Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ZATİ - GÖRİCEK HÜSNÜN İNAN-I İHTİYAR ELDEN GİDER

GAZEL 

Göricek hüsnün ‘inân-ı ihtiyar elden gider
Tiğ-i hışmı lutf et ey çâbük-süvar elden gider

Başın-içün nakş idüp ayağa salma âşığı
Reng-i hınnâ-yı melahat ey nigar elden gider

Gurre olma bunca murg-ı dil şikâr erdim diyu
Akıbet şehbâz-ı hüsn ey şehriyar elden gider

Murg-veş el üzre tut âşıklara rağbetler et
Bu taravet âhir ey kaddi çenar elden gider

Zâti-i mûra elinden geldiğince eyle lutf
Hatem-i hüsn ey Süleyman-iştihar elden gider

Manzum Söyleyiş

Ey yar görüp yüzünü, dizginden boşanmışım
Çek kılıcı boynuma zira elden çıkmışım

Başının süsü için âşığı yere salma
Bu güzellik kınası baki kalacak sanma

Bunca gönül kuşunu avlama kibri neden
Bir kez gitti mi gelmez bu güzellik elinden

Aşığı el üzre tut henüz yeşil iken dal
Kuşları gözetmede gel çınardan ibret al

Bu karınca Zatî’ye koma lutfunu elden
Ey çehre Süleyman’ı güzelliğin bitmeden

Şerh

Göricek hüsnün ‘inan-ı ihtiyar elden gider
Tiğ-i hışmı lutf et ey çabük-süvar elden gider.

Ey çabuk süvari! Seni görünce elimden irade dizginini kaçırırım. Sen de lutf et, elindeki hiçim kılıcını bir yana bırak, zira yaptığımdan mazurum.

Beyit bir süvari mazmunu ve onun etrafındaki imajlarla kurulmuştur, insanda irade atın dizgini mesabesindedir. At dizginle durdurulur; insan da olmayacak isteklerini irade dizginiyle gemler. Ancak doludizgin koşan ve dizginden boşalan bir atı kolayca durdurmak mümkün olmaz. Kuvvetli isteklerin karşısında insan iradesi de bunun gibi aciz ve çaresizdir. Dizginden boşanan at ancak vurularak durdurulabilir. İnsan da kurban edilerek.


Burada hadise seven ve sevilen arasında cereyan ettiğine göre mazmun sisteminde bu iki tiple ilgili benzetmeleri hatırlamak icab eder. Bizde ve Batıda şiirdeki bazı imajlar Orta Çağ toplumlarının hayatında büyük yer tutan askerlik mesleğinden gelir. Buna göre sevgili ve âşık adeta mücadele eden iki şövalye gibidir. Her birinin yekdiğerine göre farklı silahları ve savunma mekanizmaları vardır. Ancak bu mücadelede eşit olmayan bir rol paylaşımı söz konusudur. Sevgili daima tahakküm eden konumundadır. Çok zaman o -bu beyitte de olduğu gibi- kılıçlı bir süvari olarak tasvir edilir. Âşık ise onunla baş etmekten acizdir ve bu mücadelede kurban mevkiindedir.

Diğer taraftan iki tipin statü farkı duyguların ifadesinde de söz konusudur. Bu aşkta reel aşktaki gibi birbirini besleyen karşılıklı ve ifade edilmiş duygular mevcut değildir. Bir köle hükümdara duyduğu ilgiyi daima gizlemek durumundadır, açığa çıkarması hayatına mal olur. Âşık bunu bilmekle birlikte çok zaman duygularının şiddetinden dolayı kontrolü kaybeder ve müşkil durumda kalır.

Bu açıklamalardan sonra beyte göz atabiliriz. Aşkını gizlemek, kendini kontrol etmek isteyen âşık sevgilinin yüzünü gördüğü anda kontrolden çıkar ve ona yaklaşmak ister. Bu ise ölümü hak eden bir davranıştır. Hızlı bir süvariye benzetilen sevgili bu davranışı cezalandırmak üzre kılıcını kaldırır. Ancak âşık kendisini kurtarmak için bir bahane bulur ve sevgiliye hitaben kendisinin mazur olduğunu, zira iradesini kaybetmekle sorumluluğunun da kalktığını bildiriyor ve ondan kılıcını bir tarafa koymasını istiyor. Bu kılıç hışım kılıcı olduğuna göre sevgilinin densiz âşığa kızgın bakışını ifade eder. Sevgili böyle bir bakışla öldürmeye muktedirdir ve bu sebeple bakışı kılıç olarak nitelenmiştir. Sevgilinin silahlı tasavvur edilmesi anlaşılabilir bir durumdur.. Ancak o niçin hızlı bir süvari olarak tasavvur edilmektedir? Burada klasik edebiyatın idealizmi devreye girer. Sevgili daima âşığa bigânedir ve onun yanından süratle geçer gider. Sürati dolayısıyla âdeta bu geçiş ata binen birinin geçişi gibidir. Diğer taraftan sevgilinin süvariye benzetilmesi devrin yürüme adabıyla ilgilidir. O devrin telakkisine göre sevgilinin adımlarının seri ve küçük olması makbuldür. Bu yürüyüşü anlamak için günümüzdeki Kafkas danslarını hatırlayabiliriz. Uzun etekleri ayaklarını örten böyle bir oyuncu küçük ve seri adımları dolayısıyla seyircilere kendisi hareket etmeden su gibi akıyor veya hareket eden bir zemin üzerinde duruyor zehabını verir. Bu seri akış dolayısıyla sevgili şiirimizde çok zaman serv-i revan tabiriyle isimlendirilir.

Bu ilk anlamdan sonra ikinci mısraı başka türlü bölerek okuyalım: “Ey hızlı süvari, hışım kılıcını lutf et, (aksi takdirde âşık) elden gider.” Âşığın elden gitmesi ne demektir? Yukarıda belirtildiği gibi âşık kurbandır. Dizginden boşalan âşık aklını kaybetmiş elden ayaktan çıkmıştır. Ona yapılacak en büyük iyilik onun öldürülmesidir. O hâlde ona kılıç çalmak bir lütuftur. Diğer taraftan kılıç çalmak, yani hışımla bakmak bir eza gibi görünse de sevgilinin ilgisini gösterdiği cihetle aslında bir lütuftur. O hâlde mısraı âşığın sevgilinin kendisine -velev ki hışımla olsun- bir kere bakma ricası olarak anlayabiliriz. Son olarak âşık-kurban ilgisi üzerinde duralım. Kurban kesilmediği takdirde helal olmaz: Elden çıkan yanı ölüm raddesindeki âşığın kanının helal olması için bir an evvel hışım kılıcıyla kesilmesi gerekmektedir.

Birinci mısrada âşık dizgin sahibi olarak ikinci mısrada ise sevgili süvari olarak niteleniyor. At daima binicisine tabidir, âşık da sevgili tarafından idare edilir. İki mısra arasında bu ilgi bakımdan da bir irtibat vardır. Ayrıca beyit boyunca, at, el, dizgin, süvari gibi birbiriyle ilgili kelimelerle yapılan tenasüp dikkat çekiyor.

Başın-içün nakş idüp ayağa salma âşığı
Reng-i hınna-yı melahat ey nigar elden gider.

Uy sevgili, başını süslemek, için âşığı ayak altına alma. Gün gelir elindeki bu güzellik, rengi uçar gider.

“Başın için” ifadesi bir ant ifadesidir. Âşık and vererek kendisini yere çalacak olan sevgiliyi durdurmak istiyor. Peki, ama sevgilinin âşığı yere salması ne anlama gelir? Şiirimizdeki tasavvura göre sevenin gönlü acıdan bin parçadır ve her bir parça sevgilinin saçının bir teline asılmıştır. Saçın toplu durduğu konumda bu gönül de parçaların bir arada olması bakımından rahat eder. Ancak burada sevgili kına yakmak için saçlarını çözmekte ve aşağı salmaktadır. Bu salmayla birlikte tellerin ucundaki gönül parçaları da ayağa düşmüş oluyor. Zira sevgilide makbul olan saç, ayağa kadar dökülen uzun saçtır. Aşığı bu ıztıraba düşüren sevgilinin süslenme arzusudur. Oysa bu süs kalıcı değildir. Gün gelir elden gider. Aslında süs saçta olduğuna göre burada “elden gider” ifadesi mecazidir. Ancak bu ifade gerçek anlamıyla da mevcuttur. Zira başa kına yakma esnasında sevgilinin elleri de kınalanmaktadır. Bu kına da zamanla geçecek, bitecektir. O hâlde, geçici bir heves uğruna âşık feda edilmemeli, kıymeti bilinmelidir. Şair, kınanın geçiciliğine vurgu yaparken aslında kınaya benzeyen güzelliğin daimi olmadığını belirtmiş oluyor. Sevgili kendi güzelliğinin geçici olduğunu bilmeli ve âşığını ayağa düşürülerek hor hakir kılmamalıdır.


Aşığın ayağa salınması yukarıda, izah edilen saç-gönül ilgisi dışında ikinci bir manâyla da irtibatlıdır. Âşık kurbandır. Kurban yatırılarak kesilir ve sıçrayan kan kesenin elini kına rengine boyar. Bu takdirde sevgilinin elini süsleyen kına bildiğimiz kına değildir. Sevgili elini kana bulamakta, bu şekilde eline kına yakmaktadır. Ama kan rengi de yıkamakla kolayca çıkar. Terkipte geçen ve güzellik anlamına gelen melahat kök olarak tuzla ilgilidir. Tuz kına yakma esnasında kullanılan bir madde olarak beyitte dolaylı bir anlam ilgisi ifa ediyor. Keza kurbana tuz yalatılması da diğer bir telmih olarak hatırlanabilir.
Nakş kelimesi tevriyeli kullanılmıştır. Nakş aynı zamanda hile ve işve mânâsına gelir. Kelime bu şekilde okununca beyit yeni bir anlam kazanır. Âşık ant vererek; “Ey sevgili, başın hakkı için hileyle, işveyle âşığı ayağa düşürme.” demiş oluyor. Bu beyitte de şair eski bir av usulünü mazmun olarak kullanıyor. Eski hükümdarların av meclislerinde şahin alıcı kuş olarak önemli bir yer tutar. Hükümdar ava çıktığında şahinini

Gurre olma bunca murg-ı dil şikâr etdim diyu
Akıbet şehbaz-ı hüsn ey şehriyar elden gider.

Ey güzellik doğanı, bunca gönül kuşu avladım diye gururlanma. Bilesin ki bir gün bu doğan bir daha dönmemek üzere uçar gider.

Bu beyitte de şair eski bir av usulünü mazmun olarak kullanıyor. Eski hükümdarların av meclislerinde şahin alıcı kuş olarak önemli bir yer tutar. Hükümdar ava çıktığında şahinini koluna geçirdiği bir kolluk üzerine oturtur ve avlanacak bir kuş görünür görünmez onu avın peşine salar. Şahin, av kuşunu yakalar ve sahibine getirir. Ne var ki bazan ava salman bir şahinin tabiatındaki vahşiliğe kapılarak geri dönmediği de vakidir. Beyitte sevgilinin güzelliği alıcı bir şahine benzetiliyor. Zira bu güzellik şahinin yaptığı işi yapmakta gönüller avlamaktadır. Âşıkların gönlü av olmak bakımından kuşa benzer. Diğer taraftan gönül genel anlamda daldan dala konması bakımından kuşa benzetilir. Sevgili ne kadar çok gönül avlarsa o kadar güzel demektir. Ancak bu durum sevgiliyi gurura sevk etmemelidir. Her güzellik gün gelecek geri dönmemek üzere gidecektir. Tıpkı gidip de bir daha geri dönmeyen av şahini gibi. Beyitte gurre kelimesinin ikinci bir anlamı da yüksektir. Şahinin yüksek uçuşu ile bu mânâ arasında dolaylı bir ilgi mevcuttur.

Murg-veş el üzre tut âşıklara rağbetler et
Bu taravet ahir ey kaddi çenar elden gider.

Ey boyu çınara benzeyen. Sen de kuşları el üstünde tutan çınar gibi âşıklara değer ver, el üstünde tut. Eninde sonunda bu tazeliğin elinden gidecektir.

Sevgilinin boyu uzunluğu itibarıyla çınara benzer. Çınar yeşil zamanlarında birçok kuşun barınağıdır. Çınar yaprakları el şeklinde olduğu için şair hüsn-i talil yapıyor ve olayı ağacın kuşları el üstünde tutması şeklinde yorumluyor. Ancak kuşların çınara rağbeti onun taravet dönemiyle sınırlıdır. Ağacın yaprakları döküldüğünde bütün kuşlar uçup gidecektir. Sevgili, güzelliğinin söz konusu yeşillik gibi geçici olduğunu bilmeli ve mevcut güzelliğin verdiği kibirle onları kaçırmamalıdır. Zira bir müddet sonra istese de âşıklar kuş gibi bir başka yeşilliğe meyi edecek ve onu terk edeceklerdir. Kuş gibi daldan dala konduğu için âşığın gönlü kuşa benzetilmiştir. Yukarıdaki beyitte konu üzerinde durulduğu için burada tekrarından kaçınıyoruz. Beyitte el etrafındaki imajlar mânâya bir zenginlik katmaktadır.

Zatî-i mura elinden geldiğince eyle lûtf
Hatem-i hüsn ey Süleyman-iştihar elden gider.

Ey Süleyman kadar şöhretli sevgili. Sen karıncaya benzeyen Zati’ye elinden geldiğince lûtf et. Zira bu güzellik mührü gün gelecek elinden gidecektir.

Klasik edebiyatta sevgili hükmü ve debdebesiyle Hz. Süleyman’a, âşık ise küçüklüğüyle karıncaya benzetilir. Bu ikilinin bir araya gelmesi Nemi Sûresinde anlatılan kıssaya mebnidir. Bu kıssada Hz. Süleyman kalabalık askeriyle geçerken karıncaların kendi aralarındaki konuşmalarını dinler ve gülümser. Söz konusu karıncalardan biri ağzındaki bir örümcek budunu Hz. Süleyman a arz eder ve bununla askerlerini doyurmasını ister. Hz. Süleyman’ın kurda kuşa söz geçirmesi elindeki mühürlü yüzükle gerçekleşmekte idi. Ancak kıssaya göre bir keresinde ifrit Hz. Süleyman’ın yüzüğünü çalmış ve onu aciz durumda bırakmıştı. Süleyman gibi müthiş bir debdebeye sahip olan sevgili bu iktidarını neye borçludur? Güzelliğine. O hâlde, yaptığı iş bakımından bu güzellik bir nevi Süleyman mührüdür. Ancak öteki mühür gibi bu güzellik mührü de akıbet elden çıkacaktır. Sevgili bu durumu bilmeli ve henüz yetki elindeyken yapabileceği iyiliği âşıktan esirgememelidir.

CİHAN OKUYUCU,GAZEL BAHÇESİ

 

SON EKLENENLER

Üye Girişi