Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

YONCA KIZ -KEMAL BİLBAŞAR


YONCA KIZ
Küçük bir kız çocuğunun başından geçenleri anlatan, sürükleyici, etkileyici bir romandır.
Başlıca Kahramanlar:

Yonca Kız: Romanın başkahramanıdır. Dürüst, samimi, içten, çalışkan, iyiliksever bir kızdır.
Mehmet Torlak: Yoncanın babasıdır. Masum bir köylüdür.

Gonca: Yoncanın annesidir. Çok çalışkan ve sabırlı bir köylü kadındır.

Ayşe Nine: Mehmet Torlak'ın teyzesidir. Varlıklı olmasına rağmen kültürünü muhafaza eden, iyi niyetli bir kadındır.

Hatice Nine: Ayşe Ninenin kız kardeşidir. Çok şefkatli, sevgi dolu, iyi yürekli bir kadındır.
İbrahim Bey: Paraya ve zenginliğe her şeyden çok değer veren, temelde kötü bir insandır.

ÖZET

Kasaba, bir peri bacası azmanının üzerine kurulmuş Orta Çağ kalesinin yanı başında yer alan küçük bir yerleşim yeridir. Buranın erkekleri kasabanın dışında çalışırken kadınları da tezgâh başında hah dokumaktadır. Bu kasabanın çocukları da âdeta halı dokumayı bilerek gelirler dünyaya. Sabahtan akşama kadar oyun oynamak yerine halılarla meşgul olmaktadırlar.

Yonca Kız, bir kış günü, bu kasabada küçük bir evde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Torlak dört yapraklı yonca gibi bize uğur getirsin diye kızın adını Yonca koymuştur. Yonca Kız kırk günlük iken kasabaya hükümet adamları gelmiş ve kasabanın killi toprak üzerinde olduğu için zeminin kaydığını söylemişlerdir. O yüzden kasabada yaşayan herkese yakın bir yerde güzel binalar yapılacak ve halk orada yaşayacaktır. Bu habere tüm kasabalı gibi Mehmet Torlak ailesi de sevinir.

İnşaatlar başlar. Kasaba cıvıl cıvıl olmuştur. İlk kez o dönemde kasabanın erkeklerinin kasaba dışında çalışmasına gerek kalmamıştır. Fakat inşaat bittikten sonra kötü bir haber yayılır. Ancak 20 yılda 20 bin lira ödeyebilenler bu güzel evlere taşınabilecektir. Bu fakir kasabalı için büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. Bir de müteahhit gidince kasaba eski fakir günlerine dönüvermiştir. Mehmet Torlak da çalışmak için şehre gider. Aradan uzun zaman geçer. Mehmet Torlak'tan haber yoktur. Yonca Kız babasını çok özlemekte ve ondan haber beklemektedir. Hiç ummadıkları bir gün Mehmet Torlak kasabaya çıkagelir. Hasretlerini giderdikten sonra Mehmet Torlak ailesine onları yabana götüreceği haberini verir. Teyzesinin oğlunu bulmuştur şehirde ve çok zengin olan bu yalçının yanma gideceklerdir.
Hemen toparlanırlar ve büyük hayallerle İzmir'e doğru yola çıkarlar.

Yonca Kız, hayatında ilk kez gördüğü otobüs, elektrik gibi şeyler karşısında büyük bir korku yaşar. Onları ilk kez gördüğü için şaşkınlığa uğramıştır. Babası ona bu yeni şeyleri hevesli bir şekilde anlatmaktadır.

İzmir ise onları büyülemiştir. Dükkânlar, evler, arabalar, insanlar, kısacası koca şehir onları şaşkına çevirmiştir. Bu şehir köylerine hiç benzememektedir. Her şey başkadır burada.
Mehmet Torlak eşi ve kızı ile birlikte teyze oğlunun fabrikasına varır. Çalışanlar onlara çok aşağılayıcı tarzda bakmaktadır. Teyze oğlunun odası çok güzeldir. Fakat teyzesinin oğlu İbrahim Bey onlara bir 'hoş geldin' dahi demez. Çalışanları gibi o da bu aileye köylü oldukları için küçümseyen gözlerle bakmaktadır. Bu insanlara yeni giysiler almalarını ve temizlenmelerini emreder.

Mağazada Gonca, Mehmet Torlak ve Yonca Kıza yeni yeni elbiseler giydirirler. Sonra da büyük bir arabayla köşke doğru yola çıkarlar. Köşk beklediklerinden de güzel ve büyüktür. Sultan Bacı isimli şişman, zenci bir kadın onları karşılar. Onları mermerden, ayna gibi pırıl pırıl parlayan büyük bir salona alır. İbrahim Beyin annesi Ayşe onları çok iyi bir şekilde karşılar. Mehmet Torlak ve ailesi kendileri gibi konuşan bu kadını görünce çok sevinirler. Ayşe Hanım da yeğeni Mehmet Torlak ve ailesine hemen ısınır. Havalı, onlara yüksekten bakan genç bir kadının içeri girmesi ile neşeleri kaybolur. Kadın onlara çok küçümseyerek bakar ve neden geldiklerini sorar. Şehvar adındaki küçük kızı da kadın gibi onları istemediğini söyleyerek ağlamaya başlar. Kadın hışımla odayı terk eder. Onları istemediği her hâlinden bellidir. Daha sonra bu kadının İbrahim Beyin karısı olduğunu öğrenirler. Ayşe Hanım onları hizmetçilerin kaldığı bir odaya götürür. Sohbet etmeye başlarlar. Ayşe Hanım, kız kardeşi, Mehmet Torlak'ın annesi Melekten bahseder. Mehmet'in babasına kaçtığı için evlatlıktan reddetmiştir babası Melek'i. Bir süre sonra da kadıncağız ölür zaten.
Sabah yeni elbiselerini giyip çıkarlar. Yonca Kız İbrahim Beyin, Ayşe Hanım'ın elini öper; fakat hanımefendinin elini hiç öpmek istemez. Kadın zaten padişah ailesinden geldiği için eteğini öptürmeye alışkındır. Ayşe Hanım gelinin bu tavırlarından dolayı çok üzülür. Yonca Kız'ı onun şerrinden korumaya çalışır.

Mehmet Torlak ve ailesi en yakınlarının evinde böyle hizmetçi gibi muamele görmeye başlarlar. Mehmet Torlak yakındaki bir apartmanın kapıcılığını yaparken karısı Gonca da köşkün temizlik işleri ile uğraşmaktadır. Bu durum Mehmet Torlak'ın çok gücüne gitmektedir. Teyze oğlunun kapısında hizmetçi muamelesi görmüştür. Gonca ise kocasına belli etmemeye çalışmakla birlikte çok mutsuzdur. Yonca Kız'ın payına da evin huysuz çocuğu Şehvar'a arkadaşlık etmek düşmüştür. Oysa Şehvar tıpkı annesi gibi Yonca Kız'ı küçümsemekte, ona her türlü kötülüğü yapmaktadır. Yonca Kız, bu ortamda hiç büyüyüp serpilememektedir.

Bütün bu problemler bir gün bir kavgayı beraberinde getirir ve Mehmet Torlak ve ailesi köşkten ayrılır. Olaya en çok üzülen kişi Ayşe Hanım'dır. Ayşe Hanım onlara, gitmeden maddi destek olabileceğini, her sıkıntıda yardımını isteyebileceklerini ifade eder.
Mehmet Torlak'a aile evinde boş bir oda bulur hemşehrileri. Gonca Kıza da fabrikada iş bulurlar. Fakat Mehmet Torlak hâlâ iş bulamamıştır. Sonunda kötü bir şekilde ayrıldığı teyze oğlunun fabrikalarından birinde kapıcılık yapmaya mecbur kalır. Yonca Kız bu yeni hayatından daha memnundur. Annesi ve babası işe gittikten sonra komşuların çocuklarıyla ilgilenmektedir. Gonca Kız mahallenin en sevilen kişilerinden biri olmuştur. Her başı sıkışan ona koşmaktadır.

Aradan bir yaz, bir de güz geçer. Boğaziçi'nin üst yanında birtakım tarlalar keşfedilmiştir, herkes oraya gecekondu yapmaktadır. Mehmet Torlak ve ailesini bu haber çok sevindirir. Gerekli miktarı bulabilirlerse kendilerine ait bir evleri olacaktır.

Mehmet Torlak parayı ancak teyzesinin oğlundan temin edebileceğini düşünür ve İbrahim Beyin yanma gider, İbrahim Bey her zamankinin aksine borç parayı verir. O arada bir vesile ile İbrahim Bey teyze oğlunun kendisine de kalan mirasın üzerine konduğuna dair birtakım söylentiler duyar. Fakat böyle bir canilik yapacağına da inanmaz. Kafasında bu haber bir kuşku olarak kalır.

Fakat sevinçleri çok kısa sürer. Mehmet Torlak kendi gecekondusu için çevirdiği kısma başkalarının musallat olması üzerine öfkelenir. Bir kavga çıkar ve Mehmet Torlak böğründen yediği bir bıçakla ölür. Yonca Kız ve annesi Gonca yıkılır. Başlarına gelen felaketi atlatabilmeleri için en büyük yardımı Ayşe Hanım yapar. Onları kızkardeşi Hatice Hanıma gönderir.

Hatice Hanım zengin ve müşfik bir kadındır. Mehmet Torlak'ın da öz teyzesidir. Onlara çok yakın davranır. Kendi ailesi olarak görür. Yonca Kız'ın da bu teyzeye kanı çok kaynamıştır. Onun Bursa'daki büyük köşkünde çok mutlu yaşamaktadırlar. Hatice Kadın onu torunu yerine koymuştur. Onun yaşayamadığı, sahip olamadığı her şeyi temin etmeye, bu küçük kızı mutlu yaşatmaya çalışmaktadır. Ona çok tatlı bir köpek ve maymun hediye etmiştir.
Gonca Kız da hayatından çok memnundur. Hatice Hanım onu gelini olarak görmekte, ona kesinlikle hizmetçilik yaptırmamaktadır. Yonca Kız bu arada okula da gitmeye başlamıştır. Nüfus kâğıdının olmaması önce sıkıntı olmuştur. Ama Hatice Hanım hemen ona da kimlik çıkarmış, üstelik kendi nüfusuna geçirmiştir. Artık Yonca Kız, büyük bir mirasın tek varisidir. Hatice Hanım böylelikle yıllar önce Mehmet Torlak'a yapılan adaletsizliği yok etmek istemektedir. Bu arada Yonca'nın nüfusa geçirilme meselesi İbrahim Beyin evinde duyulmuş ve kıyamet kopmuştur. Ayşe Nine de kız kardeşinin yanma gelir.

Bu mutlu hayat sürüp giderken tatilde Hatice Nine dağda yer ayırtır. Farklı hava iklimi hepsine iyi gelecektir. Fakat dağdaki bu dinlenmeleri esnasında korkunç bir hadise olur. Yonca Kız'ı bir çingene kaçırır. Bütün aramalara rağmen bulunmayınca Hatice Nine ve diğerleri kızın öldüğünü düşünürler. Büyük bir hüzün yaşanır.

Artık çingenelerin yanında yaşayan Yonca Kız bir çingene gibi yaşaması ve konuşması konusunda baskı görmekte ve sürekli eziyet edilmektedir. Yeni adı da Asiye olmuştur. Kırbaç korkusuyla kendisini kaçıran çingenenin her dediğini yapmaktadır. Nihayet bir gün kaçmayı başarır. Çocukları olmayan bir ailenin yanında kalır bir müddet. Daha sonra kendisini kaçıran Çingene Hasanla karşılaşınca bütün başından geçenleri polise anlatır. Polis onu Hatice Nine'sine ulaştırmaya söz verir.

Polis araştırmaların sonunda Çingene Hasanın İbrahim Beyin adamı olduğunu öğrenir ve Mehmet Torlak'ın da İbrahim Beyin emriyle öldürüldüğü sonucuna varır. Onlar tutuklanır. Yonca ve ailesi ise bundan sonra mutlu şekilde yaşarlar.

KEMAL BİLBAŞAR

1910'da Çanakkale'de dünyaya gelmiştir. 21 Ocak 1983'te İstanbul'da yaşamını yitirmiştir. 1929'da Edirne Öğretmen Okulunu; 1935'te Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih Bölümünü bitirmiştir. Uzun yıllar tarih öğretmenliği yapmıştır. Eserlerinde Batı Anadolu'daki küçük kent ve kasaba insanlarının hayatını işlemiştir. Tek parti döneminin problemleri, demokratikleşme meseleleri, eşraf, tüccar, memur arasındaki çatışmalar eserlerinin ana temasını oluşturmuştur. 1960'tan sonra roman yazmaya ağırlık vermiştir.

Başlıca Eserleri: Denizin Çağırışı (1943), Ay Tutulduğu Gece (1961), Cemo (1966), Memo (1970), Yeşil Gölge (1970), Başka Olur Ağaların Düğünü (1972), Anadolu'dan Hikâyeler (1939), Üç Buutlu Hikâyeler (1956), Irgatların Öfkesi (1971)

Üye Girişi