Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

NASREDDİN HOCA HİKAYELERİ -ORHAN VELİ KANIK


KEDİ NEREDE?
İki okka et alır bir gün Hoca,
Karısı bir kapama yapsın diye;
Oysaki karısı, yalnız kalınca,
Ziyafet çeker bütün mahalleye,
Akşam Hoca gelir, sofra kurulur;
Üzerine konur bir sahan bulgur.
Hoca sorar: "Bu ne böyle, be kadın?
Et almıştım, kapama yapacaktın?
Hani nerde kapama?"
Ah, efendi, der karısı, hiç sorma;
Hınzır kedi yemiş etin hepsini."
"Ne? Yemiş mi? Gidi külhani seni!"
Yaralanmış gibi ta ciğerinden,
Hoca fırlar yerinden.
"Değnek yok mu?
Benzeteyim şunu bir."
O ara bizim Tekir
Görünür; ama bir kemik, bir deri.
Hoca görünce bunu şüphelenir.
Sorar: "Nerede bunun yedikleri?
Çabuk! Koş bana teraziyi getir."
Kedi tartılır, iki okka çeker;
Bunu gören Hocaefendi şöyle der:
"Kadın! Bu bizim kedi; kasabın eti nerde?
Diyelim ki et budur; o hâlde kedi nerde?"


EŞEĞİN SÖZÜ

Bir gün bir ahbabı Hocaya gelir.
İki saat için eşeği ister.
Kasabaya gitmek niyetindedir;
"Kasaba dönüşü getiririm." der.
Hoca bir lahza durur;
Sonra vermemek için şöyle bir şey uydurur:
"Bu işini görmeyi doğrusu çok isterdim.
Ama yok hayvan evde; demin birine verdim."
Tam ahbabın ayrılacağı sıra
İçerden bir ses gelir;
Gittikçe de yükselir.
Eşek ahırdan, anıra anıra,
Evde olduğunu bildirmededir.
Bir ses ki ne pencere kalır, ne cam.
Fena bozulur adam:
"Aşk olsun, Hoca! der, evdeymiş eşek.
Beni kandırdın demek."
Hoca kızmaktan başka yol bulamaz,
Bir bağırır dostuna, avaz avaz:
"Bakın hele! Nezaket var mı şunda?
Sen karşındakini ne sanıyorsun?
Benim sözüme inanmıyorsun da
Eşeğinkine mi inanıyorsun?"


YOĞURT GÖLÜ

Bir gölün kenarında Hoca bir gün,
Kendi kendine bir şeyler yaparmış;
Epey yakınlarında da o gölün
Bir adamcağızın bir evi varmış.
Tam da adam geçiyormuş oradan
Hoca, elinde kaşık, suya eğildiği an.
Merak etmiş, sormuş: "Hayrola, Hoca?
Böyle kendi kendine bu koskoca
Gölün kenarında ne yaparsın ki?"
Hemen bir doğrulup bakmış senin ki;
Sonra yeniden koyulup işine:
"Merak mı ettin, demiş,
Biraz büyükçe bir iş."
"Anladık, büyükçe bir iş; ama ne?"
"Göle biraz yoğurt mayası katsam;
Şöyle bir iki kaşık... Bir tutarsa yaşadık."
Hiçbir şey anlamamış lâkin adam;
"Göl, demiş yoğurt mu olacak yani!
Göl maya tutar mı? Olur, iş mi bu?
Gözüm çıksın sende de akıl varsa."
Hoca kızmış: "Ben bilmez miyim onu?
Elbet tutmaz... Ama ya bir tutarsa?"


RÜZGÂRIN ATTIĞI ADAM

Hoca bir gün boş bir bostana dalar;
Yolar, temizler, bostanda ne varsa.
Marullar, patlıcanlar, salatalar;
Doldurur bir çuvala tıka basa
Tam yükü yükleneceği sırada
Çam yarması bir adam peyda olur,
—    Herif der, ne arıyorsun burada?
Hoca bir düşünür, cevabı bulur;
Der ki: — Dün bir rüzgâr çıkmıştı hani,
İşte odur atan buraya beni.
—    Demek seni buraya atan, rüzgâr.
Peki, ya bu patlıcanlar, marullar?
Onları da hep rüzgâr mı kopardı?
—    Evet! Biraz fazlaca esiyordu;
Beni öteye beriye savurdu;
Neye uğradığımı bilemedim;
Bari şunlara tutunayım dedim;
Neye tutundumsa elimde kaldı.
Bunun üzerine bostancı kızar:
"Peki, çuvala koyan da mı rüzgâr?
Söyle, kim doldurdu çuvala bunu?
Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu;
Sonra döner, der ki: — İlâhi oğlum
İşte ben de onu düşünüyordum.

ORHAN VELİ KANIK


Üye Girişi