Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ON ALTINCI YÜZYILIN ŞAİRLERİNDEN BAZI BEYİTLER

ZÂTÎ


Ne güzel vâkıadır bu ki açup can gözünü
Hâb-i gaflette geçen ömrümü rü'yâ gördüm

Vezni: Feilâtün (Fâilâtün) Feilâtün Feilâtün Feilün (Fâ’lün)


Günümüz Türkçesi
Can gözünü açıp da, gaflet uykusunda geçen ömrümün bir rüya olduğunu görüp anlayışım ne güzel bir hadisedir.


İzahlar:
Hâb-i gaflet: (f. is. t.) Gaflet uykusu. Bu terkiple, gaflet (dünyada olan biten işlerin hakikî mahiyetlerini anlayamamak, bilememek) keyfiyeti bir uyku haline benzetilmiştir. Can gözünü açmak tabiriyle de, ruhun seziş kudreti vasıtasıyle hakikati görüp anlamak manası kastedilmiştir.
Vâkıa kelimesi, hadise, olan şey demek olduğu gibi, rü'ya ve cenk manalarına da gelir ve rüya manasıyla, ikinci mısradaki hâb ve rü'yâ kelimeleriyle münasebetli olduğundan beyitte ihâmı tenâsüp denilen san'at vardır.


FİGÂNî


Şemîm-i kâkülün almış nesîm gülşende
Demiş ki sünbüle sende emânet olsun bû

Vezni: Mefâilün Feilâtün Mefâilün Feilün (Fâ’lün)


Günümüz Türkçesi
Sen gül bahçesinde gezerken, rüzgâr saçının güzel kokusunu almış ve sünbüle: "Bu, sende emanet olarak kalsın.” demiş.


İzahlar
Şemîm-i kâkül: (f. is. t.) Kâkülün kokusu.
Bu beyitte, hem hüsnü tâlil, hem de tevriye denilen edebî san'atlerın güzel birer misali vardır: Sümbülün kokusunun, o güzelin saçından alınarak bu çiçeğe emanet olarak verilmiş gösterilmesi hüsnü tâlildir.
Tevriye ise, beytin sonundaki bu işaret zamirinin Farsçada koku manasına gelen bû kelimesini de hatıra getirmesindedir. Birinci mısradaki nesîm kelimesinin sîm hecesini, vezinde bir kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak tarzda uzatarak okumalıdır.

NEVİ


Gam çekme câm-i mergi yeksan sunar. zamâne
Ol zehri Cem de çekmiş gerdûn-i dûn elinden

Vezni: Mef’ûlü Fâilâtün Mef’ûlü Fâilâtün

Günümüz Türkçesi
Tasa etme! Zamane, ölüm kadehini herkese müsavi, istisnasız olarak sunar; alçak feleğin elinden o zehri Cem bile içmiş.


İzahlar
Câm-i merg: (f. is. t.) Ölüm kadehi.
Gerdûn-i dûn: (f. s. t.) Alçak felek; sefil dünya.
Ölümün istisnasız herkese mukadder olduğu söylenirken Cemin zikredilmesi, onun, zamanında her şeye kadir bir hükümdar olmasından ve birinci mısradaki cam ile Cem arasında münasebet bulunmasından dolayıdır.

KANÛNİ SÜLEYMAN


Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Vezni: Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün


Günümüz Türkçesi
Halk arasında iktidar mevkiinin saadet ve debdebesi kadar itibar edilen bir şey yok! Fakat dünyada, bir anlık sıhhat gibi saadet ve devlet bulunamaz.


İzahlar
Bu beytin müessirliği, bilhassa, devletin, maddî refahın en yüksek mertebesinde, aşağı yukarı yarım asır, bulunmuş olan bir adam tarafından söylenmiş olmasındadır.
Kanuni Süleyman "Muhibbî” mahlâsıyla bir divan teşkil edecekk adar şiir yazmıştır; divanı basılmıştır.


SELİM


Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-i firâkız
Âteş kesilür geçse sabâ gülşenimizden

Vezni: Mefûlü Mefâîlü Mefâîlü


Günümüz Türkçesi
Biz, ayrılık gülşeninin yakıcı nefesli bülbülüyüz; tanyeli, bahçemizden geçse ateş kesilir.

İzahlar:
Muhrik-dem: (f. St.) Yakıcı nefesli.
Bülbül-i muhrik-dem: (f. s. t.) Yakıcı nefesli bülbül.
Gülzâr-i firâk: (f. is. t.) Ayrılık gülzarz.
Bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-i firâk: (Zincirleme f. is. t.) Ayrılık gülzarının yakıcı nefesli bülbülü.
Bu beytin sahibi bazılarınca Yavuz Selim; bazılarınca da İkinci Selim’dir. İkinci Selim’in olması daha ziyade ihtimal dâhilindedir.

İZAHLI DİVAN ŞİİR ANTOLOJİSİ, N.H.ONAN

Üye Girişi