Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

III.GAZEL

Nam u nişane kalmadı fasl-ı bahardan

Düşdi çemende berg-i dıraht i'tibardan

 

Eşcar-ı bağ hırka-ı tecride girdiler 

Bad-ı hazan çemen el aldı çenardan 

 

Her yaneden ayağına altun akup gelür 

Eşcar-ı bağ himmet umar cuybardan

 

Sahn-ı çemende durma salınsun sabayıla 

Azadedür nihal bugün berg ü bardan

 

Baki çemende hayli perişan imiş varak 

Benzer ki bir şikâyeti var rüzgardan

 

Vezin: Mef’ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
1. Bahar mevsiminden eser kalmadı; ağaç yaprağı bahçede itibardan düştü. Dalından kopup yere serildi.
2. Bahçedeki ağaçlar, dünya alâkalarından soyunma hırkasını giydiler, yani yapraklarını döktüler. Hazan rüzgârı çınardan el aldı, yani ona intisap etti, (onun ele benzeyen yapraklarını yerlere döktü).
3. Her taraftan ayaklarına altınlar (kızıl ve sarı yapraklar) geldiği halde, ağaçlar, hâlâ dereden himmet umarlar.
4. Fidan, bugün yaprak ve meyvadan kurtulup serbest kalmıştır; artık durmadan bahçenin ortasında sabah rüzgârıyle beraber salınıp yürüsün.
5. Ey Baki! Bahçede yapraklar çok perişan olmuş, savrulup duruyor. Oyle görünüyor ki, onların da devrandan şikâyetleri var.


İZAHLAR:
1. Fasl-i bahâr : (f. is. t.) Bahar mevsimi.
Berk-i diraht : (f. is. t.) Ağaç yaprağı.
Sonbahardan ilham alınarak yazılan bu gazelin baştaki dört beyti, tasavvuf terimlerinin yardımıyla yapılan tespih ve istiarelerle, mevsimin hüzünlü manzaralarını tasvir etmekte, son beyti ise, gene böyle bir tasvir çerçevesi içinde, şairin gönlünün hüznünü ve şikâyetini de bildirmektedir.
Şair birinci beytin ilk mısraında, baharın geçtiğini, bu mevsimden etrafa hiçbir nişan ve alâmet kalmadığınıs öyledikten sonra, ikinci mısrada ağaç yapraklarının dallarından kopup yerlere serilmiş olduğunu, itibardan, yani hürmet ve şeref mevkiinden düşmüş olduğu suretinde ifade ediyor.
Bu gazelde kafiye yapılmış olan “bahâr i'tibâr, çenâr, bâr...” kelimelerinin “âr” diye biten hecelerini, vezinde, birer kapalı ve birer açık hece karşılığı olacak tarzda uzatarak okumak icap eder.

2.Eşcâr-i bâğ : (f. is. t.) Bahçenın ağaçları. Buradaki bağ kelimesini, vezinde, bir kapalı ve bir açık hece karşılığı kadar uzatarak okumak lâzımdır. Farsça “bağ” kelimesi bizde, “üzüm kütüklerinin bulunduğu tarla” manasıyla kullanılır. Farsçadaki manası ise, şimdi bizim park dediğimiz büyük bahçedir, Dilimizde bahçe diye söylenen “bağçe” ise küçük bağ, yani tam bizim bildiğimiz bahçedir.
Tecrîd kelimesi burada bir tasavvuf terimi olarak kullanılmıştır. Tasavvufta “tecrîd”, bir tarikat mensubunun,yani dervişin kalbini ve kafasını dünyaya ait alâkalardan kurtarıp gönlünü Allah’a vermek üzere bir yere kapanması, çileye girmesi demetir. Bu manada tecerrüd kelimesi de kullanılır. Çile müddeti seneler sürer. Dervişler çileye girerken soyunup üstlerine basit bir hırka giyerler. Bektaşilikte kullanılan soyunmak tabiri tecerrüd karşılığıdır. Böyle dünya ile alâkasını kesenlere ehl-i tecrîd denir,

Hırka-i tecrîd  (f. is. t.) Tecrit hırkası.
Bâd-i hazân : (f. is. t.) Sonbahar rüzgârı.
El almak da bir tasavvuf terimidir; manası bi mürşide intisab etmektir.
Farsçada çenâr diye kullanılan ve bizim çınar dediğimiz ağaç, bahçedeki ağaçların en ulusu olduğu için, tasavvuf terimleriyle yazılan bu beyitte, şeyhe benzetilmiştir. Yapraklan dökülüp kuru kabuklu gövdeleriyle kalan diğer ağaçlar da soyunup tecrit hırkası giymiş dervişlere benzetiliyor.
Sobahar rüzgârının “çınardan el alması” tabirinden, çınar yapraklarının dökülmesi manası da, beş dilimli olan çınar yaprağının daima parmakarı açık bir ele benzetilmiş olmasından dolayı, çıkmaktadır.
Şu halde tevriyeli kullanılan el aldı tabirine göre, ikinci mısraın manası, bir bakıma göre: "Sonbahar rüzgârı bir şeyhe benzeyen ulu çınardan dervişlik izni müsaadesi aldı.” Bir bakıma göre de: "Sonbahar rüzgârı çınarın ele benziyeny apraklarını yoldu." demek oluyor ki asıl kastedilen mana da budur.

3.Her yaneden; her yandan, her taraftan demektir. Bu kullanılış bugün mevcut mevcut olmadığı gibi o gün için de iyi değildir

Sonbaharda yaprakları dökülüp kuru dallarıyla kalan ağaçların dibine rüzgâr altına benzeyen sarı yapraklar getirip yığmaktadır. Bu servetlerine rağmen ağaçlar, halâ derede medet ummaktadırlar. Yukarıdan beri gelen mananın delâletiyle anlaşılıyor ki buradaki altın kelimesi, mecazen sararmış yaprak yerine kullanılmıştır.
Akar su, dere manasına gelen cûybâr kelimesinin bâr hecesi gibi, cûy hecesi de, vezinde bir kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak tarzda uzatılarak okunmalıdır.

4. Sahn-i çemen : (f, is. t.) Bahçenin ortası, meydanı.
Fidan manasına gelen nihâl kelimesinin hâl hecesini, uzatarak kapalı ve bir açık hece karşılığı olacak kadar okumak lâzımdır.
Sonbaharda ağaçlar yapraklarını ve meyvalarını dökmüş oldukları için rüzgâr onları istediği gibi eğip bükebilir. Bundan dolayı şair, ağaçları serbest, kayıtsız birer insan gibi, rüzgâra eş olarak salınıp dolaşmağa sevk ediyor.


Durma salınsın sözü “durmadan salınsın” manâsında kullanılamayacağına göre -her ne kadar gazelde bir sevgiliden bahsedilmiyorsa da- bu beyitin şöyle Türkçeleştirilmesi de mümkündür: "Ey sevgili! Bahçede ayağa kalkıp gezinmek (ağaçlar o mevzun boyunu görüp de kendi boylarından utanmasınlar); bütün bir yaz, ağırlığını çektikleri yapraklardan ve meyvalardan kurtulan zavallılar, bırak da, şu sabah rüzgârıyla keyflerince salınsınlar."
Bâr kelimesinin kullanılışı tevriyelidir. Bu kelime, meyvadan başka, yük manasına da geldiği için, şair, bu suretle ağaçların hem meyvadan, hem de dolayısıyla yükten kurtulmuş olduklarını söylemiş oluyor

5. Bu son beyitte de rûzgâr kelimesi tevriyelidir; hem beyitteki çemen ve varak kelimelerinin delâletiyle bildiğimiz rüzgâr manasını hatırlatmakta, hem de şairin asıl kastettiği devran, zaman manasını vermektedir.
Bilhassa bu son beyti okuduktan sonra anlıyoruz ki, Bâkî, görünüşte bir sonbahar manzarası tasviri için yazığı bu gazele, gizliden gizliye, kendi hayatının hüznünü, melâlini de karıştırmıştır.

 

Üye Girişi