Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Atatürk'ün kişiliğini, doğup yaşadığı dönemin şartları belirlemiştir. Atatürk'ün dehası bu şartlar içe­risinde çalışmıştır. Mustafa Kemal'in doğduğu şehir Selanik, insanların, dillerin, dinlerin, düşüncelerin kesiştiği kaynaştığı bir şehirdi. Zamanın kültür ve diplomasi dili olan Fransızcası ile Mustafa Kemal, dünya tarihini tanımakta ve ifâ ettiği görevlerde edindiği tecrübe ile ülkesinin mevcut durumunu değer­lendirmekte idi.

Mustafa Kemâl'in I. Dünya Savaşında mesleğinin en üstün temsilcilerinden biri durumuna gelme­si ile düşüncelerinin olgunlaşması paralellik içinde olmuştu. Atatürkçü düşünce sistemi, Mustafa Kemâl'in yaşadığı ortamda, çeşitli olayları akıl yolu ile değerlendirmesi ve tarih şuuru ile yorum-lamasıyla oluştu. Atatürkçülük, temelinde insanlığın asırlarca işlediği yüksek değerler olup Türk mille­tinin ihtiyaçlarından ve gerçeklerinden çıkmış millî bir ideolojidir. Öyle ki, bu ideoloji ile ülke parçalan­maktan kurtulmuş, millî bir devlet belirip yükselmiş, köhne toplumsal müesseseler inkılâplar aracığıyla değişmiştir. Bunların tamamı gerçekleştirilirken Atatürk, belirli bir plan içerisinde hareket etmiş ve taşı­dığı temel fikirleri bu plan içine oturtmuştur. Atatürkçülük, akla, bilme ve insan sevgisine dayalıdır. Bu özellik, onu işlenmeye uygun ve gelişmelere açık bir konumda tutmaktadır. Atatürkçülük, yapıcı ve yaratıcı olup, gelişen dünyaya ayak uydurmanın mecburiyetine inanmıştır.

Atatürkçü düşünce sistemi demokratik ve yararcıdır. Atatürk, dönemin Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'in yönelttiği bir soruya şu cevabı veriyordu; "Ben manevi miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir donmuş, kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Zaman süratle dönüyor... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin inkişafını  inkâr etmek olur. Bundan sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilim rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar". Türk inkılâbı ve onu şekillendiren ilkeler bir bütün oluştururlar. Atatürk ilkelerinden birinin diğerine oranla ağırlığı, önceliği ve önemi yoktur. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik, inkılâpçılık bütün bu ilkeler her biri ve bütünüyle önemli, ağırlıklı ve gerekli ilkelerdir. Bu ilkeler, Atatürkçü dünya görüşünü karşımızda canlandırarak, bir toplum ve devlet hayatının, uygulamaların girişimlerin özünü, istikametini, metodunu belli etmektedir.

 

Kemalizm ve Atatürkçülük Kavramları

Atatürk'ün sağlığında ve 1930'lu yıllarda Kemalizm adı verilen Atatürkçülük ile ilgili yapılan tanım­ların bazıları şunlardır:

"Mustafa Kemal’in yani Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetini kurtarmakta ve inkılâpları hazırlamakta benimsediği temel prensiplerin topuna birden verilen isim... Kemalciliği, Türkiye istiklal ve hürriyetinin bir şiarı (simgesi, alâmeti) halinde ve daha geniş bir çapta anlamak ve hiçbir siyasî partiye mal etme­yerek daima yükselmeye ve ilerlemeye müteveccih (yönelmiş) fikir ve hareketlerin umumi adı..."

Kemalizm, milletin hayatından doğan realitelere istinad eden (dayanan) idaredir. Türkiye'de siyasî ve ideolojik bir bağımsızlık anlayışından hareketle, bilim ve aklın ağır bastığı bir toplum yaratmak ve bu yoldan Türk milletine batı medeniyeti içinde sosyal ve tarihî kişiliğini kaybetmeden hak ettiği yeri kazandırmak ülküsü, felsefî ve çabası, Türkiye'nin çağdaş medeniyet seviyesine erişmesini Atatürk'ün başlattığı inkılâpların yürütülmesine bağlayan ve şart gören yol. Atatürk'ün düşünce ve uygulamaların­dan kaynaklanan; Türk Devleti'nin bağımsızlık ve bütünlüğünü, millî egemenliği, kişi özgürlüğünü, çağdaş olmayı amaçlayan; akla, bilime ve gerçeğe dayanan, evrensel ağırlıklı, geleceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar ve uygulamalar ve ilkeler bütünü.

Atatürk'ten çıkan ve onunla gelişen fikirler ve olaylar bütünüdür. Türk devriminin yapıcı gücü ile dayandığı temel fikirler bir sistem haline gelerek, geleceğinde değer ifade eden ve toplum hayatımıza yön veren prensipler olmuştur. Atatürkçülük, Türkiye'nin gerçeklerinden doğmuş, sistemleştirilmiş fikir­lerdir. Bir taraftan bütünü ile Millî Mücadeleyi içine almakta, diğer taraftan toplumda yapılan kökten değişiklikleri kapsamaktadır. Kısacası Atatürkçülük, Türk devriminin sistemleştirilmiş fikir gücü ve gele­ceğe bakan yönüyle ülküsüdür. Bütün bu tanımlarda ortak olan noktalar, Atatürkçülük kavramının o büyük insandan çıktığı, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı amaçladığı dolayısıyla "Ulu­sal Modernleşme İdeolojisi"ni oluşturmasıdır.

 

Atatürkçü Düşünce Sisteminin Niteliği

Ulu Önder Mustafa Kemâl, 30 Ağustos 1925'de Kastamonu'da yaptığı konuşmada ideolojisinin amacını şu şekilde belirtmekte idi; "Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır." Atatürkçülük, uygulamada ilkelerin dinamik, yapıcı ve yönlendirici işlevini göz önünde tutmaktadır. Daima millî inkılâp anlayışıyla, ilkeler doğrultusunda devlet ve toplum yaşamını yönlen­dirmeyi öngörür. Bu yöntemle çağdaş uygarlık düzeyine çıkabileceğini kabul eder. Kamu hizmetlerini çağımızın ihtiyaçlarına uygun olarak sürekli ve aralıksız bir hale getirmek, çağdaş siyaset ve bilimin bulgularından faydalanmak Atatürkçü düşünce sisteminin asgarî ve zorunlu gereğidir. Boyutları geniş­leyen bağımsızlık anlayışı "tam bağımsızlıktır". Tam bağımsız olabilmek, tam bağımsız olarak yaşaya­bilmek için, çağdaş olmak zorunluluğu vardır.

Mustafa Kemâl Atatürk'ün önderliğinde gerçekleşen Türk inkılâbı bir ulusal bağımsızlık ve çağ­daşlaşma hareketinin adıdır. Toplumsal bir yeniden biçimleniştir. Ulusal bağımsızlığı ve hür düşünce ile insan onurunu temel aldığı için hümanizme dayalı bir Türk rönesansıdır. Bu değişme Türkler tara­fından bir modernleşme yani daha gelişmiş, daha ileri addedilen bir toplumsal düzen tipine geçiş ola­rak anlamlandırılır.

Sonuç

Atatürk'ün düşüncesi ve atılımı, kendi sınırları içinde kalmayan, düşünce ve uygulamaları, diğer konu ve olaylar üzerinde etki alanı yaratan bir önderle ve onun öncülük ettiği olaylar dizisi, evrensel düşünceler bütünü ile karşı karşıya bulunmaktadır. Atatürk'ün kazandırdığı değerlerin ve Atatürkçülük­ten beklentilerimizin dayanağı olan temel unsurlar, Atatürk'ün "Benim manevî mirasçılarım" dediği akıl ve bilimdir. Atatürkçülüğün amacı, Türkiye Cumhuriyetini çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmaktır. Bu yol tek olup Batı medeniyeti yoludur. Temel unsuru ise "ilim zihniyeti"dir. Kişi ve millet olarak gele­cek ihtiyaçlara cevap verebilecek yeni kadrolar, Atatürkçülüğün hür, akla ve bilgi temeline dayalı ilkele­rin oluşturacağı sağlam bir kültür çerçevesinde yetişebilir. Atatürk'le sahip olduğumuz değerler, ba­ğımsız millî devlet, millî hâkimiyet, lâik zihniyettir. Bunların korunması, geliştirilmesi, her devirde çağ­daş olabilme amacı, varlığımızın asla ihmal edilmez esaslarıdır. Büyük Ata'nın ana prensipleri, bugün de, gelecekte de Türk milletini, medeniyet yolunda ilerletecek olan en doğru pusuladır.

Kaynak: Yaşar Özüçetin, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fak., Cilt 6, Sayı 1, (2005)

SON EKLENENLER

Üye Girişi