Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ESKİ BİR GAZETECİ - REŞAT NURİ GÜNTEKİN

Yeni Haber gazetesi sahibi Muhiddin Bey, Maliye Müfettişi Mukbil Bey ile konuşuyordu. Kapı, yavaşça açıldı. İçeriye bir muhbir girdi. Arkasından bir daha, bir daha... Bütün tahrir heyeti yavaş yavaş odaya doluyordu.

Muhiddin Bey, bu istilanın sebebini gayet iyi anladı. Fakat anlamamazlıktan gelerek sahte bir hayretle gözlerini açtı:

— Hayrola arkadaşlar... Bir şey mi var?

Müziç bir sükût... Muharrirler birbirlerine bakıyorlar, hiç biri ağzını açmaya cesaret edemiyor.

Patron, sualini tekrar etmeye mecbur oldu. O vakit muhbirlerin en kıdemlisi Nadir Efendi bir ilerledi, hürmetkârane bir tavırla:

—    Efendimiz... Heyetitahririye arzıvedaya geldi.

—    Arzıvedaya mı geldi? Bu ne demek?

—    Malum sebeplerden dolayı maalesef terkivazife etmeye müttehiden karar verdik?

—    Azizim Nadir Efendi... Bu, âdeta grev...

Onun gibi bir şey kusura bakmayınız efendimiz... Ne yapalun darda kaldık...

—    Peki, bunun sebebi?

Bunun sebebini pek rana bilmelerine rağmen müsaadeleriyle tekrar edeyim... Esasen maaşımızla geçinemiyoruz... Fazla olarak da iki aydır aylık alamadık... Hem bu güzeştelerin verilmesini, hem de maaşımızın artırılmasını istirham ettik... Tenezzülen bir cevap verilmedi... Biz de çoluk çocuk sahibiyiz...

Nadir Efendi, yavaş yavaş açılıyor, sesi perde perde yükseliyordu. Muharrirler, “Aferin şu Nadir Efendiye” der gibi birbirlerine bakınıyorlar, müdürün şaşırmasını, korkmasını bekliyorlardı.

Fakat o, gayet pişkin bir adamdı. Hiç istifini bozmuyor, saatinin kösteğiyle oynayarak ihtiyar muhbiri dinliyordu. Nadir Efendi, sözünü bitirdiği zaman Muhiddin Bey, sükûnetle cevap verdi:

Bitti mi? Mükemmel... O hâlde siz de şimdi beni dinleyin... Maaşınızın artmasını istiyorsunuz... Âlâ! Fakat niçin? Gazetemi düşürdüğünüz için mi? Haberiniz olsun ki “Yeni Haber” bugün himmetinizle en az satılan gazetedir... İşiniz gücünüz akşama kadar kahve kahve gezip nargile içmek, kâğıt, tavla oynamak... Sonra başka gazetelerden bir iki eski havadis kopya edip idarehaneye getirmek... Evet, İstanbul’un en parlak gazetesi olan Yeni Haber” düştü. Maalesef aylıklarınızı bile veremeyecek hâle geldik... Bu şartlar dâhilinde maaşınızı artırmamı istemeniz gülünç oluyor.

Nadir Efendi, şaşkın şaşkın arkadaşlarının yüzüne bakıyordu. Bu defa Necip isminde genç, ateşli bir muhbir, patrona mukabele etti:

Bizi sabahtan akşama kadar kahvede oturmakla itham ediyorsunuz... İnsaf ediniz... Ahvali âlemi anlamak için kahveden iyi yer olur mu? Bizde bütün siyasi, iktisadi, içtimai, edebî meseleler kahvelerde müzakere ve hâlledilmez mi? Biz, kahveye eğlenmek için değil, devletin icraatına karşı memleketin verdiği aksisadayı dinlemeye gidiyoruz. Bayat havadis getirdiğimizi söylüyorsunuz...

Gazeteye yazılmaya değer vukuat olmazsa biz kendimizden mi icat edelim?

Müdür şiddede cevap verdi:

—    Kendinizden icat edeceksiniz ya! Ne zannettiniz? Ben gazeteci ona derim ki gazetesine yazacak hadise bulamazsa onu kendi yaratır, hiç yoktan vaka icat eder?

—    Hiç yoktan vaka mı icat eder?

—    Eder ya... Siz gazeteciliği çocuk oyuncağı mı sanıyorsunuz?
Necip, rezaletle gazeteden kovulmayı göze almış. Müstehzi bir tavırla:

—    Siz çekirdekten yetişme bir gazetecisiniz, dedi, bir rivayete göre gazeteciliğe başladığınız zaman kâğıt balyalarını taşımak için birkaç karış ipinizden başka sermayeniz yokmuş... Siz hiç yoktan bir vaki icat ediniz de görelim, istifade edelim.
Necip’teki heyecan grevcilere sirayet ediyor, muhabirler: “Necip’in hakkı var!” diye tasdik ediyorlardı.

Muhiddin Bey, yine sükûnetle cevap verdi:

—    Dediğiniz gibi gazeteciliğe bir ip parçasıyla başladım oğlum. Mamafih bu da bir sermaye sayılırdı. Hiç olmazsa ipsiz diyemezlerdi... Bana bu surede meydan okumanızı gülünç buluyorum... Ben söylediğimi yapmaya kadirim... Hiç yoktan sütunlar dolduracak bir vaka icat etmek benim elimdedir... Ne gülüyorsunuz arkadaşlar... Bahse girer misiniz? Beş dakika içinde en heyecanlı bir vaka icat etmeye muktedir olursam bu iki gizeşte aylıktan birini kasaya bırakır mısınız? Ben bahsi kaybedersem hem aylıklarınızı hem istediğini zammı vereceğimi taahhüt ediyorum... Hâlâ gülüyorlar...

Muhbirler artık kahkaha ile gülüyorlar:

Söz... Kabul... diyorlardı.

Patronun gözü o esnada köşedeki koltukta hafifçe gülümseyerek vakarı seyreden maliye müfettişine ilişti. Arkadaşının bu hareketine canı sıkıldı:

—    Hadi bunlar idraki mahdut insanlar diyelim... Ya size ne oluyor? Siz neye gülüyorsunuz? Siz ki hem sözde arif, zeki bir insansınız. Hem de benim dostumsunuz... Onların manasız iddiasını âdeta benimseyerek böyle tuhaf tuhaf sırıtmanız doğru mu?

Mukbil Bey, şaşırarak doğruldu:

—    Ne söylüyorsunuz Muhiddin Bey... Bu ne haksız itham... Benden böyle şey memul eder misiniz» Vaka çok tuhafıma gitti de...

—    Desenize ki siz, buraya bir dostunuzu ziyarete değil, alay etmeye gelmişsiniz... Teessüf ederim...

—    İleri gidiyorsunuz Muhiddin Bey... Bir misafire böyle muamele...

—    Hatırınız kalmasın ama o size göre değil azizim... Bir insan ki misafir bulunduğu yerde ev sahibine hakaret etmek küstahlığında bulunur.

Maliye müfettişi yerinden kalktı:

—    Lakırdınızı tartarak söyleyiniz beyefendi...

Muhiddin Bey’in ağzından çıkanı kulağı işitmiyordu.

Hiddetle köpürerek devam etti:

—    Bir insan ki misafir sıfatıyla bulunduğu yerde ev sahibini haksız çıkarır... Bir insan ki...
—    Yalan mı? Hem adamcağızların aylıklarını verme... Hem de...

Patron, gürültülü bir kahkaha ile misafirin sözünü kesti:

— Dehleden dinimize bari Müslüman olsa! Bu sözleri işiten zanneder ki Mukbil Beyefendi tertemiz, vicdanlı bir idare adamıdır... Hiç kimsenin hakkını yememiştir. Hiçbir haram paraya el uzatmamıştır. İrtikâp, irtişa nedir bilmez? Ah, maliye kasalarının dili olsa da ikide bir içlerim karıştıran kara elin...

Muhiddin Bey’in ağzından çıkanı kulağı işitmiyordu. Tokat şakladı. Onu bir ikinci, bir üçüncü tokat takip etti. Patron ile misafir boğaz boğaza geldiler, Mukbil Bey boğa gibi bir adamdı. Patronu ayağının altına aldı, bağırta bağırta dövmeye başladı.

Muhbirlerin neşesine payan yoktu. Araya girmek, efendilerini kurtarmak ister gibi hareketler yapıyorlar fakat hiçbir ciddi bir teşebbüste bulunmuyorlardı.

Müfettiş, gazete sahibini iyice ıslattıktan sonra bastonunu, şapkasını aldı, küfrederek kapıdan çıktı.

Nadir Efendi ile Necip, patronun kollarına girerek yerden kaldırdılar.
Muhiddin Bey inleye inleye masanın başına oturdu. Bir eliyle kanayan burnunu siliyor, bir eliyle de kalemini alıyordu.

Bahsi kazandım efendiler... İşte size iki sütun tutacak bir vaka icat ettim... Otuz altılık serlevha şu: “Gazetemizin sahibine suikast” ikinci serlevha “Şüpheli bir maliye müfettişi, müdür ve başmuharririmizin bazı tenkitlerinden müteessir olarak onu vazife başında öldürmek istedi... vb...”
Reşat Nuri GÜNTEKİN, Leyla ile Mecnun

Üye Girişi