LİSEEDEBİYAT.COM

Edebiyatcıların Yeni Adresi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

 

 

 

Ali Öğretmen

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 156
ZayıfMükemmel 

 

Ağır adımlarla ilerledi, birbirini iterek koşuşturan, güneşli günleri özlemiş çocukların arasından. İnce ve narin bir yağmur şıpır şıpır. “Rahmet!” dedi mırıldanarak ve eşit adımlarla karoları sayarcasına adımladı koridoru. Kimilerine hüzün kimilerine kasvet veren böyle havalar, Ali Öğretmen’e hep huzur verirdi. Hele bacaklarını kalorifere yaslayarak nazik damlalar arasında başını kaldırıp uzaklara bakması yok mu; bedenini terk edip uçar giderdi uzaklara, derinlere, deryalara… Çocukluğunun, çıplak ayak dolaştığı sahillerinde gezdiren yağmur damlalarının serinliğini zil sesi araladı. Tekrar sınıfına yöneldi. Haylazlarının, huysuzlarının yanına. Hattâ baş belâsı bile diyen olmuştu onlara fakat Ali Öğretmen hiç yakıştıramadı bu kaba sözü ne dudaklarına, ne de onlara.

Devamını oku...
 

ALİ ŞİR NEVAÎ'NİN HAYATI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 30
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

ALİ ŞİR NEVAÎ

1441-1501

Sadece Çağatay Türkçesinin değil, bütün Türk edebiyatının en büyük şairle­rinden olan Nevâî, Heratfia, dünyaya geldi. Kiçkine Bahsi adlı pek zengin bir be­yin oğlu idi. Nevâî, o kadar büyük bir servet sahibi idi ki, sonradan bulunduğu devlet hizmetlerinde hiçbir maaş almamış, tersine birçok hayır kurumları yapa­rak devlete yardım etmişti.

Zamanın Horasan sultanı (şair) Hüseyin Baykara, Ali Şîr'in süt kardeşi, akra­bası ve çocukluk arkadaşı olduğu gibi, o çağdaki Türkistan soylularının ve Türk hanedanlarının çoğuyla da akraba idi.

Devamını oku...
 

DENEME ÖRNEKLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1831
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

Kitap Korkusu

Kitaptan niçin korkarlar? Bunu bir türlü anlayamadım. Kitaptan korkmak, in­san düşüncesinden korkmak, insanı kabul etmemektir. Kitaptan korkan adam, insanı mesuliyet hissinden mahrum ediyor demektir. "Bırak, senin yerine ben dü­şünüyorum!" demekle, "Falan kitabı okuma!" demek arasında hiç bir fark yoktur. İnsanoğlu her şeyden evvel mesuliyet hissidir ve bilhassa fikirlerin mesuliyetidir. Ondan mahrum edilen insan, kendiliğinden bir paçavra hâline düşer.

Şüphesiz insanı korumamız lâzım gelen vaziyetler vardır. Fakat bu vaziyetler daha ziyade ferdin kendi dışındaki vaziyetlerdir. Bir insanı kendi içinde, düşün­cesinin mahremiyetinden korumağa hakkımız yoktur.

Ortaçağ'dan bugüne kadar gelen zaman içinde insanlığın belki en büyük ka­zancı bu basit hakikati kendisine mal etmesidir.

Devamını oku...
 

GÖZYAŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 57
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

 

Yeni tuttuğu hizmetçi kadına dedi ki:"Dilin Anadolulu’ya benzemiyor. Rumeli’li misin sen?""Erfiçe köylerindendim. Alnımın yazısı imiş, buralara düştüm."   Anlıyor ki önceleri sarışın imiş, mavi gözlü imiş.

 

Devamını oku...
 

GÜVERCİN

 

Sevr  mağarasında,

Dostun sadakatinde,

Örümceğin ağlarında,

Ve güvercinin kanatlarında saklandı aşk.

Kum fırtınalarının nurlu rüzgârları,

Savurdu emin beldeye aşk kokularını.

Âşıkların ve mâşukların buluştuğu,

Devamını oku...
 

HASAT ZAMANI

 

                                                                     Çağ yangınlarını gözyaşlarıyla söndürmeye çalışan tüm dervişler için

         Düşünce yolun Anadolu’ya duyarsın her şeyden sımsıcak bir merhaba. Tozlu yollardan, karlı dağlardan, boz bulanık ırmaklardan geçersin. Sonra birden bire beliriverir önüne, küçücük bir Anadolu köyü ya da kasabası.

         Her şey tatlı bir selamla başlar. Yeni bir çevre, yeni bir çehre, yeni yeni adetler… Değişmeyen bir şey vardır Anadolu’da: Öğrencilerin yüzleri. Yağmur yüzlü, sevda bakışlı, çiçek kokulu çocuklar sarar etrafını. Hangi yüze baksan, tertemiz bir çift göz dikkatini çeker.  Ben bu yüzü bir yerlerden tanıyorum dersin. Anadolu’nun yüzüdür bu yüz. Her şeyi yakıştırırsın o yüze. Hüznü bile en çok ona yakıştırırsın. Bir demet kır çiçeği toplamak istersin. Ellerin değince mavi önlüklü çocukların saçlarına, gerek kalmaz kır çiçeklerine. Gözlerin değince kır çiçeklerinin gözlerine, dirilir kardelenler kar altından. Bir umut kaplar onların yüreklerini. Onların yürekleri tutuşturur seni, alev alıp harlanmak istersin. Değil bir mumla söndürmek cehaleti, güneş olup doğmak istersin karanlıkların üstüne. Bin bir umutla çıktığın bu yolda anadan, yardan, serden geçersin. Yelken açıp gidersin uçsuz bucaksız ufuklara doğru, önden gidenlerin ardından. Bu kutlu sevda yolunun ne ilk yolcususundur, ne de son.

Devamını oku...
 

HZ. YUSUF’UN KISSASI (KISSA-İ YUSUF)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 634
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

HZ. YUSUF’UN KISSASI (KISSA-İ YUSUF)

Yûsuf a.s. İsrailoğulları peygamberlerinden Yâkup peygamberin oğludur. Hayatı ve kıssası Kur'ân-ı Kerîm'de anlatıldığı üzere (Yûsuf/1-104) kısaca şöyledir: Hz. Ya'kûb'un on iki oğlu var idi. İçlerinde Yûsuf’u hepsinden daha çok severdi. Yusuf bir rü'yâ görüp babasına söyledi. "Gördüm ki, on bir yıldız, güneş ve ay, bana secde ettiler" dedi. Yakûb (A. S.) anladı ki; "on bir yıldız", Yûsuf'un on bir kardeşine işarettir ve Cenâb-ı Hak, onu kardeşlerine üstün kılacaktır. "Oğulcuğum! Bu rüyânı kardeşlerine söyleme. Çünkü şey­tan insana düşmandır. Kardeşlerine vesvese verip kalplerine kıskançlık düşürebilir. Son­ra sana bir hîle yaparlar. Cenâb-ı Hak sana peygamberlik ve büyük devlet verecek dedi ve Yûsuf a sevgisi daha da arttı.

Devamını oku...
 

İFLAH OLMAZ KİTAP HASTALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 25
ZayıfMükemmel 

Kitaba merak sarmanın Fransızcada iki karşılığı var: Bibliyofil ve bibliyoman. Birincisi kitap muhibbidir ki kendi zevkine ve kültü­rüne veya belirli bir hedefe göre kitap seçer; kıskanç değildir, bun­ları başka kitap dostlarıyla paylaşmaktan zevk alır. Hayatı boyunca kütüphanesini kurmak için girdiği zahmet kadar, onları başkaları­nın faydasına sunmak, hatta dağıtmak ve sonunda hasbetenlillâh bağışlamak için de âdeta çırpınır. İkincisi, yani kitap hastası ise her gördüğü kitabı elde etmeğe uğraşan, bunlara sadece sahip olmaktan zevk alan, sahip olduktan sonra da kimseye kaptırmayan hatta kok­latmayan adamdır.

Etrafımızda bunlardan her iki gruba da girecek tipte insanlar vardır. Birincilere örnek, şüphesiz artık her kitap meraklısının tanı­dığı veya tanıması gerektiği Seyfettin Özege’dir. Hiç evlenmemiş, mütevazı gelirinin hemen tamamım genç yaşlarından beri topladığı kitaplarına sarf etmiş olan Seyfettin Özeğe eski harflerle basılmış Türkçe kitapların tamamına yakınını,

Devamını oku...
 

LYS EDEBİYAT SORULARI 2014

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

1.    Psikiyatrik uygulamaların omurgasını hasta ile yapılan görüşmeler oluşturur. Psikiyatrik görüşme, diğer tıp dallarındaki tanı ve tedaviye yönelik tüm tıbbi işlemlerin yerini alan temel bir işlemdir. Kuşkusuz diğer tıp dallarında da hastayla yapılan görüşmelerin, alınan bilginin tartışılmaz bir önemi vardır. Ancak bu branşlarda tanı; esas olarak çeşitli fizik muayene yöntemleri, radyolojik ve laboratuvar incelemeleriyle konur. Hastanın görüşmeye katkısı veya çaba göstermesi sınırlıdır. Oysa psikiyatrik tanı, büyük ölçüde hekimle hastanın görüşmesine ve hekimin hastanın sözel ifadeleri ile sözel olmayan ifadelerini yorumlamasına dayanır.

Bu parçada psikiyatrik görüşmelerin önemi, aşağıdaki anlatım yöntemlerinden hangisi ön plana çıkarılarak vurgulanmıştır?

A)   Örnekleme

B)   Nesnellik

C)   Tanık gösterme

D)  Tartışma

E)    Karşılaştırma

Devamını oku...
 

MENDİL ALTINDA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 93
ZayıfMükemmel 

Bu Konuyu Facebook Profilinde Paylaş

"Ağustos Cuma günü. Sicil müdürü Cavit Bey, yemekten sonra minderin üstüne uzanmış, uyumak istiyor ama karasinekler rahat bırakmıyor. Köylülerin duvar diplerine uzanıp yüzlerine birer mendil örterek mışıl mışıl uyudukları gözünün önüne geldi.

Devamını oku...
 

ÖSS TÜRKÇE VE EDEBİYAT SORULARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 16
ZayıfMükemmel 
Devamını oku...
 

PIT PIT

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

“Bu kente yalnızlık çöktüğü zaman

                                                                          Uykusunda bir kuş ölür, ecelsiz

                                                                          Alıp da başını gitmek istersin

                                                                        Karanlık sokaklar kör, sağır, dilsiz”

                                

           Şehre kar yağıyordu. Beyaz rahmet gökyüzünden yeryüzüne doğru süzülürken, her birini indiren bir meleğin olduğunu biliyordum. Yalvardım Yaradana kar getiren meleklerle seni göndersin diye. Yalvardık Yaradana Gülümle, bembeyaz bir melek gibi seni göndersin diye…

          

Devamını oku...
 

ŞAİRLERİN ve OZANLARIN KENDİ SESİNDEN ŞİİRLER

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 81
ZayıfMükemmel 

Necip Fazıl Kısakürek-Takvimdeki Deniz

Devamını oku...
 

ŞEHZADE MUSTAFA'YA MERSİYE/TAŞLICALI YAHYA

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 115
ZayıfMükemmel 

Medet! Medet! bu cihanın yıkıldı bir yanı

Ecel celâlileri aldı Mustafa Han'ı

 

Tolundu mihr-i cemâli, bozuldu erkânı

Vebale koydular al ile Al- Osman'ı

Devamını oku...
 
ANA SAYFA