Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ANI (HATIRA) 

Anı(Hatırat), yazarının bizzat yaşadığı veya yakından şahidi olduğu, işittiği olayları anlattığı otobi­yografik eserlerin ortak adı olarak tarif edilebilir. Edebi bir tür olarak hatırat kavramı veya terimi eski değildir. Bununla beraber terimin yeniliği, yazılı en eski metinler arasında hatıraların da yer aldığı ger­çeğini ortadan kaldırmaz. Roma İmparatoru Sezar'ın Gallia Savaşı, Göktürk Hükümdarı Bilge Kağan'ın Göktürk Kitabeleri diye bilinen uzun nutku, Hindistan Türk devleti hükümdarı Babür Şah'ın Babürname olarak da meşhur olan Vekayi'i gibi çok defa devlet adamlarının yazdıkları ilk örnekler daha ziyade siyasi ve tarihi karakterde hatıralardır.

Batı edebiyatlarında XVI. Yüzyılda özel bir tür halinde ilk örnekleri görülen hatırat, Doğu milletle­rinde başlı başına bir tür değil, genellikle tarih, seyahat, tezkire, menakıp gibi daha yaygın diğer türler­de yazılmış eserlerin içinde bazı bahisler olarak yer almaktaydı. Nitekim Arap edebiyatında rıhlat, vefiyat, havadis; Farsçada sefername, tezkire nevilerindeki kitaplarda yer yer dikkati çeken hatıra notlarına rastlanır. Türkçede de vekayi, sergüzeşt, seyahatname, sefaretname gibi metinler arasında hatıraların da yer aldığı görülmektedir.

Buna benzer bir kavram karışıklığı Batı edebiyatlarında da bahis konusu olmaktadır. Fransız­cada bu kavramı karşılamak üzere "annales, chroniques, commentaires, journal, souvenirs" gibi birbi­rinden az-çok farklı terimler kullanılırken, XVI. yüzyıldan itibaren türün bağımsızlık kazandığı ve özel bir kullanışla memoires teriminin ortaya çıktığı görülmektedir. Gerek öncekilerin, gerekse sonuncunun hemen daima çoğul şekliyle terimleştiği de dikkati çekmektedir.

Doğu ülkelerinde modern anlamıyla ve bağımsız bir tür olarak hatıratın yaygınlaşmasıyla, Batı ile temasların sıklaştığı XIX. yüzyılda, kavramı karşılayacak yeni kelimelere ihtiyaç duyulmuştur. Bu mak­satla Arapçada 'memoires' karşılığı olarak "müzekkirafye "zikreyat" kelimeleri tercih edilmiştir. Çağ­daş Arapça sözlük yazarı Cebbür Abdünnür'a göre "müzekkirat", bir yazarın gördüğü, işittiği ve haya­tında rolü olan tarihi olayların mecmuudur. Türkçede ise yine Arapça asıllı olup Arapçada farklı bir anlam ifade eden "hatıra" kelimesi de bu yeni edebi metinler hakkında kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu kelimenin çoğul şekli olan "hatıratın, bu türü karşılayacak bir terim haline gelmesi daha geç bir ^dönemde, XX. yüzyılın başlarında olabilecektir. Nitekim Şemseddin Sami'nin Kamus-ı Türkî’sinde .(1316/1900) "hatıra" kelimesine henüz bu mana verilmemiş, aynı müellifin daha önce hazırladığı Türk­çeden Fransızcaya Kamus'unda (1883) ise "hatıra" ve "hatırat" hiç yer almamıştır. Yine Şemseddin Sami'nin 1902 tarihli Fransızcadan Türkçeye kamusunda "memoires", henüz hatırat olarak değil, "vakayiname, sergüzeşt, levayıh, defter-i amal" gibi Osmanlı kelime hazinesinde mevcut örneklerden hareket edilerek tespit edilen kelimelerle karşılanmıştır. Ancak Lügat-i Naci'nin 1318 (1902) basımında hatıra kelimesinin karşısında "hatırda kalmış olan hususi keyfiyet, cem'i hatırat; bunlara dair yazılan eserlere de hatırat denilir" açıklaması verilerek türün Türkçede ilk tariflerinden biri yapılmıştır. Böylece hatırat kelimesi Türkçeye Tanzimat'tan sonra giren birçok yeni kavram gibi Fransızca yoluyla, çoğul Şekli de muhafaza edilmek üzere, "memoires"ın karşılığı olarak girmiş görünmektedir. Son yıllarda ise hatıra ve hatırat için "anı" kelimesi daha sıklıkla kullanılmaktadır.

Hatırat, yine otobiyografik karakterde birer anlatım türü olan seyahatname, sefaretname, ruzname (günlük), tezkire, muhtıra, menkıbe, mektup vs gibi yazı türleriyle benzerlik taşır. Özellikle seyahatnamenin, gezilen yerlerin anlatıldığı bir hatırat türü olarak kabul edilmesinde bir mani yoktur. Günlük ise, hadiselerin vuku bulduğu gün kaydedilmiş notlar olarak hatırattan ayrılır. Bundan dolayı, yaşandıktan az veya çok bir süre sonra yazılan, hatta bazen yaşlılık yıllarında kaleme alınmış çocukluk hatıraları gibi, yaşanmasıyla yazılması arasına uzun zaman girmiş olan hatırat, yılların biriktirdiği yenil intibaları, yeni değer yargılarını ve yeni hayat tecrübelerini de ihtiva ettiğinden, günlüğe kıyasla farklı özellikler taşır. Bazı hatıralarda ise aynı zamanda günlük parçalan, mektuplar ve belgeler de yer alır Böylece hatırattaki bilgilerin güvenilirlik derecesi artar ve tarih araştırmaları için belge olabilecek değeri kazanır. Bir kısım hatıralar ise dönemin sosyal hayatını ve folklorik yapısını aksettirmede başarılı olduğu için önemli bir kaynak değeri taşır.

Hatıralar ifade ve üslup bakımından farklılık gösterir. Genellikle askeri şahısların yazdıkları, belgelere dayanan, hatta bazen savaş birliklerinin harekât şemalarını da ihtiva eden harp hatıraları olduk­ça yalın ve objektif bir ifadeyle kaleme alınmışlardır. Sanatkârların, özellikle edebiyatçıların hatıralarında ise kişi ve olaylarla beraber hatıra sahibinin intiba, duygu ve sübjektif yorumları, üsluba da tesir eden edebi bir dille anlatılmıştır. İşte asıl bu sonuncu örnekler edebi bir tür olan hatıratı teşkil ederler.

Bütün bu özellikleri dikkate alınarak, genellikle her türlü hatırattan ve hatırat benzeri diğer metin­lerden bir belge ve objektif bilgi olarak faydalanmak için bunlara ihtiyatla yaklaşılması, hatıra yazarının kasten veya unutarak yanlış verdiği bilgilerin aynı konu üzerinde yazılmış diğer hatıralarla ve bilgi kay­naklarıma karşılaştırılması gerekir.

Osmanlılarda XIX. yüzyıl ortalarına gelinceye kadar yazılmış olan tezkire, menkıbe, vekayi hatta tarih gibi eserleri bazı tenkitçiler hatırat olarak düşünmüşlerse de bunlar, yazarların yer yer şahsi mü­şahedelerinin dışında bir hatırat özelliği göstermez. Daha da önemlisi, bunların hatıra yazma niyetiyle kaleme alınmış olmamalarıdır.

Bu uzun dönemden günümüze gerçek anlamıyla hatırat sayılabilecek pek az metin ulaşmıştır. Aralarına çeşitli şiirler, hicivler, garip olaylar ve aşk hikâyeleri ilave edilmiş olsa da, yazarlarının başla­rından geçmiş olayları da anlattıkları için manzum ve mensur sergüzeştname ve hasbıhal türü eserler bir çeşit hatıra olarak kabul edilebilir. Bunların başlıcaları arasında ilk örneklerden biri, XVI. yüzyılda yazılmış Zaifi mahlaslı bir şairin kaleme aldığı Sergüzeşt-i Zaifi adlı manzum hatıralardır. Yine aynı yüzyıla ait Barbaros Hayreddin Paşa'nın Seyyid Muradi Reis'e dikte ettirdiği Gazavat-ı Hayreddin Pa­şa, Macuncuzade Mustafa'nın Sergüzeşt-i Esir-Malta'sı, Şehrizor beylerinden Me'mun'un 1534-1555 yıllarında Irak'ta vuku bulan siyasi olayları ve askeri harekâtı kendi müşahedelerine dayanarak anlattı­ğı hatıraları, XVII. yüzyılda yazılmış Tımışvarlı Osman Ağa'nın hatıraları ile Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin Arapça kaleme aldığı hatıralar da bu dönemin bilinen başlıca hatıra eserleri arasında zikre­dilebilir. Tanzimat'a yakın yıllarda yazılmış olan Keçecizade İzzet Molla'nın Mihnet-i Keşan adlı mes­nevisi (1269), dönemin sosyal yapısını, Akif Paşa'nın Tabsıra'sı da (1300) yine aynı dönemin siyasi hayatını ve entrikalarını yansıtan önemli-hatıra-kitaplarıdır.

1870'ten sonra hatırat türüne ait kitaplar nispeten çoğalmağa başlar. Ziya Paşa'nın Defter-i A'mal'ı ile Muallim Naci'nin Medrese Hatıraları (1302) ve Sünbüle'si (1307, "Ömer'in Çocukluğu", s.131-222), çocukluk ve gençlik hatıralarını ihtiva eden türün ilk örneklerindendir. Cevdet Paşa’nın Tezakir ve Ma'ruzat adıyla yayımlanan, evrakı ise, kendisi de bir vakanüvis olan Cevdet Paşa'nın Tan­zimat dönemine ait siyasi hadiseleri müşahede ve yorumlarıyla beraber veren ilk siyasi hatırat örnekle­ridir. Ebüzziya Tevfik'in Yeni Osmanlılar Tarihi de Abdülaziz devrinin ortalarından başlayarak 1876'ya kadar devam eden siyasi olayların, özellikle de Yeni Osmanlıların karıştığı hadiselerin anlatıldığı önemli bir hatırattır.

1876-1877 Oşmanlı-Rus muharebelerinin doğu ve batı cephelerine ait harekâtın müşahede ve belgelere dayanılarak anlatıldığı, fakat çoğu İkinci Meşrutiyet'ten sonra yayımlanmış hayli hatırat bu­lunmaktadır. Bunlar arasında önemli olanları Mehmed Arifin Başımıza Gelenler, Ahmed Muhtar Pa­şa'nın Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Sanisi (1328), Ahmed Saib'in Son Osmanlı Rus Muharebesi (Kahi­re, 1327), İbrahim Edhem'in Sebat ve Gayret Kıyametten Bir Alamet(1296), Hüseyin Raci'nin Tarihçe-i vak'a-i Zağra adlı hatıralardır. Son dönem Osmanlı hükümdarları arasında hatıraları bilinen padişah yalnız II. Abdulhamid'dir. Ölümünden bir süre sonra gündeme gelen ve değişik el yazılarıyla yazılmış olmalarına rağmen kendisine ait olduğu ileri sürülen ancak daha sonra otantik olmadığı şeklinde itiraz­lara da uğrayan bu hatıralar, 1919'dan itibaren birçok defa tefrika veya kitap halinde yayımlanmış, Arapçaya da çevrilmiştir. Hakkında çok sayıda eser bulunan bazı dönem ve şahsiyetler için yazılmış hatıralar da türün içinde önemli bir yer tutar. Çok defa aynı yazarın hatıraları arasında bu dönemlerin tedahül ettiğini de dikkate alarak bunların önemlilerini şöyle sıralamak mümkündür:

II. Meşrutiyet, İttihad ve Terakki Fırkası ve Birinci Dünya Savaşı'yla ilgili hatıralar: Mizancı Mehmed Murad: Hürriyet Vadisinde Bir Pençe-i İstihdad (1326), Enkaz-ı İstibdad İçinde Züğürdün Tesellisi (1329), Tatlı Emeller Acı Hakikatler (1330. Her üç hatırat bir ciltte Mizancı Murad Bey 'in Meş­rutiyet Dönemi Hatıraları adıyla 1997); Niyazi Resneli, Hatırat-ı Niyazi (1326); Hüseyin Cahid (Yalçın), Kavgalarım (1326); Halidefendizade Cemaleddin Efendi, Şeyhülislam Merhum Cemaleddın Efendi' Hazretlerinin Hatırat-ı Siyasiyyesi (1336); Talat Paşa'nın Hatıraları (1946); Ahmed Bedevi Kuran, Har­biye Mektebinde Hürriyet Mücadelesi (1957); Kazım Nami Duru, İttihat ve Terakki Hatıralarım (1957). Hasan Amca, Doğmayan Hürriyet (1958); Cemal Paşa, Hatıralar: İttihad ve Terakki, Birinci Dünya Har­bi (1959); Galip Vardar, İttihat ve Terakki İçinde Dönenler (1960); Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, Naci Kaşif Kıcıman, Medine Müdafaası yahut Hicaz Bizden Nasıl Ayrıldı? (1971); İsmail Hakkı Okday, Yanya'dan Ankara'ya (1975); Mithat Şükrü Bleda, İmparatorluğun Çöküşü (1979); Kazım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti (1982), Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Hatıralarım (1991); Şefik Okday, Osmanlı'dan Cumhuriyet 'e (1988); Enver Paşa'nın Anıları (haz. Halil Erdoğan Cengiz, 1991); Ahmed İzzet Paşa, Feryadım (1995); Güliz Beşe Erginsoy, Dedem Hüseyin Atıf Beşe, Bir cemiyet-i Osmaniye Askerinin Savaş Hatıratı (2004).

İstiklâl Harbi'yle ilgili hatıralar:

Mustafa Kemal, Nutuk (1927); Ali ihsan Sabis, Harp Hatıralarım (c. 1-V. 1951); Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vatan Yolunda (1957); Kazım Karabekir, İstikâl Harbimiz (1960); Çerkez Ethem, Çerkez Ethem'in Hatıraları (1962); Halide Edip Adıvar, Türk'ün Ateşle İmtihanı (1962),Celal Bayar, Bende Yazdım l-VIII (1965-1972); Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım IV (1967, eski harfi metinle beraber Frankfurt, 1982); Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası (1970); Rahmi Apak, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları (1988); Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni (1993).

Atatürk ve çevresiyle ilgili hatıralar:

Ruşen Eşref (Ünaydın), Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal ile Mülakat (1930); Atatürk'ü Özleyiş, (1957); İsmail Habip Sevük, Atatürk İçin (1939); Afet inan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1959); Hafız Yaşar Okur, Atatürk'le On Beş Yıl (1962); Meh­met Ali Ağakay, Atatürk'ten 20 Anı (1963); Fatih Rıfkı Atay, Çankaya l-ll (1961); Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber 1-11(1966-1968); Turhan Gürkan, Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri (1971).

Ortaasya Türklerinin mücadeleleriyle ilgili hatıralar:

Saadet Bektöre, Volga Kızıl Akarken (1965); Zeki Velidi Togan, Hatıralar (1969).

Herhangi bir konuya bağlı kalmaksızın kişilerin kendi hayat hikâyelerini ihtiva eden hatıralardan önemli olan bazıları da şunlardır: Halide Edip, Memoirs (Londra 1926, Türkçesi Mor Salkımlı Ev adıyla 1963); Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam (1965); Münevver Ayaşlı, İşittiklerim, Gördükle­rim, Bildiklerim (1973); Mahir iz, Yılların İzi (1975); Ali Kemal, Ömrüm (yeni harflerle sadeleştirilmiş 1985); Sezai Karakoç, "Hatıralar" (Diriliş drg. 1-133, 23 Temmuz 1985-5 Şubat 1992); Samiha Ayverdi, Hey Gidi Günler Hey (1988); Küplüce'deki Köşk (1989); Bir Dünyadan Bir Dünyaya (1994); Cemil Me­riç, Jurnal l-ll (1992-1993); Rıza Tevfik, Biraz da Ben Konuşayım (1993); Abdülhak Hamid'in Hatıraları (1994).

Kendi hayat hikâyeleriyle beraber genel olarak İstanbul'u veya İstanbul 'un bazı semtlerini anla­tan ve çok defa değişen şehir ve insan yapısı karşısında özlem ifade eden hatıralardan bazıları da şunlardır: Samiha Ayverdi, İstanbul Geceleri (1952), İbrahim Efendi Konağı (19M), Küplüce 'deki Köşk (1989); Münevver Ayaşlı, Dersaadet (1975); Malik Aksel, İstanbul 'un Ortası (1977); Giovanni Scögnamillo, Bir Levantenin Beyoğlu Anıları (1989); Ahmet Yüksel özemre, Geçmiş Zaman Olur ki... (1998), Üsküdar, Ah Üsküdar (2002); Nermidil Erner Binark, Şakir Paşa Köşkü (2000); Hüsrev Hatemi, Anıcak Ol Meclisi (2002); Orhan Okay, Bir Başka İstanbul (2002); Ali H. Neyzi, Lara Feneri l-ll (2003--004).

Şahsi hatıralarda bazen okuyucu üzerinde gerçeklik duygusu uyandırmak amacıyla, yazarın ken­disi hakkında bir takım itiraflarda bulunduğu da görülmektedir Kaynağını veya başlangıcını Jean Jacques Rousseau'nun İtirafları’ndan bulan bu çeşit hatıralar için Ziya Paşa'nın Defter-i A'mal'i ile Rıza Nur'un Hayat ve Hatıralarım örnek olabilir.

Hatıralar, yazarlarının mesleklerine veya diğer özelliklerine göre veya belli konu yahut mekânlar esas alınarak da sınırlandırılabilir. Bunlar arasında edebiyatçıların kendi sanat çevreleriyle ilgili ve çok defa üslup ve kompozisyon açısından edebi özellikler de taşıyan hatıralarından başlıcaları da şunlar­dır: Hüseyin Cahit Yalçın, Edebi Hatıralar (1935); Halit Ziya Uşaklıgil, Kırk Yıl l-V (1936); Abdülhak Şinasi Hisar, Yahya Kemal'e Veda (1959), Ahmet Haşim Şiiri ve Hayatı (1963); Halit Fahri Ozansoy, Edebiyatçılar Geçiyor (1967), Edebiyatçılar Çevremde (1970); Yahya Kemal Beyatlı, Çocukluğuma Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım(1973); Samet Ağaoğlu, İlk Köşe (1978).

Tiyatro yazar ve sanatkârlarının hayatlarıyla ilgili hatıralar: Halit Fahri Ozansoy, Şehir Tiyatrosunun 50. Yılı, Darülbedayi'nin Eski Günlerinde (1977); Hafi Kadri Alpman, Ahmet Fehim Beyin Hatıraları (1977); Vasfi Rıza Zobu, O Günden Bugüne (1977), Uzun Hikâyenin Sonu (1990); Haldun| Dormen, Sürçü Lisan Ettikse (1977); Mücap Ofluoğlu, Bir Avuç Alkış (1985).

Gazetecilik ve basın hatıraları: Abdullah Zühdü, Rehgüzar-ı Matbuatta (1314); Ahmed Rasim, Muharrir, Şair Edib (1924); Ahmed İhsan (Tokgöz), Matbuat Hatıralarım l-ll (1930-1931); Yusuf Ziya Ortaç, Bizim Yokuş (1966); Necip Fazıl Kısakürek, Babıâli (1975); Vedat Nedim Tör, Yıllar Böyle Geçin (1976), Tahirülmevlevi (Olgun), Matbuat Alemindeki Hayatım (1976).

Hapis ve sürgün hatıraları: Ahmed Midhat, Menfa (1293); Necip Fazıl Kısakürek, Cinnet Mustatili (1955), Bedii Faik (Akın), Hapishane Notları (1958); Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), Mavi Sürgün (1971);Aziz Nesin, Bir Sürgünün Anıları (1971).

Bazı hatıralar, yazarının yakından tanıdığı kişiler etrafında yoğunlaşmıştır. Bir çeşit portreler kitabi' mahiyetinde olan bu tür hatıratın başlıcaları da şunlardır: Yusuf Ziya Ortaç, Portreler(1960); Oktay Akbal, Şair Dostlarım(1964); Samet Ağaoğlu, Aşina Yüzler (1965). Babamın Arkadaşları (1969); Baki Süha Ediboğlu, Bizim Kuşak ve Ötekiler (1968); Yahya Kemal Beyatlı Siyasi ve Edebi Portreler (1968); Yakup' Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969); Mehmet Şeyda, Edebiyat Dostları (1970); Cihat Baban, Politika Galerisi (1970); Mehmet Çınarlı, Sanatçı Dostlarım (1979); Taha Toros, Mazi Cenneti (1992); Hakkı Süha Gezgin, Edebi Portreler (1997); Beşir Ayvazoğlu, Defterimde Kırk Suret (1996).

Hatıralara karşı zaman zaman artan okuyucu ilgisi üzerine bazı yayınevleri, geçmiş dönem yazar­larının varislerinde defterler halinde bulunan veya gazetelerde tefrika halinde kalmış olan hatıralarını seri halinde yayımlama yoluna da gitmişlerdir. Bunlar arasında, Türkiye Yayınevi'nin içlerinde Ebubekir Hazım Tepeyran, Mehmet Ali Ayni, Ahmet Reşit Rey, Veled Çelebi, İsmail Fenni Ertuğrul, Lemi Atlı gibi önemli şahsiyetlerin hatıralarının da yer aldığı Canlı Tarihler"! (1944-1947 arasında, altı cilt içinde yirmi hatırat); 1955-1957 yılları arasında küçük cep kitapları halinde Ekicigil ve Sel yayınları; I972'de Hayat Tarih Mecmuası'nın formalar halinde ek olarak verdiği on hatırat; daha yakın yıllarda da Arba Arma ve İletişim yayınları arasında çıkan eserler zikredilebilir.

Kaynak: Batılılaşma Devri Türk Edebiyatı' (Orhan Okay, Dergah Yay. İst.)ndan kısaltılarak alınmıştır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

HATIRAT NEDİR?

BİR HATIRA - ÖMER SEYFETTİN

ANI (HATIRA) ÖRNEKLERİ

ÖNCE EŞEĞİ KAYBETMEK- HATIRA ÖRNEĞİ

SERVET-İ FÜNUNDA HATIRA (ANI)

Üye Girişi