LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

HİKAYE

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 16
ZayıfMükemmel 
İçerik Sayfaları
HİKAYE
HİKAYE 2
hikaye
TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE
HİKÂYENİN UNSURLAR
HİKÂYEDE PLÂN:
HİKÂYE ÇEŞİTLERİ
TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE
Tüm Sayfalar

Hikâyenin sözlük anlamı bir olayı, sözlü veya yazılı olarak aktarmak, anlatmak demektir. Edebiyatta ise, insanların başlarından geçen veya geçme olasılığı bulunan olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içerisinde anlatan kısa yazılara Hikâye denir. Hikâyede mutlaka bir olay ya da durum ele alınır. Ele alınan konu, yer ve zaman gösterilerek anlatılır.

Hikâyede yaşanmış olaylar anlatılabileceği gibi tamamen hayalde tasarlanan fakat yaşanabilir olaylar da anlatılabilir. Anlatılan olayın en ilgi çekici yönleri vurgulanır, okuyanda bir zevk ve heyecan uyandırması beklenir.

Hikâyelerde ele alınan olay kısa olarak işlenir. Olaydaki kişilerin sayısı azdır. İnsan yaşamının sadece bir yönü üzerinde durulur, temel olaylar anlatılır, gereksiz ayrıntılara girilmez.

Hikâye türünün kaynağı, Hint edebiyatında Binbir Gece Masalları'na kadar uzanır. 13. yüzyılda İtalyan edebiyatında Boccacio (Bokasyo)'nun "Dekameron (On Günlük)" adını taşıyan eseri bu türün ilk örneğidir.

XVIII. yüzyılda Voltaire hikâye türünde ürünler verir. İnsan dışı yaratıkları ve olmayacak olayları da hikâyelere karıştırır. Gerçek hikâye devri XIX. yüzyıl sonlarında realistlerle başlar. Alphonse Daudet, Guy de Maupassant gibi Fransız yazarlar hikâye örnekleri vermişlerdir.

Yine XIX. yüzyıl sonunda yetişen Stevenson, Rudyard Kipling gibi İngiliz hikâyeciler gözlemlere, serüvenlere ve bol şiirli anlatımlara başvurmuşlardır.
Mizahî hikâyeleri ile Mark Twain, O. Henry, daha sonra John Steinbeck, Anton Çehov gibi sanatçılar hikâyeleri ile ün kazanmışlardır.

Bizde Batılı anlamda hikâye 1870'lerden sonra görülmeye başlar. İlk hikâye denemesi, Emin Nihat'ın Müsameretnâme'sidir (1873). On iki parçadan oluşan bu eser, uzun kış gecelerinde eş ve dostun anlattığı hikâyeler biçimindedir. Bu yönüyle Binbir Gece Masalları ve Dekameron Hikâyeleri'ni anımsatır.

Batılı anlamda ilk hikâye örneklerini Ahmet Mithat Efendi Letâif-i Rivâyât (1880–1890) adlı eseriyle vermiştir. Samipaşazade Sezai Küçük Şeyler ile Nabizade Nazım da Karabibik adlı eseriyle bu türün ilk örneklerini vermişlerdir.

Batı tarzı hikâyenin ilk olgun örneklerini Servet-i Fünûncular vermiştir. Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Cahit Yalçın, Mehmet Rauf gibi yazarlar, Maupassant tarzında hikâyeler yazmışlardır.

Ömer Seyfettin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Hüseyin Rahmi Gürpınar bu türü devam ettirmişlerdir. Ayrıca, Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), Sevinç Çokum, Orhan Kemal, Bekir Yıldız, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Mustafa Kutlu, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu, Tarık Buğra gibi sanatçılar hikâye türünde eserler vermişlerdir.

Hikâye Çeşitleri: Hikâyeler oluşumlarına göre olay Hikâyesi ve durum Hikâyesi olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Olay Hikâyesi: Olay Hikâyesi, ele alınan olayların mantıksal bir gelişim içerisinde verildiği Hikâyelerdir. Bu tür Hikâyelerde olaylar; serim, düğüm ve çözüm bölümlerine uygun olarak anlatılır. Olayların gelişiminde kişi, yer ve zaman ögeleri göz önünde bulundurulur. Bu tür Hikâye Fransız edebiyatında Maupassant tarafından geliştirildiği için Maupassant tarzı Hikâye adı da verilir.

2. Durum Hikâyesi: Olaylardan çok sosyal olgulara, duygu ve düşüncelere önem veren Hikâyelere durum Hikâyesi denir. Durum Hikâyesinde; duygu, düşünce ve hayaller ön planda olduğundan Hikâyenin diğer ögeleri; zaman, yer ve yaşam koşulları ikinci planda yer alır. Bunlar anlatımda okuyucuya sezdirilir. Bu tarz Hikâye Rus edebiyatında Anton Çehov tarafından başlatıldığı için Çehov tarzı Hikâye olarak da adlandırılır.
Türk edebiyatında; Ömer Seyfettin ve Refik Halit Karay olay Hikâyesinin, Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal da durum Hikâyesinin önemli temsilcilerindendir.


 

Hikâyenin Ögeleri:

a. Kişiler: Hikâyede anlatılan olayları veya durumları yaşayan kişilerdir. Hikâyede kişi sayısı azdır. Sadece bir veya birkaç kişi vardır ve onun başından geçenler anlatılır. Hikâyede olayları yapanlara ya da olaydan etkilenenlere Hikâyenin kahramanları denir. Kahramanın kendine özgü ayırt edici özellik taşımasına karakter; benzerlerinin niteliklerini abartılı bir biçimde üzerinde toplanmasına tip denir. Bu bakımdan her birey bir karakterdir, tip değildir. Kıskançlık, cimrilik, korkaklık, vb. birer tiptir.

b. Olay: Hikâye kişilerinin başından geçenlere olay denir. Hikâyede tek bir olay ele alınır. Bazen bu temel olaya bağlı küçük çaplı yan olaylar da olabilir. Ele alınan olayların gelişiminde mantıksal bir sıra izlenir.
Olay hikâyelerinde, olay ön planda olmasına karşın, durum hikâyelerinde olay ya ikinci plandadır ya da yok denecek kadar azdır.

c. Zaman: Hikâyede ele alınan olayın başladığı ve bittiği bir zaman dilimi mutlaka vardır. Olayların başlaması ile bitmesi arasındaki sürece zaman denir. Olaylar bu zaman dilimi içerisinde gerçekleşir. Bazı hikâyelerde olay veya durum son durumdan başa doğru gelişebilir.

ç. Yer: Hikâyede ele alınan olay belli bir yerde (mekânda) geçer. Bu yer, okul, hastane, bahçe, sokak olabileceği gibi insanın iç dünyası da olabilir. Hikâyede yer ya da çevre, betimlemelerle tanıtılır ve kısa tutulur, ayrıntılara girilmez.

d. Dil ve anlatım: Hikâye ya birinci tekil kişinin ağzından ya da üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılır. Birinci tekil kişi olayın içindedir. Üçüncü kişi ise olaya gözlemci, tanık olarak katılır.

Hikâye anlatış tarzı yazardan yazara farklılıklar gösterir. Her yazarın kendine göre dili kullanma biçimi vardır. Buna üslup adı verilir.

Hikâyede Plan: Hikâyede anlatılan olayın mantıksal bir gelişiminin sağlanması için iyi bir planlamanın yapılması gerekir. Planlama ile okurun ilgisi hikâye sonuna dek canlı tutulur. Hikâyede; serim, düğüm ve çözüm bölümleri bulunur.

Serim bölümü: Olayın geçtiği ortamın ve kişilerinin tanıtıldığı, yer ve zamanın belirtildiği bölümdür. Olay ve olay kişilerinin betimlemesi bu bölümde yapılır.

Düğüm bölümü: Bu bölüm başlayan olayın ne şekilde gelişeceğinin belirlendiği bölümdür. Bu bölümde olaylar gelişir ve merak ögesi yoğunlaşır.

Çözüm bölümü: Hikâyede ele alınan olayın sonuçlandığı bölümdür. Olaylar sona erer, yazarın amacı anlaşılır, olaylar çözümlenir.

Olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan kısa yazılardır. Hi­kâyeyi oluşturan temel öğeler arasında kişiler, çoğu zaman hayatlarının belli ve kısa bir anı içinde izlenir. Ele alınan karakterlerin bir yüzü üze­rinde durulur; ayrıntılara girmekten sakınılır. Olayların anlatımında ro­manda başvurulan yöntemler uygulanır. Duygu ve düşünceler bir plan çerçevesinde anlatılır. Bu plan üç bölümden oluşur:

1. Giriş (Serim): Bu bölümde kişi, olay, zaman ve mekân gibi unsurlar pek ayrıntıya girmeden tanıtılır. Kısa ve ilgi çekici olması sağlanır.

2. Gelişme (Düğüm): Ele alınan olaylar ve durumlarla ilgili ayrıntılı bilgi verilir. Merak unsurunun öne çıktığı ve gerilimin giderek arttığı bu bölümde, düğüm atılır.

3. Sonuç (Çözüm): Bu bölümde, düğüm çözülerek merak unsuru gide­rilir ve olay bir sona bağlanır.

Hikâyeler genel yapıları itibariyle ikiye ayrılmaktadırlar:

1. Olay hikâyesi

2. Durum hikâyesi.

 


Olay hikâyesinde olaylar zinciri kişi, zaman ve mekân unsurlarına bağlı olarak verilir. Merak unsurunun ön planda olduğu, gelişme bölü­münde atılan düğümlerin, sonuç bölümünde çözülerek merakın giderildi­ği bu tarz hikâyelere, Fransız yazar Guy de Maupassant (Guy dö Mopassant) tarafından geliştirildiği için Maupassant tarzı hikâyeler de denir.

Olaydan çok yoruma, psikolojik tahlillere açık olan genellikle bir so­nuca bağlanmadığından okuyucuda farklı çağrışım ve izlenimler uyandı­ran durum hikâyesi ise, Rus yazar Anton Çehov tarafından olgunlaştırıl­dığı için Çehov tarzı hikâye adıyla da anlatılmaktadır.

Türk Edebiyatında Ömer Seyfettin, Maupassant tarzı hikâyenin, Sait Faik Abasıyanık da Çehov tarzı hikâyenin öncüsü kabul edilir.

XIX. yüzyıldan beri gittikçe gelişerek edebiyatın en yaygın türlerinden biri olan hikâye, önce doğuda daha sonra da Batıda mizahî yollu olaylar­la başlar. Ancak yazılı örnekleri daha sonraki yıllarda ortaya çıkar. Bu tü­rün kaynağı olarak eski Hint gösterilir ve "Binbir Gece Masalları "ndan beslendiği söylenir.

İtalyan yazar Baccacio'nın Dekameron adlı eseri, Batıda hikâye türü­nün ilk örneği olarak bilinir. Bunu İspanyol yazar Cervantes ve İngiliz şa­ir Geforrey Chaucer 'in çalışmaları izler.

Hikâye, Türk edebiyatında Tanzimat döneminde Batıdan girmiş ve bu tü­rün ilk örnekleri bu dönemde yazılmaya başlanmıştır. Emin Nihat'ın Müsameretnâmesi ilk basılan hikâye kitabımızdır. Ahmet Mithat Efendi Batı tar­zı hikâye ayarında Letâif-i Rivâyât yazar. Daha sonra Şemsettin Sami, Küçük Şeyler adlı eseriyle modern Türk hikâyeciliğinin ilk örneklerini ve­rir. Bunun, Nâbizâde Nâzım'ın ilk köy gerçeğini anlatan Karabibik'i izler.

Hikâye, yazarlarımızın her dönemde en çok ilgi duydukları bir yazı tü­rü olmuştur. Önde gelen hikâye yazarlarımızdan bazıları şunlardır:

Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Memduh Şevket Esendal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık, Abdülhak Şinasi Hi­sar, Cevat Şakir Karaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı), Kenan Hulusi Koray, İl­han Tarus, Ümran Nazif Yiğiter, Necip Fazıl Kısakürek, Tarık Buğra, Peyami Safa, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Necati Cumalı, Haldun Taner, Kemal Tahir, Adalet Ağaoğlu, Mehmet Şeyda, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Oktay Akbal, Sabahattin Kudret Aksal, Talip Apaydın, Nezihe Meriç, Füzûzan, Pı­nar Kür, Mustafa Kutlu, Şevket Bulut, Selim İleri, Sevinç Çokum, Tarın Dur­sun K., Tomris Uyar, Bilge Karasu, Durali Yılmaz.... (Mustafa ÖZKAN, Osman ESİN, Hatice TÖREN, Türk Dili-Anlatım, Filiz Kitabevi, İst. 2001.)


 

Ben Merkezli Hikâye:

Hikayeci gözlemlerinden ve dış dünyada yaşan olaylardan yola çıka­rak bireysel bunalım ve çıkmazlarına yönelir. Hikâyecinin kişiliği ile hi­kâye kişileri iç içe girerek yaşanan ile arzu ve hayal edilenin birlikteliği üzerinde durulur. Birey dış dünyayı olduğu ve gördüğü gibi değil, içinde bulunduğu ruh hâline göre olması gerektiği gibi algılar ve anlatır. Buna­lım ve yaşama sevinci arasında kalan birey var olandan hareketle düş dünyasına sığınır.

• Buna göre hikâye türleri;

a. Halk hikâyesi

b. Maupassant (Olay) tarzı hikâye

c. Çehov (Durum) tarzı hikâye

d. Ben merkezli hikâye

olarak dört grupta toplanabilir.

HİKÂYE (ÖYKÜ)

· Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye denir. Önemli farklılıkları olmakla birlikte "küçük roman" şeklinde de tanımlanabilir.

· 19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse Daudet (1840–1897) ve Guy de Maupassant (1850-1893) gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Bu iki yazar "realist" akımın yetiştirdiği zamanın ileri gelen romancılarındandır.

· Fransız hikâyeciliği Guy de Maupassant'ın izinden gelişmiştir

· Amerikan edebiyatında özellikle mizahî hikâyeleriyle Mark Twain (1835-1910), O. Henry (1862-1910) ve bunları takiben John Steinbeck, Erskine Caldwel Batılı ünlü hikâyecilerdendir.



TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE

 

· Bizde, destanlar, halk hikâyeleri, ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. ve XV. Yüzyılda “Dede Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.

· İlk hikâye kitabı, Emin Nihat'ın Müsameretnâme”sidir.

· Bu kitapta toplanan hikâyelerin kuruluşu, işlenişi "Binbir Gece Masalları"na benzer.

· XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte Batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letâif-i Rivayât (söylenegelen güzel şeyler) adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse” ile bu türü geliştirmiştir.

· Sami Paşazade Sezai: “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur.

· Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.

 


 

HİKÂYENİN UNSURLAR

Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdu

Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.

Yer: Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.

Zaman: Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.

Dil ve Anlatım: Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.

 

Anlatım ise üç şekilde olur:

· Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “birinci kişili anlatım” ;

· yazarın ağzından anlatılanlar “üçüncü kişili anlatım”.

· Olaylara hâkim anlatım; “ilâhî bakış açılı anlatım”dır.

 


 

HİKÂYEDE PLÂN:

Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:

Serim: Hikâyenin giriş bölümüdür. Bu bölümde olayın geçtiği çevre, kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.

Düğüm: Hikâyenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.

Çözüm: Hikâyenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür

Ancak bütün hikâyelerde bu plân uygulanmaz, bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur. Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.

 


 

HİKÂYE ÇEŞİTLERİ

Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde, kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikâye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir.  Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre;

OLAY (KLASİK VAK’A ) HİKÂYESİ:

Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir. Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Maupassant Tarzı Hikâye” de denir.

Maupassant Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay" dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü, hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir.

Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir.

DURUM (KESİT ) HİKÂYESİ:

Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir. Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz. Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.

Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.

Çehov Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay" değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra başlıyor demektir. Zira, kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre yorumlar yapmaya uygundur.

Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.

 

MODERN HİKÂYE:

Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve birtakım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.

Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa Batı’da görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır .

Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları, felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.

 


 

TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE

Türk hikâyeleri, şu dört ana grupta değerlendirilir:

"Serim, düğüm, çözüm" bölümlerinin düzenli olduğu hikâyeler. Ömer Seyfettin, Samet Ağaoğlu, Haldun Taner, Oktay Akbal, Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri bu grup içindedir (Maupassant Biçimi)

İstanbul'da yaşayan insanların özel hayat ve özelliklerini veren hikâyeler. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim, Osman Cemal Kaygılı, Sermet Muhtar Alus'un hikâyeleri bu grup

"Serim, düğüm, çözüm" bölümlerine önem vermeyen, olayın herhangi bir yerinden başlayan hikâyeler. Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Sevinç Çokum gibi yazarlarımız bu gruptandır. (Kısmen, Çehov Biçimi)

Varoluş çizgisinde oluşturulmuş, aydın bunalımı ve çaresizliği anlatan soyut hikâyeler. Bu tür hikâyeler, ülkemizde 1955'ten sonra görüldü. Hikâyelerde, hiç bir toplum kaygısı görülmez. Aydın bunalımının nedenleri yansıtılır. Sanat adı altında çoğu zaman "müstehcen"e kaçan konulara yer verilir. Hikâyecilik, sanattan ayrılmış ve ideolojiye kaydırılmıştır.

Bu grupta hikâye yazan yazarlarımızın başında ise; Yusuf Atılgan, Demirtaş Ceyhun, Ferit Edgü ve Erdal Öz gelmektedir.

 

Pazar, 07 Nisan 2013 19:33 tarihinde güncellendi