİİRLERİ

 

Üye Girişi