Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

KEŞİŞ DAĞI

Bir varmış, bir yokmuş. Biz zamanlar bir ülkede bir kral yaşarmış. Bu kralın gözleri körmüş. Kör olmasına körmüş ama ülkesini iyi idare ediyormuş. Kimseler şikâyetçi değilmiş bu kraldan.

Bu kralın yürekli, genç ve yakışıklı bir oğlu varmış. O kadar güçlüymüş ki taşı sıksa suyunu çıkarıyormuş. Kral bir gün oğlunu yanına çağırıp:

"Oğlum biliyorsun benim gözlerim kör. Gözümün ilacı da keşiş ilinde bulunur. Oraya gitmek de zordur, gelmek de. Senden tek bir isteğim var. Bu ilacı bulman,” demiş.

Genç babasının duasını alıyor ve onunla vedalaşarak evden ayrılıyor. Az gidiyor, uz gidiyor, dere tepe düz gidiyor. Sonunda Keşiş iline varıyor. Şehirde gezerken bir keşişin çoban aradığını duyuyor ve gidip keşişe çoban duruyor.

Keşiş bakıyor ki yiğit bir genç. "Tam benim aradığım çoban,” diye düşünüyor. Ona şunları söylüyor.

"Bak yiğit, sen benim çobanımsın. Sana vereceğim öğütleri iyi dinle. Sürüyü devamlı gün batısına götürüp orada otlatacaksın. Sakın ola ki gün doğusuna götürme, orası kök devin yatağıdır, Seni görürse sürüyle birlikte yer,” demiş.

Delikanlı keşişin öğütlerini dinledikten sonra kalacağı eve gitmiş. Bir de ne görsün? Dünyalar güzeli bir kız onun kalacağı yeri hazırlıyor. Kız o kadar güzelmiş ki, yanakları elma elma, dudakları kiraz gibiymiş.

Genç:

"Sen kimsin, ne arıyorsun burada?” demiş.

Kız:

"Ben Keşiş ağanın kızıyım,” demiş.

Genç:

"Ağam Keşişin bu kadarı güzel bir kızı varken, nasıl 0 devden korkar?” demiş.

Kız:

"Yiğit sen o devi bilmezsin. Nefesi o kadar güçlüdür ki bir solukta evleri yıkar, belleri büker, insanları yutar," demiş.

Genç:

"Bu devi hiç kimse alt edemez mi?” diye sormuş.

Kız:

"Hiç kimse bu devi alt edememiş. Bunu alt etse bile bunun bir kardeşi var ki bundan daha korkunç. Adına Kızıl dev derler. Birini öldürsen öbürü nefesiyle onu yeniden diriltir. Ulularımız anlatırdı. Bunları öldürmenin tek yolu varmış. Kızıl devin ilinde bir şato varmış. O şatoda üç tane şişe varmış. Bu şişelerin ikisinde bunların ruhu varmış. Üçüncü şişe de de bir ülkenin kralının gözlerinin ilacı varmış. Eğer iki şişeyi kırabilirsen bunlar ölürmüş.” demiş.

Genç istediklerinin hepsini duymuş. Nereye gideceğini ne yapacağını artık çok iyi biliyormuş.

Ertesi gün genç sürüyü alıp sabah erkenden dağa çıkarmış. Keşiş ağası gün batısına götürmesini istemiş ya o, gözden uzaklaşınca sürüyü gün doğusuna götürmüş.

Buralar o kadar verimli otlakmış ki hiç ayak değmemiş. Sürüyü otlağa salan genç uzaktan devi görmüş.

Genç:

"Evler yıkan

Beller büken

Sen mi geldin

Canlar yakan” demiş.

Dev:

"Buraların bana ait olduğunu bilmez misin yabancı? Şimdi seni yutayım da gününü gör,” demiş.

Dev bir nefes çekmiş. Ağaçlar yerinden kopmuş, otlar yolunmuş fakat genci yerinden oynatamamış. Canı sıkılmış ve oradan ayrılıp evine gitmiş.

Akşam olmuş ve çoban da sürüyü eve getirmiş. Keşişin eşi ve kızı koyunları sağmışlar. Koyunlar o kadar çok süt vermiş ki sütleri koyacak kap kaçak bulamamışlar. Keşişin kızı gidip babasına:

"Baba bugün koyunlar o kadar çok süt verdi ki koyacak birşey bulamadık. Hiç bu kadar süt alamıyorduk,” demiş.

Keşiş de çobanı çağırtmış. Ona:

"Oğlum sürüyü devin bölgesine mi soktun?”

"Yok Keşiş baba, senin dediğin yerlerde yaydım,” demiş.

Keşiş de gence inanmış. Ertesi gün çoban sürüyü alıp yine devin bölgesine gitmiş. Keşiş de kızını çobanı takip etmesi için arkasından göndermiş. Sürü kök devin otlaklarına dalmış. Biraz sonra dev uzaktan görünmüş. Görünmesiyle de atının üstünde gence saldırmış.

Genç:

"Evler yıkan

Beller büken

Sen mi geldin

Canlar yakan,” deyip elindeki sopayı fırlatmış fakat devi Vuramamış. Sonra da:

"Pis kâfir hamle ettin beni yenemedin. Beni iyi dinle. Ağam keşişin bir kızı var. Elma yanaklarından, kiraz dudaklarından bir öpsem seni bir kılıçta öldürürüm,” demiş.

O gün çobanla dev akşama kadar dövüşmüşler fakat birbirlerini alt edememişler. Keşişin kızı da gördüklerini anlatmak için eve gelmiş.

Kız:

"Baba, çoban sürüyü devin bölgesinde otlatıyor. Devle gün boyu kavga ettiler. Orda bir laf dedi ki utanıp söyleyemem,” demiş.

Keşiş:

"Söyle kızım ne oldu?”

Kız:

"Yok baba söyleyemem.”

Keşiş:

"Kızım ne duydun söyle, belki işimize yarar.”

Kız:

"Keşiş ağamın bir kızı var ki, elma yanaklarından, kiraz dudaklarından bir öpsem seni bir vuruşta ortadan ikiye biçerim,” dedi.

Keşiş:

"Kızım yarın çobanı yine takip et. Kavga edip aynı şeyleri söylerse buradayım da, bakalım ne olacak?” demiş.

Ertesi gün çoban yine sürüyü alıp aynı bölgeye gitmiş. Kız da onu takip ediyormuş. Çobanla dev yine karşılaşmışlar• Tutuşmuşlar kavgaya.

Çoban:

"Keşiş ağamın bir kızı var. Elma yanaklarından, kiraz dudaklarından bir öpsem seni bir vuruşta biçerim." demiş.

Kız bu sözleri duyunca:

"Buyur çoban buradayım,” demiş.

Çoban kızın yanına gelmiş, elma yanaklarından, kiraz dudaklarından öpmüş ve kılıcını çekip deve saldırmış. Öyle bir kılıç vurmuş ki dev ortadan ikiye bölünmüş.

Çobanla kız sürüyü toplayıp akşam tekrar eve dönmüşler. Bunları merakla bekleyen Keşiş:

"Ne oldu, dev yine geldi mi?” demiş.

Kız:

"Baba çoban devi öldürdü,” demiş.

Keşiş:

"Oğlum bu devi yendin, bizi büyük bir tehlikeden kurtardın. Yalnız bunun kardeşi bundan daha tehlikelidir. Hiç de acıması yoktur. Bir de kardeşini öldürdüğünü duyarsa taş üstünde taş bırakmaz. Sakın ola ki onun yurduna sürüyü götürme. Hem kendi hayatından olursun, hem de bizi mahvedersin,” demiş.

Çoban da:

"Sen merak etme ağam. O devin geleceği varsa göreceği de var. Sen gönlünü ferah tut. Oralara gitmem,” demiş.

Genç ertesi gün kızıl devin bölgesine sürüyü sürmüş. Amacı onu da öldürüp babasının ilacını almakmış. O gün akşama kadar sürüyü otlatmış. Ne gelen olmuş, ne giden. Kimseler de karşısına çıkmamış. Bu bir kaç gün böyle devam etmiş. Çobanın artık canı sıkılmış. Günler geçiyor fakat devle karşılaşamıyor.

Bir gün yine sürüyü devin bölgesine sürmüş, kendi de çevreyi gözetlemeye çıkmış. Çok uzaklarda bir şato görmüş. Bu devin şatosu” diye düşünmüş. Oraya gitmek için akşam karanlığının çökmesini beklemiş.

Gün iyice kararmış. Çoban da sürüyü otlağa bırakıp şatoya gitmiş. Şatoya yaklaşınca orada bir ışık görmüş. Gizlice Işığın yandığı yere girmiş. Bakmış ki güzel bir kız ağlıyor. Ayaklarından da kalın zincirle bağlı. Kız çobanı karşısında görünce korkudan titremeye başlamış.

Çoban:

"Benden korkmana gerek yok, sana yardım edeceğim, "demiş.

Kız:

"İnsanoğlu buraya nasıl geldin? Şimdi dev uyanırsa seni de yer beni de,” demiş.

Çoban:

"Seni kim bağladı buraya?” demiş.

Kız:

"Dev beni köyümden kaçırıp buraya getirdi. Uykuya daldığı zaman de beni buraya bağlıyor. Uyandığı zaman da her işkenceyi yapıyor,” demiş.

Çoban:

"Dev ne zaman uyanır?” diye sormuş.

Kız:

"Dev kırk gündür uyuyor. Bu gece yarısı uyanacak. 0 uyanmadan buradan kaç. Seni görürse üç günlük mesafeden yutar” demiş.

Çoban:

"Sen ondan korkma. Bunun öbür kardeşini de öldürdüm. Sen bana bunların ruhlarının bulunduğu şişelerin yerini söyle, demiş.

Kız:

"O şişeler şatonun üst katındaki demir kapılı odada bulunur. Anahtarı olmadan hiç kimse orayı açamaz, Anahtar da devin bileğinde bağlı,” demiş.

Çoban:

'Oraya girmenin başka bir yolu yok mu?" diye sormuş.

Kız:

"Bir de bacadan inebilirsin. Onun için de uzun bir urgan gerekli. Tekrar urgan çıkman için gerekiyor," demiş.

Çoban:

"Bu iş tamam. Sen beni bekle ben gelip seni burulan alacağım,” demiş.

Çoban kızı çözüp orda bırakmış. Hemen uzun bir urgan bulup çatıya çıkmış. İpi bacaya bağlayıp kendini aşağıya salmış. Devin de uyanmasına çok az bir zaman kalmış.

Çoban odaya indiğinde şişeleri görememiş. Sağa sola bakmış birşey yok. Sonra orda altın kaplı bir sandık görmüş. Sandığı açmış bakmış ki şişelerin üçü de içme. Şişelerden birinin içinde cansız bir varlık, diğerinde canlı bir varlık varmış. Üçüncü şişede ise bir toz bulunuyormuş. Çoban canlı şişedeki ruhun uyuyan kızıl deve ait olduğunu düşünmüş, Vakit kaybetmeden iki şişeyi kırmış. Şişelerin kırılmasıyla içimden kan kırmızı bir su akmış. Üçüncü şişeyi de alıp kuşağının arasına koymuş. Sonra da indiği yerden yukarıya çıkmış

Önce devin odasına girmiş. Horlayarak uyuyan devden bir inilti bile gelmiyor, Şatonun bir odasında bekleyen kızın yanına varmış, onu da alıp sürüyü bıraktığı yere gelmiş. Bakmış ki sürü yok. Çok üzülmüş buna. Onun bu üzüntüsünü anlayan kız:

"Ne oldu, niye kadar üzüldün?” diye sormuş.

Çoban:

"Keşiş ağam bu sürüyü bana emanet etti. Şimdi nasıl onun yüzüne bakarım?” demiş.

Ordan üzgün bir şekilde keşişin evine gelmişler. Bakmış kı sürü ağılda. Çoban buna çok sevinmiş. Keşişin kızı da onu evin önünde bekliyormuş. Kız çobanı görünce hemen koşup boynuna sarılmış. Sonra yanındaki diğer kızı farketmiş. Çobana:

"Kim bu kız?” demiş.

Çoban:

Bu kızı kızıl devin şatosundan kurtardım. Dev kaçırmış,” demiş.

Hep beraber içeri girmişler. Çoban kızıl devi de öldürdüğünü söyleyince keşiş çok sevinmiş. Çobana dönüp:

"Bak yiğidim, bizi büyük tehlikelerden kurtardın. İstersen kızımı sana vereyim, oğlum ol benim. Bu topraklar bana çok fazla. Devden kalan yerler senin olsun,' demiş.

Çoban:

"Keşiş baba artık benim görevim burada bitti. Çobanlığı bırakıyorum. Ben bir kralın oğluyum. Babamın gözleri kör. Ben buralara onun gözünün ilacını bulmaya geldim. Onu da devin şatosunda buldum. Bana müsaade et,” demiş.

Keşiş:

"Kızım sana âşık, onu da götür,” demiş.

Çoban:

"Sen demesen de ben kızını isteyecektim. Sarayımın prensesi olacak. Devden getirdiğim bu kızı da babasına teslim et.” demiş.

Keşişin kızı prensinin boynuna sarılmış. Prens yine elma yanaklarından öpmüş onu. Ordakilerle de vedalaştıktan sonra kızı da alıp yola düşmüş. Uzun bir yolculuktan sonra kendi yurduna gelmiş. Kral oğlunun geri döndüğünü öğrenince çok sevinmiş. Oğlunun getirdiği ilacı gözlerine sürmüş ve gözleri dünyayı görmüş. Daha sonra da onlara dillere destan bir düğün yapmış.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

ANADOLU MASALLARI, MEB YAYINLARI

Üye Girişi