Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

LA FONTAİNE MASALLARI

TEKE

Tilki kaptan çıkmış yola
Uzun boynuzlu dostu tekeyle.
Teke alığın biriymiş, sözün doğrusu;
Tilkiyse, malum, malın gözü.
İki ahbap öyle susamışlar ki yolda
İnmek zorunda kalmışlar bir kuyuya.
İçtikçe içmiş ikisi de şapır şupur.
İçemez olunca artık, tilki demiş ki:
Kuyudan su içmesi kolay
Ama kuyudan çıkması zordur.
Sen kaldır ayaklarını daya duvara,
Önce ben atlar sırtına
Tırmanırım yukarıya doğru;
Sonra atlayıp boynuzlarına Çıktım mı yukarı,
Çekerim seni de dışarı.
— Yuf benim sakalıma, demiş teke;
Amma da akıl varmış sende!
Ben dünyada bulamazdım doğrusu,
Böylesi bir kolaylığı.
Tilki çıkıvermiş kuyudan böylece,
Bırakıp tekeyi dibinde.
Şöyle bir nutuk da çekmiş üstelik,
Sabırlar dileyerek tekeye:
— Tanrı sana sakal vermiş yalnız, bedbaht
Sakalın kadar aklın olsa Hiç iner miydin bu kuyuya?
Ben çıkmasını bildim, Allaha ısmarladık.
Sen de kullan aklını,
Bul yukarı çıkmanın yolunu.
Sana yardım etmek isterim ama,
Acele işlerim var, kusura bakma.
Susadın mı kuyuya inmesine inmeli,
Ama, nasıl çıkacağım da düşünmeli.


DAMLA HASTALIĞI VE ÖRÜMCEK

— Yavrularım, demiş, siz ikiniz,
İnsan soyunun başına çorap örmekte
Birbirinizden arda kalmazsınız.
Düşünelim bakalım şimdi,
Nerde yerleşmeniz daha iyi.
Bakın daracık kulübeler var şurada,
Şurada da koca saraylar,
Birbirinden güzel, yaldızlar içinde.
Bu iki yeri düşündüm sizin için:
Hanginiz hangisinden hoşlanır bilmem;
Anlaşın aranızda, ya da kura çekin.
— Kulübeleri hiç gözüm tutmadı benim,
Demiş örümcek; damlaysa, saraylarda,
Hekim, denen bir sürü insanı görünce
Rahatını kaçırmalarından korkmuş,
Öbür yanı seçip çadırı kurmuş:
Yayılıp yerleşmiş kaygusuzca
Zavallı bir fakirin ayak parmağına:
— Burda hiç işsiz kalmam sanırım, demiş;
Hippokrates da nerden gelip buralara
Topla pılı pırtını diyecek bana?
Bu arada bir saray köşesine yerleşip
Yapı işlerine başlamış örümcek:
Kira anlaşması var gibi ölene dek.
Atmış temelleri kuruvermiş ağları.
Gelsin gayri sinekler: Bir, bir daha derken
Hizmetçi kadın bir vurunca süpürgeyi
Güme gitmiş örümceğin bütün emeği.
Bir ağ daha kurmuş,
Al sana bir süpürge daha...
Zavallı hayvan her gün ordan oraya
Göç eder dururmuş.
Son bir denemesi daha süpürülünce
Gitmiş, damla kardeşini bulmuş.
Meğer o da sefer hâlindeymiş her zaman
Ve bin kez daha mutsuzmuş
Örümceklerin en mutsuzundan.
İçine yerleştiği parmağın sahibi
Bir odun yarmaya götürüyormuş biçareyi,
Bir kazma kürek sallamaya:
— Ağrı bunaltılmak ki dinsin, diyormuş.
— Of! Dayanamıyorum artık, demiş damla;
Ne olur, biraz yer değiştirelim.' seninle.
Örümcek kardeşi buna dünden razı;
— Tamam, deyip dalıvermiş kulübeye.
Kurtulmuş süpürgeden, her gün göç etmekten.
Damlaysa bir koşu gidip yerleşmiş
Bir başpapazın bedenine;
Yatalak etmiş adamı ömrü boyunca.
Lapa üstüne lapalar sunulmuş damlaya.
Ne adamlar varmış orda, hiç utanmadan
Damlayı her gün azdırdıkça azdıran!
Akıllılık edip yer değiştirince
İkisi de muradına ermiş böylece...


HOROZLA İNCİ-LAFONTAİNE


Bir horoz inci bulur, kuyumcuya gider:
“Al, şuna bak, der,
pırıl pırıl, ne özrü ne kusuru var.
Fakat sen bana bir avuç mısır ver,
benim işime o yarar.”
Bir cahile bir kitap miras kalır.
Adam kitabı alır, komşusu kitapçıya gider:
“Bak, ne güzel kitap, der,
fakat sen bana beş on kuruş ver,
benim işime o yarar.”
La Fontaine

 

KARGA İLE TİLKİ - ORHAN VELİ KANIK  

Bir dala konmuştu karga cenapları;
Ağzında bir parça peynir vardı.
Sayın tilki kokuyu almış olmalı,
Ona nağme yapmaya başladı:
“-Ooo! Karga cenapları, merhaba!
Ne kadar güzelsiniz, ne kadar şirinsiniz!
Gözüm kör olsun yalanım varsa.
Tüyleriniz gibiyse sesiniz,
Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.”
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın.
Göstermek için güzel sesini
Açınca ağzını, düşürdü nevalesini.
Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim,
Size güzel bir ders vereceğim:
Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir,
Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.”
Karga şaşkın, mahcup, biraz da geç ama,
Yemin etti gayrı faka basmayacağına.

Üye Girişi