Kullanıcı Oyu: 1 / 5

Yıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

KASİDENİN BÖLÜMLERİ


1. Nesib (teşbîb) bölümü: Bu bölüm, umumiyetle, kasîde’nin, şiir ve mevzu bakımından en uzun ve esaslı bölümüdür. O kadar ki bu bölümde ne tasvir ediliyorsa kasideler, umûmiyetle, onun ismini alır: Nesîbi, bahar tasviri olan kasidelere kaside-i bahâriyye; nesîbi, kış tasviri olanlara kasîde-i şitâiyye, nesîbinde bayramdan bahsedilen kasidelere kaside-i bayrâmiyye denilmesi, bundandır.
Kasidelerin bu bölümünde Allâh’a duâ ve niyâz ediliyorsa, o kasideye münâcât; Allâh’ın birliği övülüyor; bunun yüce manası söyleniyorsa, o kasideye tevhid kasidesi denilir. Bu bölümde Hz. Muhammed’e duyulan sevgi ve iman terennüm ediliyor; peygamber övülüyorsa o kasideye naat adı verilir.
Kasidelerin bu bölümlerinde çöl, vâha, at, deve tasvirlerinden başlayarak, bahar, hazan, kış tasvirleri; bağlar, bahçeler gibi işlenmiş tabiat güzellikleri; saray, kasr, köşk, yalı tasvirleri; at ve av tasvirleri yapılır; hakimane düşünceler için, güneş için, cömertlik, kahramanlık gibi insan faziletleri için; Şîraz, Bağdad, İstanbul gibi şehirler için nesîb’ler; târif, tasvir, methiye beyitleri sıralanır; bayramlar, ramazanlar için, zelzeleler gibi tabiî âfetler için, kazanılan zaferler için, türlü tarihi, sosyal ve estetik vak’alar için nesîb bölümleri yazılır.
2. Tegazzül bölümü: şairlerin, kasîde İçinde aşk ve şarap duygularına ayırdıkları bölümdür.
Eski Arap kasidesinde umumiyetle nesîb kısmında söylenen aşk ve özleyiş duyguları, zamanla kaside İçinde daha müstakil, daha belirli bir bölüm hâlini almıştır. Kasidede aşk duygularına şarap neş'e ve eğlencelerine ayrılan, umumiyetle aşk ve şarap coşkunluklarını bir arada söyleyen bu bölüm her kasidede bulunmaz. Bâzan da en eski kasîdelerde olduğu gibi, nesîb bölümünde, o bölümün tabîat duygu ve tasvirleriyle bir arada söylenir. Bu bölümde, şairler, sevgililerine karşı derin, istekli aşklarını, özleyişlerini, içki sunan güzellere karşı sevgilerini, yalvarışlarını terennüm ederler.

3. Girizgâh bölümü: Kasîde’nin buraya kadar söylenmiş büyük kısmı kime sunulacak, kaside’-de, kimin medhi yapılacaksa, bu bölümde o kısma başlayabilmek için bir söz düşürülür; şâir, türlü sebeplerle, ekseriyâ, karşılıklı sevgi ve saygı duygularıyla bağlı bulunduğu bir büyük adam’a şiirini sunmak için bir giriş yapar; kasidesinin bir veyâ birkaç beytini bu maksada ayırır; giriz yahut girizgâh adı verilen bu beyti veya beyitleri mümkün olduğu kadar nükteli ve ustalıklı söylemeğe çalışır.
4. Medhiye bölümü: Kasîde’nin ikinci büyük bölüm’ü budur. Bu bölümde şâir, devrinin bir büyük adam’ını patlak sözlerle över. Onun cömertliğinden, faziletinden, adâletinden; yurdu imâr eden, maddî ve mânevi gayretlerinden, eserlerinden, zaferlerinden çok sitâyişli bir lisanla bahseder.
Medhiye bölümü’nün, zamanla, kasidelerin tek hedefi ve esas maksad’ı olması, tamimiyle sosyal hayatın bir icâbıdır: Büyükler, övülmekten zevk aldıkları; şairler de türlü sebep ve zaruretlerle onları övmek zorunda kaldıkları için, kasîde’nin bu kısmı, daha Abbâsîler Devri’nden başlayarak Arap, İran hattâ Türk şâirleri elinde, zaman zaman, aşırı derecede gelişmiştir. Kaside gittikçe bir methiye şiiri olmuş, herhangi bir büyüğü övme maksadıyla söylenen bir şiir hüviyeti almıştır. Böyle kasidelerde medhiye’den önceki bölümler, bu medhiyeyi söylemek için girişilmiş bir girizgâh çehresindedir.
Bununla berâber her üç edebiyâtın da kendilerine ve sanatlarına saygı duyan büyük ve ciddî şâirleri, kasîde’yi ya az söylemiş yahut sözlerini söz ve zekâ hünerleri içinde gizleyerek, kasidelerini aşırı ve taşkın medhiyelerle soysuzlaştırıp âdi, dalkavukluk şiirleri hâline koymakdan sakınmalardır.
5. Fahriye bölümü: Birçok kasidelerin son bölümü fahriye adlı bölümdür. Bu kısımda şâir, çok kere, rakiplerinden üstün olduğunu; kelimeleri, söz ipliğine şâhâne inciler gibi dizdiğini ve söz sanatında kendisinin bir benzeri olmadığını söyleyerek, şiiriyle iftihar eder.
Şairlerin cemiyette büyük mânevi rütbeleri olduğu en eski şifâhi edebiyat devirlerinden kalma böyle övünmeler, şairlerin kendi sanatlarına bizzat reklâm yapmak; kendi hünerlerini unutulmaz manzum
Söyley'5,cr hâlinde ebedileştirmek arzû ve ihtiyaçlarından doğmuş, çok kerre aynı sebeplerle yaşamıştır.
6. Duâ Bölümü: İslamiyet’ten sonra kasidelerin son beyitlerini Allaha duâ beyitleri hâlinde söyleyerek bitiren şairler çoktur. Böyle beyitlerde Allah’ın, devrin büyüğüne ikbâl ve saadet vermesini onu uzun ömürlü ve muzaffer kılmasını dileyen şairler, Tanrılarına, kasidelerini başarıyla bitirmiş olmanın şükran duygularını da sunarlar.
Bununla berâber kasidelerin hepsi böyle tam değildir. Kasîde'nin hemen her kısmı ülkelere, iklimlere, devirlere, millî mizaçlara ve sosyal bünyelere göre türlü değişikliğe uğramıştır: Bâzı şairler tegazzül kısmını söylememişler; bâzı şairler ise kasidelerine tegazzül’le başlamışlardır. Bâzıları, fahriye’lere az yer verip kasideyi daha çok bir methiye hâlinde söylemişlerdir. Bir kısmı, kaside nesîb’lerinde söz sanatının her hünerine başvurarak sanatlı söyleyiş’e ehemmiyet vermiş; bir kısım şairler ise daha sâde ve yapmacıksız kasidelerinde geniş kültürlerini bir şiir havası içinde söylemeği zevk edinmişlerdir.
Kasidelerinin baş tarafında gece ile gündüz gibi, cömertlik’le hasislik gibi zıt kavramlar arasında münâzara yapan şairler olmuş, bir kısım şairler de dînî, ahlâkî, felsefî, tasavvufi duygu, düşünce, îman ve heyecanlarını uzun, kaside nesîb’leri hâlinde söylemişlerdir. Bu nazım şekline milletlerinin sosyal felsefesini, tarihî hayat ve hareketlerini işleyen şairler de olmuştur.

SON EKLENENLER

Üye Girişi