Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BENTLER - EBUBEKİR EROĞLU

1
dil olup anlatıyor gece
duymam gerekeni ağrılı hissedişle
eşyanın karanlıkta dili var mı, diyorum
sözümü kaynağında kesmeden
söyleyebilir mi bir yolunu bulup
görmeye susamış, arıyor; işitmek istiyorum
beni dışlayarak var olacaksan, olma demem
bir düşün, boşlukta kim kanat gerer sana
direnmek var olmaya denk oldu beyler
kitapta yazılı savaş şartları bugüne geldi
savaşçıyı düşün rakibini ölüm pahasına
göğüs göğüse savaşarak var ettiği çağlarda
düşündüğü kötülük değildi hiçbirinin
dayanak oldular yaşatmak için iyiliği
eşyanın dilinin çözüldüğü gecede
hemen hemen karşılıklı aynı niyetle
birinin var olmasıyla yetinmeyen
kurmaya soyunmuştu karşı direnci

2
vakitsiz savaşlar tarih yazmış
işte işareti; dumana batmış kasabada
getirdiği felaketle var olduğunu duyuruyor
hayatla çoğalmayı unutmuş ruhlara
evlerin takviminde deniz renk atmış
çağırmıyor hiç kimseyi uzak diyarlara
ihtirasın kararttığı gözler oyun kuruyor
kederin kuruttuğuna benzemiyor
güveni bu ikincisinde buluyorum, bir şey yapayım
öfke, birikintilerini gevşetsin
yolumdaki tozları sıyıran iyilik olsun
ruhların büzülüp kalmış olduğu kasabada
baskıyı alsın söylenmiş sözün üzerinden
yazmadan önce yaşattıkları yetiyor zaten
korku gelir, beni başka birine çeviremez
aynı hâlimle kalır, kovarım onu
anlamsız kanaatlerin baskısı
trajik isyanların yaptığından daha yıkıcı
sinir savaşlarının serptiği saçmalık sağa sola
git demekle gitmiyor
kaldırım taşları, tırabzanlar, bahçedeki korkuluk
unutturmuyor dünyadaki korkunçluğu

3
sadakatiniz gösterdi kendiliğinden
hiç de büyütülmemesi gerektiğini
aydınlık çekilinceye kadar
el üstünde tuttuğum resimlerin üstünden
hayalden hoşlanmıyorsunuz; kabul edeyim
yeğlediğinizi söyledikçe siz hakikatin evini
rüyada görmek daha iyiydi
gerçekliğin semavi yankısını
ses olarak eksiksiz duyuyorum
rüyadan intikal eden şarkıyı
ancak onunla direndiğim bir gerçek, boş naralara
yaprakların düşmesi de kesik zaman aralarıyla
sessizliğe mecbur bırakıyor beni
sözlerini zapt edememiş olmama karşı
yaralarımı sarıyor hiç el değmemiş sesi
saçak hâlinde geçiyor bulutlar semada
tutmuş, yere bırakmıyordu gerçeğin ipini
mektupların yolculuğu sona erdi
herkes görebilir üstelik içindekileri
eski zamanlarda esrarengiz ellerden geçer
kimse bilmezdi mahremlerini
kimlerin eli değiyor zarflara kim bilir derdik
şimdiyse korumasızdır saklısı-gizlisi
geçici heves değil ki aha şu yazdığım
boş ver ya hu! diyeyim
sadakati sınamayı, sanki ben mi istedim
her el zarfa dokunabilir açmadan önce
şifresi yerine geçiyor söze sadakatin
izzetin ışığından başkası taşıyamaz bundan böyle
mahremini zarfsız gönderilerin

4
güneşin altında derenin sesi
uyku veriyor dinginlikle birlikte
ve mümkün oluyor dünyanın
mükemmellikten uzaklaşmasını
durdurmak böylelikle
ne zindelik tükenir diye kork
ne düşlerin yuvasız kalmasından
ölüme göz kırpan türden değil
şifalı suyla gelen uyku
götürür düşlerin evine
çözerek sesteki parıltıyı
sessizliğin örttükleriyle
zindeliği ayakta tutar
verdiği titreşimle

5
iki tepenin arasında bir yer var
işlenmemiş yeşilliği hayat veriyor
aradaki derede karşıya geçenler
ok gibi inen kızgın gün ışığıyla
alevlendiğini görüyor anılarının
hayatı yenilenmiş hâlde bularak
daha içten konuşuyorlar birbirlerine
gizli arzuya cevap olarak var oluyor
evvelce bilinmeyen isimler
derenin yatağında buluşuyorlar
değeri ortada değil mi bunu duymanın
hıncahınç kalabalığı sarsar konuşulanlar
bir sonraki inşasına katılıyorum
kıyameti erteleyen yakınlıkların

6
küçük tepe, tümsek misali
görünüyor, gür ağaçların görünmesine
izin verdiği kadarıyla yaprakların arasından
beklemediğim bir fırsatı bana sunuyor
ferahlık alıyor bir anda daralmanın yerini
derenin geçişiyle hayat bulan vadide
hüznümün acıya dönmesinden kurtarıyor beni
yavaşlıyor tutkulu sarsılışlarım, nefessiz bırakmıyor
yamaçtaki dokunaklı engebeler şekillenirken
konulmuş bir desen gibi durarak
zayıflığıma nokta koyan tepeleri aşmış su
yüksekçe bir yerden dik eğimli oluğa giriyor
birdenbire hız kazanmış görüyorum onu
değirmenin taşını döndürüyor, kir tutmadan
metal ve çıldırmış su sesi geliyor duvarın arkasından
nakaratına karışmış taze un kokusuyla
fırlayarak çıkıyor su çark odasından,
işini bitirmiş ve hâlâ berrak ve temiz
bayılıyorum yatağındaki ilk hâli kadar hazır oluşuna
yenilenmiş ve pırıl pırıl suyun dere boyunca
içmeye ve besin olmak için
toprağa uzaktan bakan yapraklara

7
kim öğrendi simurgun varlığını,
ilk kim kime söyledi?
sormak ihtiyacı duyuyorum durup durup
çünkü avlayamaz onu kimse, gören de yok çıplak gözle
tepelere bulut çökerken
yüksekten uçan her canlı iniyor eteklere
ovada mesafe kat ediyor üstte bulutlar akıyor
darius’un elinde dolu bir kadeh vardı
dünyayı gösterirdi ona evvel zaman içinde
yüceliğin gücünü ve düşeyazdığı yerleri
cam-ı cihannümada izlerdi üçüncü darius
iskenderin her hareketini
simurgun kafilesinde kaç kuşun ruhu uçar?
bilmek için bilmek gerekir yaşamayı göklerde
iskender iklimin adamlarından çözüm istedi
onlar bir ayna koydular nil nehrinin üzerine
iskendere gösterdi gelip geçeni
önemsizleşmez yağmurun sesi
gölgelediğinde bile ayine-i iskenderi
hem kaç türlü önemini biliyoruz ki?
gülün yeşil kalmış yaprağındaki yerini
hem büyülü hâlini göreceğimiz
hem zihinde yeniden kuracağımız resmini
çizebilir miydik?
çiçekleri bir de diksek miydi yağmur varken?
simurgu besleyebilir miydik?
simurgun adı duyulmuştur, göze görünmez
üst tarafı ışıklı bulutların altında
hızla geçerken kuş kafileleri
bereketli vaadinin muhatabı olacak
gökte bulutsuz bir yere ulaşacağım diye
kazanç sayarım boşlukta onu izlediğim saatleri
özgür olmaktan başka dileğim yok
rüzgârın ters esmesine razıyım
yön değiştirir girer çıkarım dalların titremesiyle
hava akımlarına teslim olarak
simurgun güzergâhı üzerinde

İLGİLİ İÇERİK

ŞİİRLER

EBUBEKİR EROĞLU ŞİİRLERİ

EBUBEKİR EROĞLU HAYATI ve ESERLERİ

Üye Girişi