Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

GURBET ŞİİRLERİ

SAYFA:1 / 01-10

1-GURBET GECELERİ-KEMALETTİN KAMU

Bekçisiyim, bu serin
Bu siyah gecelerin
Gurbetten daha derin
Bir yara yok içimde!

Korku bilmez ölümden
Her gün yeniden ölen
Bir bade gibi neden
Biteyim bir içimde!

Ne aşkım, ne emelim
Soluk bir karanfilim
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde!



GURBET- KEMALETTİN KAMU

Gurbet o kadar acı
Ki, ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde

Eriyorum gitgide
Elveda her ümide!
Gurbet benliğimi de
Bitirdi bir biçimde

Ne arzum ne emelim
Yaralanmış bir El’im
Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde



GURBETTE RENKLER - KEMALETTİN KAMU

Doğuda kırmızı, batıda turunç,
Yanık bir yörüğü andıran bu tunç,
Şu renk âleminde ne yok ki bizden,
Mavi: Marmara'dan, mor: Akdeniz'den!

Yeşil bir köşedir bana Bursa'dan,
Kara: Erciyes'in yarları gibi,
Sarıda güzü var Uzunyayla'nın
Beyaz: Erzurum'un karları gibi



GURBET ACISI -ORHAN ŞAİK GÖKYAY

Bu o acılardan ki
Tadını tadan bilir
İçimde bir acı var
Doğunca sorsam aya;
Gözümün ağlamaya
Ne çok ihtiyacı var…

Bu öyle bir sızı ki
Vatandan bıkılmadan,
Gurbete çıkılmadan
Anlaşılmaz, bilinmez…

O gurbetin kızı ki:
Saçlarını ay örer;
Ona ait sevgiler
Kavuşmadan silinmez…

Kavuşunca o kıza
Duyduğum ayrılığı,
Ne hıyanet, ne ölüm,
Ne saçı büklüm büklüm
Bir bakışın ışığı

Yakamaz, duyuramaz.
Ne kadar anlatsam az
Gurbet denen acıyı
O gönüller anlar ki

Gurbeti vatan bilir;
Bu onulmaz sancıyı
Gurbette tek başına
Kalarak kana kana
Candan ağlayan bilir…


5-GURBET -ORHAN ŞAİK GÖKYAY

Beni koyup giden cefacı dilber!
Koyduğun yerlerde duramıyorum;
Beni de alsaydın n’olur beraber?
Derdimi kimseye veremiyorum...

Çıksam şu dağların yücelerine,
Eş olsam gurbetin gecelerine,
İmrenir dururum nicelerine,
Bir ben mi murada eremiyorum.

Akşam olur, , kuşlar konar dallara,
Susamış yıldızlar iner göllere,
Güzeller dizilir ince yollara,
İçlerinde seni göremiyorum.

Bir akarsu görsem melil olurum,
Ben bu dertten hasta olmam ölürüm.
Seni kaybettiğim yerde bulurum,
Durduğun ellere varamıyorum.

Bu gül yaprağımı dudak değil mi?
Ne diye kıvrılmış, yazık değil mi?
Sana giden yollar uzak değil mi?
Korkumdan bir türlü soramıyorum...

Bağrımda koç gibi dağlar yatışır,
Görünmez dallarda kuşlar ötüşür,
Bir yerim var benim, yanar tutuşur,
Bir yerim kanıyor saramıyorum...



GURBET - REMZİ ZENGİN
1
Gurbette garibin bitmez ki derdi
Vatan derdi, sıla derdi, yar derdi
Seher yeli yar kokusu getirdi
Vatan, vatan diye koklar gezerim

Kadir mevlam böyle yazmış yazımı
El çekmez ki benim derd ü nazımı
Gurbet elde can yoldaşım sazımı
Vatan, vatan diye çalar gezerim

Uzatma harama sakın elini
Yüce mevlam yalnız komaz kulunu
Gurbette garibin bin bir halini
Dinleyen yok diye söyler gezerim

Remzi’yim yazarım kalem elimde
Hakkın kelamı var her dem dilimde
Altın kafes olsa gurbet elinde
Vatan, vatan diye ağlar gezerim

2

Topçam dağı, şimdi başın kar m’ola
Kar olan yerlerde duman var m’ola
Sılada bizi de anan var m’ola
Gurbet elde geçmez oldu günlerim

Serin eser seher yeli sılada
Aylar geçti kala kaldık burada
Mektup gelir, selam gelir arada
Gurbet elde geçmez oldu günlerim

Yaz bahar gelende, gülleri biter
Gülün dallarında bülbüller öter
Gülümün kokusu burnumda tüter
Gurbet elde geçmez oldu günlerim

Gülüm açtı, yanında var tomurcak
Tomurcak açacak bahar gelincek
Yüzünde gül açar sanki gülüncek
Gurbet elde geçmez oldu günlerim

Remzi der ki gurbet ele düşende
Söyler dilim deli gönül coşanda
Yolum uzak, karlı dağdan aşanda
Gurbet elde geçmez oldu günlerim

3

Merdini de deli gönül merdini
Dökemedim hiç kimseye derdimi
Özledim yârimi, güzel yurdumu
Şu gurbet ellerde kimsesizim ben
Ellerin yurdunda bir garibim ben

Çekilmez gurbetin cevr ü cefası
Yalanmış dostların ahd ü vefası
Tütüyor gözümde sıla sefası
Şu gurbet ellerde bir garibim ben
Ellerin yurdunda kimsesizim ben

Bitmiyor gurbette cefalı günler
Derdim kimse bilmez, halden kim anlar
Gitsem geçit vermez dumanlı dağlar
Şu gurbet ellerde bir garibim ben
Ellerin yurdunda kimsesizim ben

 

NAZIMI ÇALDIN GURBET!  - SAADET ÜN

Vuslata uzandıkça yana düştü kollarım;
Dermanımı tüketip, dizimi çaldın gurbet!
Sılaya yöneldikçe sana düştü yollarım,
Yurtsuz, yuvasız koyup; özümü çaldın gurbet!

Öte düştüm düşeli babamın ocağından,
Kara toprağı saran anamın kucağından,
Dondum! Fayda görmedim ikindi sıcağından,
Yüreğimi üşütüp, yazımı çaldın gurbet!

İçin için ağlarken, hiç baktın mı gözüme?
Yerlerde sürünürken, güç kattın mı dizime?
Kaç ilkyazı yaşattın, kaç gün doğdu yüzüme?
Ömrümü taşa vurup, hazzımı çaldın gurbet!

Gündoğumlarım çile, gecem ise perişan,
Bin of düşer dilimden, ahlarıma karışan,
Hüzün silahı çekip, gözüme aldı nişan;
Günyüzü göstermeyip, gözümü çaldın gurbet!

Benim de aşka dair bir türküm olmalıydı,
Sazımın tellerinden ruhuma dolmalıydı,
Mutluluk her ne ise, beni de bulmalıydı,
Türkümü söyletmeyip, sazımı çaldın gurbet!

Yâren acı söz eder, boynumu bükmek için,
Yüreğime el atar, gönlümü sökmek için,
Gayrı omuz aramam, gözyaşı dökmek için,
Gönlümü buz eyleyip, közümü çaldın gurbet!

Fırtınalar koptukça, savruluyor küllerim,
Hangi yanını tutsam, kavruluyor ellerim,
Zerrem ağır geliyor, bir gariptir hâllerim;
Derdimi ahraz edip, sözümü çaldın gurbet!

Yarın bayramdır desem, kim koşacak çağrıma?
Kim elini öptürüp, kim yaslanır bağrıma?
Böyle boynu büküklük, çok gidiyor ağrıma;
Ana-babasız koyup, nazımı çaldın gurbet!


GURBET –NECİP FAZIL KISAKÜREK

Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!

Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet

Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..


GURBET - YAHYA KEMAL BEYATLI

Gurbet nedir bilir mi o menfaya gitmiyen?
Ey gurbet, ey gurubu ufuklarda bitmiyen

Ömrün derinliğinde süren kaygı günleri!
Yıllarca, fakr içinde, hayatın hüzünleri.

Bir çöl çoraklığında hayalin susuzluğu;
Hem uyku ihtiyaçları, hem uykusuzluğu.

En sinsi bir eza gibidir geçmiyen zaman;
Bin türlü başka cevri de vardır ki bi-aman;

Yalnızlığın azabı her işkenceden beter;
Yalnız bu kahrı insanı tahrib için yeter.



10-GURBET YOLCULARI- YUSUF ZİYA ORTAÇ

Akşam yüksek kubbelerin
Arkasına Güneş sindi,
Tepelerden ızsız, derin
Kıyılara bir sis indi...

Süzülüyor birkaç yelken
Enginlere yavaş yavaş...
Hırçın sular kararırken
Geldi yine üç arkadaş

Geziyorlar böyle her gün
Derin derin düşünerek;
Hepsi hasta, hepsi ölgün
Ellerinde birer değnek...

Derdiniz ne? diye sakın
Sormayınız hiç nafile...
Bu sahilden akın akın
Geçti böyle bin kafile...

Seyrederler gece gündüz
Hep yabancı ufukları
Bu gurbette kalan öksüz
Anadolu çocukları

 

İLGİLİ İÇERİK

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRLERİ

DİVAN EDEBİYATI ŞİİRLERİ

HALK EDEBİYATI ŞİİRLERİ

KONULARINA GÖRE ŞİİRLER

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ ŞİİRLER

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA HAFTASI ŞİİRLERİ

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI ŞİİRLERİ

ATATÜRK ŞİİRLERİ

ÖLÜM ŞİİRLERİ

TÜRKÇE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

ÇANAKKALE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

İSTANBUL İLE İLGİLİ ŞİİRLER

BAŞÖRTÜSÜ ve ÖRTÜNMEK İLE İLGİLİ ŞİİRLER

AY ŞİİRLERİ

MARŞLAR

ÇOCUK ŞİİRLER

 




SAYFA:2 / 11-20

11-İNSANIN GURBETLERİ İÇİNDE - AHMET OKTAY
   

Gecesel bir yer altı sesiydi,
kehanet fısıldaşmasındaydı kökler, kemikler;
açıkta lüfercilerin parıldayan
lüks´leri. Av vakti, o tedirgin
karşılıklı bekleyiş; gövdemdi sanki
oltadan ışığın yalımına kapılan.

Yanılsamalar ve aldanışlar.
Beklediğim inmedi trenden,
bir söylence olacaktı dönüşü;
kara büyülere çarpılmaya hazırdım,
dönsündü yeter ki.
Oysa kıpırtısızdı istasyon;
öyleyse kırmızı bir mendille
kimdi el sallayan geçen akşam?

İnsanın gurbetleri içinde;
sürgün yeri bu yüzden tanıdık,
ayrıldığı günkü gibi dönüyor kişi.
Gide gide, yata yata bitmeyen
yol değil, zindan değil;
bedenin ve kırılgan sözlerin,
bahçıvanın budadığı dalın,
suladığı fidanın içinden geçen
o karanlık menzil.

Ezberimde tüm zulümler,
belleği öyle beslemez
çünkü aşklar.

Sevgililer! Bazılarınızı unuttum,
burnumda tütüyor bazınızın kokusu.
Terk edilmenin acısı diniyor, aldatılış
gülümsetiyor: parmakların arasında
buruşturduğum hercai menekşenin
o tuhaf hışırtısı.

Vahşet vahşetle açıklanmalı.
Tazeyken yanık et kokusu
kılınabilir mi beş vakit namaz?
Hangi kösnü, hangi düş, hangi dua
unutturabilir toplu mezarları?

Kardeşler! Çoktan verdim
vereceğim filizi. Gittim gideceğim
yerlere; döneceğim yerlerden
döndüm. Yol alırken değiştirdi
görüntüleri, biçimleri, çelik
keskisi zamanın ve güzergâhın.

Kazınıyor anılar, bir gül
sesiyle birbirinin üstüne;
son eskinin, artık unutulmuşun
bir yorumu en yakın katmandaki
yara gibi taze anı.

Anımsadıkça bilecek insan
neyi unutmaması gerektiğini..

.

GURBET - FETHİ GİRAY

Ben garibim;
Benim de kimsem yok bu şehirde.
Aylardır mektup bekliyorum memleketten
Bir han köşesinde.

Sonra korkuyorum bu şehirde,
Bir gün yapayalnız ölüvermekten,
Yan yana yattığımız arkadaş anlatıyor:
Her gece sayıklıyormuşum,
Öksürerekten.

Bu caddeler dolusu, yığın yığın insanlar
Ne anlar benim halimden?
Bir nedamet kavsi çizilir gecelere
Etten,
Kemikten.

Ben de garibim,
Benim de kimsem yok bu şehirde
Aylardır düşünür, dururum,
Bir han köşesinde.


GURBET-FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

Bir kuş tanıyordum ki, baharda,
Salkımlar açan bahçemin üstünde uçar da
Akşamların ürperdiği bir sesle öterdi.
Besbelli, bu iklime yabancı,
Nereden koparak geldiği meçhul,
Endamı uzun, tüyleri parlak, sesi vahşi
Bir kuş.

Akşamla yatan köyde sadalar durulunca,
Mehtaba yakın, gölgeli bir nokta bulunca,
Hicranla kasılmış, heyecanlarla boğulmuş
Bir sesle öterdi.

Öttükçe uğuldardı sesinde
Avare kuşun duyduğu hasret
Bir bilmediğim kıt’ada, bir dağ tepesinde,
Bin bir çölün ardında kalan yurduna dair.

Öttükçe o, hasretle genişlerdi, duyardım,
Korkunç uçurumlar gibi ruhumda derinlik.
Her gün daha bir parça yakından sevişirdik:
Ben şair, o şair.

Bir gün camı açtım ki, ufuk bir kara perde;
Sahrayı beyazlar bürümüş, yollar uyumuş;
Gördüm ki, o gurbet kuşunun gezdiği yerde
Cansız bir avuç tüy yatıyor… Baktım: O kuşmuş!

II

Ey gözlerinin çevresi mor, benzi tutuşmuş,
Akşamladığım yolları yalnız gezen âfet!
Kaç yıl geçecek, böyle hazin, böyle habersiz,
Sen Marmara’nın göl gibi durgun bir ucunda,
Sen benden uzak, ben sana hasret?

Sarmış beni gurbet,
Sarmış beni Mecnun diye zincir gibi dağlar;
Bir türbe ki ruhum, gelen ağlar, giden ağlar!

Her şey bana bîgâne bu yerde,
Herkes gibi her şey:
Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller;
Dillenmiş ağızlarla tutuk dilli gönüller…
Hatta bana insanlara nisbetle yakındır
Bahçemde ölen kuş,
Bahçemde kefensiz gömülen kuş.

Herkes bana bîgâne bu yerde…
Bir yer ki, sevenler, sevilenlerden eser yok;
Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok;
Yok… Yok!

III

Karşımda hayâlin, diyorum ki,
Bir fırtınanın kahrına kurban
Kuşlar gibi, derdinle bugün, darmadağındır
Kalbimde güneş, sevgi, emel, neşe, ne varsa…
Karşımda hayâlin, diyorum ki,
Bir gün bu dudaklar beni hasretle anarsa,
-Rabbim, ne dudaklar:
kül benzinin üstünde bir damla kıvılcım!
Bir gün bana ağlarsa bu gözler,
Beyhude değildir, bunu bilsin;
Bilsin ki bugün, bir sen eziyette değilsin:
Gurbet yayının okları geçmiş de içinden,
Günlerce uzakta,
Yorgun biri uzlet gibi yaşamakta.
Yorgun biri uzlet denilen kabre gömüldü: Ölmeden öldü.



VATAN ÖZLEMİ-KAĞIZMANLI HIFZI

Gönül, gurbet elde hacılık nedir?
Sılayı rahmeyle vatan var imiş.
Heman Mekke'de mi varmış Beytullah?
Her kande ararsan hem-civar imiş?

Yaktıkça firkate pervane, gönül
Düşer bülbül gibi şivane gönül
Sanardım usanmış divane gönül
Meğer eğlencesi nazlı yar imiş

HIFZI der nideyim görünmez bağlar
Geçti aramıza dumanlı dağlar
Sılada sevdiğim dolukmuş ağlar
Vatandan ayrılmak çetin kar imiş



15-GURBET -ÂŞIK ALİ İZZET

Gece gurbet gündüz gurbet yıl gurbet
Gurbet bana ben gurbete alıştım
Akşam ağıt sabah ağıt ne hikmet
Firkat bana ben firkata alıştım

Sazım bana yoldaş oldu geziyor
Şu hasta gönlüme derman yazıyor
Şad olduğum zaman yaram azıyor
Mihnet bana ben mihnete alıştım

Cefa bize düğün bayram dem gelir
Ya gülsem oynasam keder gam gelir
Derdim artar günden güne zam gelir
Dertler bana ben de derde alıştım

Ceza hapishane bize yayladır
Âşıklara zindan cennet'âlâdır
Güzellerin aşkı başa beladır
Hoyrat bana ben hoyrata alıştım

Kazaya belaya dayanır mertler
Sabredenler buldu türlü nimetler
Çileler azaplar acılar dertler
Demişler ki Ali İzzet'e alıştım



GURBET - YAVUZ BÜLENT BAKİLER

Gurbetin cemresi düştü içime
Karardı yine gökler
Yalnızım, bu şehirde yapayalnızım
Ne ben kimseyi beklerim
Ne kimse beni bekler.

Ayrılık bir sızı gibi nabzımda
Ve şakaklarımda domur domur ter.
Her derdi çekmeye razıyım ama
Bulaşmasaydı keşki dudaklarıma
Bu isimsiz, paramparça türküler.

Alsam garip başımı dağlara çıksam
Ve sadece içimdeki siyah hançerler aşkına
İçli türküler çağırsam    

Memleket yaşıyor türkülerde sımsıcak
Türküler telli duvaklı    
Türküler paramparça. türküler sırılsıklam
Türküler ağlamaklı...    

Ben gurbet türkülerinde buldum kendimi
Kimisi isimsiz, kimisi yarım
Gurbette yakılmış sıcak, kınalı
Türkülerde ben varım.




ŞAD OLUP GÜLMEDİM- NEŞET ERTAŞ

Şad olup gülmedim
Eller içinde
Benim gülüm soldu
Güller içinde
Bir bahtı karayım
Kullar içinde
Gitti benim nazlı
Yârim gelmedi

Gurbete gidende
Dönmez diyorlar
Akar gözyaşların
Dinmez diyorlar
Sevenler murada
Ermez diyorlar
Gitti benim nazlı
Yârim gelmedi


GURBET ELDE BAŞ YASTIĞA GELENDE- ÂŞIK GARİP

Gurbet elde baş yastığa gelende
Gayet yaman olur işi garibin
Gelen olmaz giden olmaz yanına
Siyah toprağıyla taşı garibin

Yazık oldu şu Garib’in haline
Doymak olmaz lezzetine tadına
Her geldikçe yarenleri yâdına
Dinmez asla çeşmi yaşı garibin

Gurbet ele garip giden bilinmez
Ağlayınca çeşmi yaşı silinmez
Garip nedir halin diye sorulmaz
Bulunmaz yareni eşi garibin

Gülmez nere gitse garibin yüzü
Kirlidir yakası yaşlıdır gözü
Açmaz bir yol kimseye gizli sözü
Muhabbettir hep sırdaşı garibin

Gurbet elde ben Garib’e kim baksın
Anam yoktur gelip gözyaşı döksün
Sanem yoktur mezarıma taş diksin
Bir çalıdır mezar taşı garibin


GÖNÜL GURBET ELE ÇIKMA- ERZURUMLU EMRAH

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez

Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez

Bahçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz

Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz



20-GÖNLÜNDEKİ GURBET- ABDURRAHİM KARAKOÇ

Dost ülkeler duman duman önümde
Dağların alnında gurbet yazılı
Göv göcekler firez oldu gönlümde
Çamların dalında gurbet yazılı

Ilgıt ılgıt yeller eser ovadan
Kuşlar tüm tedirgin kalkar yuvadan
Özümüz gövünür yanık havadan
Sazların telinde gurbet yazılı

Gene yanar oldu bağrımın başı,
Nasıl söner bu sevginin ateşi?
Oğuzlar soyunun savaş yoldaşı
Atların nalında gurbet yazılı

Bir canım olsa da yurt için versem
Ufka nakış nakış kanımı sersem
Kalk gardaş sılaya gidelim desem
Ötüken yolunda gurbet yazılı

 

İLGİLİ İÇERİK

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRLERİ

DİVAN EDEBİYATI ŞİİRLERİ

HALK EDEBİYATI ŞİİRLERİ

KONULARINA GÖRE ŞİİRLER

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ ŞİİRLER

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA HAFTASI ŞİİRLERİ

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI ŞİİRLERİ

ATATÜRK ŞİİRLERİ

ÖLÜM ŞİİRLERİ

TÜRKÇE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

ÇANAKKALE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

İSTANBUL İLE İLGİLİ ŞİİRLER

BAŞÖRTÜSÜ ve ÖRTÜNMEK İLE İLGİLİ ŞİİRLER

AY ŞİİRLERİ

MARŞLAR

ÇOCUK ŞİİRLER

 




SAYFA:3 / 21-30

21-GURBET ELDE- A. EROL GÖKSU

Ne dost vardır, ne arkadaş
Geçmez günler gurbet elde
Kahrolursun yavaş yavaş
Geçmez günler gurbet elde

Gönlün kırık, küskün olur
Dudakların suskun durur
Sıla senin tutkun olur
Geçmez günler gurbet elde

Yabancıdır bakan gözler
Uzanmaz ki sırta eller
Çektiğini bilemezler
Geçmez günler gurbet elde



ACI GURBET-OZAN ARİF

Çilelerim köprü oldu Tuna'ya,
Dilimden anlamaz kulun Almanya.
Döneceğim günü hep saya saya,
Ömrümü tüketti yılın Almanya.

Ne çıkardın beni ne de batırdın,
Emeğimi yiye yiye bitirdin,
Gençliğimi benden aldın götürdün,
Bana mı kalacak malın Almanya?

Yıllar var hasretim, yârana dosta,
Isıcak bir çorban görmedim tasta,
Sana sağlam geldim, eyledin hasta,
Zıkkım olsun paran, pulun Almanya.

El gibi sıraya katışamadım,
Evlat oldum elden tutuşamadım,
Anam, babam öldü yetişemedim,
Köyüme çok uzak yolun Almanya

Ne murat almışım, ne de alırım,
Daha çok vatana hasret kalırım,
Vâde dolar bir köşende ölürüm,
Ârif'i götürür salın Almanya.


GURBET-SÜREYYA BERFE

Ayışığı unuttu karları
Nerdeyse tipi çıkar
Yaralı bir keklik
Uçtu önümden
Bende kaldı kanadı



GÖNÜL EĞLENİR Mİ GURBET ELLERDE-RUHSATİ

Gönül eğlenir mi gurbet ellerde
On dokuz bölüklü kız olmayınca
Garip bülbül gibi öter dillerde
Açılıp gülleri yaz olmayınca

Ne müşküldür karlı dağı devirmek
Yönün sevdiğine doğru çevirmek
Âşıka şayeste türkü çağırmak
Onun da tadı yok saz olmayınca

Sevda dolu Ruhsati'nin meyinde
Ah ü zârım kaldı kaşı yayında
Sevdiğim Hafik'in Gulam köyünde
Bu yıl da gidemem yaz olmayınca



25-KURTULAMAM ÜÇ NESNENİN ELİNDEN-GEVHERİ

Kurtulamam üç nesnenin elinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk
Üçü bilmez birbirinin halinden
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Aşktır beni sevda ile söyleten
Firkattir cevr ile sinem dağlayan
Gurbettir gözümden kanlar akıtan
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Bahri gibi ummanları yüzdüren
Mecnun gibi sahraları gezdiren
Ferhad gibi dağlar başın kazdıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Ben bilirim benim aklım şaşıran
Beni sevdiğimden cüda düşüren
Muhabbet deryasın baştan aşıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk

Gevheri der dersim aldım hocadan
Okuyup hatmettim kara heceden
Koç yiğidi pir eyledin kocadan
Biri firkat biri gurbet biri aşk



GURBET GECELERİ -EMİN BÜLENT SERDAROĞLU
 
Uzak denizlere tenhâca gözlerim dalıyor,
Derin çöl akşamı üstüme sessiz alçalıyor.
Uzakta Akdeniz’in vecd-i lâl ü tenhâsı
Ufukta çöllerin esrâr-ı hüzn ü ru’yâsı
Bu çöllerin ılık akşamlarında güller erir;
Mesâ… bu ufk-ı sükûtun sükûn-ı iffetidir…
Yavaş yavaş yine evlerde lâmbalar yanıyor
Gönül, ipekli karanlıkta bir hayâl anıyor
Odam, felaket-i zulmetle pür-memât-ı gubâr;
Ne bir kadın eli, heyhât ne bir tebessüm var.
Odamda lambamı hep böyle kimseler yakmaz…
Teselli et beni ey zulmet… ey leyâl-i niyâz!
İçimde şimdi benim eski şerhâlar kanıyor,
Yavaş yavaş uzak evlerde lambalar yanıyor…
 
 
Uzakta, tâ Nil’in üstünde zirveler nâ-gâh
Beyazlaşıp şeb-i hücrâya doğru kasvet-i mâh…
Ziyâda hurmalar olmuştu bir hayâl-i serâb
Ayın ziyâsını içmişti mahremiyet-i âb
Uzakta kâfilere, kârbânlar, develer
Gunûde bir çayı ta’kîb edip cenûba gider.
Dikenli bir yolun üstünde tozlu bir merkeb.
Semâda yolcuya yol gösteren hayâl-i zeheb…
 


GURBET AKŞAMLARI – NAİMA ÖZEREN

Gurbet akşamları bir başka ağır.
Sıla burcu burcu içinde şimdi.
Neylersin kadere boyun eğmek var,
Doğduğun yer nerde, sen neredesin?

Başlık parasını ödemek gerek,
Düğün için satıldı emektar inek.
İnce narin omuzların yükü çok ağır
Gurbet artık farz oldu, çalışmak gerek.

Oyalı al yazması başında,
Peştemalı kalmış fındık dalında.
Ellerinin kınası henüz solmadan
Çıkmış gurbete yaylagüzelim.

Ey gözleri sürmelim, nazlı gelinim,
Ayrılık ateşi yanar içinde.
Okusun oğullar, kızlar hep işte,
Bu nasıl adalet bir de sen söyle…

Umutlar içinde birer tomurcuk,
Açacak mutlaka vakti gelince,
Açacak dağ güllerim, kardelenlerim,
Ayşegül’üm, Alime’m, Hatice’m benim.

İnsanlar çağ atlıyor, aya çıkıyor.
Neden bu genç insanlar cahil kalıyor?
Dün çiçek desteleyen ellerin
Bak bu gün ne güzel kalem tutuyor?

Uyuyup kaldın mı beşik başında
Ev halkı senden yemek beklerken?
İnek mi hastalandı sen okuldayken?
Derse ne zaman çalıştın Ayşe’m?

Okuyun kızlarım, gelecek sizin.
Uyanın uykudan bu vatan sizin.
Yarın çocuklarınız hesap sorarsa
Biz de görevimizi başardık deyin.



ACIMASIZ GURBET...- HÜSEYİN YANMAZ

gurbet gurbet dedim durdum
acımasız çıktın karşıma gurbet
hep sol yanıma bir ağır vurdun
gurbet artık çekilmez oldun

gurbet elde bahtım kara
kimsem yok ki derdimi sora
içim dışım oldu hep yara
gurbet artık çekilmez oldun

buralarda artık yaşanmıyor
kimse beni anlamıyor
acıdan kurulu dört yanım
gurbet artık çekilmez oldun

dinmedi bir gün olsun acılarım
nerde kaldı kardeş benim bacılarım
el vurmadan sızılıyor yaralarım
gurbet artık çekilmez oldun

gurbet yine aynı gurbet
giden benim gençliğim oldu
bak bedenim sararıp soldu
gurbet artık çekilmez oldun

Hüseyindir adım derdim çoktur
yıllardır derdime bir çare yoktur
gençliğim gitti şu gurbet ellerinde
gurbet artık çekilmez oldun...


GURBET-FUNDA FİLİZ KOTAN

Yaz gününde karlar yağdı başıma,
Giden ömre, dur denilmez boşuna,
Kırgın olma dar gününde eşine,
Kalem gurbet, kâğıt gurbet, yar gurbet.

İçin için yanar yürek derinden
Gözyaşları çağlar akar teninden,
Ayrılır mı seven nazlı yârinden,
Kalem gurbet, kâğıt gurbet, yar gurbet.

Uzak olur şu gurbetin yolları,
Dikenlidir yokuşları düzleri,
Kokusuzdur karanfili, gülleri,
Kalem gurbet, kâğıt gurbet, yar gurbet.

Başın belli değil sonun da senin,
Anlımın yazısı karalı benim,
Dertlerim olmuş sıralı benim,
Kalem gurbet, kâğıt gurbet yar, yar, yar gurbet.



30-GURBET- ABDURRAHİM KÜÇÜK

Elime bağlayıp çelik kelepçe
Oturup karşımda ağlama gurbet
Bana karalara bulup gerekçe
Kendine mor’unu sağlama gurbet

Önce ekmek deyip çekip içine
Saçları aklara yeğleme gurbet
Azgını beğ görüp sümbül reçine
Kimsesize ümidi yağlama gurbet

Çullu zalimlere verip fidemi
Beni yad'ellerde eyleme gurbet
Sırtımın terinde duyup midemi
Çökük viranemde çağlama gurbet

Halden anlamayan yaban tayını
Vuslatıma araç yollama gurbet
Çakala kaptırıp aslan payını
Kuru dağarcığı sollama gurbet

Kurtlara verip de kuşun tahtını
Sahte adaleti böyle’me gurbet
Zalimlere açıp haşin bahtını
Yılana azığın söyle’me gurbet

Düşürüp Aslanı kalleş ağına
Yârene teselli yollama gurbet
Baykuşa yurt edip gülleş bağını
Garibi çöllerde dallama gurbet

Bırak devam olan oynak âhına
Taze tomurcuğa ağlama gurbet
Al götür kendini acem şahına
Beni sürmelimden eğleme gurbet

 

İLGİLİ İÇERİK

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRLERİ

DİVAN EDEBİYATI ŞİİRLERİ

HALK EDEBİYATI ŞİİRLERİ

KONULARINA GÖRE ŞİİRLER

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ ŞİİRLER

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA HAFTASI ŞİİRLERİ

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI ŞİİRLERİ

ATATÜRK ŞİİRLERİ

ÖLÜM ŞİİRLERİ

TÜRKÇE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

ÇANAKKALE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

İSTANBUL İLE İLGİLİ ŞİİRLER

BAŞÖRTÜSÜ ve ÖRTÜNMEK İLE İLGİLİ ŞİİRLER

AY ŞİİRLERİ

MARŞLAR

ÇOCUK ŞİİRLER

 



SAYFA:4/ 31-40

31-GURBET-SÜLEYMAN YAVUZ

Ah gurbet zalim gurbet
Yürek yâre hasret
Yalansın yalan ey gurbet
Yıkıl yok ol
Bitsin bu hasret
Gurbet hasretin kapanmaz yara
Kavuşmak sanki yalan yâre
Yetmiyor sesi yârimin uzaktan
Gurbet sen ettin beni yardan
Attın dipsiz uçurumlardan
Ah gurbet kahpe gurbet
Yüzü yalan tadı yavan gurbet
Yâre varsam varılmaz
Kollarım boyuna sarılmaz
Yanarım yâre haberim varmaz
Ah gurbet zalim gurbet
Bitmeyen bir dertsin dert
Ah gurbet bu garip seni ne etsin
Yakıp yıkıp kül etin
Sen beni yaktın yandırdın
Yıkılasın yok olasın
Sen ey kahpe gurbet



GURBETİM SENİN OLSUN - AVNİ DOĞAN

Ben artık gidiyorum buralardan,
Uzaklarda kanayan bir yağmura hasretler biriktirdim.
Kalbime fırtınalar dadandı üşüdüm ısıtamadım,
Üfleyip ellerime içimin acılarını, öyle okşadın saçlarını
Yıldızsız gecelerin cürmü benimdir
Neyimi bırakabilirdim aşkların bahçesine
Yaralı bir güvercine benzeyen haylazlığımdan başka
Nasıl tarif edebilirim ellerinin güzelliğini
Sonra sözlerin bir bahar bulutu gibi hüzünlüyken,
Şairler hangi şiiri yazsa biraz buruk
Ve sen yani biraz güz biraz gurbet
Kırk dağın ardında kalan çocuktu
Bir cami gibi şimdi sessiz gönlüm
Birazdan bir bozlak olur yaylara uzanır
Ve senin tertemiz dudaklarından,
Ilık dualar eklenir ayaklarımın ucuna
Tek tek öperim kelimelerini
Bilirim şiirimsin benim.
Kaf dağında sabah bekleyen
Geceleri bir tılsımla uzatıp
Uzun hava türkülere yoldaş eyleyen
Şiirimsin…
Ve artık gidiyorum…
Bir ömür boyu sığındığım gurbetim senin olsun
Senin olsun…



BİR YİĞİT GURBET ELE GİTSE-KARACAOĞLAN

Bir yiğit gurbete gitse
Gör başına neler gelir
Merdin sılayı andıkça
Yaş gözüne dolar gelir

Bağrıma basarım taşlar
Akıttım gözümden yaşlar
Yavrusun aldıran kuşlar
Yuvasına döner gelir

Kocadım çekemem nazı
Bağrıma dökemem közü
Yârin bana kötü sözü
Kara bağrım deler gelir

Evlerinin önü söğüt
Atalardan kalmış öğüt
Yârinden ayrılan yiğit
Sılasına döner gelir

Yaşa Karacaoğlan yaşa
Ben söylerim coşa coşa
İş düşünce garip başa
Düşünerek gider gelir



ÇIKIP GURBET ELE BOŞA DOLAŞMA-ÂŞIK FERAHİ

Çıkıp gurbet ele boşa dolaşma
Gel benim sözümü tut dedim gönül
Vefasız bir yâra gidip bulaşma
Sadık Yâra doğru git dedim gönül

Pehlivan ararsan nefsinle güleş
Mecnûn gibi çık da çöllerde dolaş
Erken kalk yörü de menzile ulaş
Git de muradına yet dedim gönül

Niçin öyle gafil gafil durursun
Bir gün olur ol huzura varırsın
Neyin var neyin yok orda görürsün
Ne edersen burda et dedim gönül

Münâfık kişinin peşine gitme
Zikreyle dünyada günaha batma
Aldanıp şeytana koğ kıybet etme
Kötülüğü baştan et dedim gönül

Dergâhında sakın çulha dokuma
Hayrolmadık bir ilimi okuma
Olur olmaz yerde boşa şakıma
Dostun bahçesinde öt dedim gönül

Der Ferrâhî yere ettim nazarı
Bin bir ismi vardır Hak'tır yazarı
Yâr seher vaktinde kurmuş pazarı
Götür beni orada sat dedim gönül

 

İLGİLİ İÇERİK

CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRLERİ

DİVAN EDEBİYATI ŞİİRLERİ

HALK EDEBİYATI ŞİİRLERİ

KONULARINA GÖRE ŞİİRLER

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI İLE İLGİLİ ŞİİRLER

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA HAFTASI ŞİİRLERİ

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI ŞİİRLERİ

ATATÜRK ŞİİRLERİ

ÖLÜM ŞİİRLERİ

TÜRKÇE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

ÇANAKKALE İLE İLGİLİ ŞİİRLER

İSTANBUL İLE İLGİLİ ŞİİRLER

BAŞÖRTÜSÜ ve ÖRTÜNMEK İLE İLGİLİ ŞİİRLER

AY ŞİİRLERİ

MARŞLAR

ÇOCUK ŞİİRLER