Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

KEMİK ÇOCUK

Zamanın birinde, bir ülkede çok mutlu bir karı koca yaşıyormuş. Bunların tek üzüntüsü varmış, o da çocuklarının yokluğu. Bir türlü çocuk sahibi olamıyorlarmış. Kadın bir gün oturup Tanrı'ya yalvarmış:

"Allah'ım, bana bir çocuk ver, istersen kemikten olsun," demiş.

Kadının bu yalvarması Allah'ın katında değer bulmuş. Ay geçmiş, gün geçmiş. Kadın bir gün pıskırmış, burnundan bir kemik düşmüş. Almış pencerenin önüne koymuş. Aradan günler, aylar mevsimler ve yıllar geçmiş. Bir gün pencereden bir ses gelmiş:

"Ana beni eversene,” demiş.

Kadın şaşırmış. Sesin geldiği tarafa bakmış. Bir de ne görsün? Kemik konuşuyor. Hayretler içinde kalmış. Duasını kabul gördüğü için Tanrı'ya şükretmiş. Hemen oğlunun yanına varmış. Ona:

"Oğlum kimi alayım?” demiş.

Kemik:

"Padişahın kızını al,” demiş.

Anası:

"Oğul, padişah bize hiç kız verir mi?” demiş.

Kemik:

"Ana, sen git bir iste, gerisini bana bırak,” demiş.

Ertesi gün anası erkenden kalkıp sarayın yolunu tutmuş. Nöbetçilerden izin almış ve saraydaki dünür taşına oturmuş. Sarayın cariyeleri hemen gelip padişaha haber vermişler.

'"Padişahını, dünür taşında bir kadın var,” demişler.

Padişah:

"Çağırın gelsin,” demiş.

Cariyeler hemen kadının yanına gitmişler. Onu alıp padişahın huzuruna getirmişler. Kadın saygıyla eğilip derdini anlatmaya başlamış:

"Padişahım Allah'ın emri, Peygamberin kavli ile kızma dünürüm,” demiş.

Padişah kadına bakmış, hali vakti yerinde görünüyor. Fakat "tanınmayan bir kimseye kız verilir mi?” diye düşünmüş. Bunun için de işi yokuşa sürmek istemiş.

"Bak kadın, sarayımın bir odasını altınla, bir odasını da gümüşle doldurursan kızımı veririm,” demiş.

Kadın duyduklarına inanamamış. "Böyle bir istek olur mu?” diye düşünmüş. Umutsuzca evine dönmüş. Anasının geldiğini gören kemik hemen sormuş:

"Ne istedi, söylesene ana?” demiş.

Anası:

"Sarayın bir odasını altın, bir odasını da gümüşle doldurmamı istedi,” demiş.

Kemik:

"Ana sen git, isteğini kabul ettiğini söyle ve geri gel” demiş.

Kadın oğlunu kırmamış, gitmiş saraya. Padişaha isteklerini kabul ettiğini söylemiş ve geri dönmüş. Gelirken de oğlun bunu nasıl yapacağını düşünüyormuş.

Akşam olup karanlık basmış. Kemik pencereden aşağıya atlayıp genç bir delikanlı olmuş. Sonra da evden çıkıp gitmiş. Bir büyük kayanın dibine varmış.

"Rab Bey” demiş.

O anda karşısına alt dudakları yerde, üst dudakları gökte iki arap çıkmış. "Buyur sultanım, yapalım mı, yıkalım mı?” demişler.

Kemik:

"Ne yıkın, ne de yapın. Padişah sarayının odalarının biri altınla, birini de gümüşle doldurun,” demiş. Ordan ayrılmış.

Padişah sabah kalktığında bakmış ki odalarının biri altın, diğeri de gümüşle dolmuş. Padişah buna sevinirken cariyeler yine haber getirmişler:

"Padişahım kızınıza dünür olan kadın, yine geldi,” demişler.

Padişah, kadını huzura kabul etmiş. Kadın:

"Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızına dünürüm,” demiş. Padişah için ciddileştiğini anlamış. Bu kez başka bir şart ileri sürmüş.

"Sarayımın karşısına sarayımdan bir pencere daha yüksek bir saray yaparsanız veririm,” demiş.

Kadın kalkıp evine gelmiş. Bakmış ki oğlu kendini bekliyor. Ona:

"Oğul işte bu olmaz. Padişah, sarayının karşısına kendi sarayından bir pencere yüksek saray istedi,” demiş.

Kemik:

"Ondan kolay ne var? demiş.

Kemik yine anasını isteklerini kabul ettiklerini söylemeye Padişaha göndermiş. Vakit de akşam olmuş. Kemik pencereden aşağıya yuvarlanmış ve yine yakışıklı bir delikanlı olmuş. Yine aynı kayanın başına varmış.

"Rab Bey” demiş.

Yine aynı araplar karşısına çıkmışlar.

"Yapalım mı, yıkalım mı?” demişler.

Kemik:

"Yıkmayın, yapın. Padişahın sarayının karşısına onun saras ından bir pcnccıx2 daha yüksek bir saray yapın,” demiş.

Kemik bunları söyledikten sonra oradan ayrılmış. Eve geldiğinde kimseler yokmuş. Biraz sonra anası eve gelmiş. Ona. "Ana sabah olunca git padişahtan kızını iste” demiş.

Sabah olunca padişah bakmış ki kendi sarayından bir pencere yüksek bir saray var karşısında. Hayretten dudaklarını ısırmış. O sırada cariyeler dünürcü kadının yine geldiği haberini vermişler. Padişah kadını huzura kabul etmiş.

Kadın:

"Allah'ın emri ile kızına dünürüm padişahım,” demiş.

Padişah bakmış ki kadın her isteğini yerine getiriyor. Bu kez başka bir istek ileri sürmüş.

Padişah:

"Kadın senden son bir yumuşum (istek) daha var. Eğer bunu da yerine getirirsen, verdim verişim, yoktur dönüşüm,” demiş.

Kadın:

"Buyur padişahım” demiş.

Padişah:

"Sarayın bahçesine bir gözü süt, bir gözü su akan bir çeşme yaptırırsan veririm,” demiş.

Kadın padişahı dinledikten sonra evine dönmüş. Oğluna olanları anlatmış. Oğlu hiç bir şey demeden akşamı beklemiş Akşam olunca da evden çıkıp gitmiş. Yine o kayanın başına varmış.

"Rab Bey” demiş.

O anda araplar karşısına dikilmiş. "Yapalım mı, yıkalım mı?” demişler.

Kemik:

“Padişahın sarayının bahçesine bir gözü süt, bir gözü de su akan bir çeşme yapın,” demiş.

Sabah olunca padişah bir de ne görsün? Bahçede bir gözü süt, bir gözü su akan bir çeşme var. Gördüklerine inanamamış. Hemen adamlarına dünürcü kadını bulup getirmelerini emretmiş. Onlar da kısa zamanda kadını bulup padişahın karşısına çıkarmışlar.

Padişah:

"Kadın her isteğimi yerine getirdin. Kızımı oğluna verdim" demiş. Kadın da düğün istemediğini, kendisinin kızı alıp eve götüreceğini söylemiş. Padişah da bu isteğini kabul etmiş. Kadın gerekli hazırlıklarını yapıp bir gün kızı alıp evine götürmüş. Onu bir odaya koymuşlar. Kız o güne kadar hiç görmediği kocası olacak adamı beklemeye başlamış.

Kız, bir beklemiş, iki beklemiş gelen yok. Canı sıkılmış. Aklına da kötü şeyler geliyormuş. Nihayet akşam olmuş. Kızın merakı daha da artmış. O anda pencerenin önündeki kemik parçası yuvarlanıp aşağı düşmüş ve tığı gibi bir delikanlı olmuş. Kız oğlanın yakışıklılığını görünce düşündüklerinden utanmış.

Murat alıp murat vermişler. Bir süre sonra yerleşmek üzere başka bir ile gitmişler. Orada yurt kurup ev bark sahibi olmuşlar.

Gel zaman git zaman prensesin erkek kardeşinin düğünü için hazırlıklar başlamış. Kemikle eşini de düğüne davet etmişler.

Kemik:

"Hanım, ben Sihirli bir insanım. Her zaman insan kılığında olamıyorum. Sen git kardeşinin düğününe yardım et. Ben de yarışlar başladığı zaman, küçük güreş günü kır atman, büyük güreş günü dor atman gelirim. Beni görenler sana "gittin de bir kemik parçasına 'vardın, şöyle bir yiğide varmadın," derler. Sakın ol ki bu delikanlı benim kocamdır deme. Eğer dersen demirciden ayağına demirden çarık, eline demirden asa başına demirden tac yaptırsan, demirden çarığın delinse, demirden asan ufalsa, başındaki tac erise bile beni asla bulamazsın,” demiş.

Düğün günü gelmiş. Şehrin her yerinde yarışlar eğlenceler düzenlenmiş. Herkes padişahın damadı Kemik gelecek diye bekliyormuş. Güya yine onunla alay edeceklermiş. Küçük güreş günü gelmiş. Kemik o gün sihirden kurtulmuş. Kır ata binip düğüne gelmiş. Onu gören halk yakışıklılığına hayran kalmışlar. Bir türlü de kim olduğunu anlayamamışlar. Orada bulunan kadınlar prensese dönerek:

"Vardın vardın da bir kemiğe vardın. Şöyle bir delikanlıya varmadın,” demişler.

Kız hiç bir şey dememiş. O gelenin kocası olduğunu kimselere söyleyememiş. Söylenen sözleri sineye çekmiş. Aradan bir gün geçmiş. Büyük güreş günü gelmiş. Kemik bu kez de dor atman gelmiş. Orada bulunanlar onun kim olduğunu anlayamamışlar. Hayran kalmışlar bu yiğide. Kadınlar, prensese dönüp:

"Vardın vardın da bir kemiğe vardın. Şöyle bir yiğide varmadın,” demişler.

Bu sözler prensesin zoruna gitmiş. Dayanamayıp konuşmuş:

"O yiğidin benim kocam olmadığım ne biliyorsunuz?” demiş.

O anda delikanlı sır olup ortadan kaybolmuş. Kimseler nereye gittiğini anlayamamış. Prenses de orada fazla kalamamış. Evine dönmüş. Kocasını aramış, bulamamış.

"Eyvah, kocamı kaybettim,” demiş.

Ordan hemen bir demirciye gitmiş. Ayağına demirden bir çarık, başına bir tac, eline bir asa yaptırmış. Çarığı ayağına geçirmiş, tacı başına takmış, asayı eline alıp yollara düşmüş. Dağları, taşları, ovaları, dolaşmış ve kocasını bulamamış. O kadar çok yer gezmiş ki ayağının çarığı yırtılmış, başının tacı delinmiş, elindeki asa ufalmış ama bir türlü kocasına rastlayamamış. Sonunda bir şehre varmış. Bakınış ki bir düğün var. Sokakta karşılaştığı birine:

"Bu düğün kimin?” diye sormuş.

O da:

"Yabancı bir delikanlı şehrimizin en güzel kızını almaya hak kazandı, onun düğünü var,” demiş.

Kız oradan düğün evine gelmiş. Bir ne görsün? Yabancı dedikleri genç kendi kocası. Orda kocasıyla göz göze gelmişler. Bir türlü gözlerini ayıramıyorlarmış. Gelin olacak kızın annesi bunu fark etmiş. Onları takip etmeye başlamış. Bakmış ki damat elden gidiyor. Hemen kızı yakalatmış. Ellerini bağlatıp bir Odaya atmışlar. Düğünün o gün son günüymüş. Eğlenceler bitmiş. Damadı gelinle bir odaya koymuşlar. Yakaladıkları kızı da gerdek odasının direğine bağlayıp on parmağına on mum yakmışlar. Diğerleri de odayı terk etmişler.

Kemik oğlan odanın boşalmasından sonra direkte bağlı eski eşinin parmaklarındaki mumları üfleyip söndürmüş. Sonra da kızı çözmüş. Yeni evleneceği kızı direğe bağlayıp bir çift güvercin olup pencereden uçup gitmişler.

Sabah olmuş, kızın anası gelmiş ki kızı direkte bağlı, ağlıyor. Damadı da ortada yok. Kızına sarılıp onu teselli etmeye çalışmış. Hem de olup biteni anlatmasını istemiş. Bu arada kızını çözüp yatağına yatırmış.

O şehirde çok iyi büyü yapan bir kadın varmış, Büyücü kadının ünü yedi düvelden duyulmuş. Kızın anası hemen onun yanına varmış. Damadını bulması için ondan büyü yapmasını istemiş. Büyücü cadı kadın gerekli büyüyü yapmış, sonra bir küpe binmiş ve onların arkasına düşmüş. Büyücü o kadar hızlı gidiyormuş ki gözle bile görülmesi zormuş. Kısa Zamanda büyücü cadı onlara yetişmiş ve uzaktan onları görmüş.

Cadı kadının arkalarından geldiğini gören Kemik ve eşi hemen biri atmaca, biri de doğan olup bir çalıya konmuşlar. Büyücü cadı onları tanıyamadan yanlarından geçmiş ve onları kaybetmiş. Onun gitmesinden sonra insan olmuşlar ve yollarına devam etmişler. Hem yollarına devam ediyorlarmış, hem de arkalarını kolluyorlarmış. Aradan biraz zaman geçtikten sonra havada büyücü cadı kadını tekrar görmüşler. Orda biri nergiz, biri menekşe olmuş ve bir çalının dibinde bitmişler. Cadı kadın gittikten sonra tekrar eski hallerine dönüp yollarına devam etmişler. Artık kendi yurtlarına da yaklaşmışlar. O anda büyücü cadı kadını tekrar uzaktan görmüşler. Kendilerini evlerinin bacasından içeri atmışlar. O anda da üzerlerindeki büyü bozulmuş. Evde kimsecikler yokmuş. Kemik anadan doğmuş gibi kendini sağlıklı ve normal hissediyormuş.

Sokağa çıkmışlar, insanların hepsi bir yöne doğru gidiyorlarmış. Merak etmişler nereye gittiklerini. Sonunda ne olup bittiğini anlamak için onlar da aynı yöne gitmeye başlamışlar. Halkın toplandığı yere gelmişler. Şehrin bütün insanları oradaymış. Kemik orada yaşlı bir adama sormuş,

"Niçin toplandınız buraya?”

Yaşlı adam:

"Ülkemize padişah seçiyoruz,” demiş.

Kemik:

"Bu ülkenin padişahı vardı ne oldu ona?” demiş.

Yaşlı adam:

"İyi yürekli bir padişahımız vardı. Bir kızı, bir de oğlu vardı. Kızı bir kemik parçası ile evlendi. Sonra da kocası ile sır olup kayboldular. Oğlu ise düğünün son gününde garip bir şekilde öldü. Padişah da kahrederek bu olaydan geçince ülkesi padişahsız kaldı. Kurallarımıza göre şimdi güvercin uçuracağız. o kimin başına konarsa bu ülkenin padişahı o olacak,” demiş.

İhtiyarın sözü bitince ülkenin ileri gelenleri güvercini uçurmuşlar. Güvercin uçmuş, uçmuş gelip Kemik oğlanın başına konmuş. Vezir ve diğer ileri gelenler bunu kabul etmemişler. "Yabancı birini padişah seçemeyiz,” demişler. Kuşu yeniden uçurmaya karar vermişler. Kuşu uçurmuşlar. Kuş uçmuş uçmuş yine gelip aynı kişinin başına konmuş. Yine kabul etmemişler. Bir kez daha kuşu uçurmuşlar üçüncü kez de aynı kişinin başına konunca kimsenin diyeceği bir söz kalmamış.

Kırk gün yeni padişahın şerefine eğlenceler düzenlermiş. Herkes yiyip içip eğlenmiş. Yeni padişah ve eşi de muratlarına ermişler.

Üye Girişi