Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

SAVUNMASIZ BİR YARATIK - ANTON ÇEHOV

Bütün gece sinir törpüsü dayanılmaz gut ağrıları çeken Kistunov gene de sabahleyin kalkarak tam saatinde bankadaki görevine gitti. Uykusuz, bitkin bir görünüşü vardı; ölümcül hastalar gibi güçlükle soluk alıyor, sözler ağzından zor çıkıyordu.

Arkadan bakılınca iri bir gübre böceğine benzeyen, Nuh Nebi’den kalma koyu bir manto giymiş yaşlı bir kadın Kistunov’un masasına yaklaştı.

—isteğiniz nedir? diye sordu Kistunov.

Kadın çaçaronun biriymiş meğer.

—Beyefendiciğim, 8. dereceden devlet memuru kocam Şçukin beş aydır hasta, diye başladı. Beni bağışlayın, beyciğim, adam evde hasta yatıp tedavi gördüğü sırada hiç sebepsiz emekli elliler. Aylığını almak için dairesine gittiğimde tam 24 ruble otuz 30 kapik eksik çıktı. Neymiş, efendim, yardımlaşma sandığından borç almışmış! Arkadaşları da kefil olmuş. Onu kesmişler. Şimdi soruyorum. Kocam nasıl borç alır benim iznim olmadan? Bunu bana nasıl yaparlar, beyefendiciğim? Düşünün ki zayıf, savunmasız bir kadınım ben. Yoksulluk içinde, evin odalarını kiraya vererek zar zor geçiniyorum. Nedir benim bu çektiklerim? Kimse durumumla ilgilenmiyor, gönül alıcı tek söz söylemiyor...

Kadın gözlerini kırpıştırdı, mendilini çıkarmak için elini mantosunun cebine soktu. Öbür elinde bir dilekçe tutuyordu. Kistunov dilekçeyi aldı, okudu.

—Bize niçin geldiğinizi anlamadım, dedi omuz silkerek. Sizin başvuracağınız yer burası değil. Dilekçede belirtiğiniz şeyler bankamızı ilgilendirmiyor. Kocanızın çalıştığı daireye gidin, bayan.

—Ah, ah, beyciğim, gitmediğim yer kalmadı, dilekçemi bile okumadılar, iyice şaşkına dönmüştüm ki, güveyim Boris Matveyiç, Tanrım ona esenlik versin, sizinle görüşmemi akıl etti de kalkıp buraya geldim. “Anneciğim, Bay Kistunov’la görüşün, etkili bir kişidir, her istediğinizi yapar” dedi. Bana yardım edin, beyefendi!

—Bayan Şçukina, sizin için burada yapılabilecek bir şey yok... Lütfen anlayın beni. Dilekçede belirttiğinize göre kocanız Askeri Sağlık Dairesi’nde görev yapmış. Niçin oraya gitmiyorsunuz? Bizim burası özel, tecimsel bir kuruluştur, bankadır.

Kistunov bir daha omuz silkti, dişi apse yapmış subay üniformalı bir beyle ilgilenmeye başladı. Ama Şçukina durmadan mızırdanıyordu:

—Beyefendiciğim, kocamın hasta olduğunu gösteren rapor var elimde. Bakın, işte şurada!
Kistunov sinirlendi.

—Çok güzel, size inanıyorum ama bir daha söyleyeyim, işinizin bizimle bir ilgisi yok. Garip, gülünç bir durum, doğrusu! Siz bilmiyorsanız kocanız da mı bilmiyor nereye başvuracağınızı?

—Ah, beyefendiciğim, kocam ne bilir ki! “Karı, kes sesini. Senin aklın ermez!” der çıkar işin içinden. İşte böyle... Bütün zahmetlere ben katlanıyorum.

Kistunov yeniden Şçukina’ya döndü, Askeri Sağlık Dairesi ile özel banka arasındaki ayrımı bir daha açıkladı. Beriki dikkatle dinledi, anladığını gösterircesine başını salladı;

—Anladım, efendiciğim. Doğru söylüyorsunuz, dedi. Bu durumda hiç olmazsa on beş rublemi geri verin. Bu parayı alırsam başka bir şey istemem.

Kistunov başını arkaya atarak derin derin iç geçirdi:

—Of, ne anlamaz kadınmışsınız! Böyle bir istekle bize gelmek boşanma işlemi için eczaneye ya da madenciler derneğine başvurmaktan farksızdır. Paranızı kesmişlerse bunun bizimle ne ilgisi var?

Şçukina ağlamaya başladı.

—Ah, beyefendiciğim, bütün ömrümce duacınız olurum, ben öksüze yardım edin! Savunmasız, zayıf bir kadınım ben... Sağa-sola koşturmaktan canım çıktı... Kiracılarla mı uğraşayım, kocamın hastalığıyla mı ilgileneyim, ev işlerine mi yetişeyim; siz söyleyin! Üstelik güveyim işinden ayrıldı... Bakın, ayakta duracak halim yok. Bütün gece uyumadım. İki lokma yiyecekle duruyorum.

Kistunov’un yüreği sıkıştı. Yüzüne acınası bir ifade verdi, elini göğsüne bastırdı, Şçukina’ya durumu bir daha açıklamaya başladıysa da soluğu kesildi.

—Bağışlayın, sizinle daha fazla konuşamayacağım, dedi. Hem çalışmamıza engel oluyorsunuz, hem boşuna vakit yitiriyorsunuz.

Oradaki memurlardan birine seslendi:

—Aleksey Nikolayiç, Bayan Şçukina’ya durumunu bir de siz açıklayın, lütfen!


Kislunov iş için gelen müşterilerin hepsini dinledi, on-on beş kâğıda imza altı, ama Aleksey Nikolayiç hâlâ Şçukina ile didişiyordu. Çalışma odasında otururken Kistunov’un kulağına sürekli iki şey çalındı: Aleksey Nikolayiç’in ölçülü, tekdüze tok sesi ile Şçukina’nın vızıltıya benzeyen sızlanmaları.

Şçukina;

—Savunmasız, zayıf, hastalıklı bir kadınım ben, diyordu. Böyle sağlam göründüğüme bakmayın, artık sinirlerim yıprandı. Ayakta zor duruyorum, iştahım filan kalmadı. Bugün bir kahve içeyim dedim, hiç tat alamadım.

Aleksey Nikolayiç ise resmi daireler arasındaki ayrımı, dilekçe verme işleminin karmaşıklığını anlatıyordu durmadan. Çok geçmeden o da yoruldu, yerini saymana bıraktı.
Sinirli sinirli parmaklarını çıtlatan, arada bir sürahiden bardağına su doldurup içen Kistunov;

—Ben böyle berbat bir kadın görmedim! diye söyleniyordu. Mankafalının, ahmağın biri! Aşağılık karı, beni canımdan bezdirdi, şimdi de ötekilere eziyet ediyor! Yüreğim duracak nerdeyse.

Yarım saat sonra zile bastı. Karşısına gelen Aleksey Nikolayiç’e;

—Nasıl, ne yaptınız? diye sordu.

—Bir türlü kafasına sokamıyoruz, Piotr Aleksandrıç! Canımıza tak elli, vallahi! Biz diyoruz ekmek tahtası, o anlıyor bayram haftası.

—Şu kadının çabuk sesini kesin! Beni hasla elli, artık dayanamayacağım!

—Piotr Aleksandrıç, kapıcıyı çağıralım da onu dışarı alsın. Ne dersiniz?

—Hayır, hayır, olmaz! Şimdi cıyak cıyak bağırmaya başlarsa herkese rezil oluruz. Apartmanda bizden başka bir sürü insan oturuyor. Ne olur bir şeyler yapın! Kafasına sokun şu aptal kadının!

Bir dakika sonra Aleksey Nikolayiç’in sesinin uğultusu yeniden duyulmaya başladı. Çeyrek saat sonra da kalın sesin yerine saymanın ince sesi aldı.

Sinirli sinirli omuz silken Kistunov öfkeyle;

—Bu ne aşağılık kadınmış! dedi. Katır gibi de inatçı, kahrolası. Gut ağrılarım nüksedecek, başımı ağrı tuttu.

Bitişik odada kadınla cebelleşip duran Aleksey Nikolayiç dayanamayıp parmağını önce masaya vurdu, sonra alnına.

—Tek sözle kafa denen şey yok sizde! Anladınız mı?

Yaşlı kadın birdenbire gücendi.

—Kendinize hâkim olun bakalım! Bana kafa tutacağınıza gidin de evdeki karınızı azarlayın!

Aleksey Nikolayiç’in tepesi iyice attı, kadını yiyecekmiş gibi bakarak sesini alçalttı.

—Çabuk, defolun buradan!

Şçukina bir çığlık koyverdi.

—Ne dediniz, ne dediniz!.. Bu ne cüret?.. Ben zavallı, savunmasız bir kadınım, ama böyle şeylere izin vermem! Kahrolası herif! Biliyor musunuz, kocam 8. dereceden devlet memurudur! Avukatım Dmitri Karlıç’a gidersem vallahi tozunuzu attırır! Üç kiracımın hakkından geldi, siz de ayaklarıma kapanırsınız. Şimdi genel müdürünüzle konuşayım da görün! Beyefendi, beyefendi!

Aleksey Nikolayiç öfkeden kuduruyordu.

—Defol karşımdan, geberesi yaratık! diye bağırdı.

O sırada Kistunov odasından çıkmış, memurların çalıştığı salona bakıyordu. Ağlamaklı bir sesle;

—Ne var, gene ne oluyor? diye sordu.

Şçukina, Kistunov’a doğru atıldı.

—Beyefendiciğim, şu adam, şu adam var ya... (Aleksey Nikolayiç’i gösteriyordu.)


Parmağıyla önce masaya, sonra alnına vurdu. Siz ona benim işimle ilgilensin dediniz, o tutmuş, bana hakaret ediyor. Zayıf, savunmasız bir kadına bunlar yapılır mı? Kocam 8. dereceden devlet memurudur, ayrıca ben binbaşı kızıyım.

Kistunov;

—Tamam, hanımefendi, diye inledi. Siz şimdi gidin, ben gerekeni yaparım. Şimdi buradan gidin, lütfen!

—Peki, parayı ne zaman alacağım? Çok gereksinmem var...

Kistunov titreyen elleriyle alnını sıvazladı, içini çekti, yeniden açıklamaya koyuldu:

—Hanımefendiciğim, size daha önce de söyledim. Burası bankadır, özel bir tecimsel kuruluştur... Bu durumda ne yapabiliriz sizin için! Çalışmamızı engellediğinizi de anlayın artık.

Şçukina onu sonuna dek dinledi, sonra içini çekti.

—Evet, bütün söylediklerinizi anladım. Yalnız, beyefendiciğim, ne olur, bir babalık yapın bana? Ömür boyu duacınız olurum. Haklarımı koruyun, yalvarırım size! Eğer sağlık raporu yetmediyse emniyet örgütünden de bir belge getireyim. Paramı ödesinler, tek istediğim bu!


Kistunov’un gözlerinde benekler uçuştu. Ciğerlerindeki bütün havayı dışarı vererek, çaresizlik içinde oradaki sandalyelerden birine çöktü.

—Kaç para istiyorsunuz? diye sordu zayıf bir sesle.

—24 ruble, 36 kapik.

Kistunov cebinden cüzdanını çıkardı, bir çeyrek yüzlük uzattı kadına.

—Alın ve... ve hemen buradan gidin!

Şçukina parayı mendilinin ucuna sarıp sakladı. Sonra yüzünü buruşturarak tatlı, nazik, hatta cilveli bir gülümsemeyle;

—Beyefendiciğim, güveyimin eski işine dönmesini sağlayabilir misiniz? diye sordu.

—Ben gidiyorum... Hastayım... Yüreğim korkunç sancıyor...

Genel müdürün ayrılmasından sonra Aleksey Nikolayiç odacı Nikita’yı gönderip defne ruhu aldırdı, herkes yirmişer damla içtikten sonra çalışmaya başladılar. Şçukina ise iki saat daha oturup odacıyla hoşbeş etti, Kistunov’un dönmesini bekledi.

Ertesi gün de gene oradaydı.

Üye Girişi