Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

Paragraf bir düşünce biçimidir. İyi düzenlenmiş bir yazıda kaç paragraf varsa, o kadar da düşünce var demektir. Ancak her paragraf bir düşünceyle ilgili cümleler topluluğudur. Paragrafı oluşturan cümlelerin çokluğu ya da azlığı öne sürülen düşüncelerin geliştirilmesine bağlıdır. Düşünceyi geliştirme, onu okuyucunun kolayca kavrayabileceği bir duruma getirme demektir.

Düşünceyi geliştirme yollarının başlıcaları şunlardır:

Tanımlama

Örnekleme

Tanık gösterme (Alıntı yapma)

Karşılaştırma

Somutlama

Soyutlama

 

TANIMLAMA

Temel özellikleri aracılığıyla bir kavramın ne olduğunu belirtmeye tanımlama denir. Bir anlatımın tanım olup olmadığı “Bu nedir?” sorusuna cevap verip vermediğine bakılarak anlaşılır. Sorudaki “bu” sözcüğü tanımlanan ya da anlatımda tanımlanması mümkün olan kavram yerine kullanılır: “Felsefe nedir?” gibi.

Tanımlamada bir anlam yoğunlaştırması vardır. Okuyucunun anlatılana bakışı ve düşünüşü genelde bu noktada da odaklaşır. Böylece tanımlama okuyucunun söyleneni kavramasına yön verir.

Aşağıdaki örneği bu özellikleri dikkate alarak gözden geçirelim:

Örnek:

İnsan, içinde yetiştiği çevrenin bir ürünüdür. Benzer şartları paylaşanlar benzer biçimde düşünürler. Kültür, toplumu oluşturan bireylerin duyuş, düşünüş ve davranış birliğidir. Bu anlamda kültür ulusal bir nitelik taşı maktadır; fakat özellikleri farklı toplumların da benzeşen koşulları olması ve çağdaş dünyada bu tür olguların hızla artması kültürün evrensel yanını ortaya çıkarır.

Bu parçada yazar düşüncelerini dile getirirken “kültür” kavramını tanımlıyor. Parçadaki koyu yazılı ifade bir tanım cümlesidir.

Tanım, işlenecek konunun anahtar kavramlarını bu araya getirerek onu belirginleştirmektir. Genellikle tek cümlelik yargılardır. Bu cümleler “—dır” ekiyle ya da “denir” kelimesiyle biter.

Örnek:

Edebiyat, düşünce, duygu ve hayallerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve etkili biçimde anlatılması sanatıdır. Okuyana estetik bir tat vermek amacıyla yazılmış olan ya da böyle bir amacı olmasa bile biçimsel özellikleriyle bu düzeye ulaşabilen bütün yazılı yapıtlara edebiyat denir. Batı'da 18. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Geçmişte şiir, destan, tiyatro gibi türler genel olarak edebiyat başlığı altında değil, ayrı ayrı ele alınırdı. Türkiye'de de edebiyat terimi bugünkü anlamına ancak 19. yüzyılın sonlarında kavuşmuştur. İnsan yaşantılarını anlatan her metin, edebiyat yapıtı değildir. Bir metnin edebiyat yapıtı sayılması için sanat değeri taşıması gerekir.

Bu metinde düşünceyi geliştirme yolu olarak tanımlamadan yararlanılmıştır. Parçada edebiyatın tanımı yapılmıştır. “Edebiyat nedir?” sorusuna cevap veren “Düşünce, duygu ve hayallerin sözlü ve yazılı olarak, güzel ve etkili biçimde anlatılması sanatıdır.” sözleri edebiyatın tanımıdır. Parçada önce edebiyatın tanımı yapılmış, daha sonra edebiyatla ilgili açıklamalara geçilmiştir.

Örnek:

Anı, yaşanmış olayları duyurmak için yazılan yazınsal türdür. Bir yazarın, başından geçen önemli olayları, sanat değeri taşıyan bir dille anlatmasıdır. Sevdiğimiz bir yazarın anılarını okumak bizim için büyük bir zevktir. Bu anıları okurken anlatılan olaylar sanki bizim başımızdan geçmiş gibi hissederiz.

Bu metinde “anı”nın tanımı yapıldığına göre tanımlamaya başvurulmuş demektir. Metinde geçen Anı, yaşanmış olayları duyurmak için yazılan yazınsal türdür." ve “Bir yazarın başından geçen önemli olayları, sanat değeri taşıyan bir dille anlatmasıdır.” cümleleri “Anı nedir?" sorusuna cevap vermektedir. Demek ki her iki cümlede de anının tanımı yapılmıştır

Tanımlama iki şekilde yapılır:

a) Nesnel tanımlama:

Herkes için aynı olan, varlığın gerçek özelliklerin yansıtan tanımlardır.

Örnek:

* Altın, parlak ve san renkli bir madendir.

Kat bulutlardan beyaz ve uçucu tanecikler halinde yağan donmuş sudur.

 

b) Öznel tanımlama:

Kişiden kişiye değişen, göreceli, tanımlardır.

Örnek:

Dostluk dediğimiz çoğunlukla bir aldanmadır, bir yanılıştır. Bir düşünün, yaşamınız boyunca “dost dost” diye inandığınız kişilerle olan ilişkilerinizin başınıza açtıkları işleri, onlar yüzünden girdiğiniz çıkmazları.. Bakarsınız, dost bildiğiniz kişiden size hiçbir iyilik, hiçbir yarar gelmemiş. Hep sizi olmuşsunuz veren... Oysa böyle mi olma, dostluk?

Bu parçada ilk cümle öznel bir tanımdır.

Bir kavramın tanımı farklı biçimlerde yapılabilir:

a)Bir kavram özel ve değişmez nitelikleri belirtileri belirtilerek tanımlanabilir: Akupunktur, vücudun öncede belirlenmiş noktalarına ince iğneler batırarak ağrı gidermek, hastalığı tedavi etmek için uygulanan eski Çin tedavi yöntemidir.

b)Bir kavram, işlevi (görevi) belirtilerek tanımlan bilir: Akvaryum, suda yaşayan hayvan ve bitkileri doğal ortamlarına benzer şartlar altında yapay bir şekilde yaşayabilmeleri için hazırlanan, içinde yaşayacak hayvan ya da balıkların türüne bağlı olarak tatlı veya, tuzlu su bulunan cam veya metal kaptır.

c)Bir kavram hem özellikleri hem de işlevleri belirtilerek tanımlanabilir: Gözlük, görme kusurlarını gidermek ya da gözü güneş ışınlarına karşı koruma için çerçeve ile göze takılarak kullanılan aygıttır.

d)Bir kavram karşıtı olan bir başka kavramın tanımlanmasıyla belirlenebilir: Bir düşünceye saplanıp onun dışında doğru tanımayan kişilere hoşgörülü denemez.

Örnek:

Garp, sanat alanında da Şark’a örnek olmuş, birçok Şark sanatçısı eserlerinde Garplı sanatçıları taklit etmiştir.Çünkü Şark’ta sanatın, geleneklere her yerden daha fazla bağlı kaldığı, sanatkarın kolay kolay normlar dışına çıkmadığı bir gerçektir. Yazıda, musikide, minyatürde, halıda, mimaride yüzyıllarca tekrarlanmış, bir sadakatle çoğaltılmış şekiller, renkler ve makamlar hemen göze çarpar. Sanatkarlar da esere ferdi bir damga vurmaktan kaçınmışlar dır. Farklılaşma, geleneklere aykırılık, kendine mahsus bir yol arama hiçbir zaman Şark’ın değer ölçüleri arasında yer bulamamıştır. Bu nedenle Garp sanatıyla Şark sanatı arasındaki en önemli ayrılık düşüncede yatar.

Bu parçada yazar, “Garp sanatı” ile “Şark sanatı” konusundaki görüşlerini dile getirirken çeşitli açılardan karşılaştırmalar yapıyor.

 

SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA:

Düşünceyi inandırıcı kılmak için başvurulacak yollardan birisi de sayısal verilerden (istatistiklerden) yararlanmadır. Okuyucu her zaman bilimsel araştırmalardan elde edilen sayılara, istatistiklere güven duyar. Düşünceyi andırıcı kılmanın en kestirme yolu budur.

Örnek:

Gezegenlerin en büyüğü Jüpiter, küçük gezegenler kuşağının çok ötesinde yer alır. Öteki gezegenlerin tümünden daha büyük bir kütleye sahiptir. “Güneş sistemi Güneş,Jüpiter ve çeşitli döküntülerden oluşmuştur.” deyimi yaygındır. Jüpiter’in Güneş‘ten ortalama uzaklığı 78.300.000 km.dir; dolanım dönümü 11.86 yıl ile kavuşum dönümü (yani birbirini izleyen iki karşı konum arasındaki ortalama süre) 399 gündür. Böylelikle Jüpiter yılda bir kaç rahatlıkla gözlenebilir ve yalnız Venüs, bazen ender durumlarda da Mars, Jüpiter’in parlaklığını bastırabilir.Jüpiter’in dev küresi Dünya hacmindeki 1.300 küreyi içine alabilir, ama kütlesi Dünya ‘nın 31 katıdır.

Bu parçada yazar, Jüpiter gezegeni ile ilgili bir yargı veriyor. Bu yargısını geliştirmek için sayısal verilerden yararlanıyor. Bu durum, yazılanları daha inandırıcı kılıyor.

Örnek:

Türkiye’de çay üretimi 1917'de başlamış ancak 1937'de çay ile ilgili kanun çıkana kadar bir gelişme olmamıştır. 1984 ten sonra çay üretimi ve satışı serbest bırakılınca çay üretimi ciddi bir şekilde gelişmiştir. Bugün Türkiye, üretici ülkeler arasında çay tarım alanlarının genişliği bakımından 6'ncı, kuru çay üretiminde 5’inci; yıllık kişi başına tüketimde 4 üncü, sıradadır.

Bu parçada Türkiye’deki çay üretimindeki gelişme sayısal verilerden hareketle anlatılmıştır.

Örnek:

Programların 2 yıllık ve 4 yıllık sayılarına bakıldığında 4 yıllık lisans eğitimi verenlerin lehine bir gelişme gözlemlenmiştir. 2 yıllık ön lisans eğitimi veren programların sayısı dönem başında 13 iken 2009 da en yüksek sayı olan 19’a yükselmiştir Daha sonra azalmaya başlayan ön lisans programları 2013’te tekrar 13’e düşmüştür 4 yıllık programlara bakıldığında ise 2003 -2011 arasında %100'lük artışla 4 olan sayı 8’e yükselmiştir 2011-2013 arasında ise %60a yakın bir artışla sayı 8’den 13’e yükselmiştir Dönem başından sonuna kadar ise 4 yıllık program sayısı 4’ten 13’e yükselmiştir Bunun anlamı yaklaşık %200'ün üzerinde artış kaydedilmesidir Özet olarak 2 yıllık program sayısı durağan konumdayken 4 yıllık program sayısı hızla artmaktadır

Bu parçada da sayısal verilerle 2 yıllık faküller ile 4 yılık fakültelerin duruyu değerlendirilmiştir

BENZETME(Teşbih):

Aralarında benzerlik bulunan iki varlık, iki olay ya da kavramdan zayıf olanın güçlüye benzetilmesiyle yapılır.

Özellikle soyut kavramları somutlaştırmak, düşünceye görünürlük katmak amacına yöneliktir.

Benzetme genellikle karşılaştırma ile birlikte kullanılır.

Örnek:

Sonsuzsuza doğru bir yolculuktu bu sanki. Bitmez tükenmez gibi görünen rayların üzerine vuran ışık, gözlerimi kamaştırıyordu Yalnızlığın iyice sevimsizleştirdiği istasyona iyice yaklaşmıştık. İstasyon, iki tarafı çıplak dağlarla çevrili bu upuzun ovanın tam orta yerinde, küskün duruyordu.Etraftaki yapraksız akasyalarla daha zavallı görünüyordu bu soğuk bina. Oraya rasgele atılmış bir taş parçasını andırıyordu. Günde iki kez geçen posta treni bile, niçin bu kimsesiz yerde duruyorum, diye hayret eder gibiydi.Bu yüzden, ayrılırken çaldığı düdükten keyifli bir ıslık edası olurdu hep.

Bu parçada yazar düşünce ve duygularını dile getirirken benzetme yöntemine de başvuruyor. Parçada koyu yazılı ifadelerde benzetme yapılmıştır.

Örnek:

Güneş, dünyamızı ısıtan bir sobadır. Aynı zamanda bir ampuldür ki dünyamızı aydınlatır, gecemizi gündüz yapar. Güneş, altın ışıklarını milyonlarca kilometre uzaktan bize göndererek hem ışık hem ısı kaynağı olur. Böylece dünyamız yaşanabilecek hâle gelir. Güneş olmasa hatta bugünkü konumunda olmasa dünyada yaşam olmazdı.

Bu parçada güneşin dünyamız için ne kadar önemli olduğu anlatılırken benzetmelere başvurulmuştur. Bu benzetmelerle yazar, düşüncelerini daha anlaşılır bir şekilde ifade etmiştir. Örneğin güneş, sobaya benzetilmiştir. Herkes sobayı, sobanın ısı verici özelliğini bilir. Bu somut benzetme, okura kolaylık sağlar. Yine ışık vermesi açısından güneş ampule benzetilmiştir. Ampulün odayı aydınlatması gibi güneş de dünyayı aydınlatır.

Örnek:

Ormanın içinde uzun süre yürüdük. Biraz sonra kulağımıza bir su sesi geldi. Su sesine doğru ilerlediğimizde ileride bir açıklık gördük, Oraya varlığımızda muhteşem bir manzara bizi bekliyordu. Burası cennet gibi güzel bir yerdi, Yukarıdan kayalar arasından dökülen bir şelale vardı. Billur gibi su dökülürken etrafa klima serinliği yayıyordu, Çimenler hır halı, çiçekler de bu halının süsleri ve nakışlarıydı. Türlü ağaçlar suyun etrafında bir daire oluşturmuştu Ağaçlarda o zamana kadar hiç görmediğim güzellikte, türlü renklerde kuşlar bize âdeta bir müzik şöleni yaşatıyordu.

Bu parçada orman içindeki yer cennete, çimenler halıya çiçekler ise halının desenlerine benzetilmiştir. Burada herhangi bir karşılaştırma yapılmamıştır. Yani orman, orman içindeki şelale, çimenler başka yerlerle karşılaştırılmamıştır.

Örnek:

Piknik yaptığımız yer bir göl kenarıydı Bu göl Abant Gölünden daha küçüktü Hem orası kadar da etkileyici değildi. Abant Gölü’nün etrafında araba ile tur atmak, iskelelerde yürümek hatta balık tutmak mümkün. Ama burada gölün kenarına yaklaşmak bile olanaksız. Sadece uzaktan göle bakabiliyor. Ağaçlar altında oturabiliyorsunuz. Çünkü gölün hemen dibinden dik kayalar başlıyor, bu kayalar göle ulaşmayı engelliyor. Abant Gölünü, çam ağaçlarının ağırlıkta olduğu güzel bir orman tamamlıyor Burada ise gölün etrafında çok fazla ağaç yok.

Bu parçada ise karşılaştırma yapılmıştır. Sözü edilen göl benzetmelerden hareketle değil, karşılaştırmalardan hareketle anlatılmıştır. Piknik yapılan göl; büyüklüğü, etkileyiciliği, çevresi gibi yönlerden Abant Gölü ile karşılaştırılarak anlatılmıştır.

SORULARLA BAĞLAMA

Anlatımı kuvvetlendirmek, ilgiyi canlı tutmak amacıyla sorular sorarak okuyucunun dikkatini çekmektir.

Örnek:

“Don Kişot’a karşı mısınız, yandaş mı? Onunla alay mı edersiniz, yoksa onu ciddiye mi alırsınız? Aslında Don Kişot bir toplum kahramanıdır. Yerleşik değer yargılarına, akıllı uslu insan tiplemesine bir isyan bayrağıdır o. Onun hayal zenginliği, bilim adamının, toplumsal önderlerin, ulusal ve sosyal kurtuluşçuların içsel motivasyonudur. Aykırı olmak her zaman kötü bir durum değildir. Çünkü akıllı uslu insan tiplemesinin saygınlık perdesi ardında çoğu kez, köle ruhlu insanın aşağılanmışlığı yatar.”

Bu parçanın ilk iki cümlesinde sorulara bağlama yöntemi ne başvurularak dikkatler konu üzerinde yoğunlaştırılmıştır.

 

SOMUTLAMA:

Soyut, anlatılması güç kavramları başka kavramlar aracılığıyla görünür kılmaya somutlama denir. Düşünceyi kolayca kavratmak amacıyla başvurulan somutlama da ha çok örnekleme ve benzetmeler yoluyla yapılır.

Örnek:

Anavarza at oynağı

Kana bulamış gömleği

Kıyman o zalımlar kıyman

Kör karının bir değneği

Yukarıdaki dörtlükte öldürülen oğlunun ardından bir ananın duyduğu acı dile getiriliyor. “Kör karının bir değneği” sözüyle anlatım somutlaşıyor, kavranabilirliği artıyor. Bu sözle yaşanan acı, ortaya çıkan gerçek tümüyle kavratılmak isteniyor.

Örnek:

Çocuklar, bu çalışmanız iğneyle kuyu kazmaya benziyor! Aylarca çalışırsınız ama çalışmanın ancak bir iki sayfa ilerlediğini görürsünüz. Bu yüzden çok sabırlı olmanız gerekiyor.

Bu parçada bir düşünce, benzerlik yoluyla somut hâle getirilmeye çalışılmış, dolayısıyla somutlama yapılmıştır.

ÖRNEKLEME:

Düşünceyi geliştirmenin bir yolu da örneklemedir. Örnekleme, soyut bir düşünceye somutluk ve görünürlük katar, söylenmek isteneni okuyucunun zihninde canlandırır. Genellikle örneklemeye somutlaştırma amacıyla başvurulur. Yerinde kullanılan bir örnek, kimi durumlarda sayfalarca açıklamadan daha etkili olur.

Sanatçılar, yazarlar örnekleri gördüklerinden, yaşadıklarından, okuduklarından seçebilecekleri gibi tasarlanmış olarak da belirtebilirler. Örnekleme, bir düşünceyi kanıtlamanın en iyi yollarından birisidir.

ÖRNEK:

Büyük eserler anlattıkları olaylarla değil; belirgin tipleriyle yaşarlık kazanmışlardır. Dünya edebiyatına şöyle bir bakacak olursak Hamlet’in olayını unutabiliriz ama Hamlet’i asla... Suç ve Ceza’da anlatılanları hatırlayamayız; ama Raskalnikof için aynı şeyi söyleyemeyiz. Goryo Baba, Müfettiş unutamadığımız tiplerdir.

Bu parçada yazar birinci cümlede dile getirdiği düşüncesini etkili kılabilmek için örneklendirme yöntemine baş vurmuş; Hamlet, Raskalnikof, Goryo Baba, Müfettiş gibi tipler örnek olarak gösterilmiştir.

ÖRNEK:

Sanat adamı yazdığının okunmasını, ilgi toplamasını ister. Yalnız kendisi için yazan bir şair ya da hikayeci düşünülemez. Bugün yazdığının hiç olmazsa yakın zamanda okunacağını ummayan bir yazarın eline kalem almasına ihtimal verilemez. Servet—i Fünuncuların çoğu bir edebiyat eserinin anadili ile yazılırsa ancak yaşayabileceğini anlamadan öldüler. Hâlit Ziya, dili yüzünden eserlerinin okunmadığını görebilen yegane Servet—i Fünun sanatçısıydı.

Bu parçada yazar düşüncelerini dile getirirken “Servet—i Fünun” sanatçılarını ve özellikle “Halit Ziya Uşaklıgil” i örnek göstermiştir.

Örnek:

Bursa tarihle iç içe bir şehirdir. Burada tarihî doku her yerde karşınıza çıkar, sizi tarihin derinliklerine alıp götürür. Tophane’de ilk kale kalıntılarıyla karşılaşırsınız. Oradan biraz ilerleyince Bayezid zamanında yapılan Ulucami sizi selamlar. Biraz daha ilerlediğinizde Yeşil Türbe ve Camii ile Emirsultan'ı görürsünüz.

Yazar, burada örneklerle Bursa’nın tarihî bir şehir olduğunu somut bir şekilde anlatmıştır.

Örnek:

Dünya edebiyatında olduğu gibi edebiyatımızda da ölümle ilgili çok güzel şiirler vardır. Yahya Kemal "Sessiz Gemi”sinde ölümü, limandan ayrılan bir gemiye benzeterek anlatmıştır. Ahmet Haşim’de "Merdivenin son basamağıdır ölüm. Cahit Sıtkı ise “Otuz Beş Yaş "a sığdırmıştır ölümü. Herkesin ilgiyle okuduğu, daha ismi aklıma gelmeyen yüzlerce şiir...

Bu metinde yazar, “edebiyatımızda ölüm konulu çok güzel şiirlerin olduğu” düşüncesini belirttikten sonra da bu düşünceyi kanıtlamak, inandırıcı kılmak için “Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı” gibi şairlerin şiirlerinden örnekler vermiştir.

 

TANIK GÖSTERME (ALINTI YAPMA):

Belirtmek istediğimiz bir düşünceyi başkalarının görüşlerinden ve sözlerinden yararlanma yoluyla da geliştirebiliriz. Yazma dilinde buna başkalarını tanık (şahit) gösterme denir. Ancak tanık olarak sözüne ve düşüncesine başvurduğumuz kişinin ele aldığımız konuda tanınmış, güvenilir bir kişi olması gerekir. Sözgelimi, bir heykeltıraş ekonomiyle ilgili bir konuda tanık gösterilirse düşünce inandırıcı olmaktan uzaklaşır.

Her yazar düşüncesini açıklamasına yardım eden ya da kendisine esin veren, başkasına ait bir düşünceyi yazısında kullanabilir. Bunun iki yolu vardır. Alınan düşünce bunu ortaya koyan kişinin kendi dilinden olduğu gibi aktarılır. Bu durumda alınan sözler tırnak işaretleri arasında gösterilir. Bu tür alıntıda dikkat edilecek nokta, hiçbir sözcüğü değiştirmemektir. Dalgınlık, unutkanlık bu konu da özür sayılmaz. İkinci tür alıntıda ise düşünceler özetlenerek aktarılır. Alıntıyı yapan onu kendi anladığı biçim de ve kendi dil deneyimi içinde anlatır. Bu durumda tırnak işareti gerekmez.

ÖRNEK:

Yazarın hür olması gerek elbette. Ama bu hürriyet yazarın öyle kolaylıkla, hemen kendiliğinden elde edebileceği bir şey değil, bir çabanın sonucudur. Melih Cevdet “Sanatta Gafil Avlanmak” adlı bir yazısında şöyle diyor “Yapıldıkları, yaratıldıkları yılların duygu, düşünce özellikleri eski eserlerin de yeni eserlerin de kaçınılmaz damgalarıdır.”

Bu parçada yazar, düşüncelerini (yazarın hür olması gerektiğini) dile getirirken konusunda uzman bir kişinin tanıklığına başvuruyor. Melih Cevdet Aday’ı tanık olarak gösteren yazar ondan alıntı yapıyor. Bu yolla düşüncel güçlendiriyor.

Örnek:

Roman, öykü, tiyatro gibi yazınsal türler başka dillere çevrilebilir Bu türlerin çevirisi kolaydır Çevirmenin büyük bir çaba göstermesi gerekmez. Ancak şiirin çevirisi mümkün değildir Paul Valery de "Şiir bir dilden başka bir dile çevrilemeyen şeydir." demiştir Eğer şiir başka bir dile çevrilirse ortada şiir denen bir şey kalmaz

Yazar bu metinde roman, öykü, tiyatro gibi türlerin başka dillere çevrilebileceği fakat şiirin çevrilemeyeceği” düşüncesi üzerinde durmuştur. Bu düşüncesini kanıtlamak, somut hâle getirmek için Paul Valery'i tanık göstermiş ve bu konuda söylediği bir sözü alıntılamıştır. Tanık göstermede örnekten de anlaşıldığı gibi, tanık gösterilen kişinin sözünün aktarılması gerekmektedir.

KARŞILAŞTIRMA:

Düşünceyi geliştirmenin bir başka yolu da benzer da farklı kavramlar arasında karşılaştırma yapmaktır. Karşılaştırma, günlük konuşma dilinde olsun, yazı dilinde sun sık sık başvurulan bir düşünceyi geliştirme yoludur.

Karşılaştırma üç yoldan yapılır:

a) Benzerlikten yararlanma

b) Karşıtlıklardan yararlanma

c) İlişki kurma

ÖRNEK:

Fıkra yazan güncel olaylardan yola çıkarak hemen her konuda yazı yazmak zorundadır. Öyle ki gazetelerin belirli köşelerinde her gün aynı adların yazdığı fıkralar yayımlanır. Bunları yazanlar gazetenin kadrolu elemanlardır. Aynı durum makale için söz konusu değildir. Belirli alan uzmanlaşmış kişiler yazar makaleyi. Bu yönden her makale belirli bir alandaki uzmanlığın ürünüdür. Uzmanlıkla ilgili olduğu için de makalenin sözcük örgüsünde o uzmanlık dalına özgü terimler kullanılır. Bu yönden makaleleri anlatımı fıkra türüne göre daha nesnel, daha bilimseldir.

Yazar bu parçada bir düşünceyi tartışırken “karşılaştırma” yönteminden yararlanıyor. Makale ile fıkra ara ilişki kuruyor. Karşıtlıklardan yararlanıyor. Zaman zaman benzerlik ilişkileri üzerinde de duruyor.

Örnek:

Makale, bilimsel ağırlıklı bir yazı türüdür. Yazar bir konu hakkın da yazacağı yazıya yorumunu katmaz. Çoğunlukla nesnel yargılı cümleler vardır makalede. Makalede yazarın amacı okuru bilgilendirmek, bir konu hakkında öğretici bilgiler vermek, bir konuya açıklık getirmektir. Denemede ise durum farklıdır. Yazar denemeye duygu ve düşüncelerini yansıtır. Bu yüzden denemede öznel ifadeler ağırlıktadır. Deneme yazarı, bir makale yazan gibi bir düşünceyi kanıtlamak zorunda değildir Bunun için de yazısını makale yazarından daha rahat bir şekilde ortaya koyar

Bu parçada makale ve deneme arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Yazar, makale ile deneme arasında ayrılan yönler üzerinde durmuştur.


Örnek:

Hikâye, anlatım ve içerik bakımından romana benzer. Hikâye, romanda olduğu gibi bir olay çevresinde gelişen bir türdür. Bir ya da birden çok olay anlatılarak hikâye oluşturulur Hikâyede roman gibi, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır. Yine yazar, olayları kahraman, hâkim ya da gözlemci bakış açısıyla anlatır. Hikâye yazarı, roman yazarı gibi dil ve anlatıma önem verir. Okuru etkilemek, estetik bir eser ortaya çıkarmak için çaba gösterir.

Bu metinde hikâye ile roman, benzer yönlerden hareketle karşılaştırılmıştır. Yazar, hikâyeyi roman ile olan benzerliklerini karşılaştırmalarla vererek daha anlaşılır hâle getirmiştir.

 

 

Üye Girişi