Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

CANIM İSTANBUL ŞİİRİNİN TAHLİLİ - NECİP FAZIL KISAKÜREK


Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

1963

A.BİÇİM İNCELEMESİ

Nazım birimi:Beyit
Ölçüsü: 14 hece ölçüsü
Kafiye düzeni: aa, bb,cc,dd,ee,ff,gg,hh,…
Nazım Şekli: Divan edebiyatı nazım birimi ile oluşturulmuş serbest müstezat özelliği gösteriyor. Fakat ölçü olarak 14’lü hece ölçüsü kullanılmış.

Kafiye ve redifleri:
Ruhumu eritip de kalıpta d- on- durmuşlar;     redif    -on tam kafiye
Onu İstanbul diye toprağa k- on- durmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, ik- lim;  zengin kafiye
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgi- lim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli p- ul- ludur;  redif    -ul tam kafiye
Ay ve güneş ezelden iki İstanb- ul- ludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş v-  isal- e, redif
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda m- isal-  e.
İstanbul benim c- an-  ım; redif,     – an tam kafiye
Vatanım da vat- an-  ım…
İstanbul, nakarat
İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; tunç kafiye
Servi, endamlı servi, ahirete per- delik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;  cinaslı kafiye
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru min- are; zengin kafiye
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne ç- are?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın r- ahmet; tunç kafiye
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca- ahmet…
O manayı- bul da-  bul!  Redif,   -bulda zengin kafiye
İlle İstan- bul’da-  bul!
İstanbul,  nakarat
İstanbul…

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır s- erin- liği;  redif,  – erin zengin kafiye
Çamlıca’da, yerdedir göklerin d- erin-  liği.
Oynak sular yalının alt katına misa- fir;  zengin kafiye
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski se- fir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üskü- dar, zengin kafiye
Perili ahşap konak, koca bir şehir ka- dar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud g- ibi mi?  Zengin kafiye
Cumbalı odalarda inletir “Kat- ibim” i…
Kadını keskin b- ıçak,  zengin akfiye
Taze kan gibi s- ıcak.
İstanbul,  nakarat
İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef  – işler! Tunç kafiye
Yedi renk, yedi sesten sayısız belir- işler…
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda ku- r- umlu, redif,    – r yarım kafiye
Adada rüzgar, uçan eteklerden so- r- umlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar y- ay- ından redif,       -ay tam kafiye
Hala çığlıklar gelir Topkapı sar- ay- ından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi d- iyar;  zengin kafiye
Güleni şöyle dursun, ağlayanı baht- iyar…
Gecesi sün- bül – kokan   redif,   -bül zengin kafiye
Türkçesi bül- bül – kokan,
İstanbul,
sp; nakarat

B. ŞİİRİN İÇERİK YÖNÜNDEN İNCELENMESİ
1.Anlam açıklaması
I.Bölüm
· Şair burada İstanbul’a duyduğu aşırı sevgiyi dile getirmiştir.
· Sanki şairin ruhunu bir kalıpta eriterek maddi bir varlık haline getirdikten sonra onu İstanbul deyip toprağın üzerine bırakmışlar.
· İstanbul, şairin içinde tüten bir şeyler gibidir. Onun soluduğu hava, gördüğü renk, beğendiği eda, habire değişip duran iklimlerdir.
· İstanbul şairin geçmişten geleceğe, zaman ve mekan boyutlarını aşarak gelmiş bir sevgilisi gibidir.
· İstanbul’un çiçekleri altın yaldızlıdır. Başka yerdeki çiçeklere hiç benzemez, suyu ise emsalsizdir.
· Ayın ve güneşin gerçek güzelliğini görebilmek için, onları İstanbul’ da seyretmek gerekir.
· Deniz ve toprak yüzyıllarca birbirine hasret kalmış iki sevgili gibi ancak orada kucaklaşır.
· İstanbul rüyaları süsleyen bir şehirdir. Ve ancak rüyalar İstanbul’ da gerçekleşir. .
· İstanbul şairin canı gibidir, hatta canından daha azizdir.
· İstanbul şairin gözlerini açtığı, doğup büyüdüğü biricik vatanıdır.

2.Edebi Sanatlar:
· “Ruhumu eritip kalıpta dondurmuşlar.” sözlerinde mübalağa vardır.
· İlk iki satırda İstanbul ruha benzetilerek teşbih yapılmıştır.
· “İçimde tüten bir şey, hava, renk, eda, iklim, sözlerinin her biriyle istiare sanatı yapılmıştır.
· O benim sevgilim” sözleriyle teşbih yapılmıştır.
· “Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur.” mübalağa sanatı yapılmıştır.
· “Ay ve güneş” sözleriyle teşhis sanatı yapılmıştır.
· “Deniz” ve “toprak” iki sevgili gibi düşünülerek teşbih sanatı yapılmıştır.
· “Vatan” ve “İstanbul” kelimeleriyle tekrir sanatı yapılmıştır.

II. Bölüm
· Şair, burada surlardaki deliklerin adeta tarihin gözleri olduğunu tarihin oradan İstanbul’u seyrettiğini söylüyor.
· Mezarlıklardaki servi ağaçlarının, adeta dünya ile ahiret arasında bir perde gibi olduğu ifade edilmiş.
· Fatih Sultan Mehmet’in kıratının İstanbul’un üstündeki bembeyaz bir bulutta şekillendiğini, yani ufuktaki bulutun, Fatih’in atına benzediği söylenmiş.
· İstanbul’u süsleyen cami kubbelerinin paha biçilmez ağırlıkta birer pırlanta olduğu ve minarelerin şehadet parmağı gibi Allah’ın birliğini ispat etmek istercesine göğe doğru uzadığı ifade edilmiştir.
. ‘’Öleceğiz ne çare” mısraı ile yeryüzündeki her şeyin, insanın zavallılığını, çaresizliğini, küçüklüğünü ve öleceği dile getirilmiştir.
· Ölüm, somut bir varlık gibi adeta canlı ve dipdiri durduğu gibi, Allah’ın rahmeti de her günahı örtecek büyüklükte ve sonsuzluktadır.
· Beyoğlu İstanbul’un eğlence merkezi olan bir yerdir. Beyoğlu’nda kendinden habersiz zavallı insancıklar eğlendiklerini sanırlarken; Karacaahmet mezarlığında yatan ahiret alemindekiler dünyada yaptıkları için ağlamaktadırlar.
· Manalar şehri olan İstanbul’ da aranıp da bulunamayacak şey yoktur.

2.Edebi sanatlar

· “Tarihin gözleri var” sözleriyle teşhis sanatı yapılmış tır.
· “Tarihin gözleri var surlarda delik delik” sözleriyle gözler deliklere benzetilerek teşbih yapılmıştır.
· “Servi, endamlı servi”, sözlerinde bir seslenme ve teşhis sanatı vardır.
· “Ahirete perdelik” sözleriyle servi perdeye benzetilerek teşbih yapılmıştır.
· “Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kırat” burda telmih sanatı yapılmıştır.
· “Pırlantadan kubbeler” teşbih yapılmıştır.
· “Belki bir milyar kırat” mübalağa yapılmıştır.
· “Şehadet parmağıdır, göğe doğru minare” teşbih sanatı yapılmıştır.
· “Her nakışta” nakış sözü varlıklar yerine kullanılarak istiare yapılmıştır.
· “Ne çare” sözü ile istifham yapılmıştır.
· “Beyoğlu tepinirken” sözleriyle mecaz-ı mürsel yapılmıştır.
· “Ağlar Karacaahmet” sözleriyle yine mecaz-ı mürsel yapılmıştır.
“Bul ve İstanbul sözleriyle tekrir yapılmıştır.

III. Bölüm
· Boğaz İstanbul’un serinlik kaynağı gibidir. Çamlıca’nın yüksekliği karşısında gökle yer birleşmiş gibi, gökyüzü yere inmiş gibi görünür.
. Boğazdaki yalıların alt katlarına dalgalar vurup durur. Resimdeki eski büyükelçi yenidünyadan korunmuş gibidir. Her akşam güneş ufka yaklaşırken Üsküdar’daki camlarda yangın çıkmış gibi olur.
. Eski konaklar büyüklükleriyle adeta başlı başına birer dünya gibidir. Eski cumbalı evler, şaire eski günleri hatırlatmaktadır.

2.Edebi sanatlar
. Boğaz gümüş bir mangala benzetilerek teşbih yapılmıştır.
. Kaynatır ve serinlik kelimeleri bir araya getirilerek tez at yapılmıştır.
. “Yerdedir göklerin derinliği” sözleriyle mübalağa yapılmıştır.
. Sular misafire benzetilerek teşbih yapılmıştır.
· “Oynak sular” denerek teşhis sanatı yapılmıştır.
· “Yangın çıkar sözü ile istiare yapılmıştır.
. ‘’ Ahşap konak” şehre benzetilerek teşbih yapılmıştır.
· “Bir ses bilmem tambur gibi mi” sözleriyle tecahül-ü arif yapılmıştır.
· Sorular sorularak istifham sanatı yapılmıştır.
· Kadın keskin bıçağa ve taze kana benzetilerek teşbih sanatı yapılmıştır.

IV Bölüm
· İlk iki mısrada şair, İstanbul’un renkler sesler ve güzellikleri bakımından eşi ve benzeri olmadığını dile getiriyor.
· Şairi göre, Eyüp kaderine terkedilmiş ve öksüzdür. Kadıköy süslü püslü, sosyete insanların dolaştığı yerdir. Moda da ise kendini beğenmişlik gurur ve kibir hükmü sürmektedir. Adalarda pervasız, ahlaki ve kültürel yönden hiçbir endişesi olmayan, eteklerini esen rüzgâra bırakmaktan haz duyanlar dolaşmaktadır.
· Şafak vakitleri okunan ezanlarla sanki İstanbul yeniden fethedilmeye hazırlanır.
· Topkapı sarayından ise saltanat kavgalarının kurbanı olan insanların hatıraları canlı ve taptaze durur.
· İstanbul o kadar güzel bir yerdir ki, İstanbul’daki herkes, hatta ağlayıp inleyenler bile mutludur.
· İstanbul’un gecesi, gündüzü güzel ve Türkçesi ahenklidir.

2.Edebi sanatlar
· “Gergef gibi” sözleriyle teşbih yapılmıştır.
· Eyüp, Kadıköy, Moda”ya kişilik verilerek teşhis sanatı yapılmıştır.
· “Çığlıklar gelir” sözleriyle, Topkapı sarayında işlenen cinayetlere telmih yapılmıştır.
· ‘’ Ağlayanı bahtiyar” sözleriyle mübalağa yapılmıştır.
· “Gece sümbüle, Türkçe bülbüle” benzetilerek teşbih yapılmıştır.
· “İstanbul” sözüyle tekrir yapılmıştır.

Şiirde Geçen Benzetmeler:
•    İlk iki satırda İstanbul ruha benzetilmiş.
•    “O benim sevgilim” sözleriyle benzetme yapılmıştır.
•    “Tarihin gözleri var…” mısraında gözler deliklere benzetilmiştir.
•    “Ahirete perdelik” sözleriyle selvi perdeye benzetilmiştir.
. “Pırlantadan kubbeler” kubbeler pırlantaya benzetilmiştir.
•    “Şahadet parmağı göğe doğru minare” minareler parmağa benzetilmiştir.
•    “Boğaz gümüş mangal” sözleriyle boğaz gümüş bir manga la benzetilmiştir.
•    Sular misafire benzetilmiştir.
•    Ahşap. konak şehre benzetilmiştir.
•    Gergef gibi sözüyle benzetme yapılmıştır.
•    Gece sümbüle; Türkçe bülbül sesine benzetilmiştir
3. Tema: İstanbul sevgisi.

4.    Konu: İstanbul’un güzellikleri

5.Şiir ve Gelenek: Şiir cumhuriyet devri saf şiir öz şiir anlayışıyla yazılmış. Bireysel duygular dile getirilmiş. Biçim yönünden hem divan edebiyatı hem de halk edebiyatı özellikleri taşıyor.

6.    Metin ve Şair: Metin ile şair arasında bir ilgi var. Necip Fazıl yaşadığı yer olan İstanbul’a karşı hayranlığınım dile getirmiş. Şiir şairin duygularının bir yansıması.

7.    Metin ve Yorum: Şair, İstanbul’a karşı duygularını İstanbul Türkçesinin en güzle kullanımıyla dile getirmiş. Şiirde yüksek bir söyleyiş ve ritim var. Özellikle sıkça kullandığı kafiye ve rediflerle şirin ritmi artırılmış.

8.    Dil ve Anlatım: Şiirde gayet akıcı ve açık bir dil kullanılmış. Manası anlaşılmayan kelime ve kavram yok. Fakat şiirde zengin bir söyleyiş güzelliği var. Asonans, aliterasyon, ölçü, kafiye ve rediflerle şiirde bir ritim yakalanmış. Bu da şiiri daha etkili bir hale getirmiş. İstanbul Türkçesinin en güzel kullanımının şiire yansıtıldığını görüyoruz. Dilin gayet sade olmasına karşın bolca söz sanatları kullanılarak şiir zengin bir anlatıma sahip olmuş.

9.    YAZAR HAKKINDA BİLGİ.
Necip Fazıl Kısakürek
1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji’nde okudu ve orta öğrenimini Bahriye Mektebi’nde yaptı(1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal’den görmüş, ama asıl anlamda “edebiyat ve felsefeden riyaziyeye ve fiziğe kadar iç ve dış bir çok ilimde derin ve mahrem mıntıkalara kadar nüfuz edebilmiş” dediği İbrahim Aşkî’nin etkisinde kalmıştır. İbrahim Aşkî, verdiği kitaplarla onun “deri üstü deri bir plânda da olsa” tasavvufla ilk temasını sağlamıştır.

Kısakürek Bahriye Mektebi’nin “namzet ve harp sınıflarını bitirdikten sonra” Darülfünun Felsefe Bölümü’ne girmiş ve oradan mezun olmuştur (1921-1924). Felsefedeki en yakın arkadaşlarından biri Hasan Ali Yücel’dir. Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl  Paris’te gitmiştir. (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulunmuş (1926-1939), Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı ile İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler vermiştir (1939-1942). Daha gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçen Kısakürek, bu tarihten sonra memurlukla ilişkisini kesmiş, hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başlamıştır. Necip Fazıl Kısakürek  25 Mayıs 1983 tarihinde   Erenköy’deki evinde öldü. Naşı, Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedilmiştir.

Ödülleri
Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü’nü almıştır. Kısakürek’e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı’nca “Büyük Kültür Armağanı” (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı’nca “Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi” ünvanını vermiştir.

Yazı Hayatı
Necip Fazıl’ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına “Bir Mezar Taşı” başlığıyla alacağı “Kitabe” şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua’da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında “benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu” dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim’in “Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?” dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Milli Mecmua, Anadolu, Hayat, Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir. Necip Fazıl 1925 yılında Paris’ten yurda döndükten sonra, aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara’da kalmış, üçüncü gelişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç’un da bulunduğu Ağaç, yeni kapanmış olan Yakup Kadri’nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara’da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul’a nakletmiş, ancak dergi 17’nci sayıda kapanmıştır. Ve Büyük Doğu Necip Fazıl, 1943 yılında bu defa, dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış, 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu’da iktidarlara cephe almış, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş, dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu’nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.

ESERLERİ
Şiir: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile, Şiirlerim, Esselâm, Çile

Oyun: Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabır Taşı, Para, Nami Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam, Ulu Hakan Abdülhamit, Yunus Emre.

Roman: Aynadaki Yalan, Kafa Kâğıdı

Hikaye: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikâyeler, Hikâyelerim

Hatırat: Cinnet Mustatili, Hac, O ve Ben, Bâbıâli.

Üye Girişi