Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

 METHİYE

Klasik Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında kişi ve topluluklarla çeşitli mekânların  övülmesi maksadıyla yazılmış şiir.

Sözlükte "övmek, birinin meziyetlerini dile getirmek" anlamındaki medh kökü­nün sonuna nisbet eki getirilerek yapıl­mış olan medhiyye kelimesi Türkçemde "övgü şiiri" mânasında kullanılan bir ede­biyat terimidir. Methiye daha çok kaside şeklinde yazıldığından önceleri "kasîde-i medhiyye" olarak anılmış, daha sonra sa­dece medhiyye şekli kullanılmıştır. Arap edebiyatında ise genellikle medh, medîh, medîha, ümdûha ve midha kelimeleri kullanılır.

Kur'ân-ı Kerîm'de birçok esmâ-i hüsnâ ile zât-ı ilâhiyye, başta Hz. Muhammed olmak üzere peygamberler (Meryem sû­resi altı peygamberin övgüsünü içermek­tedir, 19/12–15, 30–34, 41 -58), çeşitli nite­likleriyle müminler, ayrıca cennet, cennet ehli ve cennet nimetleri övüldüğü gibi Re­sûl-i Ekrem de ismen birçok sahâbîyi ma­nevî meziyetlerini ifade ederek övmüş, ümmetin kendisi de birçok şair tarafın­dan methedilmiştir. Ancak Hz. Peygam­ber gerçeklerle bağdaşmayan, fazilet ve ahlâka ters düşecek şekilde abartılı öv­meyi menetmiştir (Wensinck, el-Mu'cem, "mdh" md.). Edebî anlamda medih, tak­dir ve şükran duygularını dile getirmek ya da maddî bir menfaat elde etmek amacıyla daha çok fertlerle ilgili olmakla birlikte kabile, toplum, millet, ülke, va­tan, şehir vb.nin güzel sıfat, meziyet ve erdemlerinin anlatıldığı şiirlere de met­hiye denilmiştir.

Övülme ve beğenilme arzusu insanın fıtratında bulunduğundan övgü şiirleri insanlık tarihi kadar eskidir. Bu sebeple medih Arap şiirinde en çok işlenen konu­ların başında yer alır. Fahr, mersiye, hamâse, gazel, hamriyyât gibi türlerin te­melinde de medih vardır. Eski Arap şiiri­nin ilk devirlerinde medih yaygın değildi. Yapılan iyiliklere karşı kadirşinaslık ve te­şekkür olarak nazmedilmiş methiye nite­liği taşıyan bazı parçalar dışında bu dö­nemlere ait örnek bilinmemektedir. İs­lâm'dan önceki övgü şiirlerinde fertler­den çok kabileler methedilmiştir. Ancak milâdî VI. yüzyılda başta Meymûn b. Kays el-A'şâ olmak üzere Nâbiga ez-Zübyânî ve Züheyr b. Ebû Sülmâ gibi şairlerin elin­de şiirin bir kazanç vasıtası haline dönüş-mesiyle birlikte methiyelerde hızlı bir ge­lişme olmuştur. Önceleri kasidenin içinde küçük bir kıta halindeyken A'şâ'nın kasi­delerinde olduğu gibi seksen beyti aşan övgüler yazılmış, zamanla bunları kale­me alan şairlere verilen ödüller arttırıldı­ğından şiirler de uzamıştır. Şiirin saray­lara yönelerek kazanç vesilesi haline gel­mesi bir taraftan methiyelere daha fazla özen gösterilmesine sebep olmuş, diğer taraftan şiire bir sunîlik getirmiş, hatta Züheyr b. Ebû Sülmâ, övülenlerin daha fazla beğenisini kazanmak amacıyla üze­rinde bir yıl çalışılan uzun kasidelerin (havliyyât, münakkahât) ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Şairlerin genellikle kabilelerini, bazan da kendilerini tehdit ve tehlikelerden korumak amacıyla devlet başkanlarına hitaben nazmettikleri özür beyanı, af ve merhamet dileyen şiirler en eski methi­yeler olarak bilinir. Nâbiga ez-Zübyânî (ö. m. 604), Münzirî ve Gassânî krallarına hitaben nazmettiği i'tizâriyyâtı ile tanı­nırsa da bu nevi şiirlerin ortaya çıkışı daha eskidir.

Kudâme b. Ca'fer eski Arap şiirinde methi insanın doğuştan sahip olduğu ka­lıcı dört temel erdem olan akıl, adalet, şe­caat ve iffet ile bunların birbirleriyle olan münasebetlerinden doğan çeşitli özellik­lere bağlamakta, onların dışında taç, taht, zenginlik gibi geçici sıfatlarla yapılacak övgüleri hatalı bulmaktadır (Nakdü'ş-şi'r, s. 95–117,184–187). Aslında bu dört özel­liği eski Yunan şiirinde ilk defa Eflâtun ve öğrencisi Aristo söz konusu etmiştir. İbn Reşîk el-Kayrevânî bu hususları en ideal medih özellikleri olarak görmekte, geçici ve bedenî niteliklere yönelik olarak yapı­lacak övgüyü de geçerli saymaktadır (el-'Umde II, 129). Ayrıca Kudâme ve İbn Re­şîk kral, halife, vezir, vali, kumandan, ka­dı ve kâtiplerin makam ve görevlerine uy­gun düşecek övgü kalıplarını saymıştır. İbn Reşîk bunların dışında kalanların sa­dece meslekî başarıları, dinî ve ahlâkî özellikleriyle övülmesinin uygun olacağını belirtmiştir. Fârâbî. İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi İslâm filozofları da methiyeyi Aris­to'nun sanat felsefesi bağlamında tar­tışmışlar; onun ahlâkî değerleri yüceltici ve iyi amellerde bulunmaya teşvik edici yönü üzerinde durmuşlardır.

Gelişimini Câhiliye devrinde tamamla­mış olan planlı klasik kasidenin ana bölü­münü medih kısmı oluşturur. Diğer bö­lümler onun mukaddimesi ve hatimesi konumundadır. Çünkü planlı kasidede şair memduhun övgüsüne geçmeden ön­ce hayal ve hâtıralar arasında bir yolculu­ğa çıkarak bütün insanlığın ortak ilgi alanı olan gençlik ve aşk maceralarının ardın­dan hedefine ulaşmak için yaptıklarını ayrıntılarıyla tasvir eder. Bundan sonra methiye kısmına geçilir ve genellikle ka­side kısa bir fahriye bölümüyle son bulur (bk. kaside).

Gerek Câhiliye döneminde gerekse İs­lâm'dan sonra övgü kasidelerinin gelenekleşmiş olan bu bölümlerine bâdiyeli-şehirli bütün şairler tarafından uzun bir süre özenle riayet edilmiştir. Nitekim İbn Kuteybe ve ona uyanlar bu geleneğin dı­şına çıkanları eleştirmişlerdir (eş-Şi'r ve'ş-şu'arâ', 1. 74). Konuyu akılcı bir yaklaşım­la irdeleyen İbn Reşîk çöl hayatı yaşama­mış olan şehirli şairlerin çölden, çöl yol­culuğundan, onun sıkıntı ve eziyetlerin­den söz etmelerini şiir sanatı açısından gerçekçi ve doğru bulmaz. İslâm devrine girildiğinde Arap şiirinde methiye karşı­lığında maddî kazanç sağlama geleneği iyice yaygınlaşıp yerleşmiş bir durumday­dı. Mekke'de Hz. Peygamber'in ortaya çıktığını duyan Meymûn b. Kays el-A'şâ bir methiye nazmetmiş ve sırf mükâfata nail olmak için Yemâme'den Mekke'ye gelmişti. Bu güçlü şairin Müslüman ol­ması ve dolayısıyla İslâm'ın kuvvet kazan­masından endişelenen Kureyşliler kendi­sine 100 deve vererek şairi geri çevirmiş ve Resûl-i Ekrem'le görüşmesini engel­lemişlerdir.

Kur'an'da susuz develer gibi vadi vadi, kapı kapı dolaşan, azgınlarla arkadaş olan ve gerçek dışı şiirler üreten şairlerin ye­rilmesi (eş-Şuarâ 26/224–226), çeşitli ha­dislerde yalan ve bâtıl övgülerle yüze karşı yapılmış medihlerin yasaklanması övgü şiirlerine itidale dayalı gerçekçi bir anlayış getirmiştir. Bunun sonucunda Hz. Ömer gibi ileri gelen bazı sahâbîler. şairlerin bu tür methiyeler karşılığında bağış alması­nı hoşgörüyle karşıladıkları gibi Câhiliye devrinin ünlü şairi Züheyr b. Ebû Sülmâ'yı da övdüklerini sadece onlarda bulunan sıfatlarla methetmesi sebebiyle takdir­le karşılamışlardır. Başta "şâirü'n-nebî" Hassan b. Sabit olmak üzere Kâ'b b. Mâ­lik, Abdullah b. Revâha ve Ma'n b. Evs gibi ilk Müslüman şairlerin Hz. Peygam­ber ve müminler için nazmettikleri met­hiyelerde bu itidal ve gerçekçi anlayış hâ­kimdir. Ayrıca şairlere beytülmalden yar­dım sağlandığı için menfaat uğruna ya­lan, abartı ve tekellüf dolu övgülerin nazmedilmesi azalmış, birçok şairin şiirinde İslâmî değerler terennüm edilmiş, övgü fertlerden ziyade yeni dinin tanınmasına ve toplumun sorunlarına yönelmiş, bü­yük ölçüde çöl hayatıyla ilgili girişler azal­mıştır. Bu türün en eski örnekleri arasın­da Resûl-i Ekrem için müşrik Meymûn b. Kays el-A'şâ'nın yazdığı kaside yer alır. Ondan sonra Kâ'b b. Züheyr'in kasidesi gelir (bk. KASÎDETÜl-BÜRDE). Hz. Pey­gamber'in vefatı için yazılan methiyele­rin birçoğunda mersiye özellikleri de yer almıştır. Onunla birlikte Ehl-i beyt'inin de övüldüğü. Kümeyt el-Esedî. Di'bil el-Huzâî. Mihyâr ed-Deylemî ve Şerif er-Radî gibi şairlerin methiyelerinde bu nitelik açıkça görülür. Resûl-i Ekrem'in vefatının hemen ardından sahabe tarafından nazmedilmiş şiirlerin mersiye olduğunda ih­tilâf bulunmamaktadır. Fâtımîler'le Memlükler devrinde Peygamber övgüleri do­ruk noktasına ulaşmış ve VII. (XIII.) yüz­yılda Bûsîrî, İbnü'l-Fârız. Emînüddin el-Erbilî ve Muhyiddin İbnu I-Arabî'nin kasideleriyle Peygamber övgülerine tasavvufî coşku ve renk gelmiştir.

VIII. (XIV.) yüzyılda Safiyyüddin el-Hillî'nin ei-Kâfi'yetü'l-bedi'yye'siyle. genel­likle adedi 150'ye ulaşan beyitlerin her birinde en az bir edebî sanatın icra edil­diği "bedîiyye" adlı uzun kasidelerle Re­sûl-i Ekrem'e ait methiyeler çığırı açılmış, İbn Câbir el-Hevvârîel-Endelüsî. İzzeddin el-Mevsılî, İbn Hicce el-Hamevî. Şa'bân el-Âsârî, Celâleddin es-Süyûtî. Âişe el-Bâûniyye ve Abdülganî en-Nablûsî gibi bir­çok kişi nazmettikleri bedîiyyelerine şerh de yazmışlardır (bk bedüyyâT) . Öte yan­dan Endülüs ve Kuzeybatı Afrika'nın me­lik ve halife saraylarında, her yıl Hz. Pey­gamber'in doğum yıl dönümü kutlamaları münasebetiyle düzenlenen şiir yarışma­larında derece alan ve "mevlidiyye / mîlâdiyye / 'îdiyye" adları verilen, İbn Haldun, İbn Hatime, İbn Zümrekve Lisânüddin İbnü'l-Hatîb gibi müellif ve şairlerin nazmettiği kasideler de Peygamber övgüleri ara­sında önemli bir yer tutar. Ayrıca Muham­med Abdürraûf el-Münâvî, Mustafa Zeynüddin el-Hımsî ve Ca'fer b. İsmail el-Berzencî gibi nâzımların mevlid türü manzu­meleri de bu arada sayılabilir. Ancak ge­rek tasavvufî mahiyette gerekse mevlid ve mevlidiyye türündeki methiyeler bazı­larınca küfür ve dalâlet olarak nitelendi­rilebilecek olan abartılar içerir. İslâm'ın ilk yıllarından günümüze kadar Resûl-i Ekrem hakkında methiye yazmayan çok az Arap şairi vardır. Peygamber methi­yelerini el-Medâ'ihu'rı-nebeviyye gibi isimler altında toplayan ve inceleyen eser­ler telif edilmiştir. Bu tür kitaplar arasında Zekî Mübârek'in el-Medâ'ihu'n-nebeviyye fi'l-edebi'l-cArabî (Kahire 1935), Yûsuf en-Nebhânî'nin el-Mecmû'atü'n-Nebhâniyye fi'l-medâ'ihi'n-nebeviyye (Beyrut 1309) ve Sâbikâtü'l-ciyâd fî medhi Seyyidi'l-'ibâd (Beyrut 1975), Muhammed b. Sa'd b. Hüseyin'in el-Medaninü'l-nebeviyye(Riyad 1406/1986), Selâhaddin es-Sibâî'nin Gurretü'l-medâ'ihi'n-nebeviyye (Kahire 1991) ve M. Salim Muhammed'in el-Medâ'ihu'n-nebeviyye (Beyrut 1417/1996) adlı eserleri sayılabilir. Mahmûd Sâmî el-Bârûdî ile Ahmed Şevki'nin de bu alandaki kaside­leri meşhurdur.

Emevîler devrinde methiyeler şairleri­ne verilen bol ve değerli hediyelerin etki­siyle daha da gelişerek Arap şiirinin en itibarlı türü haline geldi. Şairler arasında Ahtal. Nâbiga eş-Şeybânî, Zürrumme, Accâc ve oğlu Ru'be gibi methiyenin bü­tün bölümlerine yer veren ve çöl hayatı­nın izleriyle Câhiliye devri methiye gele­neğini sürdürenler olduğu gibi Cerîr b. Atıyye, Ferezdak, Küseyyir, Kutâmî, A'şâ Hemdân gibi eski övgü kasidelerinin ge­rek sıralanmasında gerek çöl hayatı izle­rinin hafifletilmesinde yaptıkları değişik­liklerle birlikte övgüye İslâmî öğeler kat­mış olan muhafazakâr şairler de vardır. Bunlardan başka şiirlerini köy hayatı, çöl ve tabiat tasvirlerinden arındırıp girizgâh­ta gazeli hâkim kılmak gibi methiyeye ye­ni ve şehirli bir zevk getiren İbn Kays er-Rukayyât. İbrahim b. Herme, Zeyd b. Amr el-Ahvas, Nusayb b. Rebâh gibi şairler de olmuştur. Ayrıca Emevîler'i, Zübeyrîler'i (Abdullah b. Zübeyrtaraftarları), Şîa ve Hâricîler'i öven siyasî, dinî grupların şair­leri de bu dönemde önemli eserler mey­dana getirmişlerdir. Cerîr. Ferezdak ve Ahtal'ın "nekâiz" (atışmalar) türü şiirleri arasında da methiyeler bulunuyordu. Bu dönemde methiyeye mizahî çeşni getiren ilk şair Hakem b. Abdel'dir. Bu tür Abba­sîler devrinde Ebû Dülâme ile doruk nok­tasına ulaşmıştır.

Abbasîler döneminde başta halifeler olmak üzere devlet ricalinin malikâne ve saraylarının kapılarını sonuna kadar şair­lere açmaları neticesinde bazılarının küf­re vardığı ileri sürülen aşırılık ve abartı­larla dolu uzun methiyeler çığırı açılmış oldu: zalimler, en ideal sıfatlarla övüldü. Buhtürî ve Mervân b. Ebû Hafsa gibi şa­irler bu özellikteki methiyeleriyle büyük mükâfatlar elde ettikleri gibi Mervân b. Ebû Hafsa da Emevî ve Abbasî devirle­rinde övgüleriyle yüklü servet elde eden şairlerden olmuştur. Hârûnürreşîd zama­nında saraya sunulan methiyeleri değer­lendirip ödüllendiren Dîvânü'ş-şi'r dairesi ihdas edildi. Bu dönemdeki methiyelerin bir kısmı zamanın tarihî olaylarını da yan­sıttığından birer belge niteliğine sahip olmuştur. Taberî'nin birçoğunu tarihine tam olarak aldığı bu örneklere Seyyid el-Himyerî'nin Hz. Ali'ye dair nakillerini, Eşca' es-Sülemî'nin Hârûnürreşîd'in Bizans'a karşı kazandığı zaferini, Ebû Temmâm'ın Mu'tasım-Billâh'ın Ammûriye (Amarion) seferini anlatan methiyelerini eklemek gerekir. Hamdânî Hükümdarı Seyfüddevle'nin saray şairi Mütenebbî'nin onun hakkında ayrı bir divan teşkil edecek ka­dar çok olan methiyeleri (Seyfiyyât), Haçlı seferlerine hükümdarın maiyetinde ka­tılan şairin gözlemlerini aktarması bakı­mından tarihî belge değerindedir.

Memlükler zamanından itibaren caize­lerin azalmasına paralel olarak övgü şiir­leri eski heyecanını yitirmekle birlikte Trablusşam'da hüküm süren Benî Ammâr ve bazı Selçuklu emirleriyle ileri ge­len birçok devlet adamına methiyeler ya­zan İbnü'l-Hayyât et Tağlebîyanında Bahâeddin İbnü's-Sââtîgibi şairler bu gele­neği sürdürmeye çalışmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Mûfredât, "hmd" md.; Lisânü 7-'Arab, "mdh" md.; VVensinck. el-Mu'-cem, "mdh" md.; ibn Kuteybe. eş-Şi'r ve'ş-şu'a-râ', I, 74-76; İbnü'l-Mu'tez. Tabakatü'ş-şu'arâ' (nşr. Abdüssettâr Ahmed Ferrâc). Kahire 1375/ 1951. s. 35. 251; Ebü'l-Hasan İbn Tabâtabâ. 'İyârü'ş-ş/'r(nşr. Tâhâ el-Hâcirî - M. Zağlûl Sel-lâm). Kahire 1956, s. 12-13; Kudâme b. Ca'fer. Nakdü'ş-şı'V(nşr. M.Abdülrnün'imHafâcî). Bey­rut, ts. I Dârü'l-kütübi l-ilmiyye). s. 95-117, 184-187; Ebü'l-Ferec el-İsfahânî. el-Eğâni,V, 79; VII, 224-268; X, 91; XIV, 231; XVIII, 169; Merzübâ-nî. el-Müveşşah, Kahire 1348, s. 269; İbn Reşîk el-Kayrevânî. el-'tlmde Inşı. M Muhyiddin Ab-dülhamîd). Kahire 1353/1934, II, 122-136, 172-177; İbn Rüşd. Telhişu Kitâbi'ş-Şi'rlnşr. C. E Butterworth - Ahmed Abdülmecid el-Herîdîl. Ka­hire 1986, s. 67-108; İbn Hallikân. Vefeyât,\, 329, 342; VI, 219; Nüveyrî. Nihâyetû'l-ereb, III, 173-174, 182-184, 186-190; Kütübî. Fevâtü'i-Vefeyât, III, 232; Zekî Mübarek. el-Medâ'ihu'n-nebeuiyye. Kahire 1354/1935, tür.yer.; Elmalı-ll. Hak Dini, I, 56-58; M. Zağlûl Sellâm. el-Edeb fi'l-'aşrVl-Memlûki, Kahire 1971, I, 227-233, 265-275, 648-783; 11,110-113; Nihad M. Çetin. Esfci Arap Şiiri, İstanbul 1973, s. 87-89; Musta­fa Sâdık er-Râfiî. Târihu âdâbi'l-'Arab, Beyrut 1394/1974, II, 52; Anâd Gazvân İsmail v.dğr.. el-Edebûl-'Arabi, Bağdad 1394/1974, s. 237 vd.; Vehb Rûmiyye. Bünyetü'l-kaşideti'l-'Ara-biyye, Dımaşk 1418/1997, tür.yer.; Mustafa eş-Şek'a. Fünûnü'ş-şi'r/îmüctema'i'l-Hamdâniy-yin, Beyrut 1981, s. 185-232; İhsan Abbas, Tâ­rihu 'n-nakd, Beyrut 1404/1983, s. 194-201; Eymen M. Zekî el-Asmâvî. Kaşidetü'l-medih, Beyrut 1983, s. 1 5-82; M. Osman Ali. Fi'l-Ede-bri-lslâmi, Beyrut 1406/1986, s. 515-522; Mu­hammed b. Sa'd b. Hüseyin. el-Medâ'ihu'n-ne-beviyye.Riyad 1406/1986, s. 9, 10, 15 vd.; Mi­sâl Âsî - Emil Bedî' Ya'küb. el-Mu'cemü'l-mufaş-şalfi'l-luğa ue'l-cdeb, Beyrut 1987, II, 1132-1135; Abdülhalîm Hıfnî. Şi'ru'ş-şa'âlîk, Kahire 1987, s. 321-325; Nâyif Ma'rûf. el-Edebü'l-İs-lâmi, Beyrut 1990, s. 241 -251; Yasin el-Eyyûbî. Âfâku'ş-şi'r, Beyrut 1415/1995, s. 103-137; Mahmûd Salim Muhammed. el-Medâ'ihu'n-ne-beviyye, Beyrut- Dımaşk 1417/1996, s. 16-17, 47, 48-53, ayrıca bk. tür.yer.; Mustafa Uleyyân. Nahve menheci'l-islâm, Amman 1416/1996, s. 65-70; S. P. Stetterych. "Abbasid Panegyric and the Poetics of Political Allegiance: Two Poems of al-Mutanabbi on Kâfur", Qasida Poetry in Islamic As/a and Africa (ed. S. Sperl -C. Shackle), Leiden 1996,1, 35-63; Kenan Demi-rayak. Abbasi Edebiyatı Tarihi, Erzurum 1998, s. 66-72; G. M. Wirkens, "Madih. Madh", El3 (Fr). V, 959; J. S. Meisami. "Madih, madh", En-cyclopedia ofArabic Literatüre (ed |. S. Meisa­mi - P. Starkey). London 1998, II, 482-484.

İsmaİl Durmuş

TÜRK EDEBİYATI. Divan edebiya­tında methiye övgü amacıyla kaleme alı­nan kasidelerin genel adıdır. Aynı mânada çok defa kaside kelimesi de kullanılmış­tır. Ancak kaside bir nazım şekli, methiye ise bir tür olduğu gibi methiyelerde ayrı­ca nesîb, maksûd, tegazzül, fahriye, dua gibi bölümlerin yerine daha çok övgü yer almıştır. Halk edebiyatı ile âşık edebiya­tında güzelleme denilen methiyeler, bir yerin veya tabiat güzelliğinin övülerek an­latılması yahut sevilen bir kadın, beğeni­len bir kişi. sahip olunan kıymetli bir at gi­bi varlıkları öven şiirlerdir (Dilcin, s. 337). Dinî-tasavvufî edebiyatta ise methiye da­ha çok din ve tarikat ulularını övmek için yazılmıştır.

Methiye Arap edebiyatından İran ede­biyatına ve oradan Türk edebiyatına ge­çerken gerek zihniyet gerekse kültür ve çevre farklılıklarının etkisiyle konunun iş­lenişinde birtakım değişiklikler olmuştur. İran edebiyatında muhteva daha da zen­ginleşmiş. Türk edebiyatında ise medih kısmı gelişirken methedilenin özellikleri çok fazla değişmemiştir.

Divan şiirinde en çok işlenen türler ara­sında yer alan methiye yazımında şairin övdüğü kişiden caize umması etkili oldu­ğundan lâyık olmayan kişiler için de met­hiye yazıldığı görülmektedir. Bunların ço­ğu kaside nazım şekliyle kaleme alınmak­la birlikte mesnevi, kıta, murabba, mu­hammes, terkip ve terciibend yanında gazel vb. nazım şekillerinde yazılanlar da vardır. Necâtî Bey'in "Medh-i Pâdişâh-ı A'zam ve Sultân-ı Muazzam Sultan İbnü's-Sultân Bâyezîd Han İbn-i Muham­med Han" ile Nef'î'nin "Der Vasf-ı Hatt-ı Hümâyûn-ı Sultân Murad Han" başlıklı şiirleri mesnevi şeklindedir. Yine Nef'î'­nin "Mukatta' der Ta'rîf-i Şeyhü'l-İslâm Es'ad Efendi" adlı şiiri kıta halinde yazıl­mıştır. Şehir methiyeleri denilebilecek şehrengizlerde çok defa mesnevi (Aydemir, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, XIX 119991. s. 450), bilâdiyelerde ise kaside tercih edilmiştir(Kurnaz, s. 230–252). Muhteva­sında bölüm olarak övgüye yer verilen mersiyelerin büyük bir kısmı terkip ve terciibend nazım şekliyle kaleme alınmış­tır (İsen, s. XXII1-XXIV, XLII). Türk edebi­yatında muhammes tarzında yazılan şi­irlerde de en çok işlenen üçüncü konu methiyedir. Bu nazım şekliyle yazıldığı tesbit edilen kırk dört methiyenin şairle­ri arasında Hayretî. Ümmî Sinan, Yahya Bey, Nev'î, Nedîm, Koca Râgıb Paşa, Şeyh Galib, Şeref Hanım gibi tanınmış isimler vardır (Erdoğan, s. 183-184). Ayrıca nazım şekli ne olursa olsun "sitayiş, vasf. tav­sîf, şân, nâm, ta'rîf kelimeleriyle kurulu başlıklar taşıyan şiirler de "der medh-i "der-hakk-ı..." başlıklarına sahip kaside­ler gibi methiyedir. Kaside nazım şekliyle olan methiyeler genellikle nesîbden son­ra bir girizgâhla başlar. Memduhun şah­siyeti ve bulunduğu makama göre özel­liklerinin abartılı biçimde dile getirildiği bu bölüme "maksûd" adı da verilmiştir. Maksadın on beş-yirmi beyitle ifade edil­diği bu kısım kasidenin diğer bölümlerine göre daha uzundur.

Türk edebiyatında na't türünde yazı­lan kasidelerde çoğunlukla Hz. Peygam­ber övülmekle beraber bazılarında din büyükleri methedilmiş, mersiyelerde ise ölen kimselerin övgüsüne de yer verilmiş­tir. Diğer methiyelerde sultanlar başta olmak üzere çeşitli devlet adamları övülürken bunlar sahip oldukları makamın özelliklerine göre birtakım meşhur isim­lerle karşılaştırılmıştır. Nitekim Resûl-i Ekrem'e yazılan na'tlarda onun nübüv­veti, mucizesi, lutfu. feyzi, şefaati, mi'racı ilk sırada vurgulanmıştır. Ayrıca Hz. Sü­leyman. Burak, Hz. Yûsuf, Kâ'be. Sidre, Hızır gibi çok sayıda ismin de anılarak methedildiği görülmektedir. Diğer din büyüklerine yazılan kasidelerde memdu­hun hikmeti, lütfü, feyzi, cömertliği, ilmi gibi özellikleri başta gelmektedir.

Sultanların methini konu alan kaside­lerde onların en çok adalet, lütuf, cö­mertlik, savaşçılık, hüner, tedbir, ferman, irfan gibi vasıfları dile getirilir; asalet, cesaret ve merhametlerine dikkat çekilir. Bu özellikler vurgulanırken karşılaştırma, benzetme ve üstün görme münasebe­tiyle birtakım isimlere yer verilir. Bunla­rın arasında içkiyi icadı ve içki meclislerini kurması, tacı ve hükümdarlığı açısından Cem (Cemşîd), savaşçılığı ve kahramanlığıyla Rüstem, cihangirliğiyle İskender, insan dışındaki varlıklara da hükmetmesi dolayısıyla Hz. Süleyman ilk sırada yer alır. Dârâ, Behrâm, Hz. Ali. Hüsrev, Hz. Ömer, Feridun. Neriman gibi adlar da en çok sözü edilen isimlerdir (Aydemir, Gazi Üniversitesi Fen -Edebiyat Fakültesi Sos­yal Bilimler Dergisi, 1/1 |1996|,s. 143-148).

Vezirlerin, paşaların ve kazaskerlerin üstlendiği görevler onların lütuf, adalet, savaşçılık, tedbir, cömertlik ve kahraman­lıkları, kerem sahibi oluşları ve uzak gö­rüşlülükleri gibi özelliklerini ön plana çı­karır. Bu hususlar dile getirilirken memduh Rüstem, Âsaf. Cem, İskender, Beh­râm, Neriman, Hz. Îsâ / Mesîh ve Hz. Yû­suf gibi şahıslarla karşılaştırılır (a.g.e., l/l 1996|. s. 148-151) Şeyhülislâmlar övülürken lütuf, fazilet, adalet, kerem, fet­va, ilim gibi özelliklerine yer verilerek Ebû Hanîfe. Hz. îsâ. Eflâtun. Hatim. İbn Sînâ. Aristo gibi şahsiyetlere benzetilir. Met­hiyelerde reîsülküttâb ve defterdarların kalemlerine, ihsan, kerem ve cömertlik­lerine, hocaların ve şairlerin de ilim, ih­san, adalet, himmet gibi özelliklerine vurgu yapılır.

Toplu olarak bakıldığında kasidelerin methiye bölümlerinde adalet, lütuf, ke­rem, cömertlik, kahramanlık, re'yve ted­bir gibi iyi bir yöneticide ve iyi bir insan­da bulunması gereken ideal niteliklere yer verildiği görülmektedir. Övülen yöne­ticilerin hepsi bu özelliklere sahip olma­dığı gibi bazan bir cimrinin cömert, bir zalimin merhametli, eline silâh almamış bir kişinin kahraman olarak gösterildiği de olur. Divan şiirinin tenkitlere hedef olan yönlerinin önde gelenlerinden birini de methiyelerdeki bu gerçek dışı. abartı­lı övgülerin oluşturduğu kabul edilmek­tedir.

Türk edebiyatında X1I1-XIV, yüzyıllarda sayıca çok az olan kaside şeklinde yazıl­mış methiyelerde XV. yüzyıla gelindiğin­de büyük bir artış görülmekte, tesbit edilen 188 methiye kasidelerin büyük bir çoğunluğunu teşkil etmektedir. Bu dö­nemin ünlü methiye şairleri olarak Ahmedî, Şeyhî, Yazıcıoğlu Mehmed, Cem Sultan, Kemal Ümmî, Ahmed Paşa, Ne­cati Bey. Mihrî Hatun, Mesîhî, Cemâlî, Tâcîzâde Câ'fer Çelebi sayılabilir. XVI. yüz­yılın methiyecileri içinde yer alan Bakî, Hayalî, Nev'î, Hayretî, Cinânî, Yahya Bey, Zatî gibi şairler arasında otuz yedi methiyesiyle Fuzûlî'nin ayrı bir yeri vardır. XVII. yüzyılda medih kasidelerinin başlı­ca şairleri Ali Çelebi. Arif. Cevrî, Fehîm-i Kadîm, Hâletî. Nâbî, Nâdiri ve Sabit gibi isimlerdir. XVIII. yüzyılda nitelik açısından daha sönük olduğu görülen methiyeler üzerinde yeterli inceleme bulunmamakla beraber Nedîm, Şeyh Galib, Nazîm Yah­ya, Hoca Neşet, Sünbülzâde Vehbî ve Enderunlu Fâzıl dikkat çekmektedir. XIX ve XX. yüzyıllarda divan şiirine rağbetin azal­ması sebebiyle methiyelerde de büyük bir düşüş görülmektedir. Önemli şairlerin methiyeleri yok denecek kadar azalmış­ken taşralı bazı isimlerin bu türe daha çok rağbet ettiği anlaşılmaktadır. Devrin methiye yazarları arasında Şinâsi. Ziyâ Paşa. Nâmık Kemal. Âdile Sultan, Şeref Hanım gibi ünlü isimleri, Süleyman Şâdî. Kuddûsî, Fehmî gibi az tanınmış şairleri, Halil Nihat Boztepe gibi Atatürk'e övgü yazmış kişileri zikretmek mümkündür.

BİBLİYOGRAFYA:

Cem Dilcin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, An­kara 1983, s. 153, 263, 337; iskender Pala. An­siklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara 1989, II, 113-114; Mustafa isen. Acıyı Bal Eylemek Türk Edebiyatında Mersiye, Ankara 1993, s. XXIII-XX1V, XLII; Haluk ipekten. Eski Türk Ede­biyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, İstanbul 1994, s. 28–29; Yaşar Aydemir. XVII. yy. Türk Edebi­yatında Kaside (yüksek lisans tezi, 1994). Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; a.mlf.. "Kasidede Muhteva Unsurları", Gazi Üniversi­tesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1/1, Ankara 1996, s. 137–159; a.mlf.. "Esîri'nin Bağdat Şehrâşûbu", Gazi Eğitim Fa­kültesi Dergisi, XIX, Ankara 1999, s. 450; a.mlf.. "Türk Edebiyatında Kaside", Bilig, sy. 22, Ankara 2002, s. 138-142, 152-155; W. G. Andrevvs, "Speaking of Povver: The 'Ottoman Kaside'", Qasida Poetry in Islamic Asia and Africa (ed. S. Sperl - C. Shackle). Leiden 1996, I, 281-300; W. G. Andrevvs - Mehmed Kalpaklı. "Across Chasms of Change: The Kaside in the Late Ottoman and Republican Times", a.g.e., I, 301-325; Bilal Çakıcı. Eski Türk Edebiyatın­da Kaside Nazım Şekli: XVI. yy. (yüksek lisans tezi, 1996). Gazi üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Cemâl Kurnaz. Divan Edebiyatt Ya­zıları, Ankara 1997, s. 230–252; Mustafa Erdo­ğan. Türk Edebiyatında Muhammes, Ankara 2002, s. 183-190; Mehmet Çavuşoğlu, "Kaside", TDl, LU/415-417 (1986), s. 17-27.

YAŞAR AYDEMİR, DİA, 29

Üye Girişi