Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

MASAL

Evvel zamânda bir pâdişâhın bir oğlu olup on üç on dört yaşlarında bulunduğundan her gün lalasıyla ava gidermiş. Yine günlerden bir gün kıra çıktıklarında önlerine bir güzel hayvân çıkar. Lalası oğlana, “haydi şehzâdem, şunu tut. ” deyince çocuk da seğirterek hayvânı tutmak için koşar. Gide gide bir yaban yere düşerek oğlan o kovaladığı hayvânı kayıp eder. Orayı burayı arayıp gezerken önüne halâyık kılıklı bir kız çıkar, gözlerinin yaşı ortalığı dolduruyor; oğlan bunu gördüğünde, “ey kız sen kimsin, ne ağlıyorsun?” diye sorar. Kız da, “ben bir kervânın hizmetçisi idim. Bir yere konduk, orada uyuya kalmışım, kervân da gitmiş, ben de yalnız kaldığım için şimdi nereye gideyim ki ağlıyorum.” dedikte oğlan buna acıyarak, “haydi benimle gel.” demesiyle bu kız bununla birlikte gider. Oradan epeyce yer giderek oğlan akşam olduğunu görünce orada bir yere konarlar. Oturup dururken oğlan uyuya kalır. Meğerse bu kız dev kansı olup ona kız gibi göründüğünden oğlan uyuyunca gidip devlere, “devler size bir hediye buldum.” diye haber verir. Oğlan uyur uyanır bakar ki yanında kız yok. Hemen yerinden kalkar, sağ yanına gider.


Gide gide daha ortalık da iyice ağarmamış olduğu için o devlerin olduğu yerde bir ışık görerek o yana gider bakar ki o görüp de yanında getirmiş olduğu kız bir takım devlerin arasında oturur. Hemen onlara yakın bir yere gizlenerek ne yaptıklarını, söyleştiklerini dinledikte kızın bunlara söylediklerini işitince işin ne olduğunu anlar. Oradan ayrılarak, “ben bunlarla bir belâya uğrayacağım, eyüsi şuradan kaçayım.” deyip giderken yine önüne o kız çıkar. Oğlana, “nereye gidiyorsun?” diye sordukta oğlan da şaşırıp, “bir yere gitmiyorum. Ancak seni bulamadığım için aramaya çıktım.” demesiyle o kız, “ey şehzâdem burası bizim yatağımızdır, benim burada eşim dostum kardeşlerim vardır, ben seni anlara göstermek için gizlice gidip görüştüm. Haydi burada durmayalım, beni seninle görürlerse sonra işimiz biter.” dedikten sonra oğlan gördüğü şeylere bunun söylediklerine bakarak orada pek çok şeyler bulur. Ne ise kıza yine belli etmeyerek, “haydi seninle gidelim ama kimin nesi olduğunu bana eyüce bildirirsen ben seninle arkadaşlık ederim.” dedikte kız oğlanın evvelce görüşüp sorduğuna göre şimdiki soruşu farklı olduğunu görmesinden pirelenir. Kız, “a şehzâdem siz bana evvelce sordunuz ben de size anlattımsa da kim bilir şimdi siz başka türlü soruyorsunuz, bunun için ben de sizden korkuyorum. Siz eğer bir şeyden şüpheleniyorsanız her ne kadar benim size anlattığım gibi değilse de haydi bu yerden ayrılalım daha evvel

vakit sen de ben de selâmeti buluruz.” demesiyle bunlar oradan ayrılıp bir çok yer giderler.
Gide gide önlerine bir büyük sarây çıkar. Oğlan kıza, “sen burada dur, ben gidip bakayım şu sarâyda ne vardır, anlayıp geleyim.” deyince kız orada kalır, şehzâde sarâya girer, ötesini berisini aramakta iken önüne bir bâhçe gelir. Bakar ki türlü türlü ağaçlar ortasında bir büyük havuz, üç tâne çeşmesi var, güzel güzel sular akar; onları seyrederek bahçede gezmekte iken kulağına bir çalgı sedâsı gelir. Oğlan “bu ne?” diye öteyi beriyi dolaşarak bir köşk içinde bir güzel oğlanın oturduğunu görerek yanma varır. Selâm verdikte orada oturan selâmı alıp, “ey şâhım buradan kalkamam ki seni karşılayım” demesiyle oğlan ‘aceblenip bunun yanma varır. Yerinden kalkamadığının aslını sormasıyla o oğlan üzerindeki örtüyü açtıkta “bak ben yarı belime kadar taşım.” deyince oğlan, “bunun sebebi ne? ” demesi üzerine oğlan, “benim bir sevdiğim vardı. Ben falâncı pâdişâhın oğluyum, anı babamdan istedim, aşkım da ziyâde olduğundan babam bana o kızı aldı. Meğerse bu kızın bir başka sevgilisi varmış. Aldığım günden beri o bana her ne kadar sevgililik yüzü gösterse de günlerden bir gün bu kız hamâma ben de odamda oturup uyurken başucumda bulunan halâyıkların birbirleriyle söyleşirken ben uyandımsa da belli etmeyip anların konuştuklarını dinledim. Biri, “a kardeşim şehzâdemiz sultân hanımın ettiklerini bilse kim bilir ne yapar.”, öteki de, “niçin böyle söylersin, belki anın yaptıklarını biliyor da ziyâde sevdiğinden bir şey söyleyemiyor, hem yaptığı şey ne olacak, beriki de nasıl ne olacak. Gece şehzâde ile oturup yiyip içerken kız, şehzâdeye bir şerbet içirerek sarhoş eder, o uyumaya başladıkta kendi giyinip kuşanıp gider, ta sabâh oldukta şehzâdenin ayılacağı vakit kalkıp gelir, şehzâde kızı yanında bulunca hiç bir şey anlamayıp bu yolda geçinirlerse de şehzâde kızın ne yaptığından bir şey anlayamaz. Hâlbuki bunun bu yolda gidişinde elbet bir şey olmalı.”, dediklerini ben işitirdim.


Ertesi akşam oldukta yine sevdiğim ile yiyip içip eğlenmekte iken onun bana vermiş olduğu şarâbı belli etmeyerek bir yana serptim sonra yattım, bu da beni evvelki gibi uyudu sanıp ben de yattığım yerden bunu gözetlediğimde temiz rubaları giyinip, “sen yat geber inşallâh kalkamazsın.” diye çıkıp gittiğini gördükte hemen ben de ardına düştüm. Gide gide şehrin dışarısında bulunan bir süprüntülüktü bir yere vardık, orada birçok hamâl kılıklı adamlar oturduğunu kızında çamurdan bir yapılmış kulübeye girdiğini görmekliğim üzerine o kulübenin tepesine çıktım. İçini görecek bir deliğe gözümü uydurarak bakarken karım bulunan kız içeri girdi. Sazdan kâmıştan yapılmış bir yatak üzerinde dudakları kürek gibi boyu sekiz arşın uzunluğunda bir

‘Arap yatıp kızı gördükte öfkelenerek, “ey kahpe şimdiye kadar nerede idin? Herkes yedi içti sevdiğiyle yatıp uyudu bile. Sen ise bu vakte kadar zor gelebildin.” demesi üzerine kız, “efendim o kör olası kocam bir türlü uyumadı. Onun için bir az geç kaldım.” dediyse de “yok onları ben dinlemem mutlak senin kocana sevgin ziyâde olduğu için ondan bir türlü ayrılamıyorsun da ondan böyle geç kalıyorsun. Eğer bir daha geç kalacak olursan seni hem de o kocanı yok ederim.” demesiyle kız, “aman efendim siz bana böyle yaparsanız ben dünyâda hem gençliğimi hem de sizi doya doya göremedikçe hasret kalırım. Sakın bu yolda bana bir şey yapmayınız.” fülân dedikte ‘Arabın öfkesi gidip kızı yattığı yere alarak birbirlerine sarılıp yatarlar. Ben de bunları gördüğümde sabrım kalmayıp kulübenin içine inerek kılıcımı çekip ‘Arabın boynuna bir kere urdum geberdi; geri dönüp sarâya gelerek yatağıma yattım. Yine uyur gibi olduğumda arası çok geçmeden karım geldi. Sabâh olunca bunda bir ağlamak “nedir o” dedimse de “aman efendim! Akrabâmdan biri ölmüş ben de anı pek severdim, isterim ki mezârını pek yakın bir yerde yapsalar, keşke râzı olsanız mezâr şöyle dursun kendi sarâyımda bir türbe yapılsa da içine koysalar hiç olmazsa gece gündüz ana okuyup du‘â etsem.” deyince ben de hiç kendimi bozmayıp dediği gibi türbemsi bir yer yaptırdım, o ‘Arabi oraya gömdürdü. Her ne ise gece gündüz anun başı ucuna gidip ‘Arabi da benim kestiğimi anlamayarak âh vâh ile birtakım zârlar eder, “keşke sen öleceğine o kör olasıca kocam ölse idi.” dediğini işittikte bütün bütün kendimi kaybedip o türbeden geldiğinde hemen kılıcımı çekerek, “ey kahpe bu senin yaptığın şey nedir?” demekliğimle hemen üzerime bir şey üfürmesiyle beni bu hâle koydu; işte ben şu kadar vakitten beri bu halde duruyorum, o ise ‘Arap o kılıç yarasından şimdiye kadar yatıyor, câm sağdır ama hîç dili söylemez. O da benim bu işi yaptığımı anladığı günden beri her gün gelip vücûdumdan kan akıncaya kadar kırbaçla döver. Andan sonra yine o ‘Arabm yanına gider dediğini şeh-zâde işitir işitmez doğru kızın olduğu yere varır. O sözleri kulağıyla kızdan dahi işitince hemen kıza gözükmeyerek bir yana gizlenir, vakti olduğu için kız kocasının yanma vararak kırbaçla dövmekte iken şeh-zâde ‘Arabın yanma varıp kılıcıyla anun cânmı cehenneme yollar. Sonra kılığını değiştirip Arabm yatağına yatar. Kız kocasını dövmekten geldikte yatanı ‘Arap sanıp, “ey sevdiğim senin için niçe işler yapıyorum, sen ise daha hiç söylemiyorsun.” dedikte şeh-zâde ‘Arabın sesini uydurarak, “sevdiğim benim böyle oluşum senin kocana ettiğin fenâlıktan olmalı, o bîçâre bize elbet iyi demeyecek, biz de anın fenâ söylemesinden gittikçe fenâ oluruz. Eyüsi bari git onu o fenâlıktan kurtar, belki ben iyi olurum.”

demesiyle hemen gidip kocasının sihrini bozar, yine şehzâdenin yanma geldikte, “ey sevdiğim şimdi nasılsın?” dediklerini yaptım, artık iyi olmalısın.” derse de şehzâde kıza, “ey sevdiğim ben artık iyi oldum gibi gel seninle yatalım.” demesi üzerine kız sevincinden hemen ‘Arap sanarak şehzâdenin koynuna girerken o da göğsünden hançerini saplayıp kızı öldürür, sonra oğlanın yanma varıp o da bunu görünce, “âmân benim cânımın sebebi sen oldun, gel seninle kardeş olalım birlikte bu dünyâda yaşayalım.” diye o sarâydan çıkıp giderler.


Yolda giderken bu şehzâde, “ey kardeşim ben falân şâhın oğlu idim, benim başıma bu kadar işler geldi, beriki de, “ben de falânın oğlu idim, bana da bunlar oldu.” diye birbirlerine dertlerini anlatarak o kızı öldüren oğlan “haydi şimdi doğru benim sarâya varalım, eğer babam sağ ise bizi görünce yapacağı iyilikleri artık ben söyleyemem.”, beriki de, “bizde benim şehrime varırsak kim bilir ben de anamın babamın bir tânesi idim, sağlığımı görürse kim bilir evde bize ne kadar iyilik edecektir.” dedikte öteki, “haydi ilk önce benim babama varalım.” diyerek bunlar otura kalka gidip günlerden bir gün o oğlanın şehrine varırlar. Babası ölmüş olduğundan veziri vüzerâsı da bunu ararlarmış, hemen geldiğini gördükleri gibi tahta geçirirler. Beriki oğlanı da kendine vezir yaparak bunlar birer de kız bulup kendilerine nikâh ettirirler. Orada kırk gün kırk gece düğün yapıp ölünceye kadar otururlar.

bendelimiyim.com'dan alıntıdır.

Üye Girişi