Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ODAMDA AGUSTOSBÖCEĞİ - OKTAY AKBAL

Yazın çalan kışın oynar demiş karınca ona Ne yapmış ağustos böceği? Kışı atlatmaya bakmış. Ne yapıp yapıp gelecek yaza çıkmayı başarmış. Karınca, kanter içinde yuvasına besin taşırken, çıkmış dalın üstüne, başlamış şarkısına. Yalnızca besin toplamak, yarını düşünerek çalışmak mıdır yaşamın amacı? Mutluluk duymak, duyurmak, dünyanın hep birlikte yaşanılan bir güvenli yer, yaşamın gelip geçici bir esin olduğunu bilmek. Budur ağustos böceğinin suçu. Karıncanınki ise bencilliğin yücelerine çıkmak...

Odaya girmiş bir ağustos böceği. Perdelerin kıvrımında bir yerde... Siz hiç ağustos böceği gördünüz mü? Ben görmedim. Görmek de istemem. Küçük, güzel kanatlı bir böcektir. Nasıl çıkar o ses? O bitip tükenmeyen şarkıları nasıl söyler durmadan? Nerden alır o gücü, nasıl bulur o coşkuyu? Pencereyi açmıştım, o zaman girmiş olmalı. Dışarda binlerce ağustos böceği yaz gecesini doldurmuş. Bir koro tutturmuşlar, tekdüze şarkılarını. Ama değil, ince ayrımları var, hepsi başka başka şeyler anlatıyorlar. Birbirlerine seslenmezler onlar, hepimizedir çağrıları. Bir bildirileri vardır gece yarılarına kadar bile getirdikleri... Yaşamak derler, güzellik derler, aşk derler, evren derler, coşku derler. Yaşamın kendisidirler. Gece içinde duyulan her ses, doğanın güzel çığlıklarıdır. Ağustos böceklerinin, kurbağaların, daha ne olduğunu bilmediğimiz türlü yaratıkların gecenin karanlığından gelen sesleri bize yaşadığımızı duyurur. Bir gün yaşayamayacağımızı da, bu türlü seslenişleri duyamayacağımızı da.

Sait Faik “Hişt hişt” diye bir ses duyduğunu yazar kırlarda yürürken. Başını çevirir bakar, kimse yok. Yine yürür, yine o ses “Hişt hişt”. Sanki şakacının biri saklanmış ağaçların ardına oynuyor kişiyle. Nerden gelir o ses? Bir şeyler hatırlatırcasına. Yaşıyorsun, soluk alıyorsun, yıldızları görüyorsun, sevdiğinin yüzüne bakıyorsun, elini tutuyorsun, duygularını sözcüklerle anlatıyorsun, başkalarına iletiyorsun. Budur “Hişt hişt” diye bizi uyaran. Uyan, kendine gel, duy varlığını, doğayı, yaşamı, evreni, yaratıkları, insanları... “Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena" diyordu Sait. Çünkü insanın kendi içinden gelen bir sestir o. Evrenin bir küçücük parçacığı olan insanoğlunun kendim uyarması, yaşama bağlama coşkusudur...
Ağustos böceği odanın içinde şu perdenin ardından sesleniyor. Ben bir konuğum, ama sen de, siz de birer konuksunuz bu evrende, diyor. Bir mevsim yaşarım, iki mevsim yaşarım. Siz de belirli bir yaşam sınırını aşamayacaksınız. Nice yılları devirseniz, devirdiğinizi sansanız da. Kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, daha az, biraz daha çok... Montaigne yazıyor, bir günde doğup büyüyen, akşama doğru ölen böcekler varmış. Onların tüm evreni bir gün. Güneşin doğup batması arasında tanıyorlar yaşamı, insanoğlu için de en çok, en çok, doksan, yüz yıl var bu evreni tanımak, anlamak, öğrenmek için. Nice yaşlılarla tanışırsınız, konuşursunuz, bakarsınız dünya diye, yeryüzü diye, evren diye belledikleri birtakım ezbere bilgilerdir, yaşam deneyleri de, kimi zaman öylesine az, öylesine önemsizdir ki! Yaşamadan, geçirmişlerdir bunca yılı. Oysa otuzunda, yirmisinde yaşamı bitirirken nice nice erdemlere, başarılara, derin öğretilere varmış olgun kimseler vardır. Demek yaşam, yılların çokluğuyla değil, yaşamanın anlamına ya da anlamsızlığına varmakla ölçülmeli... .

Bunları mı anlatıyor şu gözle görünmez böcek bu sıcak ağustos gecesinde? Bir vapur geçiyor, ışıl ışıl uzaktan. İlk kez bu kenti gören kişiler birikmiştir güverteye. Kendi yaşamlarına gidiyorlar onlar da... Odamdaki ağustos böceğinin şarkısını duyamazlar. Her birimiz kendine göre duyar, anlamlandırır, değerlendirir dünyayı. İlle de bir anlam, bir değer bulması gerek. Yaşamanın şimdi var, yarın yok olduğunu bilmek. İşte gencecik yaşlarında yitip gidenler. Yaşamın kapısını hızla vurarak... Bir eylem, bir öğreti, bir anlam adına... Onlar da duymazlar mıydı hişt hişt'leri, ağustos böceklerinin şarkısını? Daha güçlü bir ses vardır içlerinden yükselen. Bir ülküye, bir inanca bağlananları doğa, evren, insan çeker götürür belirli bir amaca. Ölüm nasıl olsa var yolun sonunda hangi yol-dan yürürsen yürü. Ha bir gün yaşamışsın, ha elli yıl. İşte bu gökyüzü, bu ay, bu deniz, bu yıldızlar. Öncesi de böyle, sonrası da... Ah, şu durup durmaksızın şarkısını duyduğum ağustos böceği olmasa!.. Yaşamın her anının ayrı bir güzellik, bir tad, bir anlam taşıdığını bildirmese saklandığı yerden...

"Deli eder insanı bu dünya” demişti Orhan Veli. İnanılmaz bir şeydir bu, yaşam, doğa, evren, insanoğlu... İnsanoğlunun şu yeryüzündeki kısacık serüveni... Ötüyor odamdaki ağustos böceği. Bitip tükenmez şarkısını söylüyor. Anlayana anlamayana, sevene sevmeyene, duyana duymayana, bugüne yarına, bana, benden sonra geleceklere...

Üye Girişi