Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

FUZULİ - EZEL KATİPLERİ UŞŞAK BAHTIN KARA YAZMIŞLAR

GAZEL İNCELEMESİ
1) Ezel kâtipleri uşşak bahtın kara yazmışlar
     Bu mazmun ile hat ol safha-i ruhsara yazmışlar

Evveli olmayan zamanın kâtipleri, âşıkların bahtını kara yazmışlar. O yüz sahifesine bunu anlatan bir yazı yazmışlar.

Ezel kâtipleri Allah'ın kazası, iradesi demektir. Âşıkların ezelî kaderi bedbahtlıktır. Bahtı kara olmak. Yazı da karadır. Çünkü kâtip var. Kâtip mürekkep ile yazar.
Güzellerin yüzündeki rüşd alâmeti olan ayva tüylerine hat derler. Hattın bir manası da yazıdır. O ayva tüylerinin manası âşıkların bedbaht olacağıdır. Zâhirî manada hat güzelliğe nakise verir. Sevgiliyi çirkinleştirir demek ise de, hakikatte tamamen başkadır: Hat, yüz “ruhsar” yani vahdet üzerindeki koyu renkler yani kesrettir. Âşıklar vahdet üzerindeki kesretin sırrını çözmeye çalışanlardır. Çünkü hat esrardır. Diğer gazellerde izah ettiğimiz gibi “hat” a gubar yani toz derler. Gubarın diğer manası afyon ve esrardır.
Âşıkların kaderi bu vahdet ve kesret muammasını çözmektir. Ve ıstırap çektikleri için karadır.

2) Havâs-ı hâk-i pâyun şerhini tahkik edüp merdüm
     Gubâr ilen beyâz-ı dîde-i bîdâra yazmışlar

Halk, ayağının toprağındaki hassaların izahını iyice inceleyip toz ile yani hatt-ı gubârî ile uyanık gözün beyazına yazmışlar

Ayağın toprağını iyice tahkik için onun üzerine iyice eğilmek lâzımdır. Bu sûretle toz göze kaçar. Çünkü onu elleyip, eşeliyor.
Havas kitapları ve o kitapların şerhleri vardır. Bunu okuyup kendi üzerinde tatbik edenler vardır. Toprağın havassını kendi üzerinde tatbik etmeye kalkışınca toprağı sürme gibi göze çekmek lâzımdır. Bu suretle gözün beyazına hatt-ı gubârî yani toz yazı ile onu yazmışlardır. Toz, sürme, sürme de gözü tedavi eden, daha parlak görmesine yardım eden ilaçtır.
Âşık gece sabaha kadar uyumamıştır, uyanıktır. Onu uyanık göze çekmişler. Yani âşık gözüne. Burada uyanık göz aynı manada düşünen, kâinatı gören demektir. Kapalı göze sürme çekilmez.
Ayak toprağı, ayak izi âyet manasınadır. Yürüyen insan, toprak üzerinde iz bırakır. Hakk'ın ayağının izi, alâmeti demektir. Âyetler şerh ve tahkik edilir. Bu yolda kitaplar yani tefsirler yazılır.
Merdüm, halk demek olduğu gibi gözbebeği manasına da gelir. Toz, göze zararlı ve onu rahatsız edici olduğu hâlde onu göze çekmek ve merdüm karinesiyle gözbebeği gibi sevmek ve korumak manalarını da düşündürür. Şeyh Galip bu bahiste şöyle der:

Ayine-veş gabari cilâ bil safâ gözet
Ser tâ be pây-i dîde olup tûtiyâ gözet

“Ayna gibi, tozu parlatıcı bir şey bil, kendini tasfiye etmeye bak, baştan ayağa göz olup göz ilacı (tûtiyâ) ara”
Madenî aynaları ince kumla parlatırlardı. Toz, ayna için bir cilâdır, parlaklıktır. Ayna, baştan ayağa gözdür. Yuvarlak ve parlaktır. Sen de onun gibi göz ol ve gözünü aydınlatacak olan o tûtiyâyı, ilacı bekle, ara.

3.) Gülistan-ı ser-i kuyun sıfâtın bâb bâb ey gönül
     Hat-ı reyhân ile cedvel çeküp gülzâra yazmışlar

Ey gül, bir gülistan olan diyârının vasıflarını etrafına bir çetvel çekip reyhani hat ile bâb gül bahçesine yazmışlar

Cetvel, sahifenin etrafına çekilen çizgidir. Yazı onun içine yazılır. Aynı zamanda bahçelerin kenarlarından geçen ufak derelerdir. Cetvelin bir manası da deredir.
Hatt-ı reyhânî, eski yazıda bir nev'i yazı şeklidir. Aynı zamanda kokulu ottur.
Bâb kapı manasına geldiği gibi, bir kitabın mevzularını ayıran küçük bahislere de denir. Fasıl geniş bir kısımdır. Fasıl bâblara ayrılır.
Güle benzeyen sevgilinin diyârı, bir gül bahçesine benzetiliyor.
Aynı zamanda hatt-ı reyhân, yüzdeki hat yani ayva tüyleridir ki, güle benzetilen yanağın etrafını çevirir. Hat, reyhâna, güzel kokulu ota benzetilir.
Bâb bâb gül bahçesinin tarhlarıdır.

4) İki satr eyleyüp ol iki mey-gun lâ’ller vasfın
     Görenler her birin bir çeşm-i gevher-bâra

O iki şarap renkli lâ’l dudakların vasfını görenler, her birini bir inci yağdıran göze yazmışlar.

Lâ’l dudak kırmızıdır, şaraba benzer. Aynı zamanda insana aşk ilham ettiği için şaraptır. Ve dudak ikidir. Onun için iki satır eyleyip diyor.
Görenler demesi, dudağın görülemeyecek kadar küçük olduğunun ifade içindir.
Göz de ikidir. Bu iki gözün her birine bir dudak vasfı yazılıyor. Yani cevher yağdıran, ağlayan gözden çıkan her dam a yaş tıpkı şarap renkli yani kırmızı “kanlı” birer lâ’l cevherine benziyor.
Dudak, görünmeyecek kadar küçüktür ve la İs benzer.
Gören yani nazar sahibi insanlar, ondan başka bir şey görmüyorlar.
Âşıklar gözlerini fenâfillâha dikmişlerdir.

5) Girüp büt-hâneye kılsan tekellüm cân bulur seksiz
    Musavvirler ne sûret kim der ü dîvâra yazmışlar

Puthâneye girip bir konuşsan şüphesiz, ressamların kapılara, duvarlara yaptıkları resimler, can bulurlar.

Puthânede resimler vardır. Sevgili oraya girip bir konuşsa resimler can buluyor. Konuşması ile can veren Hazret-i İsa'dır. Ve henüz doğmuş çocukken konuşmak Hazreti İsa'nın mucizelerinden biridir. Puthâne kilisedir.
Sevgilinin konuşması o kadar tesirlidir ki, evvelce yaşamış olan insanlar değil, resimler cana kavuşuyor.
Dudak konuşur. Fakat görünmez. Tıpkı cana benzer. Canın eserleri vardır, kendisi görünmez.
Sevgili, bir sözle puthânedeki resimlere can "verecek derecede onlardan güzeldir.
Seksiz, şüphesiz menfîdir. Şüphe yok demektir. Dudak da yoktur.
Dudak fenafillahtır. Yalnız onun eserini yani konuşmasını gören canlılar değil, cansızlar dahi can bulup o canı hak, uğruna feda etmek isterler

6) Muharrirler yazanda her kime âlemde bir
     Mana her gün dil-i sad-pâreden bir pâre yazmışlar

Allah'ın kazasını, iradesini yazanlar, yani ezel kâtipleri âlemde herkese bir kısmet yazdıkları zaman bana da yüz parça olan gönlümden bir parça yazmışlar.
Gönlünün ıstırap ile param parça olduğunu söylüyor. Bunda ciğerimi yiyiyorum, ıstırap içinde kıvranıyorum hayâli de vardır.

7) Etibbâ nusha-i dermân yazanda ehl-i emraza
    Perî-veşler lebin em dib men-i bîmâra yazmışlar*

Hekimler hastalarına derman nüshası “reçetesi” yazdıkları zaman, ben hastaya da peri gibi güzellerin dudağını ilaç diye reçete yazmışlar.

«Em» evvelki gazellerde de geçtiği gibi asıl Türkçede ilaç manasınadır. Aynı zamanda emmek mastarından emirdir.
Fuzûlî aşk hastasıdır. İlacı da peri gibi yani bir manaya göze görünmeyen, fakat onlara hâkim olan güzellerin yok olan dudaklarını emmektir.
Yani derdinin ilacı yoktur demektir. Peri de yoktur. Dudak da yoktur.

*Bu beyit yalnız İzmir Salepçioğlu Kütüphanesinde 2600 numarada kayıtlı nüshada olup, ilâve olması çok muhtemeldir. A. N. T.

8) Yazanda Vâmık u Ferhâd ü Mecnun vasfın ehl-i derd
     Fuzûlî adını gördüm ser-i tûmara yazmışlar

Azra'nın âşıkı Vâmık, Şîrîn'in âşığı Ferhât ve Leylâ'nın âşığı Mecnûn'un vasıflarını, maceralarını hikâye eden dert ehli, gördüm ki Fuzûlî ismini eserlerinin başına yazmışlar.

Kendini bu meşhur âşıklar ile mukayese ediyor.

FUZULİ DİVAN ŞERHİ, PROF.DR. ALİ NİHAT TARLAN, KÜLTÜR BAKANLIĞI

 

İLGİLİ İÇERİK

FUZULİ - EĞER ÇIKSA İDİ DERDÜN CİSMDEN DERDÜM Kİ CANDUR BU

FUZULİ - BUDUR FARKI GÖNÜL MAHŞER GÜNÜNÜN RUZ-I HİCRANDAN

FUZULİ - KEREM KIL KESME SAKİ İLTİFATUN Bİ-NEVALARDAN

FUZULİ - BENDE MECNUN'DA FÜZUN AŞIKLIK İSTİDADI VAR

FUZULİ HAYATI ve ESERLERİ

FUZULİ-ÖYLE SERMESTEM Kİ İDRAK ETMEZEM...

FUZULİ - ÖYLE SERMESTEM Kİ İDRAK ETMEZEM...

FUZULİ-BERCESTELER

FUZULİ-ÂL-İ ABÂ MERSİYESİ

FUZULİ - LEYLÂ VE MECNUN AÇIKLAMASI

SON EKLENENLER

Üye Girişi