Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

POLENKA- ANTON ÇEHOV

Öğleden sonra saat 2 sularında pasajdaki “Paris Çeşitleri” mağazasında alış-veriş tüm hızıyla sürüyor. Biteviye bir uğultu yükseliyor tezgâhtarların konuşmalarından, tıpkı okulda öğretmenin öğrencilerine bir konuyu topluca ezberletirken çıkan uğultu gibi. Ne kadınların gülüşmeleri, ne camlı mağaza kapısının ikide birde çarpması, ne de çocukların koşuşturmaları bastırabiliyor bu uğultuyu.

Kadın terzisi Mariya Andreyevna’nın kızı Polenka mağazanın ortasında dikilmiş, çevresine bakınıyor. Polenka ufak yapılı, zayıf, sarışın bir kız; gözleriyle birini aradığı belli. Kara kaşlı bir tezgâhtar çocuk ona doğru koşuyor, ciddi bir yüzle;

—Ne istiyorsunuz, hanımefendi? diye sorar.

—Bana her zaman Nikolay Timofeyiç bakar, onu göreceğim.

Tezgâhtar Nikolay Timofeyiç boylu poslu, kıvırcık saçlı bir adamdır, en son modaya göre giyinmiştir, kravatında büyük bir iğne vardır. Tezgâhının önü yeni müşteriye hizmet etmeye hazır, boynunu uzatıp gülümseyerek Polenka’ya bakar.

—O, Pelageya Sergeyevna! Hoş geldiniz, nasılsınız? der hoş, kalın, gür sesiyle.

Polenka hemen onun yanına yaklaşır.

—Merhaba! Bakın, gene geldim. Bana ipek şerit verir misiniz?

—Nerede kullanılacak ipek şerit?

—Sütyenin arka bağı için. Kısacası, boydan boya zıh yapılacak.

—Peki, hemen şimdi...

Tezgâhtar genç kızın önüne birkaç çeşit ipek şerit kor, beriki ağırdan alarak seçme işine koyulur. Bir yandan da pazarlık eder.

Tezgâhtar, yüzündeki gülümseme eksilmeksizin;

—Bir rubleye hiç de pahalı değil, hanım efendiciğim, der. Sekiz kratlık Fransız şerididir elinizdeki. Arşını kırk beş kapiğe olanı da var ama niteliği buna uymaz. İnanın bana!
Polenka şerit yığınının üzerine eğilir, nedense içini çeker.

—Ayrıca kumaş düğmelerle birlikte sütyenin yanlarına boncuk da gerekiyor. Sizde bu renge uygun boncuk var mı?

—Bulunur.

Polenka tezgâhın üstüne daha çok abanır, hafif bir sesle;

—Nikolay Timofeyiç, perşembe günü neden bizden o kadar erken ayrıldınız? diye sorar.
Tezgâhtar gülümser.


—Şaşılacak şey, nasıl da farkına vardınız? Oysa üniversiteli gençle fazlaca meşgul görünüyordunuz. Erken gittiğimi fark etmişsiniz demek ki...

Polenka kıpkırmızı kesilir, susar; tezgâhtar ise titreyen parmaklarıyla sinirli sinirli kutuları kapatır, hiç gereği yokken bunları birbiri üstüne koyar. Bir dakika kadar sessizlik içinde geçer. Polenka suçlu bir gülümsemeyle bakar tezgâhtara.

—Ayrıca boncuk dizili dantel de alacağım.

—Hangilerinden istersiniz? Siyah tül üzerine işlenmişlerden de var, renkli olanlardan da. Modaya en uygun çeşitler...

—Fiyatları nasıl?

—Düz siyahı seksen kapik, renklisi iki ruble. Ha, şey... size bir daha gelmeyeceğim.

—Niçin?


—Niçin mi? Bunu bilmeyecek ne var? Neye kendimi üzüp durayım? Olur şey değil, bu üniversiteli öğrencinin yanınızda dolanıp durmasından hoşlanıyor muyum sanıyorsunuz? Gözümden kaçmaz benim. Sonbahardan beri kur yapıyor size, hemen hemen her gün gezmeye çıkıyorsunuz. Hele evinizde otururken gözlerinizi ayırmıyorsunuz çocuktan, sanki .karşınızdaki bir melek! Tutulmuşsunuz besbelli, gözünüzün ondan başkasını gördüğü yok. Bu durumda işi uzatmamın gereği var mı?

Polenka sesini çıkarmaz, şaşkınlık içinde parmağını tezgâhın üzerinde gezdirir. Beriki konuşmasını sürdürür:

—Artık size ne diye geleyim? Her şeyi açıkça görüyorum. Benim de onurum var. Dış kapının mandalı olmak kimin hoşuna gider ki? Daha ne istemiştiniz, efendim?

—Annem bir sürü şey ısmarladı ama aklımdan çıktı. Telek almam da gerekiyor.

—Hangisinden istiyorsunuz?

—Modaya en uygun olanı.

—Kuş teleklerimizin hepsi son modadır. İsterseniz pek moda olan kanarya sarısı renginden vereyim! Şarap rengine çalan da var. Çeşitlerimiz bol... işin sonunun nereye varacağını kestiremiyorum, doğrusu. Onu sevdiğiniz besbelli. Güzel, ama sonu ne olacak?

Nikolay Timofeyiç’in yüzünde, gözlerine yakın yerlerde kırmızı lekeler belirir. Elindeki havlı kumaşı buruşturarak mırıldanmasını sürdürür:

—Onunla evleneceğinizi mi sanıyorsunuz? Hiç hayale kapılmayın! Üniversite öğrencilerinin evlenmeleri yasaktır. Sonra onun bu işi namusuyla bitirmek için evinize geldiğini aklınızdan çıkarın! Sakın ha! Onlar bizi insan yerine koymazlar. Esnafların, terzilerin evine cahillikleriyle alay etmek, içki içmek için gelirler üniversite öğrencileri. Analarının-babalarının yanında, kibar insanların evinde yapamadıklarını bizim gibi sade, okumamış insanların evinde yaparlar. Sıkılmasalar ellerinin üstüne kalkıp yürüyecekler. Evet, öyledir... Kararınızı verdiniz mi, hangi telekten alacaksınız? Size kur yapıyor, âşık oyunu oynuyorsa nedeni besbelli. Doktor ya da avukat çıktığı zaman bu günleri düşününce, “Ah, üniversitedeyken sarışın bir kızla geziyordum. Şimdi nerededir acaba?” der. Bugün bile arkadaşları arasında caka satıyor, terzi bir kızla gönül eğlendiriyor diye öğünüyordur.

Polenka sandalyeye oturur, beyaz kutular yığınına dalgın dalgın bakar, içini çeker.

—Hayır, telek almaktan vazgeçtim. Belki yanlış bir şey alırım, annem gelip kendisi seçsin. Siz bana sutyen için 40 kapikliklen altı arşın saçaklı şerit verin. Hindistan cevizi biçiminde düğmelerden de istiyorum. Sağlam tutması için yandan kulaklı olsun.
Nikolay Timofeyiç şerit ile düğmeleri paket yapıp verir. Bu sırada Polenka suçlu suçlu bakar tezgâhların yüzüne. Belli ki konuşmanın sürmesini istemektedir. Ama beriki somurtur, susar, telekleri düzeltir.

Polenka sessizliğin ardından solgun dudaklarını mendiliyle silerken;

—Şey, manto için düğme alacaklım. Az kaldı unutuyordum, der.

—Hangisinden istersiniz?

—Bir tüccar karısına dikiyoruz. Şöyle şatafatlı bir şey olsun.

—Tüccar karısı içinse alacalı bulacalı düğmelerden seçmeli. Bakın, işte şunlar. Kırmızı, mavi, yaldızlı karışık renkler onlarda pek moda.. Tam göz alıcı şeyler. Kibar kadınlar çevresi beyaz çizgili siyah mat düğmelerden alırlar. Yalnız şunu anlamıyorum... Kendiniz düşünemiyor musunuz? Gezip tozmalarınızın sonu neye varacak?

Polenka düğmelerin üzerine eğilerek zayıf bir sesle;

—Ah, ben de bilmiyorum ne yaptığımı, ben de bilmiyorum, diye fısıldar.

O sırada Nikolay Timofeyiç’in arkasından onu tezgâha sıkıştırarak iri yapılı, favorili bir tezgâhtar geçer; yüzünde yapmacık bir nezaketle şöyle bağırır:

—Buyurun, bayan, şöyle buyurun! Üç türlü jarse eteğimiz var: Düz renkli, boncuklu, siyah dantelli. Hangisinden istersiniz?

Polenka’nın yanından da şişman bir bayan geçerek erkek gibi kalın sesiyle;

—Ama lütfen etek dikişli değil, dokuma olsun. Düğmeleri de bastırmak, der.

Nikolay Timofeyiç, Polenka’nın kulağına eğilir, zorlama bir gülümsemeyle şöyle fısıldar:

—Ne olur, mal seçiyormuş gibi yapın. Yüzünüz de öyle solgun ki, hasta gibisiniz. Niye öyle sarardınız? O çocuk sizi bırakır, Pelageya Sergeyevna! Evlense bile sevdiğinden değil, aç gözlülüğünden, paranıza göz diktiği için. Getireceğiniz çeyizle evini dayar-döşer, sonra sizden utanmaya başlar. Sizi arkadaşlarının, meslektaşlarının yanına çıkarmaz. Çünkü okumuş değilsiniz, “bizim hatun” der sizden söz ederken. Doktorların, avukatların yanında rahat edebilir misiniz? Onlar için cahil bir terzi kızından başkası değilsiniz siz.
Mağazanın öbür ucundan biri bağırır:

—Nikolay Timofeyiç! Bu küçük bayan üç arşın atlas kurdela istiyor. Sizde var mı?

Nikolay Timofeyiç başını o yana çevirir, yüzünde bir yılışma belirir.

—Var ya! Atlaslı atamanlar, hareli atlas şeritler... Hepsi var.

Polenka:

—Az kalsın unutuyordum, Olya kendine korse almamı söylemişti.

Nikolay Timofeyiç kızın yüzüne bakar. Korkuyla;

—Ah, gözleriniz yaşarmış! der. Niçin ağlıyorsunuz? Gelin, korselere bakmaya gidelim, sizi orada bir şeyin arkasına gizlerim. Böyle hoş kaçmıyor.

Zoraki bir gülümseme ve aşırı serbest hareketlerle genç kızı korse bölümüne götürür; kalabalığın göremeyeceği biçimde, kutulardan oluşan yüksek bir piramidin arkasına gizler.

—Hangi korseyi istemiştiniz? diye yüksek sesle sorduktan sonra şöyle fısıldar:

—Hadi, silin gözlerinizi.

—Kırk sekiz boy! Yalnız iki kat astarlı, gerçek balinalı olacak... Nikolay Timofeyiç, sizinle konuşmam gerek. Bize gelir misiniz?

—Ne konuşacağız? Konuşacak bir şey yok ki...

—Beni yalnız... yalnız siz seviyorsunuz. Sizden başka kimseyle konuşamıyorum.

—Demek kamış değil, kemik değil, gerçek balinalı olacak? Peki, ama ne konuşacağız?
Konuşacak bir şey yok ki.. Onunla bugün gene gezmeye gidecek misiniz?

—E... evet, gideceğim.

—Öyleyse aramızda konuşacak bir şey yok. Konuşmak bir işe yaramaz. Onu seviyorsunuz, değil mi?

Polenka kararsızlık içinde;

—Evet, diye fısıldar, bu sırada gözlerinden iri yaş damlaları dökülmeye başlar.

Nikolay Timofeyiç omuzlarını sinirli sinirli silker, yüzü birdenbire sararır.

—Bu durumda daha ne konuşacağız? diye mırıldanır. Konuşacak bir şey yok. Gözlerinizi silin. Ben... ben konuşmak istemiyorum....

Bu sırada kutu pramidine doğru uzun boylu, zayıf bir tezgâhtar yaklaşır; alıcı bayana;

—Çorap bağı için harika bir lastik istemez misiniz? der. Kanın akışını durdurmaz, tıpça kabul edilmiştir.

Nikolay Timofeyiç, Polenka’nın önünü kapatır. Genç kızı da, kendi heyecanını da gizlemeye çalışarak, yüzünü gülümser gibi buruşturur, yüksek sesle;

—İki çeşit dantelimiz bulunur, hanımefendi, der. Pamukludan, bir de ipekten. Oryantal, Britanya, Valansiyen, kroşe, torşon çeşitleri pamukludur; rokoko, sutajet, kambre de ipekli. Tanrı aşkına silin gözyaşlarınızı! Buraya geliyorlar!

Gözyaşlarının dinmediğini görünce sesini daha bir yükseltir:

—İspanyol dantelleri, rokoko, sutajet, kambre... Fildekos, pamuklu, ipek çoraplar...

Üye Girişi