Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

EŞREF SAAT -ŞEVKET RADO

Şevket Rado, Eşref Saat adlı eserinde çeşitli dergilerde yazdığı sohbet veya fıkra türündeki yazılarını topladı. Kitapta yer alan yazılara örnek olarak “İstemek” başlıklı denemenin bazı kısımlarını kaydediyoruz.

İSTEMEK

Dünyada insanların mesut olabilmesi için topu topu iki yol varmış. Bunlardan biri bütün istediklerini elde etmek ki şüphesiz bu fevkalade bir şeydir.

İkincisi ise elde edebileceklerini istemesini bilmektir. Birincisi pek zor, her kula nasip olmaz bir bağış olduğuna göre dünyaya böyle bir talih ile gelmeyenler, eğer akıllı iseler ikinci yoldan gitmeli imişler.

"Peki, akılsız iseler hangi yoldan gidecekler?" diye soracağınızı tahmin etmiyorum. Çünkü dünyada kendisinin akılsız olduğunu kabul eden bir tek insan yoktur. Akıl bahsi açıldığı zaman, pek sevdiğim için sık sık tekrar ederim. Descartes filozofun meşhur bir sözü vardır. Der ki: "Dünyada, insanlar arasında en iyi, en isabetli dağıtılmış olan şey akıldır. Hiç kimse ondan kendisine az düşmüş olduğunu iddia etmez. Herkes kendi aklından memnundur. Olsa olsa başkalarının akılsızlığından şikâyet eder. Ama galiba, hissemize yeteri kadar akıl düşmüş olduğuna sahiden inandığımız içindir ki şu fâni dünyada birçok talihsizliğe uğruyor, mesut olmak isterken bahtsızlıklara düşüyoruz." dediği gibi yapmalıdır. Buna rağmen çoğumuz elde edemeyeceğimiz şeyleri istemek yüzünden üzüntülere uğrayarak saadetimizi etrafımızdan uzaklaştırıyor, kaçırıyoruz.

Bakın bugün, sizin de tanıdığınız öyle aileler vardır ki kendi imkânlarını hiç hesaba katmadan başkalarını örnek tutarak onların sürdüğü hayatı sürmeye kalkmakta, bu yüzden perişan olmaktadırlar. Zamanımızda orta hâlli bir aile, bütün fertleriyle mütevazı bir hayat sürmeyi kabul ederse büyük sıkıntıya maruz kalmadan pekâlâ geçinebilir.
Fakat bu ailenin reisi aylık kazancını hesaba katmadan her akşam bir miktar içmekten vazgeçmiyor, bunun için de işten döndüğü zaman kendisine bir rakı sofrası hazırlanmasını istiyorsa böyle bir keyfîn sebep olduğu masraf mütevazı bir aile bütçesini altüst edebilir. Akşamcılık yüzünden evin zaruri ihtiyaçlarını karşılamak müşkülleşir ve hanımdan başlayarak çocuklara kadar hepsi, kendi ölçülerinde istediklerine kavuşamayacakları için toptan bedbaht olurlar.

Hâlbuki yine başka bir filozofun, deliliğe methiye yazmış olan meşhur Erasmus'un pek güzel olduğu kadar pek de doğru bir sözü vardır: "Kendi tabii hâlinde bulunan hiçbir varlık bahtsız olamaz." diyor. Yoksa insan, kanatları olmadığı için ve bir at da börek yiyemediği için bahtsız sayılabilirdi. Hâlbuki ne insan, kanatları olmadığı için bahtsızdır ne de at börek yiyemediği için. Yani her ikisi de bunları istemedikleri müddetçe tabii hâllerini muhafaza ederler ve bahtsızlığa uğramazlar. Ama bir insan tasavvur ediniz ki atın börek istemesi gibi yapamayacağı, hazırlamasına imkân olmayan bir şeyi gönlüne koyar ve onu istemeye başlarsa işte o andan itibaren saadetin eşiğinden uzaklaşmış olur.

Ama rica ederim, yanlış anlaşılmasın, ben bunları söylemekle sözü "insanlar bir şey istemesinler." Demeye getirmek niyetinde değilim. Dünyadaki ilerleme, medeniyet dediğimiz rahatlık seviyesi insanların bazı şeyleri istemeleri sayesinde elde edilmiştir. Fazla kazanmayı isteyiniz; çünkü bu, fazla çalışmak sayesinde mümkündür. Daha rahat bir hayat seviyesine yükselmeyi isteyiniz; çünkü bu sizin tabii hakkınızdır ve yine çalışarak bu isteğinize, hem de kısa zamanda kavuşabilirsiniz. Fakat mesela günde yüz kuruş kazanabiliyorsanız bu kazancınızla günde bin kuruş kazananların hayatına ayak uydurmayı istemeyiniz. Günde on bin kuruş kazandığını duyduğunuz adamın yanı başında yer almaya heves etmeyiniz. Onun hayat şartlarına kendinizi uydurmak isterseniz işte o zaman bedbaht olursunuz. Siz bu kafada değilsiniz de aileniz, çocuklarınız bu kafada iseler hem kendilerini, hem sizi bedbaht ederler. Kendi ana dilini layıkıyla bilmeyen adam şiir söylemeye kalkar, büyük şair olmak isterse alaya alınmaktan kendisini kurtaramaz. Hâlbuki kendi ana dilini iyice bilmeyen başka bir adam dilini öğrenmeye girişirse pekâlâ hedefine ulaşabilir.

Elde edemeyeceği kudretlere sahip olmak isteyen adam bedbaht olurken bir başkası sahip olduğu kudreti yavaş yavaş arttırarak mesut olabilir.

Acaba bilir misiniz, pek meşhur hikâyedir: Kralın biri sevgili oğlunu daha küçük yaştan itibaren hiçbir isteğinden mahrum etmemeye karar vermiş. Ona bir terbiyeci tutarak "Benim çocuğum ne isterse vermek senin vazifendir." demiş. Bir müddet işler yolunda gitmiş. Fakat günün birinde bakmış ki çocuğu, sarayın bahçesinde "Ver." diye feryadı basıyor, terbiyeci de oturduğu yerde "Veremem." diye ayak diretiyor. Fena hâlde kızmış. Hemen onların yanına giderek terbiyeciye çıkışmaya başlamış:

—    Sen benim emrimi nasıl olur da dinlemezsin? Ben sana bu çocuk ne isterse vereceksin, demedim mi, deyince terbiyeci:
—    Öyle bir şey istiyor ki siz de veremezsiniz, demiş,
—    Ne istiyor, söyle bakalım.
—    Güneş havuza düşmüş, onu istiyor.

Hikâye belki biraz mübalağalıdır ama içinde bir gerçek payı da yok değildir. İnsanların istemesine daha küçük yaşlardan başlayarak akıllıca sınırlar çizilmezse onlar büyüdükleri zaman önce olmayacak şeyleri, sonra da yapamayacakları şeyleri istemekten kendilerini alamazlar. Çocuklarınızın bahtsız olmasını istemezseniz onları ancak elde edebilecekleri şeyleri istemeye alıştırınız.

ŞEVKET RADO

Cumhuriyet Dönemi yazarlarındandır. 1913 yılında Radovişte (Yugoslavya)'de doğdu. 9 Nisan 1988 tarihinde İstanbul'da öldü. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Akşam gazetesinde yirmi beş yıl fıkra yazarlığı yaptı. Elli yıllık gazetecilik hizmetinden dolayı 1987 Burhan Felek Ödülü'ne layık görüldü.

Başlıca Eserleri: Şiirler, Eşref Saat, Ümit Dünyası, Hayat Böyledir, Aile Sohbetleri, Saadet Yolu...

Üye Girişi