Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BİR DAĞ MASALI- - MUHSİN SALMAN

Dağ taş demir idi toz idi
kurt kuş yaban idi yoz idi
dağın eteklerinde
çalı diken içinde
yaz demeden
kış demeden
etrafında cümle haşarat
pusu kültürüyle eğitilmiş
bir yılan yaşar idi

Ne zaman zoru görse
sinerdi bir fare deliğine...
Yanından at geçerdi
it geçerdi...

Kâh atın yularına yapışır
kâh itin kuyruğuna dolaşırdı.
Tüm hayvanlarca dışlamıştı
 o da başladı kendini
“eşrefi mahlûkat” tan saymaya!..
Su aktı
toz kalktı
aldırmadı...
Taş attılar
bağırdılar
lanetliydi
tınmadı...

Dağ vardır dağ üstünde
dağ vardır dağdan içeri
dağ vardır yol vermez
dağ vardır eşkıyalar yatağı
dağ vardır Köroğlular mekânı
dağ vardır destan
dağ vardır gülistan...

Hele bir yoksullar yaslansın yamacına
hele bir türkü tutturmaya görsünler
diken diken olurdu tüyü!..

Yılanların
çakalların
akbabaların
farelerin
ve cümle haşeratın!

Yılan ki kötücül bir şahmeran!
Kafasında başka
kuyruğunda başka yüz...
Tembelce gevşeniyor
arada bir fare kaşıyor göbeğini
birkaç kurbağa atlıyor çanağına.
Başına koymuş bir külah
kesesinde bin yalan
dilinde zıkkım zehir
gündüz tespih çeker seccadenin üstünde
gece tüner haznesinin üstünde.

Dağ yılandan fareden kurbağadan geçilmezken
başkaları da vardı dağda
 yaşadığım sanan:
Koyun-kuzu kelebek- an
bilumum börtü böcek...
Maymun- çakal kurt- kuş...
Aslan da vardı tabi
o da ormanların kralı!..
Kendini o kadar güvende görüyordu ki artık
estetiğe merak sardı.
Her sabah parlattı yelelerini
kaşlarını aldırdı
kestirdi tırnaklarını ve başka şeylerim...
Yok ettiği her şeyi
nasılsa kazanç saydı!..

Tilki boş durur muydu?
Adı üstünde!
Kimin kağnısı gıcırdarsa ona binerdi
Anladı aslandan medet olmadığını
eline bir ampul kapıp
kümese baş olmak için
koşup vardı yılanın yanma...
Çakal
akbaba
kerkenez de
kalmadı tilkiden geri.

Güvercin palazının üstünde
şahin dağ taş av peşinde
serçe kendi halinde
arı bal üretirdi ha bire
karınca mı?
O işinde gücünde!
İpek böcekleri koza örüyordu
örümcekler yılan gibi köşelerinde
Kâh meczup
kâh derviş
apartman komşuları gibiydi.

Farenin özgürlüğü
kedi için tutsaklık demekti.
Köpekler salınmış taşlar bağlanmıştı bir kere
Kimseler farkına varmadı.
Bir ondan bir bundan
Sanki kocakarı ilacı
Ya da bir büyücüye katkı maddesi...
Azıcık ondan
azıcık bundan!
“Adam sende!” dedik
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”
                      diye kapı gibi bir atasözümüz vardı ya!

Sarıldık sımsıkı atamızın sözüne
Uç maymundan daha ustaca
“Üç maymunu” oyandık.

 “Bindik alamete gidiyoruz kıyamete”
Dağdan taştan söz eder
kurttan kuştan dem vururken
bir baktık ki
hayvanlar âleminden çıkıp
insanlar arasına dalmışız!
Aman da aman!

Yerin kulağı var!
Bilileri duyarsa!    
Acı biber
bu gözü de yakar
canı da!

Canımın acımasından yok korkum
Lâkin günahsız yere dağ ardında
taş altoda kalmak da istemem
En iyisi hayvanlar arasında dolaşmak!
Destur ya pir deyip ayrılmak insanların safından
insanlıktan değil ha!
“Gerçekler demine hu diyelim şah eyvallah..

Yılan düşünmeye devam ederken
haftalar, aylar, mevsimler geçti
bir sürü canlı yaşlandı öldü!
Dünya her türden ceninle yeniden doldu.
Her yeni gün bir yaşam sevinciydi cümle âleme
Yılan için ne doğumun ne ölümün vardı kıymeti harbiyisi
Ne de açlığın!
Anlar anlıktan
karıncalar çalışmaktan kaldıramazken başım
yılana yetiyordu o sıralar
kipir kipir semirmiş bir fareyle
çanağına düşen bir kurbağa!

Gün geldi fare kurbağayı
gün geldi kurbağa fareyi kıskandı yılandan
aralarında bir çekişme
bir kıskançlık
dağ taş inledi şamatadan.
Yılan neşeden kabuk değiştirip
çıkardı zilli gömleğini
yekindi yerinden
biat istedi kendi adaleti için!
Katranın üzerine ak çaldı
akın üzerine kara
tek ayaküstünde
temenna etti!
Güdek eşek
bağdaş kurdu ladin ağacının dibine
Çöreklendi!

Dağın başına çıkmak
suyun başım tutmak için her yolu mubah saydı.
Kimi yürü ya kulum dedi
kimi toz ol kimi, dağ duman ol, kimi yol ol
kimi ya da suspus ol
Bir tellal bağırdı meydanlarda
davulu yırttı tokmak
zurnayı çatlattı üfürük
ne fareler duydu
ne kurbağalar...
Güvercinler aldırmadı tınmadı
arılar uçuştu bal için
karıncalar yük taşıdı
itler sustu yal için.
Çakallar akbabalar leş bekliyordu
ormanın kralı makyaj masasında
“Bir elinde cımbız
Bir elinde ayna!..”

Görülmedi böyle yalan
böyle martaval!
Çobanlığı bile düşleyemezken yılan
dağın seçilmişi oluverdi birden!
aman da aman!

Dağa demokrasi geldi!
yılan kurt gibi de uluyordu
kuzu gibi “mee”lemesini de biliyordu!

Ormanın sakinlerinden
karga uyardı
serçe söylendi...
Şahin bana dokunamazlar deyip uçmaya devam etti.
Yorgun işçi anlarla
hamal karıncaların çoğu
şenliğe gönüllü katıldı!
“yiyelim içelim kâm alalım dünyadan” diyordu yılan
Kışın aç kalmak kimsenin umurunda değildi!
Şenlik ya bu!
Karınca yükünü atıp oynadı
Arı balını yedi!
“Ne akıllı bir hayvanmış!” dediler şu ağustos böceği!
Bir şenlik mi?
Bu kadarına da şükür deyip
“Mutluluğun resmini”
Nü şeklinde çizenler bile oldu!
Kimi fırdöndü durdu kimi bülbülün sesi oldu
en sonunda kardeşliğin görüntüsü
ucube oldu!

Baykuşa günde iki serçe az geliyormuş!
Karıncanın çalıştığı saatin
farenin çaldığı malın hattı hesabı yokmuş!
Aslan ormanın kralı güya
Bilmiyorlar ki manikür pedikür derken
kuyruğu da kestirmiş!
dişleri dolgu
kaşı kirpiği takma!
aslı yitik
Vekâleten kâğıttan kaplan!
Tükürükten nem kapıyor!
Üfurünce zangır zungur korkusundan titriyor!
Zavallı güvercinler
serçeler...
hâlâ aslandan medet umuyor!

Yılan yılan olalı görmemişti böyle taht
Piri şermeran bile hasedinden çatladı da
 “Arka kapıdan kaçtı bu yılan!” dedi
Yılanın yanındakiler kıs kıs güldü
 Gömlek dediğin neydi ki?
Bir gömlekle yaz mı gelir?
Bugün çıkar yarın giy!
Amaç    
araç
anaç...    
Dağda yok yoktu!
Esas oğlan yılan:
‘‘Şıhım sen servetinle uyu!   
İki dünyayı da kazandın nasıl olsa
otur oturduğun yerde    
altınını çuvalla!” derken içinden
 Minicik yavrularına düğünler kurdu!
Düğün, dünyalık demekti!   

Her şeye sahip olmak
“hiç!” olmakmış meğerse
Yılan da anlamış olacak ki
gündüz gölgesinden
gece düşünden korkar oldu!

Korktukça gömlek üstüne gömlekler giydi
Korktukça çevresine yılanlardan duvarlar ördü!
Her yılan dostuna bir paye verdi!
Yetmedi
kendini yılandan başka her şey
sultandan başka çok şey görmeye başladı!
Bir gün
tüm azametiyle geçip aynanın karşısına
kendine sordu:
“Ayna ayna var mı benden büyük bir sultan?”,
Ayna yanıtlayamadı
çatladı!

Yılan karşısında görmedikçe kimseyi
Karıştırır oldu camiyi ve de kiliseyi
Camide imam
Minarede müezzin
Kilisede rahip
Sinagog’ da haham oldu da
inek bile olamadı Hindistan’da!
“Hiç!” dediler
-sıfır bile değildi-
Bakmadılar eline eteğine
Gözüne mertek soktular da
-hem de kaç kere-
Karşısındakinin kirpiği dokundu

Sinesine!



“Hiç” oldukça sığmadı farelerin deliğine
süzmeden hanlar
hamamlar yaptırdı
ve kırmadık ceviz bırakmadı!
Kuş nezlesine inat
aşı bile olmadı!
Fareler peynire fındığa doymadı
kurbağalar semirdikçe kendini boğa sandı
yılan sürüngenliğini unuttu da
Aslanı emir eri
küheylanı kapısında kul saydı!

Şımarmak sanattı onun için!
Ukalalık meziyet!
Gözünü bir açtı ki ayna düşman!
Gördüğünden korktu
Görmediğinden ürktü
Gözünü yeniden kapayıp hayallendi
El kadar kapı
Bizansın suru gibi dikilmişti
                     Oh ne rahat!

Tam kuyruğunu toplayıp kaçacakken
yalakalık etti fare ile kurbağa
ve bir sürü haşarat.
Yılanlığını unuttu yine
çıkardı dilini
kaldırdı göğe başım
meydan okudu gölgesine...
(Dışarıda süt dökmüş kedi gibiydi oysa!)

“Olmak ya da olamamak”
Aslında meselenin kökü bu!
Devlet başına geldikten kelli
kuzgun leşe gitmek de var!
Gelgeldim yılanın hastalığı:
Evrende bir nokta bile olamadığını bilmekle beraber
imlanın cem-i cümlesi saymak kendim!

Dışarıda kuyruk yalarken
İçeride kükremek
dağı taşı
haraç mezat satarken
koyuna kuzuya babalanmak
öfkeden sanat yapıp
sanattan ucube doğurmak
yılanın olmasa olmazları oldu!

Dağ dar geldi
“Yer demir gök bakır” dağ aşılmazdı!
Kırk körük koysan kırk yanma
kırk bin ton da kömür Zonguldak’tan
kırk bin kere konikleşen
bir pasa koparmazsın bazen!

“Aman efendim, yaman efendim” dedikçe çevresi
“Ben neymişim?” diye diye şişindi!
Koyunlar sürü sürü kopup diğerlerinden
fareler ve de kurbağalar ardında
çamura belene belene safim tuttu.
Yanına her gelen
önce yılanın elini eteğini öptü
sonra da ayrıldığı sürüye sövdü.

Baykuş düşünceli
yarasa tasalıydı!
Başlarını avuçlarının içine almış
olanları
olacakları yazıyorlardı!

Her baykuş düşünceli
her yarasa tasalı değildi elbette.

Yılanın hıncı kendine ve herkese!
Öfke sanattı onun için.
Tahtında durdukça kabardı
kabardıkça karardı.
Önce gökte uçan şahinlere taşlar fırlattı
sonra manikürcü kâğıttan kaplanlara laf çıtlattı...
Dolma saraylarında dolma yediler
tarihe büyük kanıt olarak şerh düştüler!

Aslanın başına nasılsa çuval ipinden çorap örmüşler
Yılanın külotunu gül dalına kim astı?
Dünya âlem biliyor!
Yılan da faikındaydı

Ustalığında rahat etmek için
 işi sıkı tutmuştu kalfalığında!
Mademki aslanı def etmişti tahtının kenarından
öyleyse yeni bir nizam getirmeliydi dağa!

Vur patlasın çal oynasın nanaydı!
Lafla gemi yürür mü?
Evvel Allah o da olurdu!
Sırığın ucunu sivrilttin mi süngü
külahı da kalkan yaptın mı?
Oldu da bitti maşallah!

Sözün sivrisi kadar
maddenin sivrisi de rahatsız eder insanı!
Rahata her şey batar!
Bizim yılan sultan da
esen yelden
yağan kardan
nem kapmaya başladı.
Farenin kuyruğunu uzun
kurbağanın kıçım büyük
kuzunun kulağım kısa gördü
ağrına gitti kaplumbağanın yürüyüşü
alındı güvercinin kanat çırpışından...
Çürüyordu çınarın özü!
Kendine öz yaptı osurgan ağacından
sözünü üfledi özüne!

Öz üfürükten el alır da durur mu?
Açıldı ağzı
-torba değil ki büzesin-
Ağzını her açışında dağ dalgalandı!
Yel dalgası
sel dalgası
şimşek dalgası...
Her dalga önüne
dal kaptı
kütük kaptı
can kaptı
at, it, kurt, kuş
Sanırsınız ki tüm dağ Nuh Nebi’nin tufanına tutuldu.

Güya dağdakiler,
dağın bağında
bir eli yağda
bir eli balda yaşayan yılana karşı örgüt kurmuşlar!
Vay anam vay!

Kurt ile kuzu
kedi ile fare
baykuş ile serçe...
Kısacası büyük balık küçük balık omuz omuza vermiş
Hatta eleğim eleyip duvara asanlar bile işin içindeymiş!

Demokrasi ne ise?
Yenilir mi?
İçilir mi?
Araç mı?
Amaç mı?
Elbise mi?
Teker mi?
Herkesin kafasına göre!

Hayvanlar hayvan olmadan evvel
ufaktan bir atılıvermişmiş temeli meğerse demokrasinin!
Yılan ne zaman çıksa deliğinden
dağda fitne fücur kol gezmiş...

Kim söyleyebilir ki aslanın masum olduğunu?!
o da yaranabilmek için kendi kralına
Bazen müdahale etmiş
Bazen askıya asmış demokrasiyi
Çamaşır gibi
Ütülediği de olmuş
Tokaçladığı da!

Yılanda akıl kıvrım kıvrım ya!
‘Tosun boku” gibi!
Tutmuş demokrasiyi bilmem neresinden tramvay yapmış!
Aslanda akıl ne gezer!
O da kalkmış düzgün gitsin diye
Tramvayın tekerine “balans ayan” yapmış!

Kör Aslan’ı terzi yaparsan müşteriyle hır çıkar!
adam dar geliyor demiş
Tutmuş daha da daraltmış elbiseyi!
Bugünkü hengâme ondan!
Velhasıl demokrasi bu ya
Herkes kendine göre pişirip kotarmış!

Kurt demokrasisi
Kuzu demokrasisi olur da
Yılan demokrasisi olmaz mı?
Olmazsa ayıp olur!

Sözünün üzerine söz
Gölgesinin üstüne gölge düşmedikten sonra
Gayet demokratmış
Bay yılan!
Ve de şakşakçıları
Yağdanlıkları
Döne döne çamurlaşan bir sürü mahlûkat
Demokrat oğlu demokrat!
Öyle ki
Diyojen bile bıkmış bunlardan
Fenerini görmeden
el feneri almadan eline
demokrat olmayan adam avına çıkmış!

Aslan kâğıttan kaplan
şahin umarsız
karınca işinde gücünde
koyunlar çarnaçar
arı balın derdinde...

Yılan yatağında rahatsız
yağdanlıkları ondan berbat!
Dağın her deresini
her taşını “babalar gibi” satar

Dağ susmuş
taş susmuş
aslan konuşamamış!
Karınca ve de an boğaz telaşında...
Keçi kayaların başında
düşünmeye başlamış...
Baykuş yazmış
karga anlatmış...
Sincap dert tasa içinde
kurt kuzunun derdinde
tilki her zamanki gibi kendi dümeninde...
Akbaba ve kerkenez bile rahatsızmış olanlardan...
Kuş
koyun
kuzu derdini içine dökermiş.
Ve de dağı düşünen tüm varlıklar bir şekilde dillenmiş!
osurgan ağacından özüne nefesini üflemiş!

Osurgan ağacı ses ile karşılık vermiş
yılandan aldığı güçle uzanmış sağa sola
önce ormanda yalandan aslan kesilenleri
sonra gölgelerinin kuyruğunu
Yelesini selesini...
Şahinse gökyüzünden seslenmiş:
“Yiyin birbirinizi!”

Yılan boş durur mu?
Dağa bir dava açtırmış
Osurgan ağacının dallan budaklı
                          kolları uzun!

Başlamışlar dağ içinde dağ aramaya!
koyunu kurt ile    
tilkiyi tavuk ile
çakalı kaplan ile
 fareyi kedi ile
baykuşu serçe ile
koyup aynı torbaya...
başlamışlar martaval okumaya

08.05.2011-19.05.2011

Güncel Sanat 2014 Mayıs-Haziran sayısında yayınlanmışı

 

İLGİLİ İÇERİK

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRLERİ

DİVAN EDEBİYATI ŞİİRLERİ

HALK EDEBİYATI ŞİİRLERİ

KONULARINA GÖRE ŞİİRLER

MUHSİN SALMAN ŞİİRLERİ

Üye Girişi