Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 GAZEL
Gazel kelimesi Arapçada “kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek” demektir. Sevgiden, sevgilinin aşkından söz eden gazeller Arap edebiyatında önceleri kasideler içinde bir bölüm olarak görülürken yedinci yüzyıldan sonra bu adla ayrı bir şekil olarak kullanılmağa başlanmıştır. Ama bunlar bugün kullanılan anlamda bir nazım şeklinin adı olmayıp hangi şekilde yazılırsa yazılsın sadece konuları bakımından bu adı taşıyan şiirlerdir.
 
Nazım terimi olarak Gazel, kafiye örgüsü a a b a ca... olan bir nazım şeklinin adidir. Murassa, yanı iki mısra'ı birbirine kafiyeli olan ilk beytine Matla', matlâdan sonra gelen ikinci beytine de Hüsn-i Matla’ denir. Gazelin son beytine Makta' ve makta'dan önceki beyte de Hüsn-i Makta' adı verilir. Hüsn-i matla'nın matla'dan ve Hüsn-i makta'nın makta'dan güzel olmasına dikkat edilir. Gazelin en güzel beytine de Şahbeyt ya da Beytü'l - gazel denir. Şair gazelin maktâ beytinde adını söyler. Bu, şâirin sonradan aldığı ikinci adı, mahlasıdır (Örnek 1).
 
Türk Edebiyatında gazeller 4-15 beyit arasında yazılmıştır. Dört beyitli gazel yok denecek kadar azdır.
 
Divanlarda rastlanılan bu gazellerin yarım mı kaldıkları, yoksa bazı beyitlerinin eksik mi yazıldığı belli değildir. Kesin bir kural olmamakla birlikte gazeller genellikle 5, 7, 9, 11 gibi tek sayılı beyitlerle yazılmışlardır. İlk yüzyıllarda 15 beyte kadar, hatta daha da uzun olan gazellerin yüzyıllar ilerledikçe beyit sayısı azalmıştır. 15 beyitten uzun gazellere Gazel-i Mutavvel denir (Örnek 2). Ahmedî ve özellikle Ne'simî'de bu tür gazel çoktur. Nesimi 30-49, hatta 51 beyte kadar uzayan gazeller yazmıştır. Daha sonraları mutavvel gazeller çok azalmıştır. Ahmed Paşa, Karamanlı Nizamî’de birkaç gazel görülür. XIX. yüzyılda Pertev Paşa'da 31 beyitlik bir mutavvel gazel vardır.
 
Şairler bazen inatla' mısrâlarından birini gazelin sonunda tekrarlarlar. Buna Redd-i Matla’ adı verilir (Örnek 3). Matla'dan başka bir mısra'ın tekrarlanmasına ise Redd-i mısra' denir. Eski edebiyatta hemen hiç yapılmamış, daha çok Tanzimat’tan sonra kullanılmıştır. Tekrarlanan mısrâların ikinci kez anlamlı ve yerinde kullanılmalarına özen gösterilir. Bazı gazellerde iki matla' vardır. Şairler matla' seçimini okuyucuya bırakmışlardır. Bu, çok az sayıda ve Sebk-i Hindi şairlerinde görülmüştür.
 
Şairlerin kendi adlarından başka bir ad bularak şiirde kullanmalarına Tahallüs etme denir. Bu ikinci ad da mahlaslarıdır. Kadı Burhâneddin ve Kemâlpaşazâde gibi şairlerin dışında her şairin şiire başladıktan sonra aldıkları mahlasları vardır: İsâ - Necâtî, Fatih Sultan Mehmet - Avnî, Kanunî S. Süleyman - Muhibbi, Mehmed-Fuzûlî, Ahmed - Nedim gibi. Genç şairlere bu mahlaslar '¿bazen devrin tanınmış şairlerince Mahlasnâme denilen bir şiir yazılarak verilmiştir. Mahlas söyleme şiirin şairini bildirmek ve başkalarının şiirleriyle karışmalarını önlemek içindir. Şairin adını söylediği beyte de Tahallüs denmiştir. Tahallüs beyti makta beyti olabileceği gibi makta'dan önceki beyit de olabilir (Örnek 4). Ama mahlasın maktadan önce söylendiği gazeller azdır. Şairler mahlaslarını çoğunlukla son, makta beytinde söylemişlerdir.
 
Gazelin asıl konusu aşk ve sevgilidir. Sevgili ile ilgili olarak şArap ve tabiattan söz edilir. Bu bir kural olmakla birlikte özellikle XVIII. yüzyıldan sonra gazelin konusu genişletilmiş; bir fikir, felsefî bir düşünce, bir hayat görüşü, tâli'den yakınma gibi başka nazım şekillerinin konularında da gazeller yazılmıştır.
 
Gazelde öncelikle beyit güzelliğine önem verilir. Eğer bir gazelde beyitler yalnız vezin ve kafiyeleriyle değil, anlamları bakımından da birbirine bağlanmış yani bütünüyle bir konu ele alınıp işlenmişse böyle gazellere Yek - âhenk (Örnek 5), bütün beyitler aynı güçte ve güzellikte söylenebilmiş ise, bunlara da Yek-âvâz gazel adı verilmiştir (Örnek 6).
Şairler bazen mahlaslarını söyledikten sonra gazellerine bir kişiyi övmek için, bir ya da birkaç beyit eklerler. Bu gazellere Müzeyyel Gazel, eklenen beyitlere de Zeyl denir (Örnek 7). Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinin ikisi veya üçüyle karışık olarak söylenmiş gazellere de Mülemmâ Gazel adı verilir (Örnek 8). İki şâirin mısrâ ya da beyit beyit birlikte söyledikleri gazellere ise Müşterek Gazel denmiştir (Örnek 9).
 
Matlâdan sonra gelen beyitlerin ilk ve ikinci mısrâ ortalarının ilki mısra'ın sonu ile kafiyelendiği gazellere Musammat Gazel (Örnek 10), bunların mısrâ ortalarındaki kafiyelerine de İç Kafiye denir. Musammat gazeller mısrâda “4 mefâ'ilün”, “4. müstef'ilün” gibi dört cüze, yani ortalarından iki eşit parçaya ayrılabilen kalıplarla yazılır. Bir musammat gazelde matlâ dışındaki mısralar ortalarından bölünerek alt alta yazılırsa, her beyti dört mısrâlı bir bend, yâni bir murabba şekli ortaya çıkar.
Her mısra’ında aks sanatı yapılmış gazellere de Mükerrer Gazel adı verilmiştir (Örnek 11). Mükerrer gazel de musammat gazel gibi ortalarından iki eşit parçaya ayrılabilen kalıplarla yazılır. Edebiyatımızda az kullanılmıştır.
 
Gazelin her mısra'ına kısa mısrâlar eklenerek yeni bir nazım şekli türetilmiş ve Müstezâd adı verilmiştir. Ayrıca bendler halinde yazılan birçok nazım şekli de gazelin her beytine değişik sayıda mısrâlar eklenerek meydana getirilmiştir: Bir şairin gazeli alınarak her beytin iki mısra’ı arasına iki veya üç mısrâ eklenerek Taştîr, her beytin önüne iki mısrâ eklenerek Terbi, üç mısrâ eklenerek Tahmis, dört mısrâ eklenerek Tesdîs ve daha çok sayıda mısrâ eklenerek Tesbi’, Tesmîn, Tetsî ve Ta’şîr şekilleri yapılmıştır. Bu nazım şekillerinden herbiri ileride ayrı ayrı incelenecektir.
 
Bir şairin gazeline aynı vezin ve kafiyede bir başka gazel söylemeğe Tanzîr etme veya Cevap verme, söylenilen gazele de Nazire denmiştir (Örnek 12). Bu usul edebiyatımızda çok kullanılmıştır. Tanınmış şairlerin beğenilen gazellerine bazen yüzlerce nazire söylenmiş, bu nazireler Mecmua'tü’n - nezâ'ir adı verilen kitaplarda toplanmıştır. Nazirenin, tanzir edilen gazelle aynı anlam doğrultusunda olması gerekir. Ters anlamda söylenmişse buna Nakîze denir.
 
Gazeller müretteb divanlarda kolayca bulunabilmeleri için kafiyelerinin son harfleriyle, Arap alfabesine göre sıraya dizilmişlerdir. Bu yüzden divan tertip eden şairler her harften birkaç, en azından bir gazel söylemeğe özen göstermişlerdir.
 
Gazel, eski Türk Edebiyatında en çok kullanılan nazım şeklidir. Hatta bu edebiyata gazel edebiyatı denildiği bile olmuştur. Öyle ki hal tercümesi kitapları ve özellikle şu’ara tezkirelerinde çok kere gazel yerine ”şiir” sözü kullanılmıştır.
 
Gazel Şeklinin Tarihî Gelişimi
Yukarıda da söylenildiği gibi gazel şeklinin başlangıcı Arap şiiridir. Gazel önce İran edebiyatına, oradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Arap gazelleri oldukça gerçekçi ve uzundur. Şair sevgilisinden söz ederken -kasidelerde de olduğu gibi- ayrılık ateşi içinde sevgilisini anarak ağlaya ağlaya dolaşır. Bu arada hayatın en ince ayrıntılarına kadar her şeyden uzun uzun söz eder. Arap gazellerinde anlatılan sevgiliye Gâzîl denir.
 
İran Edebiyatında gazel, Sâsânîler devrinde Rûdekî ile başlayarak gelişmesini sürdürmüştür. Gazneliler devrinde, Unsurî ve Ferruhî gazelde tanınmış şairlerdir. Selçuklular zamanında Nizâmı, Enverî, Hâkânî; Moğol istilasından sonra ise Selmân-ı Sâvecî ve Hâfız-ı Şirâzî büyük gazel şairleridir. Özellikle Hâfız, gazele yeni unsurlar katmış; duygu ve hayal zenginliğiyle bugün bile İran’da sevilerek okunan bir şair olmuştur. Timurlular devrinde Abdurrahman Câmî, çok tanınmış âlim ve şair bir kişidir. Fatih Sultan Mehmet, devrinin tanınmış âlim ve sanatçılarını sarayında toplamağa çalışırken Câmî’yi de İstanbul'a getirtmek için çaba göstermişti. Daha önce de ona her yıl bin duka altım gönderirdi. XVI. yüzyıldan sonra İran'da Hint edebiyatının da etkisiyle gazel üslûbunda yenilikler getiren Urfî-i Şirâzî, Sâ'ib, Şevket, Kelîm güçlü birer gazel şairi olarak tanınmışlar ve Türk edebiyatında, özellikle XVII. yüzyılda Sebk-i Hindi adı verilen uslubun gelişmesinde çok etkili olmuşlardır.
 
Türk Edebiyatında Gazel
Türk Edebiyatı, Anadolu'da Selçuklular devrinde-dinî ve tasavvufî bir özellik gösterir. Aslında bu, Anadolu’da birçok tarikatın gelişip yayıldığı bir devirdir. Şiir dinî ve siyasî fikirlerin yayılmasında bir araç olarak kullanılmıştır: Ahmed Yesevi (ölm. 1166) ve onu izleyenler bu devirde tasavvufî bîr edebiyat yarattılar. Din dışı edebiyatın ise Hoca Dehhânî ile başladığı söylenebilir. Divan'ı olmadığı halde Nazire Mecmualarındaki 9 gazeliyle Dehhânî usta bir şâir olduğunu göstermiştir. Şeyyad Hamza da XIII. yüzyılın tanınmış şâirlerindendir. Büyük mutasavvıf Mevlânâ Celâleddin Rûmî (ölm. 1273) şiirlerini Farsça yazdığı halde, gazel şeklinin Anadolu'da yayılmasında büyük etkileri olmuş bir şairdir. Birkaç parça Türkçe şiiriyle mülemmâları vardır. Bu yüzyılın sonu ve XIV. yüzyılın başında yaşayan Yunus Emre (ölm. 1320-21)'nin Divan'nında dörtlükler şeklindeki ilahi ve nefesleri yanında aruzla söylenmiş gazelleri de vardır.
 
XVI. yüzyılda gazel, büyük tasavvuf şairlerinden Kadı Burhaneddin (ölm. 1398-99) ve Seyyid Nesîmî (ölm. 1404-17?) ile gelişmesini sürdürmüştür. Kadı Burhaneddin'in Divanı'nda 1308 gazeli vardır. 456 gazel söyleyen Nesîmî ayrıca hurufiliğin Anadolu’da yayılmasında da etkili olmuştur. Bütünüyle tasavvufu işleyen, 3040 hatta daha çok beyitli gazelleri bu şeklin en uzun örnekleridir. Garibnâne şairi Âşık Paşa (ölm. 1332)'nın da Yunus tarzında söylediği gazelleri vardır. Yüzyılın sonunda Ahmedî (ölm. 1413) Divanı'ndaki gazelleriyle yüzyılın büyük şairleri arasında yerini almış, gerek zamanı şairleri ve gerekse sonraki yüzyıllarda yetişen şairler üzerinde büyük etkileri olmuştur.
 
XV. yüzyılda gazel artık iyice yerleşmiş ve gelişmiş bir nazım şekli olarak görülür. Şeyhi (ölm. 1423-31) ve Ahmed Paşa (ölm. 1497) bu yüzyılda Türk şiirinin kurucusu sayılırlar. Bu şairlerden sonra gerçek anlamıyla bir edebiyat oluşmuştur. Mesnevi alanında da usta bir şair olan Şeyhî'de İran şairlerinden Selman ve Hâfız'ın da etkileriyle Türk edebiyatında yüzyıllar boyu kullanılan mazmunlar son şeklini almışlardır. Şeyhî'nin 186 gazeli vardır. Kasideleriyle de tanınmış olan Ahmed Paşa, Divan’nındaki 352 gazeliyle gazel şeklinin gelişmesinde etkileri olan bir şairdir. Çağatay Edebiyatında Ali Şir Nevâ’î (ölm. 1501), büyük bir külliyatın sahibidir. Şiirin her türünde tanınmıştır. Bazı kaynaklar Ahmed Paşanın gazellerinin onun 33 gazeline nazire söyledikten sonra düzeldiğini söylemekle Nevâ'î'nin gazelin Anadolu'daki gelişmesine olan etkilerini anlatmak istemişlerdir. Yine bu yüzyılda Avnî, Fatih Sultan Mehmet (ölm. 1481) ve Divan’ındaki 329 gazeliyle Cem Sultan (ölm. 1495) da tanınmış gazel şairleridir. Necati Bey (ölm. 1508-09) gazelde yüzyılın en büyük şairi sayılmıştır. Divan’nında 650 gazeli vardır.
 
XVI. yüzyıl gazelin parlak bir devridir. Devrinde Pir diye anılan üçbin gazelin şairi Zâti (ölm. 1546), yaşadığı devirde bütün şairlerin hocası ve üstadıdır. Hayâlı Bey (ölm. 1557), Bakî değerinde, belki hayal zenginliği ve tasavvuf bakımlarından ondan da üstün sayılabilecek bir şairdir. 668 gazel söylemiştir. Yüzyılın büyük hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman Muhibbi (ölm. 1566) mahlasıyla söylediği 2800 gazeliyle Zâtî'ye ulaşan bir rekorun sahibidir. Taşlıcalı Yahya Bey (ölm. 1582), âlim bir şair olan Nev’î (ölm. 1599) ve Bağdadlı Ruhî (ölm. 1605-06) de devrin tanınmış gazel şairleridir. Yahya Bey 515, Nev'î 559, Ruhî 1115 gazel söylemişlerdir. Azerî edebiyatında Fuzuli (ölm. 1556) Türk edebiyatının ölmez şairlerinden biridir. Fuzulî'nin elinde gazel son derece gelişmiş ve en güzel örneklerini vermiştir. İnsan ruhunun acılar içinde çırpınışlarını derinliğine ama büyük bir sadelik içinde anlatan Fuzulî, yalnız gazelin değil öteki nazım şekillerinin de büyük şairidir. Fuzulî'nin 302 gazeli vardır. İstanbul'da Bâkî (ölm. 1600) devrinin Sultânü'ş - şu'arâ'sıdır. 619 gazeli vardır. Pürüzsüz bir İstanbul Türkçesini şiire Baki yerleştirmiştir. Fuzulî ve Bakî devirlerinden başlayarak hemen bütün şairler üzerinde derin etkiler yapmış şairlerdir. Özellikle Fuzulî; Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarını da aşarak Türkçe konuşulan her yerde en çok okunan ve sevilen bir şair olmuştur.
 
XVII. yüzyıl, hem gazelin hem de genellikle edebiyatımızın en yüksek derecesine eriştiği bir devirdir. Edebiyat siyasi ve sosyal hayatta görülen gerilemenin tersine gelişmesini sürdürmüştür. İran şairlerinden Urfî, Sa'ib ve Şevket'in öncülük ettikleri Sebk-i Hindî üslûbu bu devrin Türk şiirini derinden etkilemiştir. Dilde ve anlamda fikir ve hayallerde aşırı incelik ve derinlikleri olan bu üslûb özellikle gazelde kendini göstermiştir. Şeyhülislam Yahya (ölm. 1643), Şeyhülislam Bahayi (ölm. 1653), Fehim-i Kadîm (ölm. 1648), Cevrî (ölm. 1654), Vecdî (ölm. 1661), İsmeti (ölm. 1665), Nâ'ilî (ölm. 1666), Neşâtî (ölm. 1674) yüzyılın büyük gazel şairleridir. Yahya Efendinin 360, Çevrinin 271, Nâ'ilî’nin 390 gazeli vardır. Bu şairlerin dışında Bahayî, Fehîm, Vecdî, Neşâtî, İsmeti çok az gazel söyledikleri halde yine de kendilerini gazel şairi olarak kabul ettirmişlerdir. Nâbî (ölm. 1712) bu şairlerden büsbütün ayrı özellikleriyle, gazele fikri getiren bir şair olarak yüzyılın sonunda pek çok şairi çevresinde toplamış ve büyük bir ün kazanmıştır. Nâbî, Divan’nındaki 805 gazeliyle ayrıca edebiyatımızın en çok gazel söyleyen şairlerinden biri olmuştur. Bu şairlerin yanında edebiyatımızın en büyük kaside şairi olarak tanınan Nef'i (ölm. 1636)'nin de az sayıda, ama devri şairlerinden hiç de aşağı kalmayacak değerde gazelleri vardır.
 
XVIII. yüzyıl gazelde Nedim (ölm. 1730) ve Şeyh Gâlib (ölm. 1798) gibi iki büyük şair yetiştirmiştir. Sevinci, zevki, coşkunluğu şiire sokan Nedim, bütün ustalığını gazel ve şarkılarında göstermiştir. Nedim'in 155 gazeli vardır. Yüzyılın sonunda Şeyh Galib, büsbütün başka yaratılışta, ince, duygulu ve mutasavvıf bir şairdir. Şeyh Galib, Divan'ındaki değişik nazım şekilleri yarımda mesnevide de ustalığını göstermiştir. Edebiyatımızın son büyük gazel şairi sayılan Şeyh Galib’in gazeli bulunmaktadır. Nedim'le Galib arasında özellikle Lâle devrinde yüzlerce gazel şairi yetişmiştir. Bunlardan bir kısmı Nâbî'nin fikir yolunu sürdürmüşler, bir kısmı da Nedim'in etkisinde olmuşlardır.
 
XIX. yüzyılda Enderunlu Fâzıl (ölm. 1810) ve Enderunlu Vâsıf (ölm. 1824)'la sürdürülen gazel eski önemini ve güzelliğini artık kaybetmiştir. Tanzimat’tan sonra Encümen-i Şu'arâ şairleri yeni bir atılım yapmak istemişler, bu arada Yenişehirli Avni (ölm. 1883), Leskofcalı Galib (ölm. 1867), Hersekli Arif Hikmet (ölm. 1903) gibi şairler son, fakat eski parlak devriyle ölçülemeyecek kadar hafif örnekler vermişlerdir. Gazel Tanzimat devrinde de bir süre kullanılmış, Servetifünun edebiyatında ise hiç ele alınmamıştır.

 

Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri
 
 
 

Üye Girişi