Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 


ALİ CENGİZ OYUNU

Bir zamanlar çobanlık yapan bir Keloğlan varmış. Fakirlik canına tak dediği için, padişahın kızıyla evlenmeye karar vermiş. Bu kararını da gidip anasına anlatmış. Anası:
"Sen delirdin mi oğul? Ne dediğinin farkında mısın?" diyerek oğlunu çok sevdiği için, onun ısrarlarına dayanamayıp, padişahın kızını istemeye gitmiş.
Padişahın huzuruna çıkmış ve demiş ki:
"Yüce efendimiz! Benim bir oğlum var. Ona herkes Keloğlan der... Dünyada tek varlığım odur. Tutturmuş, padişahın kızını alacağım diye... Biliyorum, kızınızı bir çobana vermezsiniz. Ama ben analık görevimi yapıp, hiç olmazsa; "İstedim ama vermediler" demek için yanınıza kadar geldim."
Padişah, kadının bu açık sözlülüğünden pek hoşlanmış:
"Niçin vermeyeyim... O da genç değil mi? Ancak bir şartım vardır. Eğer gidip Ali Cengiz oyununu öğrenirse kızımı kendisine veririm."
Kadın bu cevabı alır almaz Keloğlan'a koşmuş, ona durumu anlatmış. Keloğlan ile anası birlikte Ali Cengiz denen adamı aramaya çıkmışlar.
Ali Cengiz, dilden dile dolaşan bir adammış. Bir sürü oyunları varmış. Gençler onun oyunlarını öğrenmek için giderlermiş.
Keloğlan'la anası az gitmişler uz gitmişler. Bir ara dinlenirken yanlarına bir adam gelmiş. Nereden gelip nereye gittiklerini sormuş. Durumu anlatmışlar. Adam gülmüş:
"Şansınız varmış. Aradığınız Ali Cengiz benim," demiş. "Keloğlan kırk gün benim yanımda kalsın, bütün oyunlarımı ona öğreteyim!"
Kadın oğlunu Ali Cengiz'e teslim ederek evine dönmüş.
Ali Cengiz'in karısı ve kızı Keloğlan'ı çok sevmişler. Bir gün kız Keloğlan'a:
"Bak" demiş, "Babam kırk gün ders verir ve kırkbirinci gün, bunları öğrendin mi diye sorar. Eğer öğrendim dersen, hiç acımaz kafanı keser. Çünkü babam, kendisinden üstün olan hiç kimseye tahammül edemez. Onun için sana sorduğunda "Öğrenmedim!" dersin.
Gerçekten de kırk birinci gün Ali Cengiz, Keloğlan'a oyunlarını öğrenip öğrenmediğini sormuş. Keloğlan da öğrenmediğini söyleyince:
"Hemen ananı çağır ve buradan çekip gidin. Çok aptal biriymişsin. Beni kırk gün boşu boşuna uğraştırdın." demiş.
Keloğlanla anası yola çıkmışlar. Yolda anasına:
"Ali Cengiz'in bütün oyunlarını öğrendim. Ama ona öyle söylemem gerekiyordu." demiş.
Tam o sırada önlerinden avcılar geçiyormuş:
"Bak şimdi öğrendiklerimden birini tatbik edeyim de gör. Ben tazı olacağım. Avcılar beni beğenip almak isteyecekler. Beni beş altından aşağıya satmazsın. Yalnız tasmamı avcılara verme."
O anda hemen tazı olmuş ve hızla bir tavşan yakalayıp avcıların yanına getirmiş. Avcılar hayatlarında böyle bir tazı görmemişlermiş. Hemen beş altın verip, satın almışlar.
Avcılar yeni tazılarıyla tavşan peşine düşmüşler. Yeni tazı bir tavşanın peşine düşmüş ve hızla gözden kaybolmuş. Keloğlan bir kayanın arkasında tekrar eski kılığına dönmüş. Avcılar karşılarında onu görünce sormuşlar:
"Buradan bir tazı geçti mi?"
"Biraz önce şu tepenin arkasına doğru koşuyordu."
Avcılar o tarafa doğru giderken, Keloğlan da geri dönüp anasının yanına gelmiş.
Ali Cengiz nasıl olmuşsa Keloğlanın yalan söylediğini anlamış, hemen onun peşine düşmüş. Yolda avcılara rastlamış. Avcıların başına geleni dinleyince, bunun kendinden öğrenilmiş oyunlardan olduğunu anlamış.
Bu arada, Keloğlan biraz daha para kazanmak için bir oyun daha oynamaya karar vermiş. Anasına:
"Bak şimdi ben bir koç olacağım. Boğazıma bir ip takıp beni pazara götür. Sakın on altından aşağıya salma. Boynumdaki ipi çıkarmayı da unutma. Eğer ipimle birlikte \erir-sen sonum kötü olur.
İkiyle der demez, hemen kıvrım kıvrım boynuzlu bir koç oluvermiş. Anası hemen boynuna bir ip takıp, pazara çekmiş. Herkes koçu çok beğenmiş. Tam bu sırada Ali Cengiz çıkagelmiş. Kılık değiştirdiği için kadın unu tanıyamamış. Kadına demiş ki:
"Ben koçu çok beğendim. Bir torunum var, onun için bunu mutlaka almalıyım, ileni de kaç altına salıyorsan, ben sana iki katını vereceğim!" demiş.
Kadın bunu duyar duymaz, koçun yularını falan unutmuş ve yirmi altını alıp koçun ipini Ali Cengiz'e uzatıyormuş ki, tanı o sırada işin kötü gittiğini anlayan Keloğlan hemen bir serçe oluvermiş.
Ali Cengiz durur mu? Hemen bir şahin olmuş ve Keloğlan'ın peşine düşmüş. Böylece padişahın bahçesine gelmişler. Şahin serçeyi yakalayacağı sırada, Keloğlan bir demet gül olup, padişahın kızının kucağına düşmüş.
Kız gülleri çok severmiş. Hele kucağına düşen bu güller o kadar güzel kokuyormuş ki, bunları çok sevmiş. Hemen babasının huzuruna çıkıp, bu kadar güzel kokan gülleri ona göstermek istemiş.
Bu sırada Ali Cengiz, bir dilenci kılığına girerek, sarayın kapısına gelmiş. Nöbetçiler, ne istediğini sormuşlar.
Ali Cengiz:
"Padişahı göreceğim. Büyük bir derdim var, onu arz edeceğim..."demiş.
Gidip durumu padişaha haber vermişler.
Padişah:
"Dilenci benden ne isteyebilir ki? Bırakın gelsin!" demiş.
Ali Cengiz saraya girmiş. Padişahın huzuruna çıkıp:
"Efendimiz kızınızın elindeki şu güller benimdir. Onların yeniden bana verilmesini istiyorum" demiş.
Kız, buna razı olmak istememiş. Ama padişah:
"Peki!" demiş, "Mademki bu güller şenindir, öyleyse al!"
Keloğlan bakmış ki, işler kötüye gidiyor, daha kız gülleri Ali Cengiz'e uzatmadan darı olup yerlere saçılmış.
Padişah ile kızı birden çok şaşırmışlar. Gözleri fal taşı gibi açılarak onları seyretmeye başlamışlar.
Keloğlan darı olarak yere saçılınca, Ali Cengiz de hemen bir tavuk olmuş ve darılan toplamak için bir sürü civciv çıkarmış. İşin yine kötüye gittiğini gören Keloğlan, bu kez hemen bir tilki olmuş.
Sonra da civcivleri ve tavuğu birer birer yemiş.
Padişah ve kızı olanları seyrettikçe, korkuları artmaya başlamış. İşte tam bu sırada Keloğlan insan kılığına dönmüş ve padişaha demiş ki:
"Padişahım! Ben bir çobanım. Hani anamı gönderip kızınızı sizden istemiştim, siz anama "Ali Cengiz oyunlarını öğrenirse kızımı ona veririm" demiştiniz. İşte ben de gidip
Ali Cengiz'in bütün oyunlarını öğrendim. Biraz önce gördüğünüz o dilenci kılığındaki adam, benim ustam olan Ali Cengiz'di. Onunla birlikte karşınızda yarışmış olduk. Sonunda Ali Cengiz'i yendim. Şimdi dünyada Ali Cengiz oyunlarını benden daha iyi bilen başka kimse yok. Eğer sözünüzde durursanız, kızınızı bana vermelisiniz.
Padişah düşünmüş, taşınmış... Eh, ne de olsa söz verdi. Padişaha sözünden dönmek yakışır mı? Ama bir de kızına sorması gerek elbette:
"Kızım, bu Keloğlan'ı ister misin?"
Kız, Keloğlan'ı gerçekten beğenmiş. Hem yakışıklı, hem de çok sevimli birisiymiş..
"Evet babacığım, isterim" demiş.
Artık kırk gün, kırk gece düğün dernek kurulmuş. Keloğlan ile padişahın güzel kızı evlenmişler.
Eee, Keloğlan anasını yanına almadan durabilir mi? Anasını da saraya aldırarak hep birlikte mutlu olarak yaşamaya başlamışlar.

SON EKLENENLER

Üye Girişi