Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

SANAT ESERİ - ANTON ÇEHOV

Annesinin biricik oğlu Şaşa Smirnov kolluğunun altında “Borsa Haberleri” gazetesinin 223 sayısına sarılı bir paketle Doktor Koşelkov’un muayenehanesine girdi. Doktor onu;

—O, merhaba, delikanlı! Bugün kendimizi nasıl hissediyoruz? Ne gibi iyi haberler getirdiniz? diyerek karşıladı.

Şaşa gözlerini kırpıştırdı, elini göğsüne bastırdı, heyecanlı bir sesle;

—İvan Nikolayeviç. annemin selamı var, size çok teşekkür ediyor, dedi. Annemin tek oğluyum, tehlikeli bir hastalığını tedavi ederek onun yaşamını kurtardığınız için ikimiz de size nasıl teşekkür edeceğimizi bilemiyoruz...

Mutluluktan gevşeyen doktor;

—Şimdi bırakın bunları, genç adam! diye durdurdu onu. Benim yerimde kim olursa olsun, aynı şeyi yapardı.

—Annemin biricik oğluyum ben... Biz yoksul insanlarız, o yüzden... emeğinizin karşılığını ödeyemedik. Gene de çok utandığımız için... annem ve... annemin tek oğlu olan ben minnettarlığımızın bir işareti olarak şu... çok değerli... tunçtan yapılmış eşsiz sanat eserini kabul buyurmanızı diliyoruz.

Doktor yüzünü buruşturdu.

—Boşuna yorulmuşsunuz delikanlı! Niçin zahmet ettiniz!

Şaşa paketin iplerini çözmeye başladı.

—Niçin zahmet olsun? Lütfen kabul buyurun, doktor, almazsanız beni de, annemi de gücendirirsiniz. Çok değerli bir parçadır... Tunçtan yapılma eski bir eser... Rahmetli babamdan kaldı, değerli bir anı olarak bugüne dek sakladık... Babam antika satın alır, bunları değerini bilenlere satardı... Şimdi annemle ikimiz aynı işle uğraşıyoruz...

Şaşa paketi açtı, içimdekini gururla masanın üstüne koydu. Bu. belli ki bir sanatçının elinden çıkma, kocaman, eski bir tunç şamdandı. Şamdan yan yana duran iki kadın heykelinden oluşuyordu. Ancak kadınların Havva anamızın giysisi içinde, öyle bir duruşları vardı ki. bunu anlatmaya ne benim mizacım uygundur, ne de böyle bir şeye cesaret edebilirim, iki yosma işveyle gülümsüyorlardı, eğer başlarının üstünde mum taşımak gibi bir görevleri olmasa şamdanın kaidesinden hemen aşağı atlayacak gibiydiler. Aşağı atladıktan sonra ne halılar karıştıracaklarını utancımdan düşünemiyorum, sevgili okurum!

Armağana şöyle bir bakan doktor düşünceli düşünceli kulağının arkasını kaşıdı, öksürdü, kararsızlık içinde mendiliyle burnunu sildi.

—Hımm, Evet, güzel bir şeye benziyor... Ama nasıl desem bilmem ki... çıplaklıktan da öle fazla açık saçık bir şey bu....

—Niye öyle olsun ki?..

—Baştan çıkarıcı bir şeytan bile daha ilerisini düşünemezdi! Bunu masamın üstüne koyarsam başıma gelecekleri gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?

Şaşa gücendi.

—Bir sanal eserine bu gözle bakmak çok tuhaf, doğrusu! İyice dikkat edin, karşınızda büyük bir yaratıcılık ürünü var! İnsan bu güzelliğe, bu inceliğe baktıkça ruhu hayranlık duygularıyla dolar, ağlamamak için kendini zor tutar! Eserin güzelliği karşısında dünyada pek çok şeyi unutursunuz! Ah, bu ne kıvraklık, ne etkileyicilik, ne anlatım gücü!

—İki gözüm, anlamıyor değilim, hepsini anlıyorum. Ancak ben evli barklı bir adamım, kadınlar girer-çıkar, çocuklarım gelir buraya.

—Kalabalıkların görüş açısından düşünürseniz böyle yüce sanal eserleri başka bir renge bürünür. Ancak doktor, kendinizi kalabalıkların üstünde görün, ayrıca armağanı geri çevirmekle beni de, annemi de incitirsiniz. Ben annemin biricik oğluyum... siz benim yaşamımı kurtardınız... Elimizdeki en değerli armağanı sunuyoruz size... üzüldüğümüz tek nokta, şamdanın başka bir eşinin bulunmaması...

—Teşekkür ederim, iki gözüm, size minnettarım... Annenize benden çok selamlar, ama şunu aklınızdan çıkarmayın, çocuklarım gelir buraya, kadınlar eksik olmaz... Neyse, derdimi anlatamıyorum, armağanınız kalsın, bakalım...
Şaşa sevindi.

—Kalsın, kalsın, bundan ne çıkar! Şuraya, vazonun yanına koyarsınız. Ne yazık ki bir eşin i daha bulamadık. Eh. hadi, esen kalın, doktor!

Şaşa gittikten sonra doktor şamdanı uzun uzun süzdü, kulağının arkasını kaşıyarak düşünmeye başladı:

“Gerçekten değerli bir parça! insan böyle bir şeyi atmaya kıyamaz... Burada kalması da uygun değil. Öyleyse ne yapmalı? Birine armağan mı etsem, yoksa bir derneğe mi bağışlasam?..”

Uzun düşünmeler sonunda arkadaşı avukat Uhov geldi aklına. Uhov’a, işlerini çekip çevirmesinden dolayı borçluydu. Hemen kararını verdi:

—Çok iyi olur! Yakın arkadaşı olarak benden para almak istemeyeceğine göre kendisine böyle bir armağan sunarsam uygun kaçar. Bu şeytan işini ona vereyim gitsin! Bekârdır adam, üstelik uçarı. Tam ona göre! İşi sürüncemede bırakmaksızın çabucak giyindi, şamdanı aldı, arkadaşının evine gitti.

—Merhaba, dostum, dedi avukatı evinde bularak. Haylidir sana uğramayı düşünüyordum. İşte geldim, işlerim için zahmetlerinden ötürü teşekkür ederim. Biliyorum, arkadaşım olarak benden para almayacaksın, ben de şu parçayı getirdim sana. Bak, ne güzel bir şey!
Onun verdiği nesneyi görünce avukatın aklı başından gitti. Kahkahayı basarak:

—Böyle şey görmedim! dedi. İnsanlar neler düşünüyor, yahu! Harika bir şey bu! Mükemmel! Bunu nereden geçirdin eline?

Ancak heyecanı yatıştıktan sonra avukat kapıya baktı, korka korka;

—Arkadaş, getirdiğin bu şeyi hemen geri götür! dedi. Onu senden alamam!

Doktoru bir korkudur aldı.

—Niçin?

—Niçin mi? Annem, müşterilerim gelir buraya... hizmetçilerden utanırım...

—Kesinlikle reddedemezsin, arkadaş! Böyle bir şey yaparsan çok gücenirim! Gerçek bir sanat eseri! Şundaki kıvraklığı, etkileyiciliği, anlatım gücünü görmüyor musun? Beni kırarsın vallahi!

Doktor böyle söyledikten sonra elini salladı, kendini Uhov’un evinden dışarı attı. Oh be, kurtulmuştu o garip nesneden! Rahatlayarak evinin yolunu tuttu.

Doktorun gidişinden sonra avukat şamdanı ellerinin arasında evirip çevirdi, parmaklarıyla her yerini yokladı, tıpkı doktorun yaptığı gibi, ondan kurtulmanın yollarını aramaya başladı.
“Besbelli, güzel bir şey! Kaldırıp atmak olmaz, büromda tutmak da... En iyisi, onu birine armağan etmeli. Tamam, güldürü oyuncusu arkadaşım Şaşkin’e vereyim. Böyle şeylerden hoşlanır kerata! Üstelik adına düzenlenmiş bir gösteri var bugün, kendisine benim armağanım olur...”

Söylenen yapılmalıdır! Özenle sarılıp paketlenen şamdan akşamleyin güldürü ustası Şaşkin’e sunuldu. Getirilen armağanı görmek isteyen erkek oyuncular Şaşkin’in soyunma odasına baskın yaptılar sanki. At kişnemelerini andıran gülüşmelerin, gürültü-patırtının ardı arkası kesilmedi. Eğer kadın oyunculardan biri kapıyı çalıp, “Girebilir miyim?” diye sorarsa güldürü ustası kısık sesiyle;

—Aman kardeşim, giyinik değilim! diye karşılık veriyordu.

Ancak düzenlenen gösteriler son bulunca güldürü ustası iki elini yana açarak;

—Ben bu berbat şeyi ne yapayım? diye sormaya başladı. Bana gelip giden oyuncu arkadaşlarım arasında kadınlar da var. Fotoğraf değil ki çekmecenin bir gözünde saklayayım!

Güldürü ustasının giysilerini değiştiren berber;

—Beyim, satın onu! dedi. Şu yakınlarda tunç işi eski eşya alıp satan yaşlı bir kadın var. Adı Simirnova. Kime sorsanız bilir...

Güldürü ustası denileni yaptı...

Aradan iki gün geçmişti. Doktor Koşelkov muayenehanesinde oturuyor, parmaklarını şakağına dayamış, safra asidi konusunu düşünüyordu. Tam o sırada kapı açıldı, Şaşa Smirnov fırtına gibi girdi içeriye. Delikanlı gülüyor, gözlerinin içinden mutluluk okunuyordu. Elinde de gazeteye sarılı bir paket vardı.

—Doktor! dedi soluk soluğa. Nasıl sevinçliyim, bilseniz! Size getirdiğim şamdanın eşini buldum, kendinizi çok şanslı saymalısınız! Ben annemin biricik oğluyum... siz benim yaşamımı kurtardınız...

Böyle dedikten sonra minnettarlık duygusuyla titreyerek masanın üstüne bir şamdan koydu. Doktorun ağzı bir karış açık kaldı, adamcağız bir şeyler söylemek istediyse de öylece durdu. Çünkü dili tutulmuştu.

Üye Girişi