Kullanıcı Oyu: 3 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN - KÜLBE-İ İŞTİYAK İNCELEMESİ

Neye düş olsa çeşmim bunda her dem tize vü terdir, 

Şu’â-ı mihr-i enver pare pare kirm-i ahterdir,

 

Bulutlar kenz-i gevherdir, murassa’sâz-ı meşcerdir, 

Doğar akşamları bir mâi yıldız rûh-perverdir,

 

Çemendir, bahrdır, kûh-sârdır, sûbh-ı rebîîdir,

Bu yerlerde doğan bir şâir olmak pek tabiîdir.

 

Sabâ eyler kudûm-i nevbahârı kûhdan tebşir,

Eder tıfl-ı muhabbet âsyâb-ı âlemi tedvir,

 

Gelir bir yanda sengistandan âvâz-ı peleng ü şîr,

Olur şimşeklerin aksiyle rûşen çehre-i takdir,

 

Çemendir, bahrdır, kûh-sârdır, sûbh-ı rebîîdir,

Bu yerlerde doğan bir şâir olmak pek tabiîdir.

 

Şevâhıktan sukut etmekte benbâlar menâr-âsâ,

Bütün dağlar ağaçlıktır, ağaçlar hep çenâr-âsâ,

 

İnip bir şey semâdan rûhum okşar zülf-i yâr-âsâ, 

Revân etsem aceb mi ben de şi’rim cûybâr-âsâ,

 

Çemendir, bahrdır, kûh-sârdır, sûbh-ı rebîîdir,

Bu yerlerde doğan bir şâir olmak pek tabiîdir.

(Abdülhak Hamit Tarhan, Büyük Türk Klasikleri)

 

Günümüz Türkçesiyle

1. Burada gözüm neyi görse her an tazedir, diridir; parlak güneşin ışınları, parça parça yıldız böceğidir; bulutlar cevher hâzinesi, ağaçların süsüdür; akşamları ruhu saran bir mavi yıldız doğar. Çemendir, denizdir, dağdır, ilkbahar sabahıdır, bu yerlerde doğanların bir şair olması pek tabiidir.

2. Sabah rüzgârı dağlardan ilkbaharın gelişini müjdeler; sevgi çocuğu dünyanın dönüşünü düzenler; bir yanda kayalıklardan aslan ve kaplan kükremesi gelir; şimşeklerin çakmasıyla yaratılan dünyanın yüzü aydınlanır. Çemendir, denizdir, dağdır, ilkbahar sabahıdır, bu yerlerde doğanların bir şair olması pek tabiidir.

3. Tepelerden pınarlar, ışıklı yol gibi inmektedir, bütün dağlar ağaçlıktır, ağaçlar hep çınarlar gibi; gökyüzünden bir şey inerek sevgilinin saçı gibi ruhumu okşar, ben de şiirlerimi ırmaklar gibi akıtsam yadırganır mı? Çemendir, denizdir, dağdır, ilkbahar sabahıdır, bu yerlerde doğanların bir şair olması pek tabiidir.

 

Tanzimat’ın ikinci kuşak şairleri “sanat, sanat içindir” görüşü doğrultusunda bireysel içerikli şiirler yazmışlardır. Örneğin Abdülhak Hamit, duyma, düşünme, hayal etme, ifade etme hürriyetini ilan etmiştir. Tabiatı, Divan şiirinden farklı şekilde, somut bir varlık olarak ele almıştır.

Külbe-i İştiyak manzumesine, baştan sona kadar, tabiat karşısında derin bir hayranlık duygusu hâkimdir. Abdülhak Hamit bu duyguyu, şiirlerinde tabiatın güzel ve ilahi bir varlık olduğunu söyleyen romantiklerden almıştır. Hamit’in Hindistan’da kaleme aldığı bu şiirde ilk göze çarpan şey, onun tabiatın sonsuz güzelliğini hissetmiş olmasıdır. Hamit’le beraber Türk şiirine dış dünyadan gelme duyular girmeye başlamıştır. Ondan sonra bu duyular gittikçe artmış ve Servet-i Fünûncularda şiir, tabiatı taklit etmede resimle boy ölçüşecek seviyeye gelmiştir.

Külbe-i İştiyak’ta görme duyusu ön plana çıkıyor. Şair gördüğü her şeyi şiire taşıyor. Şiir boyunca ışıklardan, ağaçlardan, güneşten, yıldız böceklerinden, yıldızlardan, denizlerden, dalgalardan, şimşeklerden, ırmaklardan, kaplanlardan, aslanlardan, çiçeklerden, kuşlardan, çemenlerden söz ediyor.

Hamit, şiirinde fiziki âlemle metafiziği birleştirme eğilimindedir. Somut varlıklara ait gök, çimen, bahar, ağaç, çınar, deniz, nehir, seher gibi kelimelerin yanında ruh, ümit, sevgi gibi soyut kelimeler de kullanmıştır

zambak

Üye Girişi