Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Dursaliye Şahan

Kitap eleştirisi

Sınır: Ortalama insan aklının sınırları (mı?)

Geçtiğimiz günlerde İrlandalı bilim insanları buzulların altında 91 yanardağ tespit ettiklerini açıkladı. Robert Bingham, bir telaş; “Bu volkanların ne kadarının aktif olduğunu belirlememiz gezegenimiz için oldukça önemli.” dedi.
Bu felaket haberini oldukça sakin karşıladık her zamanki gibi. Garibim Hawking de ortalama haftada bir kez, “insanoğlu 100 yıl içerisinde dünyayı terk etmek zorunda. Farklı dünyalarda koloniler kurmayı başaramazsak insan nesli tükenecek” diye yırtınıyor ve biz ona da aldırmıyoruz.
Bilim insanları gözümüze sevimsiz mi görünüyor yoksa biz onların söylediklerini inandırıcı mı bulmuyoruz bilemiyorum. Mesela bu açıklamalar olurken dünya toplumunun ilgisi nerede yoğunlaşmıştı bi bakalım: Amerika kıtası Trump’ın Putin’le olan sinsi bağını çözmeye çalışıyordu. Bize doğru, yani Asya kıtasına geldiğinizde manzara uzun süredir aynı. Sınır ötesi namaz kılma ataklarımız devam ediyor, öte yandan etnik ve mezhep çatışmaları da aynı noktada.

Hoş bütün insanlık bilime inanıp hadi hop desek ne olacak? Yıl 2017 ve dünya devletlerinin olmazsa olmazı, ‘Büyük İsrail Projesi’ var.

Gerçek şu ki, insanoğlu olarak evrendeki gelişmelere paralel düşünemiyoruz.

Farkındayım, yine kel alaka bir giriş oldu ama samimiyetime inanın. Sola Yayınlarından çıkan Aydan Öğretmen’in Sınır romanını okuyunca ilk aklıma gelen bunlar oldu.

Dilimin pardon kalemin ucunda başka şeyler de var ama edebiyatı sulandırmış olmayayım.

Yaşadığımız çağa ışık tutan romanları seviyorum. Sonuç itibariyle geçmişin, günümüzün ve muhtemelen geleceğin en dürüst tanığı sanattır. Hele de söz konusu edebiyatsa resmi tarih bi geriden gelir.

Şimdi dönelim romanımız Sınır’a. Önce kısa bir özet:

Oxford’da tıp eğitimi alan iki Türk öğrenci Cihan ve Hakan, üniversiteden arkadaşları Albert ile bilimsel araştırmalar yapmaktadırlar. Okuldan izin alamayınca şehir dışında kiraladıkları bir depoda çalışmalarına devam ederler. Organ, özellikle de beyin nakli ile ilgili çalışmalarını gizli yürütmektedirler. Wilder Penfield, Vladimir Demihov, Robert J. White ve Rus nükleer fizikçi Lev Davidovich Landau gibi bilim adamlarının geçmişteki çalışmalarından yararlanarak ulaştıkları yeni bilgiler hayati önem taşımaktadır.

Bu arada Cihan’ın karısı, Albert’in kardeşi Anna bir saldırıya uğrayarak ağır yaralanır. Hamile olan Anna’yı yaşatmak için domuz beyninden çoğalttıkları hücreleri Anna’nın beynine naklederken yeni ve tehlikeli buluşlarını kullanmak zorunda kalırlar. Anna bitkisel hayata girer. Karnında taşıdığı ikiz bebekler Lara ve Lisa bu gizli organ naklinden etkilenmiştir. İki çocuk yan yana geldiklerinde tehlikeli bir etkileşim oluşmaktadır. Tesadüfen keşfettikleri bu güç geçmişte NicolaTesla’nın ölümüyle ortadan kaybolan bilimsel gerçeğin ta kendisidir.

Cihan ve Albert buluşları gün yüzüne çıkarsa, insanoğlunun sonunu getirebileceğini fark ederler. Böylece “Günah” adını verdikleri buluşlarını herkesten gizlemeye karar verirler.

Beklenmeyen bir tesadüf sonucu ‘Günah’ başka bilim insanları tarafından da öğrenilir ve Lara’yla, Lisa’nın hayatı tehlikeye atılmış olur. Çocuklarının denek olarak kullanılmasını istemeyen Cihan, Lara’yı Türkiye’ye dönen Hakan’a, Lisa’yı ise Anna’nın ağabeyi Albert’e teslim eder.

Üç genç adam farklı ülkelerde, farklı kimliklerle yaşamaya devam ederler.

Aradan yıllar geçmiştir. Sanat Tarihi üzerine akademik çalışmalar yapan ikizlerden Lara’ya, orijinal olup olmadığı ile ilgili çalışma yapması için birkaç tablo gönderilir. Hayretle tablolarda gizli formülleri fark eden Lara, eski ekibi bir araya toplar.

Türkiye’de Suriye sınırına yakın bir yerde kurulan HAARP tesisinde ‘Günah’la ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Bir takım karanlık güçler bu konuda Lisa’yı da kullanmışlardır. Bu buluş sayesinde; afet süsü verilerek dünyanın herhangi bir yerini hatta kendisini haritadan silebilecek güce sahiplerdir ki ANATOLIA için amaçlanan da tam olarak budur.

Neye mal olursa olsun ‘Günah’ projesi, yani nükleer reaktörün zararsızca yok edilmesi gerekmektedir.

Kurgu biraz Hollywood filmlerini anımsatıyor. Sinema diline yatkın bir anlatım tarzı ile yazılan roman; günümüzde en değerli şeyin bilgi olduğunu ve bilgi yanlış ellere geçtiğinde nükleer silahtan daha tehlikeli olabileceği gerçeğini anlatıyor ki an itibariyle bunun örneği çok.

Kuzey Kore’nin gövde gösterileri ne kadar gerçek bilinmez ama Türkiye medyasındaki deprem haberlerini düşünün. Arka arkaya ekranlara çıkan profesörler papağan gibi aynı şeyi tekrarlıyorlar: “Depreme saniyeler pardon günler kaldı. Mutlaka olacak. Yerle bir olacağız. Bundan kaçış yok.”
Hangi raporlara dayanarak bunu söylediklerini bilmiyoruz. Çünkü bilimsel araştırmalardan bahseden yok denecek kadar az. Hatta bu araştırmalar için ayrılan fon da fakir fukara sadakası gibi. Geleceğinden emin oldukları doğal afetle ilgili önlem almamakta kararlı görünüyorlar. Örneğin deprem anıyla ilgili kaç tane eğitim programı duydunuz?

İster istemez insanın aklına suni deprem söylentileri geliyor. İstanbul için böyle bir plan olabilir mi? Yerle bir edip daha sonra el koymak daha mı kolay olur? Bunların hepsi muamma.

Sınır, Dan Brown tarzında bir bilim kurgu romanı ve benim aklıma bu soruları getirdi.

Bilimsel araştırmalar üzerine kurgulanmasına rağmen yazarın akıcı dili kolay okunmasını kolaylaştırmış.

“Dudağına ilişen tebessüm ile pencereyi açıp havayı kokladı. Elektriğin kokusunu alabiliyordu. Şimşekler efendilerine karşı görevlerini ifa etmek, ihtiyacı olan gücü vermek için oradaydı…”

“Resim yapmayı bilmiyorsanız, resim yapmak sizin için çok kolaydır. Biliyorsanız çok zor.”

“Kandırıldık mı dedin? Yahu siz ülke kandırılmasın diye o koltukta oturmuyor musunuz? Dalga mı geçiyorsun Allah aşkına?”

“Bu tarih senin dönüm noktan olacak evladım. Gerçeklerle yüzleşecek, acı çekecek, başın sıkışacak, en yakınından bile tereddüt edeceksin. Şunu bil ki sana ancak harflerin ve rakamların sırrı yardım edecek. Doğru rakamlar, doğru harfler, doğru zamanla bütünleşecek. Işığın bilgi, yolun Sinan’ın yolu olsun.”

“Müthiş bir matematik ile tasarlanmıştı evren ve tüm yaratılmışların sayısal bir değeri, kodu vardı. Düzen, sayılar üzerine kuruluydu. Doğru sayı, doğru zamanla buluştuğunda sır kapıları aralanıyordu.”

“Aydınlatıcı, kuşku götürmez, ölçülebilir gerçekler sunan bilime ulaşmak; karanlık, kuytu, şüpheli dehlizlere girmek ve varlığını kabul etmekten geçiyordu.”

Kitaba konu olan bilimsel buluş, ‘günah’ın yer yer abartıldığını düşünmedim değil ama yazar eserini yazarken hayli araştırma yapmış. NASA’daki var olan çalışmalar üzerine kurgulanmış, belki birkaç yıl sonra üzerinde ciddi ciddi konuşacağımız bir buluştan söz ediyor.

 

Üye Girişi