Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

SENARYO TÜRÜ ve ÖZELLİKLERİ

Sinemanın icadından sonra, filmleri besleyen konulu eserler de yazılmaya başladı. Bunlara "senaryo" adı verildi. Tiyatrolarda temsil edilen olayların hikâyesi olan yazılı metinlere nasıl "piyes" (oyun) denilmişse, filmlerin hikâyelerini anlatan metinler de senaryodur.

Senaryolar için, sinema ile tiyatronun kaynaşmasından meydana gelmiş yeni bir edebiyat türüdür, diyebiliriz. Nitekim 1950'lerden buyana özellikle televizyon ve sonra videoların bütün dünya evlerine yayılmasından sonra senaryo ihtiyacı inanılmayacak ölçüde artmıştır. Bu işi dünyada (bizde bile) meslek hâline getirmiş yazarlar veya takımlar (ekip) her yıl, yüzlerce orijinal (kaynaktan) eser meydana getirdikten başka her dilde yazılmış romanlar, hikâyeler, destanlar piyesler vs. de özel tekniklerle senaryo hâline getirilmektedir.

Senaryo da oyunlar gibi yazılarak kitaplar hâlinde saklanabiliyor. Yine tıpkı tiyatrolar gibi, bunların da yazılısı, kazılısı, kaneve (sinopsis) hâlinde olanı, yine doğmaca (yazıya geçmemiş) sözlü olanı bulunabiliyor.

Tiyatroda, piyes yazılı olsun olmasın, son sözü rejisörün söylediği gibi, senaryoda da son sözü (bazen eldeki metne rağmen) rejisör söylemektedir.

Yalnız, senaryo yapımcısı, sahnedeki rejisöre nazaran, daha geniş serbestliğe sahiptir. Sahne rejisörü oyun yazarlarına daha fazla bağımlıdır; film rejisörü, görüntü ve film sanatının gerektirdiği her çeşit değişikliği yapabilir. Kısacası eseri yorumlamakta daha hürdür.

Senaryonun önce bir taslağı, plânı, hikâyenin ana hatları çizilir. Buna "sinopsis" (eski Grekçe: Bir bakışta anlaşılabilen) adı verilir. Daha sonra yazar tek başına veya bir rejisörün de katkısı ile bu sinopsisi genişletir. Gücü yettiğince bütün sözler gibi sesleri, hareketleri, jestleri hatta çekim tarzını bile tespit etmeğe çalışır. Filme alınacak senaryo böylece ortaya çıkar.

Senaryonun sahne oyunları tekniğinden ve piyeslerin esası olan "dialog"dan geniş ölçüde yararlandığı şüphesizdir. Fakat senaryo, tiyatro oyunlarının benzeri veya genişlemişi hiç değildir. Senaryo, film tekniği sayesinde sahnelerin dar anlatım sınırını çok aşan; ışık, gölge, görüntü, kamera imkânlarından istifade ederek her gün gelişen ve değişen, kendini yenileyen yenilikleri de yenileyen kendine özgü bir sanattır.

Biliniyor ki, tiyatrolardan başka her türlü manzum, mensur türdeki eserler, bir sanatkârın yazı ile anlatımına dayanıyordu. Sahneler ise şahısları canlandırmakla kalmadılar, ayrıca tiyatronun belkemiği olan diyalog (muhavere, söyleşme) ile anlatımın temelini karşılıklı (veya tekli veya çoklu) konuşma üzerine oturttular Senaryoya gelince: Söyleşmeye dayalı sözlü anlatım elbette bu türde de ortadan kalkmaz. Çok zaman, bazı sahnelerde, diyaloga ağırlık da verilebilir ama senaryonun esas yeniliği her türden ve her unsurdan fazla "görüntü ile anlatım"a Önem vermesidir. Şöyle söyleyebiliriz:

Piyeslerde nasıl konuşma esas, diğer şeyler (dekor, jest, hareket) ayrıntı ise (pandomimler, bu hükmün dışındadır) senaryolarda da görüntü esas olup diğer unsurlar ayrıntı sayılabilir.
Tabii her türlü yazar ve sanatkâr gibi senaryo yazan da, başta dramatik olayları ve unsurları yakalamak olmak üzere, hayal gücüne, geniş kültür ve görüşe, hoşgörüye, tarafsız bakışa sahip olmalıdır. Oyununu vereceği toplum, onun değer ve duygularını, onun tarihini iyi bilmeli, her tür psikolojiden de anlamalıdır.

Yine her iyi eser gibi, senaryonun da dili açık anlaşılır, canlı olmalıdır. Seyirciyi hem oyalayacak ve eğlendirecek hem de ona belli etmeden bir şeyler öğretecek ve düşündürecek nitelikler senaryoda da bulunmalıdır. Yazar, anlatacağı konuyu, anlattığının on kat genişliği ile bilmelidir. "Realizm" veya "ideloloji" denilerek hiçbir bilgiçliğe veya çirkinliğe yer verilmemelidir. Erişilmezlik, nezaket, küfürsüzlük, seyirciyi güdülecek bir yaratık saymamak, senaryoda da esastır.

Ancak, senaryo yazarının dikkatine ayrıca şunları da eklemeliyiz:

Senaryonun yapımı ve çekimi sırasında doğacak güçlükleri düşünüp tercihlerini ona göre yapmalıdır. Daima göze ve görüntüye önem vermelidir. Yönetmenin hürriyetini kısıcı, ona talimat verici tarzda sahnelerden kaçınmalıdır. Yalnız çevreyi ve olayları, ışığı ve manzarayı değil hareketleri, jestleri, kıyafetleri ve sevinçleri de görüntü ile anlatmayı amaç bilmelidir.
Tek başına oyun kişileri bu derinlikli ve değişken duygulan anlatmaya yetmezse, seyircilerin dikkatini o ruh hâllerine çekecek yardımcı unsurlar kullanılmalıdır. Bu yardımcılar, insan, hayvan, bitki ve her çeşit cansız unsurlar olabilir.

Tabiî, yukarda belirttiğimiz gibi senaryoda gerçi görüntü çok mühimdir ama her şey görüntüden ibaret değildir. Monolog (tek basma konuşma) ve özellikle diyalog piyeslerdeki kadar olmasa da bu türde vazgeçilmez değer taşır.

Field'e göre, iyi kullanılacak diyalogun şu hizmetleri büyüktür:

Filmdeki vak'anın ilerlemesini sağlar. Olaylar arasında ilişkiyi kurduktan başka seyirciye bilgiler, mesajlar aktarır, Geçen küçük hadiseleri, önce olanları ve gelecekte olacakları yorumlayarak seyircinin dikkatini diri tutar. Filmdeki çatışmaları, farklı görüşleri ve kişilerin ruh özelliklerini ortaya koyar. Ayrıca, şahısların kültür seviyeleri, ahlâki durumları, meslekleri, ruh hâlleri de konuşmaları aracılığı ile anlaşılır

Görüntüden sonra senaryoda en büyük yeri diyalog almaktadır. Ancak, diyalog (söyleşme) oyunda canlı, dinamik olmalıdır, Görüntünün bütün imkânlarını kullanmadan söyleşme ile anlatıma başvurulmamalıdır. Gereğinden fazla diyaloglar seyirciye bıkkınlık verir. Unutmamalı ki sinema ve televizyonun) büyük seyirci kitleleri, hiçbir zaman tiyatro seyircisi kadar kültürlü, hazırlıklı ve sabırlı da değildirler,

Senaryoda kişileri sahnelerdeki kadar konuşturmaya zaten lüzum da yoktur. Çünkü sinemanın ifade kolaylıkları çoktur. Meselâ kişilerin düşünce ve duyguları, filmlerde "iç-ses"le verildiği için monologa çok defa gerek kalmaz. Ayrıca ekranlarda, beyaz perdeye akseden yazılarla, bazı sembollerden de hareket edilerek diyalog azaltılabilir. Bilgi verici, açıklayıcı (dokümanter) filmler'den ayrı bir anlatıcı veya uzaktan, gaipten gelen ses, uzun diyalogların yerine geçebilir. Geçmişe dönüş, sembol ve rumuzlardan geleceğe bakış yine simge ve işaretlerle anlatılabilir.

Senaryoda Öğeler
Hikâye, roman, destan, piyes vs. gibi içinde vaka bulunan, bütün türlerden görmüş olduğumuz yöntemi senaryoya da uygulayabiliriz. Dramatik türdeki eserlerin bir özel çeşidi olan senaryolara da bu usulle bakıldığında:
1- Konu,
2- Kişiler,
3- Çevre,
4- Zaman,
5- Ana-Fikirler gibi öğeleri görebiliriz.

1- Konu: (Olaylar) Bakımından, kendi türüne bağlı kalmak şartıyla, senaryoların da roman ve piyeslerden pek farkları yoktur. Nitekim her çeşit roman, piyes veya hikâye hatta yazılmış her vak'a, "sinopsis", sonra da senaryo tekniğine alınarak, beyaz perdeye yansıtılmaktadır,

Senaryo konularında bir özellik ve hele sınırlama söz konusu değildir. Tam tersine, teknik ses ve ışık imkânları arttıkça, sinemaya girecek vaka çeşitleri hemen sınırsıza varmıştır.
Hikâye, piyes, roman vs. de var olan bütün konulardan başka "dramatik belgesel, tarihî belgesel, siyasî belgesel, sanat belgeseli" dediğimiz bir kısım yarı gerçek yarı hayal, fakat "dramatik" (seyirlik) hâle konulmuş vakalar da senaryo türüne çeşitler katmaktadır.
"Ütopik' dediğimiz, hayalî ülkeler âleminde geçen roman veya hikâyeler senaryolarda almış yürümüştür. Nitekim "bilim - kurgu" olarak çevrilen bu senaryolarda rüyalar, düşler âleminde geçen, uzayda, gezegenlerde, tarihte veya gelecek çağlarda geçtiği farz edilen vakalar sergilenmekte, yaşatılmaktadır.

Sinema tekniği ütopya, bilim kurgu, fantazya konularını ilgi çekici olmaktan da öte, hayranlık verici boyutlara ulaştırmıştır, Yalnız bilim - kurgu ve ütopyalar değil, hayal oyunları, şiirler ve her türlü harikalar da, şaheser görüntüler hâlinde perdelere aksetmektedir.

2- Kişiler: Olayları yaşayan, başlarından vaka geçen kişiler de senaryolarda romandan, piyesten ayrı bir özellik taşımazlar. Yalnız bu kişilerin hareketleri çabuk, maceraları güçlü, başlarından geçen olaylar kısa olmalıdır. Pek tabiî bu kişiler hareket, görüntü, diyalog yardımı ile verilirler. Senaryolarda ruh tahlili elbette yapılmalıdır ama şunu da bilelim ki, sinemanın, ışığın, tekniğin bütün imkânlarına rağmen, meselâ Jean Valjan, Don Kişot, hatta Çalıkuşu veya Huzur romanındaki Nûran veya Matmazel Noraliya gibi roman kahramanlarını bütün derinlikleri ile perdeye indirmek hiç kolay değildir. Tahlil işinde, görüntüler hiçbir zaman kalemle yarışamıyor.

3- Çevre: Belki de senaryonun en zengin, en şanslı tarafı çevreyi aksettirmesindeki sınırsız imkânlarıdır. Çevre bahsini romanda, tiyatroda ve bütün konulu eserlerde gördük. İşte Tasvire önem veren, Klâsik, Realist, Natüralist, Sembolist, fantastik, akıl ötesi, gerçeküstü, gerçek dışı olan her çeşit roman, piyes ve hikâyelerin çevre ve dekorları, en mükemmel olarak perde ve ekranlara yansımaktadır.

Bildiğimiz, okuduğumuz, hayal ettiğimiz edemediğimiz çevrelerin hepsi, inanılmayacak güzellik ve harikaları ile çirkinlik ve korkunçlukları ile mucizeli renkler, olağanüstü dünyaları ile sinemada yer almaktadır.

Bu çok geniş imkânları ve özellikleriyle çevre, denilebilir ki senaryonun geniş ufku, gözbebeği ve onu diğer türlerden ayıran en zengin özelliktir.

Tiyatroda "dekor" adını verdiğimiz çevre, ne ölçüde sınırlı, yapmacık, taklide dayalı ise senaryolarda aksine, o ölçüde gerçeklere açık; yalanı bile doğru gösterir nitelikte, hür ve sınırsızdır,

Dünyanın okyanusları, çölleri, ovaları, dağları, büyük şehirleri, ırmakları, ormanları, bütün giz'leri ile beyaz perde ve ekrana sığdırılmakla kalınmaz. Bugün feza unsurlar: Ay yüzeyi; yarın başka gezegenlerdeki hayatlar da senaryo yazarının emrinde bitimsiz görüntüler alacaktır,

4- Zaman: Yukarda anlatıldığı gibi, dünyanın her yerine, her dönem ve her ülkeye, geçmişe, geleceğe ait her türlü konu ve olay sinemanın emrindedir. Böyle olunca şimdiki saman, geçmiş ve gelecek, tarih, destan ve masal zamanlan, zaman dışı, zaman ötesi, efsane sayılabilecek bütün "zamanlar" hikâyeleri ile senaryoya girerler.

Zaman konusunda bir de "süre" meselesi vardır. Yani bir senaryodaki vak'anın, sinema perdesinde veya tv ekranında ne kadar süreceği de senaryo yazarınca hesap edilmelidir. Geçmiş günlerde bir filmin "beş altı kısım tekmili birden" sinemalarda verilmesi, çocuklar ve gençlerin hoşlarına gidiyordu. Ama umumî seyirci, herhangi bir filme bir buçuk, iki saatten fazla katlanamıyordu. Bugün, sinema binaları nadir gidilen ve ancak meraklılarına hitap eden yerler hâline gelmiştir. TV'lerde ise, haftada bir yahut üst üste her gün gösterilen "dizi filmler" dönemi başlamıştır. Bu dizi filmler, elbette üst üste konulduğu zamanda, saatlerce sürebilmektedir.

5- Ana fikir, fikir bahsinde söyleyeceklerimiz, roman, piyes ve bütün sanat eserleri üzerine söylediklerimizin aynıdır. Her eser gibi senaryo da, elbette yapıcı, düşündürücü, insanları birbirine sevdirici, bazan sarsıcı veya hayret verici yeni fikirler üzerine kurulmalıdır. Büyük kitlelerin bakışlarına, görüşlerine hitap eden senaryoda fikirler göze batıcı, yıkıcı, sırıtkan ve basit olmamalıdır. Sanat eserinin biraz sembollü, muammalı havada olması ona derinlik kazandırmaktadır.

Bir senaryoyu, belli dava veya ideolojilerin telkini için kullanmak, onun değerini düşürür. Senaryo, elbette bir makale, bir bildiri, bir broşür gibi kullanılamaz. Esasen siyaset ve ideolojinin hiçbir sanat eserine hiçbir değer eklemediği iyi bilinmektedir. Sanat eserlerinin özellikle oyun ve senaryoların, resmî rejim veya politikanın telkini için kullanılması, faşizm, nazizm, komünizm gibi toptancı rejimlerin metodu olmuşsa da o rejimler bile bu zorlama ve yapmacıklardan bir şey kazanmamışlardır.

Senaryoda Ses Unsuru: Sinemalarda görüntü ve diyalogun önemli yardımcılarından biri de seslerdir. Konuşmanın dışında olan ses (efekt) unsurunu, iki grupta toplayabiliriz: Sesler, mûsikîler...

Ses: Filmde meydana gelen, at ve ayak sesleri dâhil, bütün hafif veya kuvvetli sesler, gürültülerdir. Sözgelişi bir trafik ortamının, bir miting veya savaş kalabalığının, bir dağ başının, ormanın, denizin kalabalık şehrin, bir ibadet veya âyinin çekimi sırasında hangi sesler, gürültüler, âhenkler mevcutsa bunların hepsi perdeye aksetmelidir.

Mûsikiye gelince, şüphesiz o da, senaryoyu canlandıran, oyunları güzel ve manâlı kılan, seyirciyi hoşlandıran başyardımcılardan biridir. Müzik parçalarının, konuya, zamana, amaca, duygulanışa en çok intibak edenlerden veya her filme uygun mûsikî motiflerinden seçilmesi ise kaçınılmazdır.

Ekip ve Birlik Çalışması: Senaryoda aktörler de çevreler, sesler vs. gibi sinemanın bir unsurudur. Unutulmasın ki sinema, belki de dünyanın en kolektif (toplu) sanatıdır. Roman, hikâye gibi eserler, bütünüyle ferdî (tek kişiye bağlı) sanat verimleridir. Buna karşılık, seyirlik (dramatik) eserler, sahnelerde temsil edilinceye kadar yazarından başka birçok kişinin zevk, kafa, hüner ve sanat yardımlarına muhtaçtır. Bu yüzden senaryo "ekip çalışması" isteyen sanatların başında gelir.

Tiyatro oyunları bile şüphesiz sinema kadar ekibe, yardımcıya ve dil desteğine muhtaç değildir. Sinema tam bir takım (ekip) sanatıdır. Bu sebeple, senaryo başlı basma şaheser bile olsa, rejisörün, yardımcının, kameracının, ışıkçının, oyuncuların gayretlerine nail olmadıkça basan kazanamaz.

Sinema, teknikte, elektronikte, fizikte, kimyada, astronomide yapılan her keşiften, her buluştan en çok istifade ettiği için şimşek hızıyla değişen, her gün biraz daha gelişen, kendi kendisini geride bırakan bir sanatlar demetidir.

Sinema, bütün dünyayı ve hatta dünya ötelerini ham madde olarak kullandığı gibi eski yeni bütün edebiyatları, şiirleri, oyunları, hikâyeleri, tarih olaylarını da kendisine malzeme edinmektedir.

Nitekim her yıl, dünya yüzünde binlerce "orijinal" (kaynaktan) senaryo yazıldığı gibi belki onbinlerce de eskiden yazılmış, roman, hikâye, piyes veya destanın senaryo hâline getirildiği görülmektedir. Kısacası, daha şimdiden, genelleşmede, halka gitmede ve seyirci çokluğunda rekor kıran senaryo, ekrana ve perdeye aksettirdiği unsurların sınırsızlığı ile günümüzün ve geleceklerin sanatı hâline gelmiştir.

AHMET KABAKLI, TÜRK EDEBİYATI TARİHİ CİLT: 1

Üye Girişi